Laf İle İlgili Deyimler ve Anlamları

0

İçinde veya anlamında laf geçen deyimler ve açıklamaları. Laf hakkında deyimler ve anlamları.

***ağzı laf (lakırtı) yapmak
1) kolay konuşma yeteneği olmak; 2) inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak: “Çok şükür, ağzı laf yapandan çok, eli işe yatkın aydınlara muhtaç olduğumuzu, anlar gibiyiz.” -A. İlhan.

Advertisement

***ağzından lakırtı (laf) almak (çekmek)
karşısındakini konuşturarak birtakım şeyleri öğrenmek: “Ağzımdan lakırtı almak istiyorsun ama demeyeceğim.” -B. Felek.

***ağzından söz (laf, lakırtı) eksik etmemek
o sözü sürekli söylemek.

***büyük laf etmek
büyük söz söylemek.

***her lafın altından kalkmak
genellikle yerme veya hakaret sözlerinin altında kalmayıp cevap verebilmek: “Böyle horoz gibi her lafın altından kalkarsan kocan tuttuğu gibi geri yollar seni.” -A. Kulin.

Advertisement

***iki çift laf (lakırtı veya söz) etmek
1) birkaç söz söylemek: “O, keyfini etsin; karşılaştığı bir ahbapla iki çift lakırtı etsin de siz ne olursanız olun.” -N. Ataç. 2) bir araya gelerek sohbet etmek.

***iki lafı (sözü) bir araya getirememek
düşündüğünü doğru dürüst ifade edememek.

***iki satır laf etmek (konuşmak)
dostça biraz söyleşmek.

***ileri geri konuşmak (söz etmek, laflar etmek)
yersiz ve gönül kıracak biçimde konuşmak: “Şoför yolda ileri geri konuştu.” -L. Tekin.

***laf açmak
söz etmek, söz açmak, konuya girmek: “Yavere burulduğumu sezdirmeden başka bir laf açtım.” -R. H. Karay.

Advertisement

***laf altında kalmamak
söz altında kalmamak.

***laf anlamaz
1) söz dinlemeyip kendi bildiğinde inat eden; 2) kaba, aptal (kimse).

***laf anlatmak
sözünü dinletmek, karşıdakini ikna edinceye kadar konuşmak: “Aralarından bir tanesi ille de laf anlatacağım diye çene patlatıp duruyormuş.” -Ç. Altan.

***laf aramızda
“başkaları bilmesin, duymasın” anlamında kullanılan bir söz.

***laf atmak
1) söyleşmek, konuşmak: “Tabii Hayri Efendi’yle biraz laf atacak belki de biraz işten güçten bahsedecekti.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) uzaktan, dolayısıyla dokunacak söz söyleyip işittirmek: “Yakınındaki erkeği kime benzetirse onun lisanından bir şarkı ile laf atıyor.” -F. R. Atay. 3) sözle sarkıntılık etmek: “Seyircilerin alışılmış sululuklarından, laf atmalardan kaçındıklarını söyledi.” -T. Buğra.

Advertisement

***laf çakmak (çarptırmak, dokundurmak)
üstü kapalı bir biçimde karşısındakine bir şeyler ima etmek: “Gözüne gelini ilişince açıktan açığa olmasa bile öfkesini ondan almak için laf çaktı.” -O. Kemal.

***laf çıkarmak
1) yeni bir şey söylemek, ortaya atmak: “Şimdi unutup laf mı çıkarıyorsun?” -Ö. Seyfettin. 2) dedikodu yapmak.

***laf çıkmak
dedikodu başlamak.

***laf dinlemek
söz dinlemek.

***laf düşmemek
söz düşmemek.

Advertisement

***laf etmek
söz etmek: “Öyle laf ettim ki adamcağız gezdirmeye mecbur kaldı.” -S. F. Abasıyanık.

***laf işitmek
azarlanmak, birisi kendisine darılmak: “Kaç kere laf işittim bu yüzden, sineye çektim.” -A. Kulin.

***laf kaynayıp gitmek
söz boşa söylenmek, anlaşılmaz olmak, hiçbir etki yapmamak: “Her kafadan bir ses çıkıyor, söylenen laflar gülüşmeler arasında kaynayıp gidiyordu.” -H. Taner.

***laf ola beri gele!
konuşulan konu ile ilgili olmayan bir söz söylendiğinde veya bir sorun tartışılırken ilgisiz bir şey ifade edildiğinde söylenen bir söz.

***laf olmak
dedikodu çıkmak.

Advertisement

***laf olsun âdet yerini bulsun
konuşacak herhangi bir konu bulunmayıp rastgele söz sarf edildiğinde söylenen bir söz: “A hiç olur mu cümlesini de laf kıtlığında laf olsun âdet yerini bulsun diye söylemişti.” -H. Taner.

***laf oturtmak
karşı tarafa gerektiği yerde, beklenilmeyen bir durumda, esaslı ve gereken bir laf söylemek.

***laf söyledi bal kabağı!
alay gereksiz yere ve aptalca söz söyleyen kimse için kullanılan bir söz.

***laf taşımak
dedikodu ederek laf götürüp getirmek.

***laf yakıştırmak
konuşma sırasında yerinde söz söylemek, gerekeni ifade etmek.

Advertisement

***laf yapmak
dedikodu yapmak.

***laf yetiştirmek
birinin söylediklerine olur olmaz karşılık vermek, çene yarıştırmaya kalkmak: “Evin hanımı sokaktan geçene laf yetiştirmek için vakit yitirmemeli.” -S. İleri.

