Rönesans Nedir? Rönesans Dönemleri ve Etkileri Nelerdir?

0
Advertisement

Rönesans nedir? Rönesans nasıl tanımlanır ve nasıl bir devirdir? Rönesansın dönemleri, açıklamaları ve etkileri nelerdir?

Rönesans

Rönesans ortaçağın din ve skolastik anlayışından kurtulan Batı toplumlarında Antik Çağ sanat ve kültür değerlerine dayanarak yarattıkları en çok insana önem veren yeni eğilimdir. Rönesans sanatı, ortaya çıktığı 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa’yı derinden etkiledi ve bu etkilerini 20. yüzyıla kadar sürdürdü. Ortaçağın görkemli sanat üslubu olan gotiğin Fransa, Almanya, kuzey ülkelerinde etkili olmasına karşın, sanatta, düşüncede ve uygarlıkta yeniden doğuşun göstergesi olan rönesans üslubu İtalya Yarımadası’nda doğdu ve gelişti. Gerçekte antik kültür mirasını hiçbir zaman unutmamış olan İtalya’nın 14. yüzyılda geçirmiş olduğu politik ve yöresel değişim, yeni düşünsel akımlarına da yol açtı. Roma dönemine ait antik eserleri yeniden değerlendirildi. Hümanizma felsefesi ve Hıristiyan inancı bu değerlendirmede en belirgin ve etkin rolü oynadı.

İtalya’da Rönesans:

Michelangelo Adem'in Yaratılışı

Michelangelo’nun meşhur eseri “Adem’in Yaratılışı” İtalyan rönesansının en büyük eserlerinden biridir.

Görsel sanatlarda yeniden doğuş, Roma dönemi eserlerinin hem biçim, hem de içeriği doğrultusunda gelişti. İtalyan mimarlığı, hiçbir zaman tam olarak benimsemediği gotik üsluba karşıt bir tavır izledi. Heykelciler ve ressamlar ise, antik anıtlardan yararlanarak figürlerin oluşumundaki kusursuz oranları eserlerine yansıttılar. İtalyan rönesansının sanatçı ve mimarı ortaçağda olduğu gibi kiliseye hizmet ettiler ve eserlerinden dinsel temaları ele aldılar. Ancak çağın koşullarına göre, sivil yöntemlerin, sarayların, ailelerin ya da bireylerin ilgisi doğrultusunda portreler, antik temalar gibi laik konuları da işlediler.

Ortaçağda olduğu gibi, rönesans sanatçısı da Avrupa’daki zanaatçı ve tüccarların sürdürdüğü lonca geleneğine bağlıdır. Eserler, ün yapmış sanatçıların geniş atölyelerinde çırakların yardımıyla oluşturulur. İtalyan rönesansında ortaçağın anonim sanatçının yerini, yeniçağın eserlere kişilik katan bireyci sanatçıları aldı.

Advertisement

Erken Rönesans:

Santa Maria Novella Kilisesinin içi

Santa Maria Novella Kilisesinin içi

Giotto ile başlayan erken rönesansı 15. yüzyılda bir dizi özportrelerle sürdü. Ressamlar Bizans geleneğini sürdürerek, fresko ve ahşap yüzeyler üzerine çalışarak kilise ve sarayların duvarlarını süslediler. Rönesans resminin ilk başeseri sayılan Masaccio’nun Santa Maria Novella’daki Kutsal Üçlü freskosu (Floransa, 1426), dengeli kompozisyonu ve yapısının açıklığıyla Giotto’yu andırır. Massaccio’nun etkileyici dili ve ışığa verdiği önem, kendinden sonraki Floransalı ressamlarca geliştirildi. Masaccio’nun resimlerinde yuvarlak ve sağlam figürler açık-koyu ile oylumlanırken, Piero della Francesca, bir adım öteye giderek, derinlik yanılmasından da yararlandı. Benezzo Gonzoli ve Domenico Ghirlandaio gibi ressamlar, parçalı ve süslemeci bir yaklaşımla antik biçemi uluslararası gotik üslupla birleştirmeye çalıştılar. Boticelli ve çağdaşı Montegna, klasik üslubu resmin konusuna aktarırken, Montegna, Padua ve Mantua’da dolaysız olarak rönesans arkeolojisine dayanan bir anlayış geliştirdi. Venedik’te ise Bizans geleneğinin etkisiyle zengin mozaik süslemeye ağırlık verildi.

