Osmanlı Devletinde Toprak Yönetimi

0
Advertisement

Osmanlı devletindeki toprak yönetimi ve toprakların isimlerine göre açıklamalarının yer aldığı sayfamız.Osmanlı devleti toprak yönetimi nasıldı?

Osmanlı Devletinde Toprak Yönetimi

Osmanlı Devletinde Toprak Yönetimi

Osmanlılarda toprakla ilgili yönetim ve üretilen ürünlerin dağıtım ve tüketiminde devletin etkinliği her bakımdan ağır basardı. Osmanlı Devleti, İslam anlayışını daha da geliştirerek, özel girişimleri belli noktalarda sınırladı, toplumun bütününü içine alacak biçimde yeni biçimlenmeler ortaya koydu. Toprak dağıtımı ve kullanımı için birçok yasa çıkarıldı. İşte Osmanlı tımar sistemi denilen sistem budur.

Toprağın Bölünmesi.

Osmanlı Devleti’nde tarıma ayrılan toprağın bölünmesi konusu ayrıntılı biçimde 16. yüzyılda gerçekleşti. Ünlü Şeyhülislâm Ebussuud Efendinin hazırladığı Maruzât-ı Ebussuut adlı fetva kitabı, tarım alanlarını konu aldı ve 1858’deki yeni düzenlemeye kadar hemen hemen geçerli oldu. Benzeri başka eserlerde de yer alan bilgilere göre, Osmanlı tarım alanları, öşri, haraci ve miri olmak üzere üç ayrılıyordu. Bir başka bölünmeye göre de hukuk bakımından mülk topraklar, metruk topraklar, ölü topraklar, vakıf topraklar ve miri topraklar olmak üzere beş bölüme ayrılıyordu.

Mülk Topraklar:

Sahiplerince izne bağlı kalmadan kullanılabilen topraklar dört bölüme ayrılırdı:
1- Öşri arazi fethedilen yeni toprakların halkı müslüman ise yada Müslüman olmuşsa, ya da Müslüman halk buraya yerleştirilmişse, bu topraklara öşri arazi denilirdi.
2- Arazi-i haraciye: Mülkiyet ahk-kı tanınan böyle toprakları kullananlar, istetiklerini yapmakta serbesttiler. Yalnız bunlar devlete haraç vergisi vermek zorundaydılar.
3- Arz-ı Miri: Daha önce devlet malı olup gereksinme sahiplerine verilen arazilerdi. Bu topraklar, devletçe yapılan giderleri karşılayamazlarsa, özel kişilere devredilebilirdi.
4- Arz-ı memleket: Köy ve kasabalardaki arsalarla oturulan yerlerin tamamlayıcısı sayılan yarım dönüm kadar olan arazilerdi.

Advertisement

Metruk Topraklar:

Kamunun kendi yararına kullandığı topraklardı. Bunlar, gene yollar, pazar, panayır, iskele, mesire gibi yerlerle bir ya da birden fazla kişinin yararlandığı mera, yaylak ve kışlaklar olarak ikiye ayrılırdı.

Ölü Topraklar:

Kasaba ve köylerden yarım saat uzaklıkta bulunan, tarıma uygun olmayan topraklara denilirdi. Buraların tarıma elverişli hale getirilmesi için devlet izni gerekliydi.

Vakıf topraklar:

İslâm dininin hayır işlerine verdiği önemin sonucu olarak ortaya çıkan vakıflar, kamu yararına geniş bir yararlanma ve üretim olanağı sağlıyordu. Yolların yapılması, vakıf arazilerin varlığı ve zengin gelir düzeyinden ülkenin bayındırlığı, toplumsal ve yardımlaşma kurumlarının oluşması, kalkınma konularında büyük yararlar sağlandı.

Miri Topraklar:

Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü içerisinde, denetimi ve kullanımı tümüyle devletin elinde bulunan geniş toprak varlığıydı. Mülkiyet tümüyle de devletindi. Bu toprakları devlet kullanır, zaman zaman da kira karşılığı kişilere verilirdi. Büyük parçalara ayrılan toprak türleri sekize ayrılırdı:

Advertisement

Havass-ı Hümâyûn: Geliri doğrudan devlete ait olan topraklardı. Geliri hazineye alınır ve iltizam sistemiyle yönetilirdi.

Haslar: Ast derecedeki memurlara, vezirlere ve beylerbeylerine ayrılan topraklardı. Yıllık gelirleri genellikle 100 bin akçeden fazla olurdu.

Başmaklık: Padişahların annelerine, kız kardeşlerine, eşlerine ve kızlarına ayrılan yüksek gelirli topraklardı.

Malikâne Arazi: Yaşamları boyunca yararlanmak üzere kişilere ayrılan, ancak satılamayan ya da miras bırakılamayan arazilerdi.

Advertisement

Vakıf Araziler: Halka ayrılan topraklardı.

Arpalık Arazi: Devlet memurlarına, çalışırken bir ayrıcalık olarak verilen, önemli gelir düzeyi olan arazilerdi. Bu araziler, genellikle üst düzey memurlara verilirdi.

Yurtluk ve Ocaklık Arazileri: Bazı görevler karşılığında kişilere, özellikle de fetihler sırasında yararlık gösterenlere verilirdi. Bu kişiler yalnızca toprağı işler, ancak sahibi olamazlardı.

Zeamet ve Tımar:

Bunlar da hizmet karşılığı verilen arazilerdi. Zeamet, yıllık geliri 20.000 akçeden 99.999 akçeye kadar olan arazilere denirdi. Tımar ise 1.000 akçeden 20.000 akçeye kadar olan arazilerdi. Zeamet sahipleri, toprağı ekip biçme hakkına sahipti. Eğer toprak, bir tapu ile reayaya verilmişse, onun vergisini alırdı. Zeametlerden savaş sırasında orduya binlerce iyi yetişmiş asker gelirdi. Bunların tümü süvari askerleriydi. Zeamete göre, tımar toprakları daha küçük parçalar halindeydi. Bunlar da devlete yaralı hizmet edenlere verilirdi. Bunlar da toprakların gelirinden vergi alırlar ve karşılığında gelirlerine göre, savaş zamanlarında cebeli asker çıkarırlardı. Savaşa katılmayan tımar sahiplerin tımarları ellerinden alınırdı. Tımar sahibi ölürse, tımar oğluna, oğlu yoksa, devlete kalır, başkasına verirdi. Her bin akçe gelir için bir tımarlı sipahinin orduya katılması gerekirdi. Sefere katılma şartı olmayanlara özgü tımarlar da dörde ayrılırdı.

Advertisement

1. Kale muhafızlarına verilen tımarlar,
2. Şahinci, yuvacı ve okçu gibi belirli hizmetlere verilen tımarlar,
3. Devlet merkezinde görevli Divan-ı Hümâyûn kâtibi, müteferrika gibi görevlilere verilen tımarlar,
4. Doğu Anadolu Bölgesi’nde bazı soylulara, devlete daha sadık bir biçimde hizmet etmesi için verilen tımarlar.


Leave A Reply