Ön Asya Uygarlıkları (Mezopotamya) Nelerdir? Mezopotamya Tarihi

0

Ön Asya uygarlıkları nelerdir ve bu uygarlıklar ile ilgili olarak temel bilgiler. Sümerler, Asurlular, Babilliler ve Mısır uygarlıkları hakkında bilgiler.

Ön Asya


Ön Asya Uygarlıkları (Mezopotamya) Nelerdir? Mezopotamya Tarihi

Dicle ile Fırat ırmaklarının suladığı yerlerin verimli topraklarında günümüzden 15 yüzyıl öncelerinde şehirler kuruldu. Bu bölgeye “iki ırmak arası” anlamına gelen “Mesopotamia” (Mezopotamya denir. Bu uygarlıklarda Mezopotamya Uygarlıkları olarak anılırlar. Önasya uygarlıklarıda denilmektedir. Bu uygarlıkları kuranların başında Sümerlerden sonra Asurlular ile Babilliler gelir. Daha sonra da Mısır’da çok köklü bir uygarlık kurulmuştur.

SAVAŞÇI BİR KAVİM

Asurlular M.Ö. XV. yüzyılda başka kavimlerin egemenliği altında yaşarlardı. M.Ö. XII. yüzyıla doğru, daha güneye göç ederek, Dicle, Fırat ırmaklarının yukarı kesimlerine yerleştiler. Boylar halinde yaşıyorlar, hayvan yetiştirip komşu ülkelere satarak geçiniyorlardı. Asur tarihi tam olarak M.Ö. XII. yüzyılda başlar. Boy beylerinden biri olan Asuresaysi bu ayrı toplulukları bir araya getirerek devlet kurdu, Asur’u başkent yaptı, kendini «Büyük Hükümdar» ilân etti.

Asurlar savaşçı bir kavimdi. Devlet haline gelince güçlü bir ordu kurdular. Savaşçıların ellerinde demir mızraklar, oklar vardı; atlara, develere binerek komşu ülkelere doğru akınlara çıkıyorlardı.

Bu tehlike karşısında, bütün öteki kavimler de Asur’a karşı savaş açmakta gecikmediler. Asuresaysi’nin hükümdarlık yılları hemen hemen hep savaşla geçti. Bu arada, Aramlılar başkente kadar yaklaştılar.


Asuresaysi’den sonra tahta geçen I. Tiglatpileser orduyu daha da güçlendirdi, Aramlılar’ı geri püskürttüğü gibi Babil’i de aldı, Karadeniz kıyılarına kadar uzandı. Böylece, Anadolu’nun demir madenlerini de eline geçirmiş bulunuyordu.

asur

DOKUZ YÜZ YİRMİ ASLAN ÖLDÜREN HÜKÜMDAR

Tiglatpileser Asur tarihinde en zalim hükümdar olarak tanınmıştır. Hikâyelerde onun «karşısına çıkanı öldürdüğü, şehirleri yerle-bir ettiği, eline geçirdiği ülkelerin ahalisini köle yaptığı» anlatılır.

Gene bu hikâyelere göre, Tiglatpileser «kırkiki hükümdara önünde diz çöktürmüş, avda dokuz yüz yirmi aslan öldürmüş» olmakla övünürdü. Yaptığı yasalarda da onun zalim ruhunu gösteren çok korkunç cezalar bulunuyordu.


Aramlılar zaman zaman Asur’a karşı gene savaşlara giriştiler. Bu arada, M.Ö. 1050 yılında bütün Asur’u ellerine geçirdiler. M.Ö. 883’te, Asurnazirpal, Aramlıların Suriye’de savaşlara girişmiş olmalarından yararlanarak, Asur devletini yeniden kurdu, Ninive’yi başkent yaptı. 883’te Aram kralı II. Bar Hadad, İsrail aşiretleriyle birlikte, Asur’a karşı büyük bir savaşa girişerek, Karkar’da III. Salmanasar’ı bozguna uğrattı, Asur’un Suriye’ye, Filistin’e doğru yayılmasını önledi.

