Kurbağa Prens Masalı Oku : Dünya Çocuk Edebiyatından Seçmeler

1
Advertisement

Dünya çocuk edebiyatından güzel seçme ve meşhur bir masal olan Kurbağa Prens isimli masalı aşağıdan rahatlıkla okuyabilirsiniz. Kurbağa Prens Masalı

Masalın Tamamı:

Vaktiyle genç, güzel bir prenses varmış. Güzel bir akşam, ormanda dolaşmaya çıkmış. Serin bir pınar görünce, suyun başına oturup dinlenmeye başlamış. Bir yandan da, pek sevdiği altın topuyla oynayarak eğleniyormuş.

Topu havaya atıp atıp tutuyormuş. Bir ara, topu öyle yükseğe atmış ki, tutmak için elini uzattıysa da, bir türlü tutamamış. Top yere düşmüş, bir sıçramış, sonra zıplaya zıplaya pınara yuvarlanmış, gözden kaybolmuş.

Küçük prenses, topunun ardından pınarın başına koşmuş ama, pınar öyle derinmiş ki, hiçbir şey görünmüyormuş. Zavallı kızcağız, pınarın başına oturmuş, kaybolan altın topunun ardından acı gözyaşları dökmeye başlamış. «Ah, topumu bir bulan olsa da bana verse!» diyormuş. «Cici elbiselerimi, bebeklerimi, dünyada neyim var, neyim yok, hepsini, hepsini seve seve verirdim ona!»

O böyle sızlanıp söylenedursun, kurbağanın biri başım sudan çıkarmış. «Güzel prenses, neden böyle acı acı ağlıyorsun?» diye sormuş.

Advertisement

— «Sorma başıma gelenleri! Güzel altın topum pınara düştü kayboldu. Ama, bunu sana söylemenin ne yararı var sanki? Senin gibi bir kurbağa parçası benim derdime çare bulacak değil ya!»

Kurbağa: «Biraz önce söylediklerinin hepsini duydum.» demiş. «Süslü elbiselerin de, incilerin, boncukların da senin olsun. Hiçbirini istemem bunların. Yalnız, beni seveceğine, yanında yaşamama, senin altın tabağından yemek yememe müsaade edeceğine söz verirsen, beni kendi küçük yatağında, koynunda yatırırsan, sana altın topunu bulur getiririm.»

Prenses: «Ne saçma şey!» diye düşünmüş. «Neler saçmalıyor bu sersem kurbağa böyle? Sanki sudan dışarı çıkabilirmiş gibi!.. Yalnız, belki de topumu bulup getirebilir bana. Onun için, bozuntuya vermeyeyim, topumu bulup getirirse istediklerini yapacağımı söyleyeyim.»

Sonra, kurbağaya dönmüş: «Gerçekten topumu bulup getirirsen, bütün istediklerini yaparım,» demiş.

Advertisement

Bunun üzerine, kurbağa kafasını suya sokmuş, «Cumburlop!» diye kendi suya dalmış. Çok geçmeden, ağzında prensesin altın topuyla, gene suyun yüzüne çıkmış. Topu prensese atmış.

Genç prenses topunu görünce, hemen koşup onu tutmuş. Eline alıp sevgiyle topuna bakmış, sonra koşa koşa babasının sarayına yollanmış. Zavallı kurbağayı düşünmemiş bile.

Kurbağa prensKurbağa, prensesin koşa koşa uzaklaştığını görünce: «Dur, prenses, dur!» diye ardından seslenmiş. «Hani söz vermiştin, beni de saraya götürecektin?..»

Gel gelelim prenses, oralı bile olmamış. Kurbağanın sözlerini duymamış gibi koşa koşa uzaklaşmış, gözden kaybolmuş.

Ertesi gün, prenses sofraya oturmuş, tam yemeğini yiyecekmiş, tuhaf bir ses duyarak irkilmiş: Hop Hop! Hop! Sanki biri mermer basamaklardan hoplaya hoplaya yukarı çıkıyormuş. Az sonra, prensesin oturduğu odanın kapısı usulca vurulmuş. Bir ses duyulmuş:

Advertisement

«Aç kapıyı güzel prensesim, Aç kapıyı, bak, ben geldim, Yeşil gölgeli serin pınarın başında, Sözleştiğimizi unutun mu yoksa?»

Prenses bu sözleri duyar duymaz, koşup kapıyı açmış. Baksın ki ne görsün: Çoktan unutup gittiği kurbağa karşısında durmuyor mu! Zavallı kızcağızın ödü patlamış, kapıyı kurbağanın yüzüne şrakkadak kapatıvermiş. Sonra, koşup gene sofradaki yerine oturmuş.

Kral, kızının sapsarı kesildiğini görünce, meraklanmış. «Nedir seni bu kadar korkutan, kızım?» diye sormuş.

