Psikoloji Ekolleri Nelerdir?

0

Psikoloji ekolleri nelerdir? Psikoloji ekollerinin açıklamaları, özellikleri, konu anlatımı, hakkında bilgi.

PSİKOLOJİ EKOLLERİ

Psikolojik olgularla ilgili düşünceler çok eski zamanlara kadar uzanır. Ancak Psikoloji’nin bilimsel özellik kazanmaya başlaması oldukça yakın tarihlere dayanmaktadır.

Bir bilim alanı ortaya çıkarken öncelikle şu iki sorunu çözmeye çalışır:konusunu belirlemek, konusunu incelemede kullanacağı uygun yöntemleri seçmek ya da bulmak. Psikoloji alanında bu sorunları çözmek amacıyla konu ve yöntem hakkında değişik görüş ve önerilerin ortaya çıkmasıyla, Psikoloji ekolleri olarak adlandırılan çeşitli anlayışlar görülmektedir. Bu ekollerin belli başlıları şöyle sıralanabilir:

1- Strüktüralizm
(Zihin yapısıyla ilgili psikolojisi veya Bilinç Psikolojisi):

Önde gelen temsilcisi W.Wund’tur. Bu ekole göre psikolojinin amacı, insan bilincini betimlemektir. Özellikle bilinç durumlarının en yalınç elemanlarını yani bir bakıma atomlarını araştırıp belirlemek gereklidir. Biliçli durumları konu aldıkları için, deneysel içebakış yöntemini kullanırlar. Bu yöntem, denek durumundaki kişiden, ne düşündüğüne, ne duyduğunu sormaya dayanır.

2- Fonksiyonalizmi
(Zihnin görevleriyle ilgili psikoloji):

Temsilcileri, “W. James” ve “J.Dewey’dir. Bu ekole göre, her davranışın bir görevi, bir işlevi vardır. İnsan davranışlarını anlamak için, yalnızca bilinç olaylarını çözümlemek yetmez. Bilinçle birlikte, insanın ihtiyaçlarını karşılama amacıyla başvurduğu çevreye uyumla ilgili davranışları da incelenmelidir. Davranış, bir çevreye uyum süreci olduğuna göre, algılama, düşünme, duygulanma ve karar verme gibi eylemlerin, karşılaşılan problemlerin çözümlenmesinde nasıl işe yaradığı da psikolojinin araştırma alanına alınmalıdır. Düşünceler, tasarımlar, içinde bulunulan koşullar ve meydana getirecekleri sonuçlar bakımından incelenmelidir.

Psikoloji’ye en önemli katkısı, uygulama alanlarının genişlemesi olan bu ekol, faydacılığı temele aldığı için, konu ve yöntem açısından katı bir tutuma girmemiştir.

3- Bihevyorizm
(Davranım Psikolojisi):

Temsilcisi J.B. Watson’dur. Psikoloji’nin yalnızca organizmaların davranışlarını deneysel yöntemlerle incelemekle yetinmesini savunurlar. Başka bir deyişle, Psikoloji’nin bir bilim haline gelmesi, ancak gözlenebilir ve ölçülebilir olayların, doğa bilimlerinde kullanılan nesnel ve bilimsel yöntemlerle incelenmesiyle olanaklıdır.

Psikoloji’nin konusu, organizmaların zaman ve uzay içinde yer alan gözlenebilir ve ölçülebilir hareketleri, yani davranışları olmalıdır. Davranış, organizmaların içten ya da dıştan gelen uyarıcılara karşı gösterdikleri tepkilerdir. İnsanların ne duydukları ve ne düşündükleri önemli değil, ne yaptıkları önemlidir. Bu bakımdan, insan davranışlarıyla hayvan davranışları arasında bir fark yoktur. Örneğin, bir tehlikeden insan da kaçar, hayvan da. Öyleyse önemli olan sadece davranıştır. Bir hayvanın kızdığını, davranışından anlarız, onun bilincini bilemeyiz, inceleyemeyiz. İnsan da bu bakımdan hayvandan hiç de farklı değildir. İnsanın kişisel bilincinde neler olup bittiğini bilemeyiz, sadece davranışını bilebiliriz.

Bu ekol, konu olarak “davranış”ı ele aldığı için yöntem olarak “deney”i benimsemiştir.