Giovanni Bellini’nin 15. yüzyıldaki zengin ve parlak sunak resimleri bu anlayışın göstergesidir. 1400’lerin ilk yarısından başlayarak, heykel büyük önem kazandı. Floransa heykelciliğinin halka açık yerlerde, katedrallerde, saraylarda hatta San Michele lonca kilisesinde görkemli örnekleri sergilendi. 15. yüzyılın en önemli heykelcilerinden Donatello’nun eserlerinden coşkun ve tutkulu bir yaratma gücü yaşar. Onun heykele getirdiği yenilik, zorlukları ve acıları içinde basit insanların günlük yaşamını canlandırmasındandır. Aziz George’da (1416-1420) beliren gerçekçilik imgesinin yanı sıra, güzellik ve korkusuzluk da ön plana çıktı. 1430’larda yaptığı David’de serbest duruşla antik tunç biçimler gündeme geldi. 15. yüzyılın ikinci yarısında Floransalı sanat koruyucuları, Roma sanatının başka bir anlatım biçimini önerdiler: Portrecilik. Bu tarzı heykelde Andrea del Verrocchio sürdürdü. Venedik’teki Bartolommeo Colleni’nin tunç heykeli Donatello üslubunu sürdürerek daha anlatımcı bir anlayışla yapıldı.

Rönesansın mimarlık alanındaki mekan anlayışı, yapılarda ve bütünlüğe yönelişle, tek tek parçaların birbiriyle uyumuyla kendini belli eder.

Flippo Brunelleschi (1377-1446), İtalyan rönesansını Floransa’da başlattı. Eserlerinin kaynakları Floransa’daki rönesans öncesi eserleri ve Roma mimarlığının kusursuz oranlarıdır. Brunelleschi antik yapı sanatından kasetli tavan, sütun biçimleri, belirli süsleme öğeleri gibi tek tek parçalar aldı. Mekânlarını kare ve dikdörtgen gibi temel biçimlerle kurarken, bir yandan da yapının türünü altın kesit oranlarına uygun olarak gerçekleştirdi. Floransa Katedrali’nin kubbesi, San Lorenzo, San Spirito, Pazzi Şapeli, Palazzo Pitti’nin orta bölümü ve Öksüzler Hastanesi gibi önemli eserleri vardır.

Leon Battista Albetri (1404-1472). Antik yapı sanatının Brunelleschi gibi yalnız etkisi altında kalmadı, onu olduğu gibi gerçekleştirmeye de çaba gösterdi. Alberti, Vitruvius’un yapı sanatını öğreten kitaplarını ele geçirerek, Yapı Sanatının On Kitabı’nı yazdı. Burada antik yapı kurallarına bağlılığını gösterir. Alberti’ye göre yapılardaki güzellik oranlardaki uyumdan doğar. Yapımına 1450′ lerde başladığı Ruccelai Sarayı Floransa saray mimarlığının en önemli örneklerindendir. Michelozzi’nin Medici Sarayı da (1444), antik üslupları (toskana, kompoit, korent) birleştirmesi açısından önem taşır.

Advertisement

Yüksek Rönesans:

Yüksek rönesans İtalyan sanatında 1490-1520 arasında Floransa ve Roma’da ortaya çıktı. Bu dönemin sanatçıları, Leonardo, Bramante, Michelangelo ve Raffaello’dur. Venedik ve öteki İtalyan kentlerinde Giorgione, Titian, Corregio eserleriyle önem kazandılar. Erken rönesansta perspektif, oranlar, teknik sorunların bir bölümü çözümlendikten sonra, bu dönemde sanatçılar insan düşüncesinin derinliklerine yöneldiler. Böylece sanatçıların önünde yeni ufuklar açıldı; bunlara ulaşmak için basit çözümler yeterli olmadığı için, büyük tutkular yeni bir gerilim kazandı. Erken Rönesans’tan Yüksek Rönesans’a geçiş aynı zamanda önderliğin, Floransa’dan Roma’ya geçmesi demektir. Bunun yanı sıra Venedik de kendi başına bir merkez oldu.

