Meydan İle İlgili Deyimler ve Anlamları

0
Advertisement

İçinde meydan kelimesi geçen deyimler ve açıklamaları. Meydan hakkında deyimler ve anlamları.

herkesin içinde veya çok dövmek.
birini çok sıkıntıya sokmak, her yönden sıkıştırmak.
bir olay dolayısıyla bir kimsenin kötü niteliği ortaya çıkmak: “Utanmazlık siyasetinin veya utanmaz siyasinin önünde sonunda foyası meydana çıkar.” -B. Felek.
bir işin gizli bir yönünün olmadığını belirten bir söz.
sebep olmak: “Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara meydan açacaktır?” -R. N. Güntekin.
gelişmek, yayılmak, geniş ölçüde olmak.
fırsat vermemek: “Ona ağız açmaya meydan bırakmadım.” -R. N. Güntekin.
fırsat bulamamak: “Bu beladan kurtulabilmek için bir çare düşünmeye meydan kalmadan Ali, bir gece kasabaya girdi.” -M. Ş. Esendal.
fırsat bulamamak.
kalabalık içinde iyice dövmek.
kalabalık içinde iyice dayak yemek: “Vallahi meydan dayağı yesem bu kadar perişan olmazdım.” -R. N. Güntekin.
korkmadığını, çekinmediğini açıkça bildirmek, kavga veya yarışmaya çağırmak: “Hülasa yüz türlü yüzmek bilir, dalgıçlara meydan okurdu.” -R. H. Karay
kötü bir durumun gerçekleşmesi için imkân veya zaman bırakmamak: “Sonra sultanın cevabına meydan vermeden döndü.” -Ö. Seyfettin.
ortaya çıkarmak
1) açıklığa kavuşturmak, ortaya çıkarmak, belli etmek: “Marifetlerini birer birer meydana çıkarıyor.” -R. H. Karay. 2) bularak ortaya çıkarmak.
1) ortaya çıkmak, görünmek: “İşte Galip, böyle bir muhitte herkesi şaşırtan büyük bir kabiliyetle meydana çıkıverdi.” -A. H. Çelebi. 2) belli olmak: “Şafak serinliği içinde onun yükselmesini seyrederken ilk tahminimizde yanılmadığımız meydana çıktı.” -H. S. Tanrıöver. 3) yetişmek, büyümek: “Altınyaprak Şirketi bizim son ekmek kapımızdı, bundan sonra iş bulabileceğim şüpheli, kardeşlerim daha meydana çıkmış sayılmaz.” -R. N. Güntekin.
hepsini sergilemek, ortaya dökmek.
bir iş yapmak için kendini ortaya atmak.
1) olmak, oluşmak: “Kum tanelerinden meydana gelen yazıları okumaya çalışan Bünyamin bir hayli zorlandı.” -İ. O. Anar. 2) ortaya çıkmak: “Müspet ve realist ilmî araştırmaların meydana gelebilmesi için istatistik bir zarurettir.” -N. Hikmet.
olmasını sağlamak, oluşturmak: “Yaşlandıkça gençleşen bir adam yalnız verdiği eserlerden değil bundan sonra meydana getireceklerinden dolayı mühimdir.” -İ. A. Gövsa.
yapıp ortaya çıkarmak, göstermek.
belli etmek, ortaya çıkarmak: “Beşikten beri ruhlarına akıtılan düşmanlığı meydana vurmak için tam fırsatı bulmuşlardı.” -Ö. Seyfettin.
1) açıkta, evsiz barksız bırakmak; 2) ortada, herkesin gözü önünde bırakmak.
1) savunduğu şeyden vazgeçmek: “Çok güzel görünen bir şey var ki o da iki tarafın da meydanı bırakıp kaçmamalarıdır.” -M. Ş. Esendal. 2) yarışmadan çekilmek.
kendisini engelleyecek kimse görmeyerek aşırı davranışlarda bulunmak.
1) geniş bir yeri yetersiz bir şeyle ısıtmaya çalışmak; 2) önemli bir iş için yetersiz imkânlardan yararlanmaya çalışmak.


Leave A Reply