4. Psikanaliz:

Kurucusu “Sigmund Freud“tur. Freud‘dan sonra psikanalizi Adler ve Jung temsil etmiştir. Bu ekol konu olarak “bilinçaltı” nı ele almış, yöntem olarak da hipnoz, serbest çağrışım ve rüya analizini kullanmıştır.

S. Freud’un görüşlerini şu üç ana düşüncede toplayabiliriz:

► a) İnsan kişiliğinin özü, bilinçaltında temellenir. İlkel güdülerin, anıların ve komplekslerin yer aldığı bu alanı tanımadan bir insan hakkında doğru yargılara varamayız.

Freud’a göre, kişilik “İD, EGO, SÜPEREGO” olmak üzere birbirine bağlı üç bölümden oluşur. İd, İlkel ve organik ihtiyaç, dürtü ve güdülerden oluşan, bütün psişik güçlerin enerji kaynağıdır. “Zevk prensibi”nin egemen olduğu bu bölümden gelen istekler, ya gerçekleşir ve organizma doyuma ulaşır, ya “ego” aracılığıyle baskıya uğrar ve gerçekleşmez. Süperego, kişinin, yaşadığı toplumun ahlâk, din, hukuk gibi değerler sistemini benimsemesiyle oluşan bölümdür. Ego ise id ile Süperego arasında dengeyi sağlayan bölümdür. Ego, “gerçeklik” ilkesine bağlı olduğundan insanın mantıklı kısmıdır. Hiçbir engel, yasa v.s. tanımayan id’i kontrol eder. Süperego, kişiliğin değerler açısından kontrol sistemidir, insanın ahlâksal geleneklerini temsil eder. Süperego, kişiliğe toplumun geleneksel ideallerini, babalar ve analar ve diğer eğitimciler tarafından verildiği biçimiyle sindirilir, aşılanır. Böylece süperego, toplumun ve insanın şerefini tehlikeye düşürecek özellikteki güdü ve dürtüleri kontrol eder. Bu bakımdan, süperego kişiliğin moral ve adalet kontrol sistemidir ve bu bölümde “baskı ve kontrol” ilkesi geçerlidir. Bu üç sistem uyum içindeyse, kişinin ruh sağlığı da yerinde demektir. İd’e “bilinç altı”, ego’ya “bilinç”, süperego’ya bilinç üstü”de denir.

Freud’a göre, ruhsal mekanizmada önemli olan bölüm, “Bilinçaltı”dır. İnsan kişiliğinin tanınmasında bilinçaltının tanınması, bilinmesi çok önemlidir. Bilinçaltı insan kişiliğinin özünü meydana getirir. Çünkü, bir yandan biyolojik dürtülerin kural, yasa tanımaz kaynağı olan bilinçaltı (İD), aynı zamanda doyurulamamış ve bastırılmış isteklerin de bir bakıma depolandığı bölümdür. Yaşam içinde, özellikle çocukluk döneminde doyurulmayan, doyurulamayan ve böylece bilinç altına itilmiş istekler, aralarında etkileşime girerek, kişinin ileriki yaşamında davranışlarını etkileyecek olan “Komplex”leri oluştururlar. Bu bakımdan çocukluk dönemindeki, özellikle cinsel gelişim aşamalarında oluşan Komplex’ler kişilik, dolayısıyla davranışlar açısından önemlidir.

► b) İnsan davranışlarının temelinde yatan etkin güç “Libido”, yani cinsel enerjidir, insan kişiliğinin oluşumunda, cinsel gelişme aşamalarındaki yaşantılar belirleyicidir.