rönesans

Leonardo Da Vinci’nin Vitrilius Adamı

Bu dönemin ilk ustası ve her dönemde dahi kişiliğiyle dikkati çeken Leonardo da Vinci resimlerinde gölgeleme tekniğini geliştirerek, yüzeyleri ve konturları yumuşatmayı denedi. Biçimsel kusursuzluğu ve hareketli bir anı dondurarak resimlerine aktarması Yüksek Rönesans’ın Klasik üslubunun habercisidir. Rönesans resminde karşıt yöndeki iki gücün dengelenmesi söz konusudur.

Hümanizma resimlerde insan figürlerinin derinlik kazanmasına nedendir.

Yüksek Rönesans’ın bir başka dehası da Michalengelo Buonarroti’dir. Cascina Savaşı’nda işlediği insan figürüne büyük ağırlık verdi. Michelangelo hem mimar, hem ressam, hem de heykelciydi. Michelangelo esinlendiği her şeyi kendine özgü sanat diline uydurmak için çaba harcadı. Pieta’da figürler geleneksel insan anlayışını kırdı. Sistina Şapeli’ndeki tavan resimleri Michelangelo’nun ressam yönünü gösterir. Raffaello, yeni gelişen klasizmin dengeli örneklerini gerçekleştirdi. Hem Leonardo hem de Michelangelo’yu örnek alarak uyguladığı biçimin kusursuz geometrisi, kompozisyon anlayışı ve insan tutkularının dışavurumu eserlerine yansıttı.

Bramante’nin ölümünden sonra 1515′ te S. Pietro’nun yapımını üstlendi, ayrıca Roma kalıntılarının bakımından ve onarımından sorumlu oldu. Olağanüstü güzellikte Meryem resimleri yaptı, duvar halıları için taslaklar hazırladı, Villa Far nese’nin bezemelerini yaptı. Atölyesinde pek çok yardımcı ve çırak çalıştırdı. Raffaello ile klasik dengenin doruk noktası aşılmış oldu.

Advertisement
Floransa’da doğup gelişmesine karşın, Yüksek Rönesans mimarlık biçimi 15. yüzyılın sonlarında Milano’ya taşındı.

Burada, Brunelleschi ve Alberti’nin koyduğu kurallar, Leonardo ve Donato Bramante tarafından geliştirildi. İlkçağdan beri bilinen Antik Çağ’ın sonunda Akdeniz yöresinde ve Bizans’ta kullanılan merkezi planlı ve kubbeli yapılara eğilim arttı. Kendini dünyadaki olguların merkezine yerleştiren insanın, rönesans yapılarında bu tutkusu açıkça belli olur. Yüksek Rönesans’a özgü yapı anlayışının nasıl değiştiği asıl Bramante’nin Yunan haçı üzerine merkezi bir plan olarak tasarladığı S. Pietro’nun geçirdiği gelişme sürecinde izlenir. Ölçü ve kütlelerde denge kurmaya çalışan Bramante’nin tutumu klasiktir. Oysa biçimi, dramatik etkiyi arttırmakta kullanan uyum yerine gerilimi arayan ve dinamik amaçları mimarlık biçimlerine yeğleyen Michelangelo’nun tutumu, daha çok klasiğin karşısında yer alır.

İşte bu değişik anlayış 16. yüzyıl İtalyan mimarlığı belirlendi. Bramante, Roma’da S. Pietro’da küçük bir merkezi yapı olan Tempietto’yu yaptı. Michelangelo Floransa, San Lorenzo’daki Medicilerin mezar odasını tasarladı. Brunelleschi’nin geleneğini sürdürdü. İtalya’nın çeşitli kentlerinde pek çok mimar Yüksek Rönesans üslubuna katkıda bulundular. Roma’da Baldassare Peruzzi, Verona ve Venedik’te Michele Sanmicheli, Venedik’te Jacopo Sansovino vb.