Prenses: «Kapının önünde çirkin bir kurbağa var!» demiş. «Dün akşam altın topumu pınara düşürmüştüm. O da, bulup bana getirdi. Karşılığında da benden birkaç söz kopardı. Ben de boş bulundum, istediklerini yapacağıma söz verdim, öyle de olmayacak şeyler ki istedikleri: Yok, benimle birlikte sarayda yaşayacakmış, yok efendim, benim yatağımda yatıp altın tabağımdan yemek yiyecekmiş. Daha neler! Ben, «Nasıl olsa pınardan dışarı çıkacağı yok bunun» diye düşündüm. Onun ardımdan seslenmesine aldırmadan döndüm, saraya geldim. Ama, işte şimdi gelmiş, kapıya dayanmış, illaki de içeri girmek istiyor!»

Advertisement

Prenses konuşadursun, kurbağa bir kez daha kapıyı tıkırdatmış. Deminki sözlerini tekrarlamış:
«Aç kapıyı, güzel prensesim. Aç kapıyı, bak, ben geldim! Yeşil gölgeli serin pınarın başında, Sözleştiğimizi unuttun mu, yoksa?»

Kral: Madem söz verdin, tutmalısın, kızım,» demiş. «Git kapıyı hemen aç, kurbağayı içeri buyur et.»

Prenses, istemeye istemeye babasının dediğini yapmış. Kapı açılır açılmaz, kurbağa bir hoplayışta içeri dalmış. Hemen masaya doğru seğirtmiş.

Prensese dönerek: Zahmet olmazsa beni yanındaki sandalyeye oturtur musun?» demiş.

Advertisement

Kız, gene ister istemez, onun dediğini yapmış.

Kurbağa, bu kez de: «Tabağını şöyle bana doğru biraz daha yanaştır da, ben de içinden yiyebileyim,» demiş.

Prenses tabağı kurbağaya yaklaştırmış. Kurbağa da, kızın tabağından yemeğini yemiş. Tıka basa karnım doyurmuş.

Sonra, gene prensese dönmüş: «Yedim, içtim, yorgun düştüm.» demiş. «Hadi bakalım, şimdi de beni yukarı götürüp yatağına yatır.»

Advertisement

Prenses kurbağayı eline alıp yukarı götürmüş, baş yastığının üstüne koymuş. Kurbağa başım yastığa koyar koymaz, uyuyakalmış.

Gün ışır ışımaz kurbağa yataktan yere atlamış. Hoplaya hoplaya aşağı kata inmiş, saraydan çıkıp gitmiş.

Prenses: «Çok şükür ondan kurtuldum!» diye düşünmüş. «Bir daha gelip de canımı sıkmaz inşallah.»

Ama yanılıyormuş. Çünkü, akşam olup da sofraya oturdukları zaman, kapı gene usulca vurulmuş. Güzel prenses gidip kapıyı açınca, bakmış, kurbağa gene karşısında duruyor. Kurbağa teklifsizce içeri dalmış, kızcağızın yanına oturup yemeğim gene onun tabağından yemiş. Sonra da, kızla birlikte yukarı çıkıp yastığın üzerine yatmış, uyumuş. Sabah olur olmaz da, gene çıkıp gitmiş.

Üçüncü gece, gene aynı şeyler olmuş. Prenses sabah uyanınca, bir de baksın ki, ne görsün: Yatağının hemen baş ucunda, güzel gözlü, yakışıklı mı, yakışıklı bir prens durmuş, kendisine bakmıyor mu! Şaşmış kalmış.

Advertisement
Prens ona başından geçenleri anlatmış:

— «Kötü bir peri beni büyüledi.» demiş. «Beni kurbağa kılığına soktu. Ancak güzel bir prenses gelip beni pınardan çıkarırsa, sonra da, üç gdce yatağına alıp yatırırsa tılsım bozulacaktı. Sen geldin, beni korkunç kaderimden kurtardım. Şimdi yalnız bir dileğim kaldı: Benimle birlikte babamın sarayına gelir, eşim olur musun?»

Genç prenses birazıcık nazlanmış ama, sonunda prensin isteğini kabul etmiş.

Onlar böyle tatlı tatlı konuşadursunlar, o sırada sarayın önüne görülmemiş güzellikte bir payton gelip durmuş. Paytona sekiz yağız at koşuluymuş. Bütün koşum takımları da altından, gümüştenmiş. Paytonun içinden, prensin iyi yürekli uşağı çıkmış, prensle prensesi karşılayıp içeri buyur etmiş. Sonra, hep birlikte prensin babasının sarayına yollanmışlar. Saraya varır varmaz, kırk gün, kırk gece düğün yapılmış, onlar ermiş muradına, biz çıkalım tahtına…

Advertisement

1 Yorum

Leave A Reply