ASUR KRALI İSRAİLLİLER’İ KÖLE OLARAK KULLANIYOR

M.Ö. 700 yıllarında Asurlular yeniden kalkındılar; Suriye’yi, Lübnan’ı, Filistin’i aldılar. II. Sargon israil devletini yıktı, ülkenin ahalisini topluca Asur’a getirdi, köle olarak kullandı. Kendisinden sonra tahta geçen oğlu Sennaherib Babil’i aldı. «Tufan’dan daha korkunç» davranmış olmakla övünüyordu. Onun yerine geçen Asarhaddon, daha yumuşak davrandı. Babil’i kendi hükümdarlığı altında yarı bağımsız bir devlet haline getirdi, ölürken, bu devletin tacını küçük oğluna bıraktı. Büyük oğlu Asurbanipal, Asur kralı olduktan sonra, Mısır’a karşı savaş açtı, M.Ö. 663’te Teb devletine son verdi.

ASUR YAKILIP YIKILDI

Asur, Asurbanipal’in saltanatı sırasında en parlak devrini yaşadıktan sonra, onun ölümü üzerine, düşmanlarının yeniden saldırısına uğradı, M.Ö. 612’de Medya Kralı Uvahşatraz ile Babil Kralı Nabopolasar Ninive’yi aldılar. Orta Doğu’nun bu muhteşem şehrini yakıp yıktılar. Böylece, Asur İmparatorluğu da sona erdi.

Asur uygarlığı komşu uygarlıkların yıkılışı üzerine, bunların bir devamı olarak gelişmişti. Bu arada, M.Ö. 2000 yıllarında, Mitaniler ortadan kaybolmak üzereyken, Kerkük’te gelişmiş olan Mitanni sanatı Asurlular’ın elinde devam etti. Hitit (Eti) uygarlığının yıkılışı ise Asurlular’ın gelişmesi için temel olmuştu. Yıkılan Hitit şehirlerini Asurlular yeniden onarmaya girişmişler, bu kalıntılar arasında buldukları eserlerden yararlanarak da sanatta, teknikte daha ileri aşamalara ulaşmışlardı.

Asurlular ortadan kalktıktan sonra onların yerini Babilliler aldı.

Babil Kulesi


YENİ BABİL DEVLETİ KURULUYOR

Sümerler devrinde, Mezopotamya’nın aşağı kesimlerinde bir bölgeye Kaide denirdi. Buranın kavmi önce Sümerler, sonra da Babilliler arasında yaşamışlar, onların hayatlarına karışmışlardı. M.Ö. VII. yüzyılda, bir araya gelerek, ufak bir devlet kurdular, 625 yılında da Nabopolaser adında Kaideli bir komutan, Babilonya’nın çöküntüye doğru gidişinden yararlanarak, başkenti aldı, yeni bir devlet kurdu. Yeni Babil olarak anılan bu devlet, Asurbanipal’ın ölümünden sonra, Asur’u da sınırları içine aldı. Nabopolaser, daha sonra Elam’ı, Dicle’nin doğu kesimlerini, Fırat kıyılarını, Suriye’yi, Filistin’i de ele geçirerek, bütün Yakın Doğu’yu kaplayan bir imparatorluk kurdu.

KARKAMIŞ SAVAŞI

Bu büyük imparatorluğa karşı savaşa ilk girişen Mısır oldu. Nabopolaser Suriye’yi geri almak için gelen Mısır ordusuna karşı oğlu Nabukudurusur (Nabukodonosor)u gönderdi. Nabukudurusur Mısır ordusunu Fırat kıyılarında Karkamış (Cerablus)ta büyük bir bozguna uğrattı, Suriye’yi elinde tuttuğu gibi ayrıca Filistin’i de aldı. Babası öldükten sonra Babil tahtına da kendisi geçti.