Geç Rönesans ve Manyerizm:

Yüksek rönesansın oluşturduğu eşsiz oranları ve biçimlerin 16. yüzyılın ortalarına doğru dengeli ve uyumlu yaklaşımından uzaklaştığı görülür. Raffaello kısa yaşamının sonlarında eserlerinin en önemli özelliği olan uyumlu ve kusursuz dengeliliği bir yana bıraktı. Floransa’da resimde yeni bir kuşak yetişti: Jacopa Pontormo ve Rosso Fiorentino. Oranlar abartıldı. Kuzey İtalya’da Antonio Correggio, biçimsel bir klasizme yöneldi. Venedik’te Titan’ın başını çektiği Venedik Okulu’nda Jacopo Tintoretto ve Paolo Veronese eski ustaların yöntemlerini uyguladılar. Veronesse kromatik açıklıkta Rubens ve Delacroix’nin üslubuna yol açtı.

Heykelcilikte Michelangelo dinamik etkisini bu dönemde de sürdürdü. Buna karşın, tunç döküm yöntemi de bir seçenek olarak ortaya çıktı. Sansovino ve Vitoria tunç döküm yönteminin zarif kompozisyonlarını sundular. Giovanni de Bologna heykelin her yönden görünmesini amaçlayan figura serpentinata yöntemini geliştirdi. Bunların dışında, Geç Rönesans’ın pek çok heykelcisi kuyumculukla ilgilendi. Büyük ölçekli eserler yerine, küçük madalyonlar, süs eşyaları gibi çalışmalara yöneldiler. Benvenuto Cellini’nin altın tuzluğu benzersiz bir örnektir.

Advertisement

Rönesans

Yüzyılın ortalarına doğru İtalyan mimarlığı Michelangelo ile en yüksek noktasına erişti.

Laurentian Kitaplığı’ nın girişi, dinamizmiyle, rönesans mimarlığından baroka geçişin habercisidir. Geç Rönesans’ın mimarlık merkezleri yeni yeni Manyerizme açılan Roma Manyerizmi tümüyle kabullenen Floransa ve Sansavino’nun geç üslubu götürdüğü Venedik kentleridir.

Roma’da Cizvit tarikatı için yapılan II Gesu Kilisesi’nde, Giacoma Barozzi da Vignola Rönesans’ın merkezi yapısıyla ortaçağın bazilikasını birleştirdi. Jacopo Sansovino Geç Rönesans’ın süslemeci biçemini Venedik’e taşıdı. Andrea Palladio ise biçim duyarlılığıyla göze çarptı. Antik yapı yöntemlerine egemen bir mimardı. Çağının hareketli biçimlerinin de süslemeci yaklaşımının karşısına güzelliğini soylu oranlardan alan bir tavırla çıktı. 17. ve 18. yüzyıllarda büyük etkinlik kazanan Palladien Üslubu’nun yaratıcısıdır.

İtalya Dışında Rönesans:

15. ve 16. yüzyıllarda İtalya rönesansı yaşarken, Avrupa’nın kuzeyi ve batısındaki ülkelerde henüz Ortaçağ geleneği sürüyordu. Protestan Reform hareketinin başarısı. Katoliklik yerine Protestanlığı benimseyen Kuzey Avrupa’da sanat ve mimarlığa da yansıdı.

Advertisement
Hollanda:

Kuzey Avrupa ülkeleri arasında Reformu sanata en çok yansıtan ülkelerin başında Hollanda gelir. Kuzey Rönesansının önemli ressamları arasında Jan van Eyck ve Rogier van der Weyden yer alır. Van Eyck’in Arnolfini ve Karısı (1434), dönemin gelişen orta sınıf yaşantısı üzerine odaklanır. Doğayı betimlemenin yanı sıra, Kuzeyli ressamlar her ayrıntıya simgesel bir anlam yüklediler. 16. yüzyılda Flaman ressamlar, İtalya’daki gelişmelerden etkilenseler de özgün ve yaratıcı ressamlar erken Van Eyck geleneğinden yararlandılar. Hieronimus Bosch doğaüstü, düşsel yaratıklarla, karmaşık ve ayrıntıya dönük kompozisyon anlayışıyla, günah ve lanetlenme konuları üzerinde durdu. Pieter Brugel ise yerli geleneği, çiftçi ve köylülerin yaşantısını yansıtan eserleriyle İtalya’da gelişen görüşlerin kuzeydeki bir uzantısıdır. Yüz anlatımlarının, kumaşların yumuşak parıltısının, eşyalardaki sevimli ayrıntıların usta betimleyicileri olan Flaman ressamları rönesansta seçkin bir yere sahiptirler.

