Türk Kültüründe Okçuluk Sporu Tarihçesi Özellikleri Gelişimi

0

Okçuluk sporu hakkında bilgi ve Türklerde Okçuluk sporunun yeri ve önemi nedir? Okçuluğun tarihçesi, Türklerde gelişimi hakkında bilgi.

Türklerde okçuluk

Türkler’de Okçuluk

Eski Türkler’de okçuluk son derece ileri gitmişti. İskitler’de olduğu gibi Orta Asya Türkleri’nde de düşman önünden kaçar gibi yapıp at sırtında dört nala giderken geriye dönerek ok yağdırmak savaş hilelerindendi. Bu halde bile Türk okları hedefini şaşmazdı.

Ok ve yay Göktürkler’in kullandıkları alfabeye iki harf şekli olarak girmiştir. Oğuz Kağan’ın gördüğü bir rüyaya dayanarak ülkesini sağlığında çocukları arasında bölüştürdüğü onlara Üç Oklar, Boz Oklar adlarını verdiği Oğuz Destanın’da yazılıdır. Türkler’in kullandıkları ok çeşitleri arasında kurulu yaylı olanına tatar oku, savaşlarda uzak mesafe için kullanılan altı yeleklisine şeşperli, yalnız spor ve talim için kullanılan zararsızlarına talim oku denirdi.

Türkler oka ve okçuluğa o kadar önem vermişlerdir ki İstanbul fethinden sonra bile bu sanatı yaşatmışlardır. Bu arada okçuluk, ok yapma, ok atma, hem spor olarak hem silah olarak çok ileri gitti. Okmeydanı denilen bugün de bir meydan halinde bulunan Kağıthane sırtları ok talim yeriydi.

Taksim’de de eskiden çok büyük bir alan ok talim yeri olarak kullanılırdı.

Ateşli silahların yayılmasından sonra okçuluk ancak bir spor dalı olarak kaldı. Bugün ülkemizde sayıları çok fazla olmasa da okçuluk kulüpleri bulunmaktadır.

OKÇULUK

KAYNAK 2 TÜRK KÜLTÜRÜNDE OKÇULUK

Türklerin ünlü sporlarından okçuluk, Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Türkler ok atmadaki ustalıklarıyla -süratle giden bir atın üzerinden, hedefe isabetli ok atmalarıyla- ün kazanmışlardır. Ok, aynı zamanda eski Türklerde milli silah olarak kabul edilmiştir. Gerek piyade gerekse süvari olarak Türkler okçulukta son derece yetenekliydiler. Anadolu beyliklerinde ve Osmanlılarda okçu birlikleri savaşlarda çok mühim rol oynamışlardır. Osmanlılar zamanında okçuluk büyük bir önem taşımış, okçuların yetişmesi ve eğitimi konusu devlet seviyesinde ele alınmıştır.

Üç yüz metreye ok atabilen okçu, “kemankeş” unvanım alırdı. Atışlar menzil atışları ve hedefe atışlar şeklinde iki türlü yapılırdı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra Ok Meydanı’nı ok sporu yapanlara ayırmıştı. Okmeydanı’nda kurulan meşhur kemankeşler ocağı, yüksek rekorlar kıran ustalar yetiştirmiştir.

Ok talimleri rüzgarın yönüne göre yapıldığından, her rüzgara açık yer meydan olarak seçilmezdi. Ok meydanlarının bakımıyla uğraşanlara “ihtiyar” denilir ve her meydanın üç ihtiyarı olup, baş sorumlu “şeyhu l-meydan” diye adlandırılırdı. Bunlar aynı zamanda okçuluk tekkesi şeyhliğini de yaparlardı. Şeyhü’l-meydan, kemankeş pehlivanların en kabiliyetli, zeki ve dürüst olanları arasından seçilirdi. Keman-keşliğe yeni başlayanlar ondan izin alırlardı. Şeyhü’l-meydan, menzil ihtiyarı ve yönetim işleri kurulu, meydanın ve okçuluğun bütün sorunlarını toplanıp çözerlerdi. Burada talim yapanların yarışmalarını yaparlar ve gençleri okçuluğa teşvik ederlerdi.

Okçuluk tekkesi, her sene 6 Mayıs’ta ok talimlerine başlamak için açılır; pazartesi ve perşembe günleri olmak üzere talimler altı ay devam ederdi. Okçuların yarışmalarına “koşu” denirdi ve okçu meydanına öğleden evvel gelip yemekler yenildikten ve namaz kılındıktan sonra yarışmalar başlardı.

Osmanlı ordusunun ok ihtiyacını cebeci ocağı karşılamakta, bu ocak tarafından imal edilen oklar sandıklarla savaş meydanına götürülüp burada kemankeşlere dağıtılmaktaydı. Savaşta padişahı, dört yüz okçu muhafaza ederdi. Osmanlının son zamanlarına doğru özellikle İkinci Mahmut zamanında ateşli silahların iyice yerleşmesiyle, okçuluk eski önemini kaybetmeye başladı.

Ayrıca eski Türklerde de birçok sosyal etkinlikte yine ok atma veya ok üzerine içilen antlar bilinmektedir. Bu konudaki en eski belgeler M.Ö. 1000 yılda Tibet bölgesinde bulunan Ayalara işlenmiş fresklerdir.

OKÇULUK SPORUNUN TARİHÇESİ

Okçuluk Sporu

20 bin yıllık bir geçmişi olduğu sanılan okçuluk ilk zamanlarda askerlikte talim olarak yapılırdı. Sonradan spor haline gelmiş ve 1920 yılında da Olimpiyat Oyunları programına alınmıştır.

Bugün okçuluk sporunda kullanılmakta olan yaylar 1,80-2,70 m. boyunda ise de kadınlar için olanlar 1,50-2,10 m. boylarındadır. Hedefler samandandır. Yerden 1,22 m. yükseklikte olan ayaklar üzerine tutturulmuştur.

Okçulukta en uzun ok atma rekoru Osmanlı hükümdarlarından III. Selim’e ait bulunmaktadır. III. Selim 1798 yılında İstanbul civarında yayı ayağı ile gererek yaptığı atış sonucunda oku 888,86 m.’ye savurarak dünya rekoru kırmıştır. Bu rekor bugüne kadar resmen kırılamamıştır. 22 ağustos 1959’da Don Lauvre adında bir Amerikalı III. Selim’in rekorunu kırmaya çalışmışsa da okunu ancak 856,91 metreye savurabilmişti. Yalnız Don Lauvre aynı gün ayakta yaptığı atışta okunu 777,85 metreye savurmuş ve ayakta atış dünya rekorunu kırmıştır.


Leave A Reply