Orucun Faziletleri ve Faydaları

0

İslam dininin temellerinden birisi olan ve ramazan ayı boyunca 30 gün tutulan orucun faydaları ve faziletleri ile ilgili ayet ve hadisler ile açıklamaların olduğu sayfamız.

Oruç Mesajlarıİslam’ın temellerinden biri de Ramazan-ı Şerif’de oruç tutmaktır. Oruç da namaz gibi, Cenab-ı Hakkın emridir, bedenî bir ibadettir.

Oruç, sözlük anlamı olarak mutlaka imsak, yani (tutmak) manasınadır. Şer’i manası ise, mübarek Ramazan’da her gün şafak atmazdan güneşin batmasına kadar, ibadet amacı ile niyetlenip, yemekten, içmekten ve cinsi münasebette bulunmaktan, nefsini alıkoymaktır.


Oruç, Hicretin ikinci senesinde, Zekât’dan sonra farz olunmuştur. Farz olduğu Kur’an-ı Kerim ve Hadîs-i Şeriflerle sabittir.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’inde, Bakara sûresinde meâlen: «Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde oruç farz kılındı, (tâ ki günahlardan) konmasınız» buyurmuştur.

Bu ayeti celilenin mealine göre orucun, şer’î hikmeti hiç şüphesiz nefsimizi ittika hususunda irademizi terbiye ve tehzibdir, nefse hâkimiyettir. Bunu gerçekleştiren bir insan muhakkak faziletkar bir insan demektir.

Her şeyden önce oruç tutmaktan maksat maddi bir menfaat değil, dini bir vazifeyi ifa etmektir. Allah’ın emrini yerine getirmektir. Bununla beraber orucun sıhhî, ahlâkî, insanî, içtimaî ve iradî bakımdan da bir takım faziletleri ve şer’î hikmetleri vardır.

Oruç sıhhîdir, çünkü mideyi senenin muayyen bir ayında mecburî olarak dinlendirir, bedenin hareketlerini düzenler, vücuda zindelik verir, zahiri ve bâtını hastalıklardan korur.


Peygamberimiz (S.A.) bir Hadîs-i Şeriflerinde : «Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız.» buyurmuşlardır.

Kanunî Sultan Süleyman’ın dediği gibi:

«Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,»
Olmıya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.»

Dünya üzerinde uzun ömürlü olanların ve sıhhatte bulunanların çoğu, az yiyenler ve oruç tutanlardır. Artık bu hakikati zamanımızda tıp âlemi de kabul etmiş bulunmaktadır.

Hadîs imamlarından İbni Mâce’nin rivayet ettiğine göre, Peygamberimiz :

«Her şeyin bir zekâtı vardır, vücudun da zekâtı oruçtur. Oruç sabrın (mukavemetin) yarısıdır.» buyurmuşlardır.


Oruç bedene mukavemet verir. Cismani bir takım faydalar sağlar. Oruç ahlâkî, içtimaî ve insânîdir. Çünkü yardımlaşmayı ve tesanüdü sağlar, zenginleri şefkat ve merhamet duygularıyla fakirlere bağlar, bu suretle fakirlerin halini anlar, kibir ve gururunu kırar, iftira etmekten, yalan söylemekten, yalan yere yemin etmekten, yalancı şâhitlik yapmaktan, sövmekten ve bir kimseyi eliyle, diliyle incitmekten korur, ahlâkını terbiye ve tehzib ile dâima iyiliği teşvik eder. Zem olunan şeylerden çekinir, hayatın tadını artırır. Kalpde Allah korkusu ve muhabbet duygusu olunca haram ve helâlin ne olduğunu anlar. Haram işlemekten çekinir. İyi niyetli işlere sarılır. Allah’ın kulu olduğunu, yardımın yalnız ondan geleceğini bilir.

Mısır’da kıtlık zamanında Hazret-i Yusuf Aleyhisselâmın üç günde bir yemek yediğini söylerler. Bir gün kendisine bunun sebebini sorduklarında : «Her dâim tok olacak olursam, fakirlerin hâlini bilmem güç olur, onlara merhamet etmeyi düşünmeyebilirim. Binaenaleyh fakirlerin açlıklarını her zaman duymak istiyorum.» demiştir. Bu düşünce bize açlığın te’sirini bizzat nefsimizde duymakla mümkün olacağını ifade etmektedir.

Oruç ayının bazan kışa, bazan bahara ve bazan da yaza tesadüf etmesinde de büyük hikmetler vardır. Oruç ayı (Ramazan) daima her yıl on gün önceden gelir. Bunun için de oruç tutacağımız zamanlar haliyle değişir. Bu suretle oruç ayı bazan yaza, bazan kışa ve bazan da bahara rastlar. Bu suretle her insan kısa ve uzun günlerin açlığının ne olduğunu hisseder, aç olanları düşünür, onların yardımlarına koşar. İnsanı küçülten nefsânî heves ve arzularından siyanet eder, haksızlığa sapmaz, adâletten ayrılmaz, doğruluktan şaşmaz ve Allah korkusunu hiçbir zaman kalbinden çıkarmaz ve nefsinin esiri olmaz.

Oruç, iradidir, her şeyden önce nefse hâkimiyettir. Günün birinde veya bir harp zamanında yiyecek ve içecekten mahrum kalındığında açlığa ve susuzluğa sabır ve tahammül edebilmek kudretini artırır, sıkıntılara katlanır, süflî tabiatlarından korunur ve olgunlaşmaya vesile olur. Otuz gün devamlı oruç tutan insan elbette nefsine galebe etmiş, kendisini iyi bir meziyete sâhibi kılmış, sabır ve tahammüle alışmış bulunur.

Orucun külfeti çoktur; fakat nimeti de boldur, çünkü oruç fenalıklara karşı bir kalkandır, oruçlunun kötü söz söylemesine, bir müslüman kardeşini incitmesine imkân yoktur.

Oruçlu bir kimsenin Allah yanındaki yeri çok büyük ve yüksektir. Bunun için orucun mükâfatını Allah bizzat verecektir. Zira oruç gözle görülmeyen bir ibadettir. Kul ile Hâlik arasındaki bir sırdır. Bir kimsenin oruçlu olup olmadığını yalnız Cenab-ı Hak bilir, hatta bir Hadîs-i Kudside, Allah: «Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ancak ben veririm.» buyurmuştur.

Oruç iradeyi kuvvetlendirir. İlâhî murakabenin kalbe yerleşmesini sağlar.


Resul-i Zişan Efendimiz bir Hadîs-i Şeriflerinde :

«İman ve ihtisab (hesaba çekme — mücâzât) ile Ramazan-ı Şerifte oruç tutan bir kimsenin geçmiş günahları mağfiret olunur.» buyurmuşlardır.

Oruç şüphesiz nefse hâkimiyet yönünden en mühim bir âmildir, ibadetlerin efdalıdır. İlâhî emre tereddütsüz inkiyad ve râm olmaktır, boyun eğmektir.



Bir Yorum Yazmak İster misiniz?