Müzikte Perde Ne Demek?

0

Müzikte perde terimi ne anlama gelir? Perde ne demek? Perde terimi ile ilgili olarak genel ve temel bilgilerin yer aldığı sayfamız.

Perde, müzikte bir sesin yüksekliği (tizlik-peslik) açısından öteki sesler arasındaki yeri. Örneğin bugün “la” perdesi dendiğinde, hemen her çalgının belirli bir yerinde çıkan, sol anahtarlı porte üstünde ikinci aralığa yazılan ve frekansı 440 hertz olan ses anlaşılır. Bunun gibi her sesin porte üstünde belli bir yeri, o sesi çıkarabilecek çalgılarda belirli bir çalış yeri ve belirli bir frekansı vardır. Perde sözcüğü her sesin kendine özgü bu yerini anlatır.
Müzik
Gelişmiş bir müzik kültürü ses perdelerinin kesin olarak standartlaşmış olmasını gerekli kılar. Batı müzik kuramı daha İÖ 4. yüzyılda Aristoksenos’tan başlayarak bu konuyla ilgilenmiştir. Çalgıların yalnızca eşlik etmekten çıktığı, çalgı müziğinin giderek önem kazandığı Rönesans’tan bu yana, ses perdelerinin konumunu belirlemek (akort) ve bu perdeyi kâğıt üstünde iyi bir biçimde göstermek (nota yazımı) müzikçiler için sürekli bir sorun olageldi. Çünkü birlikte çalmak amacıyla yalnızca iki çalgıcının bir araya gelmesi durumunda bile, çalgılarının ses perdelerinin birbirini tutması gerekir. Oysa gelişen müzik sanatında daha pek çok çalgının bir arada çalınacağı açıktır. Perdelerin bütün dünyada kabul edilen standartlaşması yüzyıllar boyu süren çabalar sonucunda, ancak 20. yüzyılda gerçekleşmiştir.



17. yüzyılda Paris’li çalgı yapımcısı Hotteterres ailesinden yetişen ustalar bütün tahta nefesli çalgılara yeniden biçim verdiler. Çalgılarında, bugünkü 440 frekanslı la’ nın yarım ton altında bulunan Paris orgunun 415 frekanslı la’ sını kullandılar. Almanya’ da Kammerton (oda perdesi) adı verilen bu yeni ya da Barok perde, bu durumuyla eski Rönesans tahta nefesli çalgı perdesinin, yani Chorton’un (koro perdesi) bir ton altındaydı.

Genel kabul görmüş olan bu perde 1760’lardan sonra tizleşti; 1820’lerde la’=440 oldu. 19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde la’ perdesi yaklaşık 453’e kadar çıktı. Bu perdeye “eski filarmonik perde” deniyordu. Ama şarkıcıların seslerini zorladığı ve nefesli çalgıları çok çabuk yıprattığı için uygun olmadığı anlaşıldı. Paris’te 1858-59’da toplanan uluslararası bir komisyon la’=435 olan ve “diyapazon normal” adı verilen (ABD’de “Fransız perdesi” ya da “uluslararası perde” olarak bilinir) bir perde üzerinde anlaşmaya vardı. İngiltere 1896’da la’=439 olan “yeni filarmonik perde”yi benimsedi, 1939’da da ABD’nin la’=440 olan standart perdesini kabul etti. 20. yüzyıl ortalarında bazı Avrupalı tahta nefesli çalgı yapımcılarının la’ =444 olan perdeyi kullanmasıyla, perde gene yukarıya doğru yükselmeye başladı.

Değişik oktavlar içindeki sesleri birbirinden ayırt edebilmek için bu oktavlara değişik adlar verilir. Örneğin bir ses tanımlanırken frekansı belirtilmiyorsa, içinde bulunduğu oktav büyük ve küçük harflerden oluşan bir sistemle gösterilir. Bu sistemde orta Do’nun altındaki oktavda yer alan sesler do’dan si’ye kadar küçük harflerle, orta Do’nun altındaki ikinci oktavın sesleri ise Do, Re,..Si gibi büyük harflerle, onun da altındaki ikinci oktavın sesleri ise Do , Re,… Si biçiminde gösterilir. Orta Do, c’ olarak da yazılır, o zaman Do’nun üstündeki oktavın sesleri de re’, mi’,…si’ biçiminde gösterilir. Orta Do’nun üstündeki Do, c”, onun üstündeki Do da c”’ olarak gösterilir. Bu oktavlar içinde yer alan öteki sesler de c”nin aldığı alt işaretleri ya da üsleri alır.

Perde sözcüğü bazı telli çalgıların saplarında bulunan, sesleri birbirinden kesin olarak ayırmak için konmuş enlemesine çubukları da anlatır. Gitar, mandolin gibi Batı müziği çalgıları buna örnektir. Bu çalgılarda perdeler, sapın üstüne metal çubuklar çakılarak sabitleştirilmiştir. Telli Türk çalgılarında ise (bağlama, tanbur vb) perdeler sapın üstüne kiriş ya da misina bağlanarak elde edilir; bazı perdeler de oynaktır, çalınan makamın yapısına göre ileri geri hareket ettirilerek ayarlanır.

Perde sözcüğü Türkçede flüt, obua, klarnet, fagot gibi bazı tahta nefesli çalgıların parmak basılan yerlerini anlatmak için de kullanılır. Ama çoğunluk, bu anlamda “anahtar” sözcüğünü yeğler.


Klasik Türk müziğinde bir sekizlide kaç perde olduğu tartışmalıdır. III. Selim döneminde geliştirilen, ama yaygın olarak kullanılmayan ebced nota sistemlerinde, bir sekizlide 17 ya da 18 perde için özel işaret belirlenmiştir. Arel-Ezgi Sistemi’nde bu sayı 24’tür. Töre-Karadeniz Sistemi’nde 41 perdeden söz edilir. Kemal İlerici Sistemi’nde 54 perde kabul edilmiştir.

Sistemlerin hepsinde de her perdenin özel bir adı vardır. Bunların bazısı en az 15. yüzyıldan beri kullanılan adlardır ve bütün sistemlerde ortaktır. Ortak adların pek çoğu ana seslerin adlarıdır (örn. rast, dü-gâh, segâh, çargâh, neva, hüseyni, acem, gerdaniye, muhayyer). Sistemler arası ad uyuşmazlıkları daha çok ara perdelerdedir. Arel-Ezgi Sistemi’nde bir tam aralıkta üç ara perde adlandırılmıştır. Genellikle bunların birincisi, ikincisinin başına nim (yarım), üçüncüsü ise, yine ikincinin başına dik sözcükleri eklenerek oluşturulmuştur. Örneğin neva (re) ile hüseyni (mi) arasındaki ara perdelerin adlan “nim hisar”, “hisar” ve “dik hisar”dır.

Perde terimi eski müzik kuramı kitaplarında ve bazı başka metinlerde (örn. Ahmed-i Daî’nin Çengname’sinde) makam anlamında da kullanılmıştır.




Bir Yorum Yazmak İster misiniz?