Almanya:

Almanya’da rönesansa en önemli katkı grafik sanatlarda boy gösterdi. 15. yüzyılda gravürcülük ve baskı teknikleri geliştirilerek, çok sayıda dinsel eserin basılması sağlandı. 1455’de Gutenberg’in İncili’nin basımından sonra, resimli laik kitapların yaygınlık kazanması, modern Avrupa kültürünün gelişimine büyük katkıda bulundu. Grafik sanatlarda bir başka kişi de, ünlü Alman ressamı Albrecht Dürer’dir. Dürer, tahta oymacılığını ve gravür tekniklerini kullanarak, doğa betimlemesine yöneldi, dinsel konuları Kuzey dışavurumculuğuyla birleştirdi. Alman rönesansının bir başka önemli portrecisi Genç Hans Holbein’dır. İngiltere’ye gittikten sonra Kral VIII. Henry’nin saray ressamı oldu. 17. yüzyıl İngiliz resmini derinden etkiledi.

Fransa'da Rönesans

Fransa’da Rönesans

Fransa:

Erken 16. yüzyılda Fransız monarşisinden güçlerin birleşmesi sanata da yansıdı. Michelangelo’yu Fransa’ya yaşamının son iki yılını Fransa’ da geçiren Leonardo’yu onur konuğu olarak ağırladı. Bu dönemde Flaman doğumlu Jean Clouet, Fransız zevkini yansıtan zarif ve doğalcı portrelerini saraya sundu. I. François döneminin ilk yapı etkinlikleri Loire Vadisi’ndeki birkaç kraliyet şatosunun yenilenmesiyle başladı. İtalya’nın etkisiyle gelişen yüzeysel süsleme anlayışı Fransız rönesansı mimarlığının ilk dönem özelliklerindendir. Fontainableau Şatosu, I. François döneminin etkin artistik gelişimini yansıtır. İtalyan sanatçılarından Rosso Fiorentino ve Francesco Primaticcio’nun başlattığı İtalyan etkisi, süslemeci üslupla karışık resim ve stucco heykelciliğinde kendini gösterdi.

Michelangelo ve Raffaello’nun görsel oyunları ve süslü anlatımlarından değişik olarak, özgün bir Fransız Manyerizmi ortaya çıktı. Fransa’ya’ya gelen İtalyanların bir başka katkısı da, rönesans öğretisinin kuramlarını birlikte getirmeleri ve özellikle mimarlıkta Fransız üslubunu etkilemeleridir. 1540’larda yapılan Louvre Sarayı Fransa’da klasik düzenlerin ilk uygulanışıdır.

Advertisement
İspanya:

16. yüzyılda mimarlıkta İtalyan üslubu ve süslemeciliğinin ilk etkileri Plateresk stilinde kendini gösterdi. San Esteban kilise ve üniversitesi bu üslubun en önemli örneklerindendir. Bramante ve Raffaello’dan etkilenen daha klasik bir üslup da Pedro Machuca tarafından V. Carlos’un Granada’daki Sarayı’nda ortaya çıktı (1526).

İtalya’dan İspanya’ya giderek ün yapan en özgün ressamlardan biri de Yunan kökenli El Greco’dur. 1577′ de Toledo’ya gelen sanatçı, Venedik Okulu’nun yağlıboya tekniğini sürdürerek, Maniyerist geleneğin en önemli temsilcilerinden oldu.

İngiltere:

İngiltere’de gotik sanatın son dönemi büyük katedraller yerine küçük dinsel yapılarda gerçekleştirildi. Fransa’da olduğu gibi, burada da yapılar klasik motiflerle süslendi. İngiliz mimarlığında İtalyan etkisi sınırlı kaldı. Özgün bir denetime yönelen İngiliz mimarlığı, Elizabeth döneminde kent dışında yapılan büyük evlerde 17. yüzyılda Inigo Jones’in simetrik, neoklasik üslubuna yol açtı.

Advertisement

Yorum yapılmamış

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?