Pasifizm Nedir? Hakkında Bilgi

0

Pasifizm nedir, pasifik hareket nedir? Pasifizmin özellikleri, tarihteki yeri nedir? Pasifizm hakkında bilgi.

Advertisement

Pasifizm Nedir? Hakkında Bilgi

Pasifizm, halklar arasında barışı sağlamayı ya da daha genel olarak insan ilişkilerinde şiddet kullanımını ortadan kaldırmayı ya da sınırlamayı amaçlayan akımdır.

Tarihteki ilk gerçek pasifist hareket, başka canlılara karşı hiçbir zaman şiddet kullanmamayı öngören Budacılıktı. Ama bu öğreti Budacılığı benimseyen ülkelerde yöneticilerin savaşa girmesini engelleyemedi. Eski Yunan ve Roma kültüründe de pasifizm bir avuç aydının ülküsü olmaktan öteye geçemedi. Stoacılıkta ve öteki Yunan felsefelerinde, barış kavramı tüm halkların ya da kralların değil, bireylerin barışçı davranışları üzerinde odaklaşıyordu. Roma’da pax (barış), devletlerin ya da krallıkların karşılıklı olarak birbirlerinin haklarını tanımalarına dayalı “adaletli” ortamı yaratan bir sözleşme olarak tanımlanıyordu. Ama 1. ve 2. yüzyıllardaki Pax Romana (Roma Barışı) yalnızca “uygar” sayılan dünya içindeki ülkeler arasında barış olarak anlaşılıyor, barbarları kapsamıyordu.

Hıristiyanlık, bireylerin şiddete başvurmamasının yanı sıra halklar arasında barıştan yana da ilkeler getirdi. Ama Hz. İsa’nın sözünü ettiği “barış”, yalnızca katı ahlak kuralları uygulayan azınlıklar ya da mezhepler için geçerli olabildi. Savaşlara katılmak ve barışı amaçlamak arasındaki bağdaşmazlık, yani “askerlik sorunu” daha Hz. İsa döneminden başlayarak Hıristiyanları uğraştırdı. 3. yüzyıl başlarından sonra İncil’ deki bazı bölümler, askerliğin yalnızca kaçınılmaz değil, şeytanlarla savaşmak için gerekli de olduğu biçiminde yorumlandı.

5. yüzyıl başlarında Aziz Augustinus De Civitate Dei (Tanrı Devleti) adlı yapıtında, yeryüzünde barışın ancak Hıristiyan yasalarına uygunsa benimsenebileceğini savundu. Devlet kiliseye hizmet etmek, kiliseyi ortadan kaldırmak isteyenlere karşı onu savunmak zorundaydı. Bu düşünce bütün ortaçağ boyunca geçerliliğini korudu. Pax Romana gibi Hıristiyanlığın barışının da sürekli savaşlarla savunulması gerekiyordu.

Advertisement

Rönesans’tan sonra geliştirilen çeşitli barış kavramlarının değişik siyasal etkileri oldu. 17. ve 18. yüzyıllarda pasifist düşünce, savaşlara hanedanların siyasal hırslarının ya da bunlar arasındaki güç mücadelesinin yol açtığı düşüncesinden hareketle, siyasal iktidarın hükümdarlardan alınıp halka verilmesinin dünya barışı yolunda önemli bir adım olduğu inancına dayanıyordu. Krallar ülkelerini kişisel mülkleri gibi gördükleri için, monarşiler savaş yönünde olağan bir eğilim taşıyordu; cumhuriyet ise daha barışçı bir yönetim biçimi olacaktı. 19. yüzyılda Avrupa’da bu kuramlar temelinde gelişen pasifist örgütler genel silahsızlanma ve uluslararası anlaşmazlıkların çözümü için özel mahkemeler kurulması gibi öneriler getirdiler. Bu görüşlerin bir bölümü daha sonra 20. yüzyılda Lahey Daimi Hakemlik Divanı, Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlar ile geçici silahsızlanma konferansları aracılığıyla gerçekleştirilecekti. Ama 19. yüzyıldaki görece barışçı dönem, ancak beş büyük Avrupa devletinin, aralarındaki güç dengesini koruyacak politikalar izleyebilmelerinin sonucu oldu. İki Dünya savaşı, nükleer güç dengesi ve hemen hiç eksilmeyen yerel çatışmalarıyla 20. yüzyıl pasifist ilke ve uygulamalar bakımından umut verici olmadı. 1980’lerin sonlarında Doğu ve Batı blokları arasındaki ilişkilerde gerçekleşen yumuşama, silahsızlanma yolunda atılan önemli adımlar ve barışçı eğilimlerin güçlenmesi pasifist ülkülerin gerçekliğe dönüşebileceği yönünde güçlü umutlar yarattı. Ama hemen ardından, milliyetçi düşmanlıkların ve etnik çatışmaların bütün dünyada alevlenmesi, yeni hegemonyacı eğilimlerin belirmesi 1990’ların başlarında yaygın bir düş kırıklığına yol açtı.

