data-full-width-responsive="true">

Neml Suresi Hakkında Bilgi

0

Neml Suresi nedir? Neml Suresi ne zaman ve nerede indirilmiştir, kaç ayetten oluşur? Neml suresinin konusu ve anlamı hakkında bilgi

Neml Suresi

Neml Suresi Hakkında Bilgi

Neml Suresi; Kuran-ı Kerim’in 27. sûresidir. 83 ayetten oluşur. Mekke’de inmiştir. Arapça nemi sözcüğü “karınca” anlamını taşır. 18. ayette bu sözcük geçtiğinden sûre bu adla bilinir. Sûrenin baş kısmında Musa Peygamber’in Allah ile karşılaşması anlatılırken, sûrenin devamında İsrail kralı ve peygamberi Hz. Süleyman’ın Saba (Yemen) Melikesi Belkıs üzerine yaptığı seferden söz edilir. İsrailoğullarının Hz. Süleyman döneminde parlak bir yaşam sürdüklerine değinilir.

Neml suresi’nde namaz, zekât, ahiret hayatı gibi konulardan bahsedilir. Musa, Davut, Lut ve Salih’in hikâyeleri kısaca Süleyman ve Belkıs’ın hikâyesi ise ayrıntılı olarak anlatılır. Surede geçen Dabbe kelimesi ile ilgili değişik yorumlar yapılmıştır.

Neml Suresi Anlamı

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

1- Ta, sin. Bunlar Kur’an’ın ve apaçık olan Kitab’ın ayetleridir.

2- Mü’minler için bir hidayet ve bir müjdedir.

3- Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.

4- Ahirete inanmayanlara gelince; Biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, ‘körlük içinde şaşkınca dolaşırlar’.

5- İşte onlar; en kötü azap onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır.

6- Hiç şüphesiz, bu Kur’an, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, bilen katından ilka edilmektedir.

7- Hani Musa ailesine: “Şüphesiz ben bir ateş gördüm” demişti. “Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.”

8- Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: “Ateşte olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah Yücedir.

9- “Ey Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım.”

10- “Asanı bırak;” onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben; Benim yanımda gönderilen korkmaz.”

11- “Ancak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim.”

12- “Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, Firavun ve kavmine olan dokuz ayet içindedir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir.”

13- Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: “Bu, apaçık olan bir büyüdür.”

14- Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

15- Andolsun, Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik: “Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah’a hamd olsun.” dediler.

16- Süleyman, Davud’a mirasçı oldu ve dedi ki: “Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür.”

17- Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.

18- Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.”

19- Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: “Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.”

20- Kuşları denetledikten sonra dedi ki: “Hüdhüd’ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?”

21- “Onu gerçekten şiddetli bir azapla azaplandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir.”

22- Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: “Senin kuşatamadığın şeyi, ben kuşattım ve sana Saba’dan kesin bir haber getirdim.”

23- “Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her şeyden verilmiştir ve büyük bir tahtı var.”

24- “Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.”

25- “Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah’a secde etmesinler diye.”

26- “O Allah, O’ndan başka İlah yoktur, büyük Arş’ın Rabbidir.”

27- “Durup bekleyeceğiz, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?” dedi.

28- “Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan uzaklaş, böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?”

29- Dedi ki: “Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı.”

30- “Gerçek şu ki, bu, Süleyman’dandır ve ‘Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla’dır.”

31- “Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin” diye.

32- Dedi ki: “Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin değilim.”

33- Dediler ki: “Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen.

34- Dedi ki: “Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar.”

35- “Ben onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler.”

36- Süleyman’a geldiği zaman: “Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz” dedi.

37- “Sen onlara dön, Biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve Biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.”

38- “Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuşlar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?” dedi.

39- Cinlerden ifrit: “Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.” dedi.

40- Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: “Ben, onu sana getirebilirim.” Derken onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için. Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Ganidir, Kerim olandır.

41- Dedi ki: “Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?

42- Böylece geldiği zaman ona: “Senin tahtın böyle mi?” denildi. Dedi ki: “Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk.”

43- Allah’tan başka tapmakta olduğu şeyler onu alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi.

44- Ona: “Köşke gir” denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve ayaklarını açtı. Dedi ki: “Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir.” Dedi ki: “Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; ben Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”

45- Andolsun, Biz Semud’a kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” diye gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine düşman kesilmiş iki gruptur.

46- Dedi ki: “Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük konusunda acele davranıyorsunuz? Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz.”

47- Dediler ki: “Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.” Dedi ki: “Sizin uğursuzluğunuz Allah Katındadır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz.”

48- Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.

49- Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: “Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.”

50- Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.

51- Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.

52- İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır.

53- İman edenleri ve sakınanları da kurtardık.

54- Lut da; hani kavmine demişti ki: “Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?”

55- “Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz bilmeyen bir kavimsiniz.”

56- Kavminin cevabı: “Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış” demekten başka olmadı.

57- Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride takdir ettik.

58- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.

59- Dedi ki: “Hamd Allah’ındır ve selam O’nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlı yoksa onların ortak koştukları mı?”

60- Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir İlah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.

61- Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar.

62- Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.

63- Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir.

64- Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? De ki: “Eğer doğru söylüyor iseniz, kanıt ınızı getiriniz.”

65- De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.”

66- Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri ‘ard arda toplanıp pekiştirildi,’ hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler.

67- İnkar edenler dedi ki: “Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip-çıkartılacakmışız?”

68- “Andolsun, bu, bize ve daha önce atalarımıza va’dolunmuştur. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir.”

69- De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün”

70- Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.

71- Derler ki: “Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va’dolunan ne zaman?”

72- De ki: “Belki de acele etmekte olduğunuzun bir kısmı size yetişmiştir bile.”

73- Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.

74- Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.

75- Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.

76- Gerçek şu ki, bu Kur’an, İsrailoğulları’na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin bir çoğunu aktarıp anlatıyor.

77- Ve gerçekten o, mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir.

78- Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında Kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.

79- Sen, artık Allah’a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.

80- Çünkü gerçekten sen, ölülere dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.

81- Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır.

82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.

83- Ve her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar ‘tutuklanıp dağıtılırlar.’

84- Nihayet geldikleri zaman, der ki: “Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?”

85- Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar.

86- Görmediler mi, Biz geceyi onda sükun bulmaları için, gündüzü de aydınlık(la görsünler) diye yarattık. Şüphesiz, iman eden bir kavim için bunda ayetler vardır.

87- Sur’a üfürüleceği gün, Allah’ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri ‘boyun bükmüş’ olarak O’na gelmişlerdir.

88- Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi ‘sapasağlam ve yerli yerinde yapan’ Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır.

89- Kim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün korkusuna karşı güvenlik içindedirler.

90- Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır; “Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?”.

91- “Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı. Herşey O’nundur. Ve Müslümanlardan olmakla emrolundum.”

92- “Ve Kur’an’ı okumakla da. Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: “Ben yalnızca uyarıcılardanım.”

93- Ve de ki: “Allah’a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız.” Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir.




Bir Yorum Yazmak İster misiniz?