Osmanlı Devlet İdaresi Hakkında Bilgiler

0

Osmanlı devlet idaresi ile ilgili olarak genel bilgilerin yer aldığı yazımız. Osmanlı idari teşkilatı ile hükümet teşkilatı hakkında bilgilerin yer aldığı yazımız.

FeaturedOsmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde düzinelerce millet yaşar, çeşitli iklimler hüküm sürer, birbirinden pek farklı medeniyetler bulunurdu. Onun için, bu geniş topraklar aynı siyasi rejimle idare edilemezdi. Değil uzak eyaletler, meselâ Anadolu eyaletleri için bile Osmanlı hükümeti farklı «yasalar» ve «kanunnameler» kullanmıştır. Meselâ Rûm (Sivas) Eyaleti ile Diyârıbekir (Diyarbakır) eyaleti, sınırdaş oldukları halde, ikisinde farklı mali rejim ve vergiler tatbik edilmiş, toprak rejimi farklı kanunlarla yürütülmüştür. III. Murat devrinde Fas İmparatorluğu ile Lehistan – Litvanya krallığı gibi dünyanın büyük devletleri arasında sayılan iki devletin Osmanlı Devleti himayesine alınması ile, Divan-ı Hümayun’un (Osmanlı hükümetinin) hükmü, Atlas Okyanusu’na, Orta Afrika’nın karanlıklarına, Baltık Denizi’ne, Uzak Doğu’ ya kadar dayanmıştır.

Advertisement

II. Murat’ın son zamanlarından beri Osmanlı devleti, dünyanın en güçlü devleti olmuş, Avrupa’nın birleşik ordu ve donanmalarını düzinelerce defa yenmiş, bütçesi, bütün Avrupa’nın birleşik bütçesini aşmıştır. Daha Fâtih devrinde, Osmanlı İmparatorluğu 20 küsur devletle birden 15 yıllık bir savaşa girmiş, hepsini yenmişti. 6 bin yıllık tarihte ancak Roma ile Britanya imparatorlukları devamlılık, teşkilât azameti bakımından Osmanlı İmparatorluğu ile ölçülebilir.

İdari Teşkilât

Osmanlı Devleti, idarî teşkilat bakımından, bazıları pek geniş, eyaletlere ayrılmıştı. Bunlara Tanzimat’tan önce «beylerbeylik», Tanzimat’tan sonra «vilâyet» denilmiştir. Bu eyaletlerin başında «beylerbeyi», sonradan «vali» denen genel valiler bulunurdu; rütbeleri ekseriya vezir (mareşal) idi. Beylerbeyleri yalnız mülki değil, aynı zamanda askerî âmirdiler. Protokolda Mısır Beylerbeyi ötekilerin başında gelir, ondan sonra Budin (Macaristan), Rumeli (Sofya), Anadolu (Kütahya) beylerbeyleri ikinci, üçüncü sırayı alırdı. Mısır Beylerbeyliği’nin 3 milyon kilometrekareden geniş olduğunu kaydetmek, bu eyaletlerin azameti hakkında fikir verir. Bu arada Macaristan Beylerbeyi, Almanya İmparatoru ile eşit şartlar içinde mektuplaşır, çok kere İstanbul’ dan ayrıca yardım istemeden Almanya’ya baş eğdirirdi.

Eyaletler «sancak» denen vilâyetlere (illere) ayrılırlardı; başlarında «sancakbeyi» (Tanzimat’tan sonra «mutasarrıf») bulunurdu. Bir eyalette 30, hattâ daha fazla sancak olabilirdi; tek sancaklı bir iki eyalet de vardı. Eyaletler içtimai ve siyasi ihtiyaçlara göre düzenlendiği için, aralarında bir uygunluk yoktu; oldukça küçüklerinin içinde pek büyükleri de vardı. Sancaklar «kaza»lara ayrılırdı. Kazalarda askerî âmir olarak alaybeyleri, mülki âmir olarak da kadılar bulunurdu. Kazalar nahiyelere ayrılırdı. Her eyaletin iç idaresi de birbirinin aynı değildi.

Advertisement

Eyaletlerden başka imparatorluğa bağlı bir sürü tabi devlet vardı. Bunların idare şekilleri de pek farklıydı. Örneğin Eflâk (Güney Romanya), Boğdan (Moldavya) devletlerinin o kadar az iç bağımsızlığı vardı ki, bu devletlerin başındaki prenslerin sancakbeyleri kadar önemleri yoktu. Erdel (Transilvanya) ve Kırım devletlerine daha geniş iç bağımsızlık tanınmıştı. Fas, Lehistan gibi devletlerdense belirli hediyeler, vergiler, askeri birlikler istenmekle yetinilir, hükümdarların hükümdarlıklarını padişah onaylar, başka hiçbir iç ve dış işlerine karışılmazdı.

