Kulak İle İlgili Atasözleri ve Deyimlerin Anlamları (İçinde Kulak Geçenler)

4

Kulak ile ilgili atasözleri ve anlamları, içinde kulak kelimesi geçen deyimler ve anlamları. Atasözleri ve deyimlerin açıklamaları.

Kulak İle İlgili Atasözleri ve Deyimler - Anlamları

Arka resim kaynak: pixabay.com

Kulak İle İlgili Atasözleri ve Deyimler – Anlamları

KULAK İLE İLGİLİ ATASÖZLERİ:

  • * anamın (babamın) öleceğini bilseydim kulağı dolu darıya satardım
    insan en değerli malının karşılıksız olarak elinden gideceğini bilse onu yok denecek kadar az bir paraya satar.
  • * baş ağır gerek, kulak sağır
    kişi ağırbaşlı olmalı ve dedikoduları dinlememelidir.
  • * bostana dadanan eşeğin kuyruğu, kulağı olmaz
    çalıp çırpmayı alışkanlık edinen kimse yakalanıp ceza göre göre insanlıktan çıkar.
  • * boynuz kulaktan sonra çıkar, ama kulağı geçer
    bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır.
  • * deve boynuz ararken kulaktan olmuş
    elindekiyle yetinmeyip daha çoğunu arayan, elindekinden de olur.
  • * eşek kulağı kesilmekle küheylan olmaz
    aslında niteliksiz olan bir şeye ne yapılsa değişmez.
  • * iki kulak bir dil için
    çok dinleyip az söylemeli.
  • * kardeşten karın yakın (kulaktan burun yakın)
    insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.
  • * kös dinleyen, davula kulak vermez
    başından büyük olaylar geçmiş kişi küçük dertleri sorun etmez.
  • * kulaktan burun yakın, kardeşten karın yakın
    insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.
  • * namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz
    kişi yapmak istemediği işin ayrıntılarıyla ilgilenmez.
  • * sözü söyle alana, kulağında kalana
    söylediklerin bir kulağından girip öbür kulağından çıkan kimseye nefes tüketme.
  • * yerin kulağı var
    gizli konuşulan bir şey umulmadık bir yoldan başkalarınca duyulabilir.

Yerin Kulağı Var : gizli konuşulan bir şey umulmadık bir yoldan başkalarınca duyulabilir

Advertisement
Yerin Kulağı Var Atasözü İle İlgili Örnek Cümleler
  1. Akıllı, yerin kulağı var diye bana söyleyeceklerini yazarak verdi ama bu sefer yazdığı kağıt başkalarının eline geçti.
  2. Ulu orta patronun hakkında konuşmasan iyi olur, yerin kulağı vardır.
  3. Yerin kulağı var derlerdi de inanmazdım, nasıl da duyulmuş konuştuklarımız.
  4. Aman ha, yerin kulağı vardır, böyle konuşursak başımız yanabilir.
  5. Beni yerin kulağı var diyerek uyardı ama herkese konuşulanları açıklayan da kendisiymiş.
  6. Yerin kulağı vardır, sınav sorularını burada söyleme, öğrencilerinden birisi duyabilir.
  7. Arkadaşın hakkında bu konuştukların kulağına gidebilir, yerin kulağı vardır.
  8. Neden benim söylediğimden şüpheleniyorsun ki, yerin kulağı vardır, belki de bizi birileri duydu.

KULAK İLE İLGİLİ DEYİMLER:

  • * ağzı kulaklarına varmak
    çok sevinmek: “Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.” -R. N. Güntekin.
  • * (bir şeye) kulak (kulaklarını) tıkamak
    bir şeyi duymazlıktan gelmek: “Vücudu içinden duyduğu çöküntülere kulaklarını tıkar, gözlerini yumar.” -A. Ş. Hisar.
  • * (bir şeye) kulak vermek
    değer vermek, önemsemek: “Usa ve gerçeğe uygun anlatışlara kulak verenin olmadığı görüldü.” -Halikarnas Balıkçısı.
  • * (birinin) kulağını bükmek
    bir sorun karşısında dikkatli davranması için uyarıda bulunmak.
  • * (birinin) kulağını çekmek
    1) ceza olarak kulağını tutup bükerek çekmek; 2) uyarmak için hafif bir ceza vermek.
  • * (birinin) kulağını çınlatmak
    birini anmak.
  • * (birinin) kulağını doldurmak
    bir kimseye başkasından bilgi almadan önce konu üzerinde bilgi verirken kendi düşüncesini aşılamak.
  • * (birinin) kulağının zarı patlamak
    gürültü yüzünden rahatsız olmak.
  • * boynuz isterken kulaktan olmak
    daha iyisini, mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek.
  • * devede kulak (kulak gibi) kalmak
    1) çok az önemi olmak, söz etmeye değer bulmamak: “Kitaptan öğrendikleri, hayattan gözlediklerinin yanında devede kulak kalır.” -S. Birsel. 2) yetersiz, çok küçük veya az olmak: “Tekaüt aylıkları günün ihtiyaçları karşısında devede kulak gibi kalıyordu.” -R. N. Güntekin.
  • * ense kulak yerinde olmak
    1) iri yarı olmak; 2) kelli felli olmak.
  • * göz kulak olmak
    1) görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak; 2) mec. gözetmek, korumak, bakmak: “Öbürü göğsünden ağır yaralı iki erin geriye alınmalarına göz kulak oluyordu.” -A. İlhan.
  • * kelle kulak yerinde
    1) kanlı canlı ve iri yapılı olan; 2) gösterişli, itibarlı sayılan: “Aralarında yaşlı başlı, kelle kulak yerinde, efendiden adamlar da var.” -R. N. Güntekin.

