Paul Gauguin Kimdir? Sembolist Ressam Paul Gauguin’in Hayatı ve Eserleri

0

Paul Gauguin kimdir ve ne yapmıştır? Sembolist ressam Paul Gauguin’in hayat hikayesi, biyografisi, Paul Gauguin resimleri, eserleri hakkında bilgi.

Paul Gauguin

Kaynak: wikipedia.org

Paul Gauguin; ( 1848-1903)

Ünlü bir Fransız ressamıdır. Sürdüğü maceralı hayatla tanınmıştır. Paris’te doğdu. Annesi Peru’lu bir İspanyol ailesinin kızıydı. Paul üç yaşındayken Paris’ten Peru’ya gitmek üzere yola çıktılar. Baba Gauguin yolda öldü. Paul Gauguin’le annesi dört yıl sonra Fransa’ya dönüp Orleans şehrine yerleştiler. Paul Gauguin, bir ticaret gemisinde iş buldu, birkaç kere Güney Amerika’ ya gitti. 1870 Savaşı’ndan sonra işini bıraktı, Paris’te bir şirkette çalışmaya başladı. Kazancı iyiydi O sıralarda tanıştığı bir Danimarkalı kızla evlendi.

Gauguin boş vakitlerinde oyalanmak için resim yapmaya başlamıştı. 1876’da ilk defa bir tablosunu sergide teşhir ettirebildi. Bu başarı Gauguin’in resim hevesini artırmıştı Artık yalnız boş zamanlarında değil, iş saatlerinde de resim yapıyordu. Otuz beş yaşında, işini gücünü bırakıp, kendini tamamıyla resme verdi. Karısını, çocuklarını Danimarka’ya gönderdi.

Gauguin, 1886’da ünlü ressam Van Gogh’a birlikte Arles’e gitti. İki sanatçı orada beraber çalışacaklardı, fakat bir sinir buhranı sonunda Van Gogh, Gauguin’i öldürmeye kalkınca Gauguin, Paris’e döndü. 1891 nisanında Tahiti’ye gitti. Hiç umulmadık bir zamanda oldukça yüklü bir mirasa da konmuştu. Tahiti’de Annah adında bir yerli kızla sevişmeye başladı. Ondan çocukları oldu. Gauguin’in Tahiti’de yaptığı tabloların çoğuna Annah modellik etmiştir.

Gauguin, 1894 yılının ilk aylarında son defa Danimarka’ya gitti, karısıyla çocuklarını gördü. Tahiti’ye ikinci gelişinde memleketin hiç bilinmeyen kuytu köşelerini araştırıp, oralarda çalıştı. Kızının ölüm haberi üzerinde çok kötü bir tesir yaratmıştı. Kendini birdenbire hayatta hiçbir başarıya ulaşamamış, hiç kimseyi memnun edememiş bir insan olarak görmeye başlamıştı. Kendini öldürmek istediyse de bir talih eseri kurtuldu. Gauguin artık Batı âlemjyle tamamen ilgisini kesmiş, kendini yerlilere hasretmişti. Hayatının son günlerinde, sıhhati iyiden iyiye bozulunca, yurduna dönmek, orada ölmek istediyse de bu isteğine ulaşamadı. Son günlerini, büyük bir sıkıntı içinde geçirdi Yerlilerle arasında çıkan bir anlaşmazlıktan dolayı hapse atıldı.

Gauguin, resimde, empresyonizme önem vermemiş, sembolizmi benimsemiştir. Tahiti’ de yaptığı tablolar resim tarihinde ayrı bir yer tutar.

Gauguin’in maceralı hayatı birçok romanlara konu olmuştur. Bu arada ünlü İngiliz yazarı Sommerset Maugham “The Moon and Sixpence” adındaki romanını Gauguin’in hayatından ilham alarak yazmış, daha sonra bu eser filme de alınmıştır. Paul Gauguin’in “Noa Noa” adında, kendi hayatını anlatan bir romanı vardır. Tahitili karısından dünyaya gelen bir oğlu da babası gibi ressam olmuşsa da sanat âleminde önemli bir yer tutamamıştır.

