Minyatür Sanatının Özellikleri – Minyatür Hakkında Bilgi

1

Minyatür nedir, nasıl bir sanattır? Minyatür sanatının özellikleri, tarihçesi. Minyatür nasıl yapılır, gelişimi hakkında bilgi.

Minyatür


MİNYATÜR

Eski yazma kitapları süslemek için yapılmış, ince bir sanatla işlenmiş, renkli resimlerdir.

Ortaçağ’da yazma kitapların bölüm başlarındaki ilk harfler minimum denilen maden kırmızısı (sülüğen) ile boyanıp süslendiği için kelime oradan kalmadır. Kitapları süslemek için yapılan resimlere de sonradan bu ad verilmiştir.

Minyatür resminin kendine göre özellikleri vardır. Figürleri birbirini kapatmayacak şekilde dizmek, geride kalanları kâğıdın yukarı tarafına çizerek göstermek, insanların iriliğini önemlerine göre tayin etmek, manzarada uzaklığı ne renk, ne boy nispeti yönünden belirtmemek, teferruatı kılıkılına belli etmek (kaş, kirpik, kürk gibi şeylerin tüylerini teker teker boyamak); renkleri ışık-gölge etkisi aramadan dümdüz sürmek bu özelliklerin başlıcalarıdır.

Minyatür sanatı, batıdan çok doğuda gelişmiştir. Batıda hemen yalnız kitap resimlemesinde kalmıştır, çünkü, kiliselerde duvar resimleri, tablolar istenilen ölçüde yapılabiliyordu. Doğuda ise dini resim yapılamadığı için minyatür, her çeşit resim ihtiyacını karşılayacak bir gelişmeye kavuşmuştur.


minyatür

Minyatür nasıl yapılır?

Bizde eskiden minyatüre nakış, ressamına da nakkaş denilirdi. Nakkaş, önce sırf pamuktan yapılma bir tabaka hint kâğıdı alır, bunu bir mermer levha üzerine serer. Sonra gene bir mermer silindirle, ya da fildişi çubukla sürte sürte parlatır. Böylece hazırlanan kâğıdı kucağına alır. Bağdaş kurduğu minderin çevresine boya çanaklarını dizer, hazırlar fırçasını alır. Bu fırça yerine göre, ya birkaç kedi tüyünden, ya da daha uzun samurdan yapılmış kuşun kalem tüyüne ipekle bağlanarak bir tahtaya takılmıştır. Ressam fırçasını suya batırır. Tasarladığı resmi, bu incecik, ıslak fırçayla çizer. Su, parlak kâğıdı donuklaştırır.

Böylelikle, gerektiğinde düzeltme imkânı da bulunmuş olur. Nakkaş, sonra Çin mürekkebiyle, önceki çizgilerin son şeklini belli eder. Daha sonra, kalınca fırçalarla çizgiler arasında kalan boşlukları, uygun renkleri seçerek kapatır. En sonunda yeniden, Çin mürekkebine batırdığı fırçayla kenar çizgilerini, ince teferruatı bitirerek eserini tamamlar.

Bazı nakkaşlar resmin zemin rengini zamklı üstübeçle sıvarlar, minyatürü bunun üstüne çizerler. Bazıları ise ince bir altın tabaka sürerek sonradan kapatacakları renklerin daha parlak, daha şeffaf görünmesini sağlarlar. Kök boyalarla elde edilen o renklerin bunca zaman parlaklıklarını korumalarındaki sır hali çözülememiştir.


minyatür

Minyatürün gelişmesi

Son araştırmalar, minyatürün bir Orta Asya, bir Türk sanatı olduğunu ortaya koymuştur. Çin’de de minyatürün gelişmesi, Uygur nakkaşlarının oraya göçmeleriyle başladığı gibi İran’a da giden bu sanatçılar, kendi damgalarını o ülkenin minyatürlerine vurdular.

En ünlü minyatürcü diye tanınan Mâni (bu kelime de aslında “nakkaş” demektir). XII. yüzyılda yaşamıştı. Ancak, Türk ve Uygur nakkaşları, İslâm ülkelerine gelip çalıştıkları zaman eserlerini daima Arapça takma adla imzaladıklarından, hayatları hakkında da özel bilgi edilemeyenler, hep İranlı veya Arap sanılmıştır. Nitekim, İran’da minyatür sanatının gelişmesi Türklerin başta bulundukları, hükümdarların Türk oldukları devirlere rastlıyor.