Babil'in Asma Bahçeleri

BABİL’İN ASMA BAHÇELERİ

Nabukudurusur, saltanatı sırasında, savaştan çok, başkentini onarmakla uğraştı. Babil’i 18 km. uzunluğunda bir surla kuşattı, şehirde elliüç tapmak yaptırdı, asma bahçeler kurdurdu. Evlerin damlarına yapılan bu bahçelerde tapınaklar da bulunurdu. Nabukudurusur dine, sanata, bilime her şeyden çok değer veriyordu. Bu arada, Babil’li bilginler astroloji üzerinde çok derinlere daldılar; öyle ki ondan sonraki çağlarda, yıldızlardan geleceği öğrenmeye çalışanlar hep Babil kaynaklarına başvurdular.

TAHT KAVGALARI BİR DEVLETİ YOK ETTİ

Nabukudurusur öldükten sonra, M.ö. 562’de, taht kavgası başladı. Oğlu, eniştesinin oğlu sırasıyla tahttan indirilip öldürüldüler. M.Ö. 556’da tahtı Nabonedor ele geçirdi. Bu da okumuş, bilgili bir adamdı. Babil’de tapınaklar kurdurdu, heykeller yaptırdı. Dinde de değişiklik yapmak istedi. Marduk yerine, en büyük değeri aşk tanrısı Sin’e veriyordu. Çünkü doğduğu yer olan Karra (Harran, bugünkü Urfa’nın Altınbaşak ilçesi) en büyük tanrı olarak Sin’i tanıyordu.

Babil din adamları bu yeni dine karşı ayaklandılar. Nabonedor, yerine oğlu Baldasar’ı bırakarak, Arabistan’da Tayma’ya kaçtı. Din adamları yeni hükümdara da karşı çıktılar. Ülke karışıklıklar içine düştü. Bundan yararlanarak da Pers hükümdarı Kuraş (Kiros) M.Ö. 539’da Babil’i aldı, ülkeyi Akamanışlar împaratorluğu’na kattı. Yeni Babil devleti ancak yüz yıl sürmüştü.

MISIR’IN BATISI ESKİDEN ÇÖL DEĞİLDİ.

Eski Taş Çağı’nda Mısır’da oldukça zengin bir bitki örtüsü vardı. Nil’in batısındaki Bahr-el Gazal (Ceylan Irmağı) da o çağlarda hayli su taşır, kollarıyla birçok göller beslenirdi. Sonradan, bu kolların suları yavaş yavaş çekildi, dolaylarındaki topraklar çölleşti; bunun üzerine de oralardaki insanlar daha doğuya, Nil havzasına doğru göç ettiler. Böylece, Mısır Uygarlığı da Nil havzasında gelişecekti. Nitekim, İlkçağ’ın ünlü tarihçisi Herodotos Mısır Medeniyeti için «Nil’in nimeti» demiştir.


Mısırlılar

BEŞ BİN YIL ÖNCEKİ MISIRLILAR

Çağımızdan 5000 yıl kadar önce, Ni kıyılarında yaşayanlar tarımda hayli i lerlemişlerdi; buğday, yulaf, mısır, keten yetiştiriyorlardı. Tahılları övülüp un elde etmeyi, bundan ekmek yapıp fırınlarda pişirmeyi, kamışlardan sepet, sazlardan hasır örmeyi, ketenden kumaş dokumayı da öğrenmişlerdi. Kadınlar beyaz keten entari giyiyorlardı.

MISIRLILAR ÖLÜLERİNİN YANINA YİYECEK KOYARLARDI

Gene o çağlardaki Mısırlılar ölülerini hasırlara, hayvan postlarına sarıp gömerler, yanlarına yiyecekler, yararlı eşyalar bırakırlardı ki bu gelenek, sonradan, ölülere tapmaya dayanan bir dine yol açmış, bu din de en yüksek anlamını ehram’larda bulmuştur.