Hükümet Teşkilâtı

Devletin başında Osmanlı hanedanından olması şart bir hükümdar bulunurdu. Bu hükümdar, çeşitli adları içinde en çok «padişah» (büyük imparator) diye anılırdı.

Padişah, devlet işlerinin büyük kısmını «vekil-i mutlak»ı olan sadrazama (başbakana) bırakırdı; iktidarını koruyabildiği müddetçe sadrazamın yetkileri pek büyüktü; bugünkü başbakanların yetkilerini bir hayli aşardı.

Sadrazam hükümetin başında bulunur, orduyu, maliyeyi, eyaletleri, dış işlerini idare ederdi. Sadrazam, padişaha karşı sorumluydu. Divan-ı Hümayun’un öteki üyelerinin (bakanların) padişahla, protokol dışında, bir bağlılığı yoktu; bunlar, sadrazama karşı sorumluydular. Kabinenin başlıca üyeleri «kubbe vezirleri» denen devlet bakanları, başdefterdar (maliye bakanı), reisülküttap (dışişleri bakanı), sadaret kethüdamı (iç işleri bakanı) vs. idi.

Advertisement

Sadrazamdan sonra en büyük memur olarak «şeyhülislâm» gelirdi. Şeyhülislâm hem diyanet işleri başkanı, hem adalet ve eğitim bakanıydı. Yetkileri pek büyük, itibarı çok kere sadrazamınkinden fazlaydı. «Rumeli Kazaskeri» ve «Anadolu Kazaskeri» denen iki yardımcısı vardı. Birincisi devletin Avrupa, ikincisi Asya ve Afrika eyaletleri için şeyhülislâmın yardımcısıydılar; rütbece farkları yoktu; yalnız, Rumeli Kazaskeri protokolda önce gelirdi.

İstanbul kadısı, İstanbul’un belediye başkanıydı, yetkileri çeşitli alanlarda pek genişti. İstanbul’un başında bir beylerbeyi bulunmazdı. Şehir ve civarını doğrudan doğruya sadaret kethüdası, hattâ bizzat sadrazam idare ederdi.

Donanmanın başında bulunan kaptan-ı derya, kabineye dahildi, donanma ile kıyı vilayetleri üzerinde mutlak yetkisi vardı. Her eyalette İstanbul’daki başdefterdara bağlı defterdarlar bulunurdu.

En yüksek rütbe askerî-mülkî rütbe olarak «vezirlik», dinî-ilmî-kazai rütbe olarak da «kazaskerlik»ti. Yalnız, sadrazamla şeyhülislâmın, Tanzimat’tan sonra da Mısır valilerinin (en yüksek üç memurun) rütbeleri, bunların üstünde sayılırdı. Tanzimat’tan sonra askeri işlerle mülkîye ayrılmış, «vezir» rütbesi sivillere, bunun eşiti olan «müşir» (mareşal) rütbesi de askerlere verilmeye başlanmıştır.

İkinci derecede rütbe «beylerbeylik» îdi; Tanzimat’tan sonra bu rütbe de sivil «bâlâ», askerî «ferik», sonradan «birinci ferik» (orgeneral) olarak ikiye ayrıldı; ilmiyede bu rütbenin karşılığı «İstanbul pâyesi» idi. Bu rütbeleri, yani «vezir» ve «bâlâ» ile eşitlerini taşıyanlar «ricâl-i devlet» sayılırlar, adlarının sonuna «hazretleri» sanı getirilirdi. Sadrazamla şeyhülislâm, prens derecesindeydiler; görevlerinden uzaklaşanlar bile bu derecelerini korurlardı.

Advertisement

Osmanlı toplumunda, bütün İslâm toplumlarında olduğu gibi, saltanat süren hanedan dışında Avrupa’da olduğu gibi babadan kalma asalet yoktu. İslâm dinini kabulden önceki eski Türk toplumunda babadan kalma asalet bu dinin icaplarına uyularak bırakılmıştı.

Askerî teşkilâta gelince; devletin esas ordusu «tımarlı sipahisi» denen, Türk aslından, toprağa bağlı, atlı kuvvetlerdi. İstanbul’da padişahın şahsına bağlı «kapıkulu ocakları» vardı ki, en önemlileri «yeniçeriler»di. Tamamen padişahın şahsından emir alan «akıncı» (gerilla) sınıfı ve denizdeki benzeri «korsan» sınıfının XVII. yüzyıldan sonra önemi kalmamıştır.

Osmanlı saray teşkilâtı da, tarihteki saray teşkilâtları içinde şüphesiz en azametli ve en genişidir.


Leave A Reply