Kol İle İlgili Deyimler Atasözleri ve Anlamları Açıklamaları – Kol Geçen

0
Advertisement

İçinde kol kelimesi geçen deyimler, atasözleri anlamları ve anlamları, açıklamaları. Kol hakkında, kol ile ilgili deyimler, atasözleri ve anlamları.

Kol İle İlgili Deyimler

Kol İle İlgili Deyimler Atasözleri ve Anlamları

ATASÖZLERİ

  • “ayaz paşa kol geziyor”
    dışarıda çok soğuk var.
  • “baş kırılır (yarılır) fes (börk) içinde, kol kırılır yen (kürk) içinde”
    aile içindeki, arkadaşlar arasındaki uyuşmazlıklar yabancılara duyurulmamalıdır.

DEYİMLER

  • “kolları kopmak”
    ağır bir şey taşımaktan veya çok iş yapmaktan yorulmak.
  • ” kolları sıvamak”
    bir iş yapmaya güçlü bir biçimde, istekle hazırlanmak: Selami de kolları paçaları sıvayıp Ali Naci’nin yardımına koşmuştu. -Y. Z. Ortaç.
  • “kollarını sallaya sallaya gelmek”
    hiçbir şey getirmeden gelmek.
  • “kollarının arasına almak”
    kucaklamak: Beni kollarının arasına alıyor, saçlarımı okşuyor. -H. Z. Uşaklıgil.
  • ” kolu kanadı kırılmak”
    bir şey yapamayacak duruma gelmek, çaresiz kalmak: Hem de kolu kanadı tamamıyla kırılmış, bir daha hemcinslerimize dil uzatamayacak bir hâlde… -R. N. Güntekin.
  • “koluna kuvvet”
    iş yapan bir kimseye, isteklendirmek, coşturmak için söylenen bir söz.
  • “taş atıp kolu yorulmamak”
    bir kazancı hiç yorulmadan sağlamak: Taş atıp kolunuz yorulmadan üstüne konduğunuz paranın nasıl kazanıldığını bir yazarsak görürsünüz. -H. E. Adıvar.
  • “taş attın da kolun mu yoruldu?”
    bir kazancın hiç yorulmadan sağlandığını anlatan bir söz.
  • ” eli kolu (eli ayağı) bağlı kalmak (durmak veya olmak)”
    bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz duruma gelmek: Diplomatlarımıza, büyükelçilik ve temsilcilik binalarımıza, tankerlerimize yapılan saldırılara karşı elimiz kolumuz bağlı duruyoruz. -T. Halman.
  • ” elini kolunu sallaya sallaya gelmek”
    1) gelirken hiçbir armağan getirmemek; 2) bitirmeye gittiği işten sonuç alamadan dönmek.
  • “elini kolunu sallaya sallaya gezmek”
    1) ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak; 2) pervasızca, kimseden çekinmeden dolaşmak: Bütün memleketi, elimi kolumu sallayarak serbest ve rahat dolaşmaya başlamıştım. -Y. K. Karaosmanoğlu.
  • “elini veren kolunu alamaz”
    kendisine iyilik yapıldığında devamını fazlasıyla isteyen kimseler için kullanılan bir söz
  • “kol atmak”
    1) bitkinin gövdesinden ayrılan bir dal bir yöne uzanmak; 2) mec. çevreye yayılmak, genişlemek, ulaşmak, uzanmak.
  • “kol gezmek”
    1) güvenlik amacıyla dolaşmak: Bunlar şehir subaşısının adamları, dizdarlardı. Kol geziyorlardı. -Ö. Seyfettin. 2) dolaşmak: İnsanı üşütmeyen, ılık gezginci bir yağmur bulutu ağır ağır kol geziyordu. -T. Dursun K. 3) mec. kötü durum ve davranışlar çokça olmak: Bazı ülkelerde sansürün kol gezdiği görülüyor. -A. Kabaklı.

Devamı

  • ” kol uzatmak”
    yayılmak, ulaşmak.
  • ” kol vermek”
    destek olmak.
  • “kol vurmak”
    dolaşmak.
  • “kola çıkmak”
    hırsız, polis vb. faaliyete geçmek, işe başlamak: Polis düdükleriyle yeniden fırladım. Meğer hırsızlar kola çıkmış. -R. Akyavaş.
  • “bir kol çengi”
    şen sözler ve davranışlarla çevresine neşe saçanlar için söylenen bir söz.
  • ” (birine) kol kanat olmak (germek)”
    yardım etmek, korumak, himaye etmek: Sade çocuğuna değil, eşine de kol kanat gerer, ona da analık eder. -H. Taner.
  • “(birine) kollarını açmak”
    1) içtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek: O gün … bütün bir yıl dargın durduklarına kollarını açarlardı. -H. Taner. 2) korumak, yardım etmek.
  • ” (birinin) elini kolunu bağlamak”
    bir şey yapamayacak duruma getirmek.
  • “(birinin) koluna girmek”
    kolunu birinin koltuğu altından geçirmek: Koluna iki polis girmişti. -R. N. Güntekin.
  • “(birinin) kolunda altın bileziği olmak”
    kazanç sağlayan bir mesleği, zanaatı olmak.


Leave A Reply