Orada başarı kazanmış minyatürcüler de hep Belh, Horasan, Buhara gibi Türk şehirlerinden gelmiş kimselerdir. Bu şehirler ise, Türk nakkaşlariyle tanınmıştır. İran’da yetişmiş ünlü Türk minyatürcüleri arasında en başta değeri dünyaca kabul edilmiş Bihzad gelir. Onun hocası Pir Seyyid Ahmet, Bihzad atelyesinden yetişmiş Mir Musavvir, Ağa Mirek, Muzaffer Ali, bunlardan çok sonra yetişmiş olan Mirza Ali, Mir Nakkaş, Nakkaş Muhammedi de ünlü minyatürcülerdir. Bunlardan Ağa Mirek, Kanuni zamanında, İstanbul’a getirtilerek Nakkaşbaşı (saray başressamı) tâyin edilmiştir.

Arap minyatürleri, İran ve Türk minyatürlerinden çok ayrı üslûpta, incelikten uzak eserlerdir. Suriyeden gelen bir Bizans etkisi bu minyatürleri ancak birer belge durumuna düşürmüştür.

Avrupa’da da minyatür, Ortaçağ’da görülmeye başladı. Yazma kitapların resimlenmesinde, din sahneleri tasvirinde bunlardan faydalanılıyordu. X. yüzyıla doğru Fransa’da, İtalya’da, İngiltere’de gayet acemice, ilkel minyatürler işleniyordu. XIV. yüzyıla doğru, Gotik sanatın etkisiyle, minyatürler daha gerçeğe bağlı resimler haline geldi. Ancak XV. yüzyıldadır ki, güzel minyatürlerle süslü eserler görüldü. Matbaanın icadı, Avrupa’da minyatür sanatının erkenden sönmesine yol açtı. Jean Fouquet, XV. yüzyılın ikinci yarısında, bu alanda ün kazanmış bir Fransız minyatürcüsüdür.


minyatür

Türkler’de Minyatür

Aurel Stein ve A. Von le Coq adlı bilginlerin Orta Asya’da yaptıkları araştırmalar ve bunlardan Von le Coq’un «Uigurica» adıyla üç büyük cilt halinde yayınladığı Turfan, Karahoçu, Biş Baliğ gibi Türk şehirlerinde bulunmuş fresko ve minyatürlere dair eserler VIII. yüzyılda bu sanatın Uygur Türkleri arasında ne kadar ilerlemiş olduğunu gösteriyor Uygur bahşıları (kâtipleri), nakkaşları Moğol devrinde hizmete devam ettikleri için, onların yazdırdıkları eserleri gene resimlediler Timurlular devrinde de Herat bu bakımdan dünyanın en büyük minyatür merkezi olarak gelişti.

Bağdat’ta bir minyatür okulunun açılması ise Selçuklular’ın sayesinde oldu. Anadolu Selçukluları ile Osmanlılar’ın ilk devrinde yetişmiş minyatürcülerin, bugün ancak adları biliniyor.

Bilinen en eski Osmanlı devri minyatürü Fâtih zamanından kalmadır. İtalya’dan gelen Gentile Bellini, Constanzo Da Ferrara gibi res-»amların da bu sanatın gelişmesinde etkisi oldu. İtalya’da da çalışmış olan Nakkaş Sinan, öğrencisi Bursalı Ahmet bu devrin tanınmış minyatürcüleridir.

Kanunî devrinde daha da gelişen sanat kolunda Nigârî (Haydar Reis), Hünernâme’yi, III. Murat’ın oğlunun sünnet düğününü anlatmak üzere yazılmış Sûrnâme’yi 427 resimle süsleyen Nakkaş Osman bu devrin yetiştirdiği değerlerdendir. XVII. yüzyılda Nakşî (Ahmet Mustafa), XVIII. yüzyılda Levni (Edirneli Abdülcelil Çelebi) çökmeye yüztutan sanata yeni hamleler kazandırdılar. XIX. yüzyılda ise, Batı tarzı yağlıboya resim hareketi başladığından minyatürcülük iyice söndü. Türk minyatürlerinin en güzel örnekleri bugün Topkapı Sarayı Müzesi, Üniversite ve Fâtih Millet kitaplıkları gibi kütüpanelerimizle Paris Milli Kitaplığı, İngiltere Müzesi (British Muséum) gibi dünyanın büyük müze ve kitaplıklarında saklanmaktadır.





1 Yorum

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?