Şaşkınlık İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları – Şaşırmak Deyimi

2
Advertisement

İçinde ve anlamında şaşkınlık, şaşırmak geçen deyimler nelerdir? Bu deyimlerin anlamları ve açıklamaları. Şaşkınlık hakkında deyimler ve anlamları.

Şaşkınlık Deyimleri

Şaşkınlık İle İlgili Deyimler ve Anlamları

***aklını şaşırmak
yerinde olmayan bir iş yapmak, yersiz düşünmek: Bu kadar genç bir kızla evlenmek için Şakir amca aklını şaşırdı herhâlde. -P. Safa.

***beşer şaşar
insan her zaman yanılabilir anlamında kullanılan bir söz.

***bildiğinden şaşmamak (kalmamak)
hiçbir etkiye aldırış etmeyerek doğru bildiği davranışı sürdürmek.

Advertisement

***(birini) şaşkına çevirmek
şaşırtmak: Bir mektupla kadınlarınız sizi şaşkına çeviriyorlar. -M. Ş. Esendal.

***(birinin) tebdili şaşmak
ne yapacağını bilememek, telaşa kapılmak: Haydar’ın kılıcını görenin tebdili şaşar. -Y. Kemal.

***doğru bildiği yoldan ayrılmamak (şaşmamak)
her ne olursa olsun inandığı ilkelere bağlı kalmak: Bunları asla yapmayacağımı biliyorsun, su testisi su yolunda kırılır; ben doğru bildiğim yoldan ayrılmayacağım. -H. Topuz.

***endazeyi şaşırmak
ne yapacağına karar verememek, eli ayağı dolaşmak: Biri bu konuda damarına basınca endazeyi şaşırıyor, kendine hükmedemiyordu. -N. Araz.

Advertisement

***feleği şaşmak
argo feleğini şaşırmak.

***feleğini şaşırmak
argo ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek: Bir gün burada koyu ateş renginde bir hotoz görmüştür ki feleğini şaşırmıştır. -S. Birsel.

***hangi peygambere kulluk edeceğini şaşırmak
kimin sözünü yerine getireceğini bilemeyerek şaşkınlık içinde kalmak.

***lafını şaşırmak
ne diyeceğini bilememek, şaşırarak başka şeyler söylemek.

Advertisement

***milim şaşmamak
tam denk düşmek.

***neye uğradığını bilememek (anlamamak, şaşırmak)
ansızın üzücü, sıkıcı, neşeli, güzel veya hoş bir durumla karşılaşmak: Martı gibi, şiirli duygu dolu bir oyunla karşılaşınca neye uğradığını şaşırır. -N. Cumalı.

***pusulayı şaşırmak
1) güç bir duruma düşerek ne yapacağını bilememek: Aramızda bir profesör, bir de doçent vardı, hepimiz çoktan pusulayı şaşırmıştık. -B. R. Eyuboğlu. 2) doğru tutum ve davranıştan ayrılmak.

***şaşırıp kalmak
çok şaşırmak, büyük bir şaşkınlığa düşmek: Beni ilk defa dersler dışında konuşup gülerken görüyor, şaşırıp kalıyorlardı. -A. Kutlu.

Advertisement

***şaşkına dönmek
beklenmedik bir durum karşısında şaşkınlaşmak: Bunlar da Mustafa Kemal’i ifratlı hareketlere, yanlış yollara sevk etmek töhmeti altında bunalmış, şaşkına dönmüş idiler. -Y. K. Karaosmanoğlu.

***vaktini şaşmamak
her şeyi tam zamanında yapmak.

***yol şaşmak
esk. yol çatallaşıp karışmak.

***yolu (yolunu) şaşırmak
yanlış yola sapmak: Yollar ıssızdı, el ayak çekilmişti, sokaklarda yolu şaşırdım. -Halikarnas Balıkçısı.

***ağzı açık (bir karış açık) kalmak
çok şaşırmak, şaşakalmak: “Başımı kaldırıp yukarı bakınca şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor.” -A. Ümit.

Advertisement

***ağzı açık kalmak
şaşırmak: Dillere destan İstanbul nezaketini o evde gördüm, ağzım açık kaldı. -A. Kutlu.

***aklı başından gitmek
çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak: El âlemin çocuklarının tek evladını paraladıklarını düşündükçe aklı başından gidiyordu. -E. Şafak.

***aklı durmak
düşünemez bir duruma gelmek, şaşırmak.

***aklı gitmek
1) şaşırmak, korkmak; 2) çok beğenmek, bayılmak: Leman’ın aklı gitti bu anda sinemaya. -N. Hikmet.

Advertisement

***aklı karışmak
ne yapacağını bilememek, şaşırmak, bocalamak.

***eli ayağı (ayağına) dolaşmak
şaşırmak, telaşlanmak: Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır. -A. İlhan. Şaşkınlıktan eli ayağına dolaşarak pencerelere koştu ve orada gördüğü manzara karşısında donakaldı. -E. Şafak.

***eşekten düşmüş karpuza (düşmüşe) dönmek
argo 1) çok şaşırmak, donup kalmak; 2) kötü bir duruma düşmek: Bunlar ezberlerindeki mânileri söylerler, dağarcıklarında mâni kalmayınca da eşekten düşmüş karpuza dönerler. -S. Birsel.

***garibine gitmek
yadırgamak, şaşırmak: Frankfurt caddelerinde en çok garibime giden insan, dilencisi olmuştur. -A. Haşim.

Advertisement
***gözlerine inanamamak
hiç umulmayan, hiç beklenmeyen bir şeyin görülmesi karşısında şaşırmak.

***hayrete (hayretlere) düşmek
şaşakalmak, şaşırmak: Vaktiyle Göksel bile bu soğukkanlılığım karşısında hayrete düşmüştü. -N. Hikmet.

***hayrette (hayretler içinde) kalmak
şaşakalmak, şaşırmak: İşin evveliyatını bilmeyen ırgatlar bu tariften bir şey anlayamamış, hayrette kalmışlardı. -H. Taner.

***hayretten donakalmak
çok şaşırmak, inanamamak.

***iki arada kalmak
birbirine karşıt iki kişi arasında ne yapacağını bilemeyerek şaşırmak.

Advertisement

***kanı donmak (çekilmek)
donakalmak, çok şaşırmak.

***küçük dilini yutmak
şaşırmak, donakalmak: Kadıncağız beni bu hâlde görünce az kalsın küçük dilini yutacaktı. -Y. K. Karaosmanoğlu.

***ne olduğunu bilememek
şaşırmak, aklı başından gitmek.

***sırasını kaybetmek
çocuk veya bebek, hastalık veya başka bir sebep dolayısıyla uyku ve meme zamanını şaşırmak.

Advertisement

***sudan çıkmış balığa dönmek
herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak: Yaşama adım attılar mı sudan çıkmış balığa dönerler. Ya yetenekleri değerlendirilmezse bu yeni çevrede? Ya saygı görmezlerse? -T. Uyar.

***zihni bulanmak (karışmak)
1) düşünürken olaylar arasındaki bağlantıyı yitirmek; 2) ne yapacağını şaşırmak: Duvar saatine bakmayı akıl ettiğinde ise zihni adamakıllı bulandı. -İ. O. Anar.


2 yorum

Leave A Reply