Freud‘a göre, başta insan olmak üzere, bütün canlı varlıkların hayat içgüdüleri arasında en önemlisi cinsel içgüdü (Libido)dür. Cinsiyet, organizmanın bütün işlevleri gibi dereceli, aşamalı olarak gelişir. Ancak bu gelişim her zaman düzenli olmaz, bazan birtakım krizler, takılmalar da görülür. Her gelişme aşamasında çocuğun belli bir beden bölgesi erojen bölge, diğer bir deyişle cinsel tatmin bölgesidir. Örneğin, doğumdan başlayarak birbuçuk yaşına kadar bu bölge “ağız”dır. Bu dönemde çocuk “emme” yoluyla doyum sağlar. Birbuçuk yaşından üç yaşına kadar olan dönemde zevk bölgesi ağızdan kıça kaymıştır. Çocuk büyük aptesini yaparken doyum sağlar. Üç yaşından altı yaşına kadar süren “cinsel soruşturma” (Phallic) döneminde zevk bölgesi cinsel organlardır. Ancak bu dönem üremeyi gerçekleştirebilecek bir özelliği elbette ki taşımaz. Çocuğun cinsiyetinin ve diğer cinsten farklılığının bilincine vardığı bu dönem, Freud açısından önemli komplexlerin oluştuğu bir dönemdir. Erkek çocukta cinsel organını kaybedebileceği endişesi “İğdiş=Cartration kompleksi” ne neden olabilir. Bu dönemde erkek çocuğun anne ve kız çocuğun babaya duyduğu aşk, bir saplantı haline gelerek erkek çocukta Oedipus (ödip) ve kız çocukta Electra (elektra) komplekslerine yol açabilir. Bu komplexlerin çözülememesi ileriki yaşamda ciddi psikolojik sorunları gündeme getirebilir. Altıyla dokuz yaş arası süren durgunluk döneminin belirgin özelliği “nergisilik” kendi kendini sevme, kendine hayranlık duymadır. On, onbeş yaş arası ise ilgi kendi cinsine yöneldiği için, buluğ çağına kadar süren bu son aşamaya “homoseksüel” dönem de denir. Ancak bu dönem, gerçek eşcinsel ilişkilerin ya da girişimlerin mutlaka olduğu bir dönem değildir, daha çok romantik arkadaşlıklar görülür. Bu eğilimler, eğer bu dönemler normal atlatılmışsa buluğ (ergenlik) çağında yok olur ve cinsel ilgi karşı cinse yönelir.

Freud‘a göre, söz edilen dönemlerdeki takılmaların oluşturduğu kompleksler, ilerideki yaşlardaki birçok ruhsal bozukluğun nedenidir. Bu komplekslerin çözümü ve kişinin ruh-sağlığına kavuşması için, bilinç altının tanınması ve denetim altına alınması gerekir. Bilinç altının incelenmesi için Freud hipnoz, serbest çağrışım ve rüya analizi yöntemlerini kullanmış ve önermiştir.

5- Gestalt Psikolojisi:

Temsilcileri, “M.Wertheimer”, “K.Koffka”, “W.Köhler”dir. Bu ekole göre, bir davranış veya bir nesne parçası bir bütünlük içinde anlam kazanır.

Psikolojik yaşamda birbirinden ayrı gerçek elemanlar yoktur; en ilkel ve basit olanları dahi karmaşıktır. Örneğin, bir resim onu meydana getiren çizgilerden, bir melodi, onu meydana getiren tonların toplamından ayrı bir şeydir. Farklı şekilde düzenlendiklerinde aynı notalardan farklı melodiler, aynı çizgilerden de değişik resimler elde edilebilir. Bu bakımdan insanın bütünlüğü içinde bulunduğu alanı incelemek ve kişiyi yalnız başına bir birey olarak almamak gerekir. İnsan ancak ona uygun gelen bir alanda bulunmak veya bulundurulmak yoluyla anlaşılabilir.

6. Hümanist Psikoloji:

Bu akım, diğer ekollerden insana bakış açısından ayrılır. Örneğin, davranışçılar insanı değişmez çevresel etkilere karşı sadece tepkide bulunan bir varlık olarak alırlar Psikana-listler insana bir ölçüde derinlik vermişlerse de yine insan sadece tepkide bulunan bir varlık olarak kalır. Halbuki bu ekole göre insan hızını kendinden alan, kendi kendini yaratan, oluşturan bir varlıktır. Bu bakımdan evrendeki en değerli varlıktır. Bu açıdan, bilimin uygulanmasında ahlâksal sorunlar dikkate alınmalı, Psikoloji insanların daha çok özgürlüğe, daha çok yaratıcılığa sahip olması yönünde kullanılmalıdır.

Ekolün temsilcileri arasında J.P. Sartre, Maslow, Bühler sayılabilir.


Leave A Reply