Devamı

  • * kulağı ağır işitmek
    kulağı iyi işitmemek.
  • * kulağı (bir şeyde) olmak
    dikkatini bir şeye vermek.
  • * kulağı dikilmek
    konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek: “Şimdi kulakları, seslerimize dikilmiş bir köpek gibi yatıyordu.” -S. F. Abasıyanık.
  • * kulağı duvar olmak
    sağır olmak: “Kulakları duvar olan ihtiyarla avaz avaz ilişki kurmaya üşenmişler.” -H. Taner.
  • * kulağı (kulakları) çınlasın
    konuşulan yerde bulunmayan, sevilen biri anıldığında söylenen bir söz: Kulağı çınlasın, bizim arkadaş öyle derdi.
  • * kulağı okşamak
    kulağa hoş gelmek.
  • * kulağı ters taraftan göstermek
    kolay yolu varken bir işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak: “Tahkike mahkike, kulağı ters taraftan göstermeye ne lüzum var?” -S. M. Alus.
  • * kulağına çalınmak
    başkasına söylenirken kendisi de duymuş olmak: “Bu gürültüler arasında Vildan’ın bağırarak ve daha ziyade kıymet vererek telaffuz ettiği bazı kelimeler, cümleler kulağıma çalınıyordu.” -P. Safa.
  • * kulağına çarpmak
    duyulmak: “Barın kalabalığı, hareketliliği, çalgısı ve dumanı içinde ortaya atılan bu söz, tam bir isabetle geldi, Ahmet Samim’in kulağına çarptı.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
  • * kulağına fısıldamak
    çok alçak ve hafif bir ses tonuyla kulağına eğilip bir şeyler söylemek: “Evet biliyorum, bunlar kulağına fısıldadılar değil mi?” -A. Ağaoğlu.
  • * kulağına gelmek
    1) kulağına çalınmak; 2) duymak.
  • * kulağına girmemek
    söylenilen sözlere önem vermemek, söylenenleri anlamamak, benimsememek.
  • * kulağına gitmek
    duymak: “Olup bitenler kulağına gitse onlardan önce çarkıma okur ya neyse.” -M. Seyda.
  • * kulağına inanmamak
    duyduklarının doğruluğundan şüphe etmek: “Kulaklarıma inanamıyordum, bu kadar narin, bu kadar nahif bir vücutta böyle bir ruh…” -Ö. Seyfettin.
  • * kulağına kar suyu kaçırmak
    dolaylı olarak duyurmak.
  • * kulağına kar suyu kaçmak
    bir duyum almak.
  • * kulağına koymak (sokmak)
    bir duruma veya söze hazırlamak için önceden kısaca anlatmak, düşünce aşılamak, telkin etmek: “Bunu Bayram ağanın kulağına koydular.” -H. E. Adıvar.
  • * kulağına küpe olmak (etmek)
    başa gelen bir durumdan alınan dersi unutmamak: “Bu sözümü kulağına küpe et kızım!” -R. N. Güntekin.
  • * kulağına söylemek
    fısıldamak.
  • * kulağını açmak
    dikkatle dinlemek.

Devamı

  • * kulak arkası (ardı) etmek
    dikkate almamak, göz önünde tutmamak: “Bazıları hava kirlenmesinde olduğu gibi bu eleştirileri kulak ardı ediyorlar.” -H. Taner.
  • * kulak asmak
    önem vermek, dinlemek: “Bunların sözlerine ne diye kulak asıyor, ona göre yapacağın işi kestiriyorsun?” -M. Ş. Esendal.
  • * kulak kabartmak
    belli etmemeye çalışarak dinlemek: “Karanlıkta, uyuyup uyumadığını anlayabilmek için tüm seslere kulak kabartarak yanına uzandım.” -E. Şafak.
  • * kulak kesilmek
    büyük bir dikkatle dinlemek: “Çok kızgın bir fikir çarpışmasının üzerine gelmişim, kulak kesildim.” -İ. H. Baltacıoğlu.
  • * kulak kıvırmak
    domatesin olgunlaşmasını sağlamak için işlem yapmak.
  • * kulak (kulağını) tırmalamak
    kulağı rahatsız etmek: “Evde kimse yoktu sözü kulağını tırmaladı.” -M. Ş. Esendal.
  • * kulak misafiri olmak
    yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinlemek: “Her önünden geçtiğim insanın söylediklerine kulak misafiri oluyorum.” -O. V. Kanık.
  • * kulak tutmak
    dinlemek, işitmek istemek.
  • * kulak vermek
    merak edip dinlemek, işitmeye çalışmak: “Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın / Bir vatan kalbinin attığı yerdir” -N. H. Onan.
  • * kulakları dolmak
    aynı şeyi dinlemekten usanmak.
  • * kulakları paslanmak
    çoktan beri müzik dinlememiş olmak.
  • * kulakları patlatmak
    Gürültüyle rahatsız etmek: “Kulakları patlatan bir ses bütün ormanı, bütün kuşları, bütün dünyayı susturdu.” -M. Ş. Esendal.
  • * kulaklarına kadar kızarmak
    çok utanmak.
  • * kulaklarını dikmek
    hayvan dikkat kesilmek.
  • * kulaklarının pasını gidermek
    çoktan beri dinlememişken müzik dinlemek.
  • * kulaktan burun yakın, kardeşten karın yakın
    insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.
  • * uzun kulaktan haber almak
    uzaktan uzağa haber almak.
  • * yarım kulak dinlemek
    umursamadan, önem vermeden dinlemek: “Dersleri yarım kulak dinliyor, etütlerde uzun uzun mektuplar yazıyordu.” -Ç. Altan.


4 yorum

Leave A Reply