Pasifistler bir devlet politikası olarak savaşa son verebilmek için, dünya devletlerinin kendi aralarında hakkaniyeti gerçekleştirebilecek ve yaptırımlar uygulayabilecek bir örgütlenme düzeyine ulaşmış olmaları gerektiğini düşünürler. Pasifizme karşı çıkanlar ise bir dış saldın karşısında pasifist bir tutum alan ülkelerin karşılaşabileceği olumsuz sonuçları vurgularlar. Buna karşılık, pasifistler bu kötülüklerle şiddete başvurmadan da, örneğin pasif direniş gibi yöntemlerle savaşılabileceğini ileri sürerler. Bireysel pasifizm, bir devlet politikası olarak savaşa karşı çıkan pasifizmden daha yaygındır. Örneğin küçük Hıristiyan mezheplerine bağlı birçok kişi tarih boyunca Hz. İsa’nın sözlerini olduğu gibi uygulamaya çalışarak askerlik zorunluluğuna karşı çıkmışlar, bu nedenle çeşitli cezaları göze almışlardır. Savaşan bir ülkenin yurttaşı olan pasifistlerden bazıları savaşa katkıda bulunabilecek her davranıştan kaçınırken, savaşa doğrudan katılmak dışında her türlü yardıma hazır olanlar da vardır.

Askerlik hizmetine karşı çıkanlar belirli ülkelerde bazı sınırlı haklar elde ettiler. ABD’de 1940’ta çıkarılan askerlik yasalarında, inançlarından dolayı askerlik hizmetine karşı olanlara askerlikle doğrudan bağlantılı olmayan hizmetlere girme hakkı tanındı. Ama bu haktan yararlanabilmek için pasifist bir mezhebe resmen üyelik koşulu getirildi, siyasal, felsefi ve ahlaki gerekçeler kabul edilmedi. İngiltere’de 1. Dünya Savaşı sırasında inançlarından dolayı askerlik hizmetine karşı olanlar için muharip sınıfına girmeyen bir birlik oluşturulduysa da, bu kişilerin çoğu birliğe katılmak istemedi. II. Dünya Savaşı’nda, koşulsuz olarak ya da bir başka hizmet karşılığında askerlik hizmetinden bağışıklık uygulaması getirildi. 1968’de de askere alınanlara, askere alındıktan sonraki altı ay içinde inançlarından dolayı terhis talebinde bulunma hakkı tanındı. Fransa’da Cezayir Bağımsızlık Savaşı’yla birlikte güçlenen kamuoyu baskısı sonucunda 1963’te, dinsel ve felsefi gerekçelerle askerlik hizmetine karşı olanlara bu hizmeti askerlik süresinin iki katı süreyle bir başka görevde yerine getirme olanağı sağlandı. Belçika’da da 1964’te buna benzer bir yasa çıkarıldı. İskandinav ülkelerinde herhangi bir gerekçeyle askerlik hizmetine karşı çıkanlar için çeşitli hizmet karşılıkları belirlendi, ama İsveç ve Norveç’te sivil savunmaya katılmak herkes için zorunlu tutuldu (İsveç’te 1966’da çıkarılan bir yasayla Yehova Şahitleri bu kapsam dışında bırakıldı). Hollanda ve Almanya gibi ülkelerde de benzer düzenlemeler gerçekleştirildi.


Leave A Reply