MISIR UYGARLIĞI GELİŞİYOR

Mısırlılar da topraktan maden çıkarıp işlemesini biliyorlardı. Bu arada, altın, gümüş, bakır gibi değerli madenleri komşularıyla yaptıkları alışverişte para olarak da kullanıyorlardı. Gerçekten, artık Mısır’la Mezopotamya, Suriye arasında ticaret ilişkileri kurulmuştu. Nil havzası ile birlikte, Akdeniz’in güneydoğu kıyılarını kuşatan bu topraklar Verimli Yarımay denilen bölgeyi meydana getiriyordu.

Yukarı Mısır bölgesinde el sanatları hayli ilerlemişti. Kemikten tarak, kilden insan, hayvan biçiminde heykeller yapıyorlar, taştan yontup sivrilttikleri, keskinleştirdikleri büyük bıçaklara altından, fildişinden, oymalı kabartmalar, saplar takıyorlardı. Bu süslerde de insan, hayvan şekilleri başta geliyordu. Mısırlılar taş ocakları da açmışlardı, çıkardıkları taşları da çeşitli biçimlerde işliyorlardı.

Nil’in suları Mısır için nimet kaynağı olduğu gibi orada yaşayanlar arasında kavgalara da yol açıyordu. Komşu topluluklar suları kendi topraklarına akıtmanın yollarım arıyorlardı. Bundan da köyleri korumak için taş duvarlar yapma sanatı gelişti.

Firavunlar çağından önceki çağlarda Mısır’da, avcılık, tarım gibi, hayvancılık da gelişmişti. Koyun, eşek, domuz besledikten başka, yaban öküzü, geyik* sırtlan gibi hayvanları da evcilleştirmişlerdi. Avda aslan, suaygırı, timsah, devekuşu, ceylan gibi çeşitli hayvanları okla, bumerang’la vuruyorlar, kementle, tuzakla yakalıyorlardı.

mısır

İNSANLAR ARASINDA ALIŞVERİŞ BAŞLIYOR

Verimli Yarımay’ın öbür ucu Mezopotamya’ya insanlar «akıllı insan» m yeryüzünde daha ilk göründüğü çağlarda yerleşmişlerdi. Dicle ile Fırat’ın iki yandan bir ada gibi çevirdiği bu sulak topraklarda ilk insan kendisine çok elverişli yaşama, yerleşme imkânları bulmuştu. Filistin’de günümüzün Mualla-fat, Eriha gibi şehirlerinin bulunduğu yerlerde bundan 6000 yıl öncesinden kalma yerleşme izlerine rastlanmıştır.

Buralarda yaşayanlar toprak duvarlar içindeki evlerde otururlar, keçi, koyun,


domuz yetiştirirlerdi. Köpeği, bir tür eşeğini de evcilleştirmişlerdi. Kendilerine tahtadan, kemikten, taştan birtakım eşya yapmışlardı. Tahıl yetiştirirler, bunları taştan yaptıkları bir orakla biçerlerdi.

Bunlar, daha sonra, Dicle, Fırat vadilerine göç ettiler, uygarlıklarını oranın verimli topraklarında daha da geliştirdiler. Dicle dolaylarındaki vadilerde geometrik biçimlerle süslü toprak kaplar bulunmuştur. Bu tür süslemelerden daha sonra Samarra’ya, iran’a, Suriye’ye de yayıldığını görüyoruz.

Mezopotamya insanları topraktan bakır çıkarıp işlemesini biliyorlardı. Şimdi çobanlık, çiftçilik, çanak-çömlekçilik arasına maden işçiliği de yeni bir zanaat dalı olarak katılmıştı. Böylece, gerek bir topluluktaki insanlar, gerekse komşu topluluklar arasında mal değiş-tokuşu, daha sonra da mal yerine para vererek alışveriş başladı.

Orta Asya’dan güneydoğuya inip Mezopotamya’da gelişen Sümer, Eti, Asur, Babil, Fenike uygarlıklarından sonra, Mısır’da da hayli ileri bir uygarlık kurulmuştu. Bilimde, sanatta ilerlemiş olan bu ülkelerin kültürleri, sonradan Yunanistan’a, oradan Roma’ya geçti. Batı uygarlığının kaynağı oldu.





Bir Yorum Yazmak İster misiniz?