Paul_Gauguin

Breton Çoban, 1886, Laing Sanat Galerisi
Kaynak: wikipedia.org

Kaynak 2 – Paul Gauguin Biyografisi

Paul Gauguin Fransız ressamıdır (Paris 1848-Marquises Adaları/Dominica 1903). Ailece Peru’ya giderlerken, bir deniz kazasında babasını yitirdi. 4 yıl Lima’da kaldıktan sonra annesiyle Paris’e gelerek bir papaz okuluna yazıldı. Gençliğinde bir ticaret gemisinde dümencilik yaptı, bir sarrafın yanında çalıştı. Şirket memurluğu yaptığı sırada Danimarkalı bir kadınla evlendi. Önceleri boş zamanlarında resimle ilgileniyordu. 1876’da izlenimcilerin sergisinde bir tablosu sergilendi. 1883′ ten sonra tüm zamanını resme verdi. Yoksul kalınca eşi ve çocuklarıyla Danimarka’ya yerleşti. 1885’te ailesini bırakarak Paris’e döndü. Bir grup ressamla Bretanya’da Pont-Aven Köyü’ne yerleşti ve orada çalışmalarını sürdürdü (bu grup daha sonra Pont-Aven Okulu olarak anılacaktır). 1886’da tanıştığı Van Gogh’un yanına gitti (1888). Dostlukları geçirdiği bunalım sonucu, Van Gogh‘un Gaugin’i öldürmek istemesiyle son buldu. 1889’da Paris’te açtığı ilk kişisel sergisi büyük yankı yarattı. 1891’de yapay bulduğu uygarlığı ve Paris’i bırakarak Tahiti’de Papeete Kenti’ne yerleşti. Burada da aradığını bulamayarak tümüyle ilkel yaşam sürdüren yerlilerin arasına katıldı. Annah adlı bir yerli kadından çocukları oldu. En güçlü eserlerini bu dönemde verdi. (Tahiti’de yaptığı tabloların çoğundaki modeli Annah’tır). 1893’te Danimarka’ya ailesinin yanına döndü. Aynı yıl Paris’e geçerek bir sergi açtı. 1895’te yeniden Tahiti’ye gitti.

Orada Dominica Adası’na yerleşerek Fransız sömürge yönetimine karşı yerli halkı savunan bildiriler, broşürler yazdı. Birçok kez tutuklandı. Kendini hiç kimseye mutluluk vermemiş biri olarak gördüğü bir dönemde canına kıymaya kalkıştı. Ömrünün son yıllarını yoksulluk içinde yaşadı. Gauguin, ilk resimlerinde izlenimciliğin etkisinde olmasına karşın, Pont-Aven döneminde üslubunu oluşturarak sembolizmin usta ressamları arasına girdi. Kendisinin sentetizm (Synthetisme) dediği anlayışa göre, doğanm olduğu gibi kopya edilmesi insanın düşünce ve duygusunu hiçe saymak anlamını taşır. Düşüncenin duyguyla algılanabilecek bir biçime sokulması ve bunun için yürekten boyamak gerekiyordu. Renklerin her biri bir duygunun, bir düşüncenin simgesiydi. Tahiti dönemi resimlerinde renkçilik anlayışı iyice şekillendi ve doğayı figürlerle anlatma anlayışı, Yeni Sanat (Art Nouveau) akımının ilk örnekleri oldu. Oluşturduğu bu biçimi uygarlığın etkisine uğramamış ilkel kültürlerin yaşantısına ustaca uyguladı. Kendisinden sonra renkçiliği temel alan ressamların tümünü etkiledi.

Başlıca eserleri:

Yakup’un Melekle Güreşmesi (1888), Güzel Angela (1889), Braspard’a Göre İsa’nın Çarmıha Gerilmesi (1898), Bekâretin Yitirilişi (1890-1891), Kıyıda Tahitili Kadınlar (1898), Deniz Kıyısında Atlar (1902). Ayrıca Tahiti’deki yaşamını anlatan Noa-Noa adlı bir kitabı vardır (1891-1893).


Leave A Reply