***laf yok!
“mükemmel, çok güzel, kusursuz, eleştirilecek bir tarafı yok” anlamında kullanılan bir söz.

***lafa boğmak
bir konu üzerinde konuşulurken ilgisiz, gereksiz ve anlamsız bir biçimde söz edip asıl konuyu değiştirmek, unutturmak, karıştırmak.

***lafa dalmak
uzun süren bir sohbette bulunmak, çok konuşmak: “Kız Binnaz, kapının önünde kiminle lafa daldın yine?” -N. Cumalı.

Advertisement

***lafa karışmak
biri veya birileri konuşurken bir başkası konuşmak, konuşmaya katılmak: “Müsteşar bile sözüne itiraz edemiyor diye lafa karışıyor.” -H. Taner.

***lafa tutmak
yersiz, zamansız ve sürekli konuşarak meşgul etmek, oyalamak.

***lafı ağzına tıkamak
birinin rahatça konuşmasını engelleyip susturmak, söylemesine imkân tanımamak.

***lafı ağzında bırakmak
birinin konuşmasını kesmek, sözlerini bitirmesine fırsat vermemek.

***lafı ağzında gevelemek
söylemek isteğini söyleyememek.

Advertisement

***lafı ağzında kalmak
sözü ağzında kalmak.

***lafı bağlamak
bir konu üzerinde son sözü söylemek.

***lafı değiştirmek
başka konuyu dile getirmek, başka bir şeyden söz etmek: “Bu meslekte neler gördük biz diye yuvarlayarak lafı değiştiriyorum.” -A. Ümit.

***lafı dolandırmak
sözü uzatmak: “Üç beş sorum var kalıplaşmış, onları soruyorum, lafı dolandırarak.” -N. Meriç.

***lafı döndürüp dolaştırmak
sözü uzatmak: “Her söyleşisinde lafı döndürüp dolaştırmasından bıkmışlardı.” -M. Mungan.

Advertisement

***lafı geçmek
1) sözü etkili olmak, sözü dinlenmek; 2) bahsedilmek: “Kocasının erkek kardeşinin süt kardeşi imişsiniz, ben sizi hiç görmedimdi fakat bu evde lafınız geçerdi.” -P. Safa.

***lafı kıçından anlamak
konuşulan konuyu yanlış, ters anlamak.

***lafı kıçından dinlemek
konuşulan konuyu ilgisiz, üstünkörü veya önem vermeden dinlemek.

***lafı kısa kesmek
söyleyeceğini kısa veya özet olarak belirtmek, az ve öz konuşmak.

***lafı mı olur?
1) “şimdi onun sırası değil, daha önemli konular var” anlamında kullanılan bir söz; 2) bir iş yapmak için “seve seve zahmete girerim” anlamında kullanılan bir söz.

Advertisement

***lafı sulandırmak
bir konu üzerinde ciddiyetle durup konuşurken araya ilgisiz, anlamsız veya tutarsız boş laf katmak.

***lafı uzatmak
konuşmayı gereksiz bir biçimde başka sözlerle sürdürmek: “lafı uzatmadım, kelimesi kelimesine cevap vermeye takatim yoktu.” -E. İ. Benice.

***lafını bilmek
akıllı uslu konuşup başkasını rahatsız etmemek, yerinde, güzel ve tutarlı konuşmak.

***lafını etmek
birinden veya bir konudan söz etmek, onunla ilgili olarak konuşmak.

***lafını kesmek
birinin sözünü bitirmesine fırsat vermeden araya girmek: “Vedia yine feylesofun lafını kesti.” -Ö. Seyfettin.

Advertisement

***lafını (lafınızı) balla kestim
bir kimsenin sözünü kesmek gerektiğinde “izin verin” anlamında kullanılan bir söz.

***lafını şaşırmak
ne diyeceğini bilememek, şaşırarak başka şeyler söylemek.

***lafını yabana atmamak
söylenen söze değer vermek: “Yooo, lafımı yabana atma, bu işi rahmetli anneciğim de bilirdi.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

***lafını yedirmek
iddialı olarak söylediği sözü geri alma zorunda bırakmak.

***lafını yemek
verdiği sözden, söylediği sözden vazgeçmek: “lafımı yemem avrat, dedi, kafam kızdı mı tövbe lafımı yemem!” -O. Kemal.

Advertisement

***lafta kalmak
bir iş düşünce aşamasında kalıp gerçekleşmemek.

***laftan anlamak
söyleneni dinleyip uymak veya uygulamak: “Adam değil ki laftan anlasın!” -N. Cumalı.

***uzun lafın (sözün) kısası
kısacası, özet olarak: “Uzun lafın kısası, eleştirmeci okuyucuya faydalı, edebiyata faydalı bir yazıcıdır.” -S. F. Abasıyanık.


Leave A Reply