Skolastik Nedir? Skolastiğin Tarihi

0

Skolastik, skolastik düşünce nedir? Skolastik düşüncenin doğuşu, gelişimi, tarihçesi, özellikleri, hakkında bilgi.

SKOLASTİK

Advertisement

Skolastik terimi, geniş anlamda, felsefe ve tanrıbilim bakımından, Avrupa okullarında IX. ile XVII. yy’lar arasındaki öğrenimin tümünü kapsar (bu anlamda Hristiyan tanrıbilimine sıkı sıkıya bağlıdır ve akıl ile, Kutsal Yazılar’da yer alan ve Kilise Babaları tarafından açımlanmış olan Tanrı sözünü [vahiy]uzlaştırmaya yönelir); dar anlamdaysa, Augustinus ve Aziz Anselmo geleneğine karşıt olarak felsefeyi tanrıbilime, aklı inanca bağımlı kılanların öğretişidir (Nisi credideritis, non intelligetis: İnancınız yoksa, anlayamazsınız).

ARİSTOTELES’E DÖNÜŞ

Aziz Albertus ve onun öğrencisi olan Aquinolu Tommaso, bilinebilmesi olanaklı olan doğa ile inanılması gerekli olan doğaüstü arasında kesin bir ayırım yaparlar. Tanrı’yı, özü bakımından zekâ olarak kabul ederler ve dinsel doğruları, aristotelesçiliğin çerçevesi içine sokmaya çalışırlar. İnancı da, insan bilgisinin doruğu olarak görürler ve bu bilgi tarafından hazırlandığı halde ona indirgenemeyeceğini ileri sürerler.

Advertisement

Skolastik öğretimin temel yöntemleri, biçimsel mantık, tasım öğretisi, Eskiler’in (özellikle Aristoteles‘in) açımlamalı metinlerinin okunması ve disputationes di. Bu sonuncusu, öğretmenin, öğrencüerinin ortaya attıkları bütün sorulara yanıt vermesi demekti.

SKOLASTİĞİN ÜÇ DÖNEMİ

Skolastiğin tarihi, genellikle, üç bölüme ayrılır. X. yy’dan XII. yy’m sonuna kadar mantık, öğretimin biricik temeli gibidir, çünkü o dönemde, Aristoteles’in Organon ‘unun ancak bir bölümü büiniyordu. XI. yy’ın sonunda ve XII. yy’da, ünlü tümeller tartışması sürüp gitti. En ünlü düşünürler, gerçekçiliği tutan Aziz Anselmo ve Guillaume de Champeaux, adcıların en önde geleni Roscelin ve kavramcılığın kurucusu Abelard’dır. Öte yandan, Aziz Bernard (Bernardus) ve Hugues de Saint-Victor, gizemci bir öğreti geliştirirken, Eflatunculuktan, Aziz Augustinus’tan ve Johannes Scotus Erigena’dan esinlenen Bernard de Chartres Abelardve John of Salisbury, Eskiçağ’a ilişkin bilgileri yayıyorlardı.

Skolastiğin ikinci dönemi, Arap felsefecilerinin aracılığıyla Aristoteles’in yapıtlarının Batı’da yayıldığı XIII. yy’ı kapsar. Pagan felsefeyi Hıristiyan tanrıbilimiyle uzlaştırma çabasında olan skolastik. Eflatun öğretisine bağlı Alexander of Hales ve Aziz Bonaventura ile ve ayrıca Aziz Albertus ve Summa Theoiogiae ‘nin yazarı Aquinolu Tommaso ile doruğa ulaştı. Paris Üniversitesi profesörlüğüne getirilen Aziz Tommaso, Fransiskenleri ve geleneğe bağlı, otoriter ve para düşkünü resmi hocalara karşı hümanistleri desteklemekten kaçınmadı. Bu yeni tanrıbilim anlayışı, varlıkların doğasını ele almaya ve Tanrı’yı var olanlarda aramaya yönelmişti. Doğa ve akıl, yeni bir hümanizm çerçevesi içinde, Tanrı’ya götüren derin düşünmenin kutuplarından başka bir şey değildi.

Feodalizme ve onun düşünüş tarzına karşıt olan böyle bir öğreti, başlangıçta, kilise otoriteleri tarafından onaylanmadı ve Aziz Tommaso, Paris piskoposu ve Canterbury başpiskoposu tarafından mahkûm edildi. Kesin anlamıyla skolastiğin yanı sıra, Roger Bacon’ı ve Raimundo Lulio’yu (öğretisi bilimsel kaygılarla doludur) da unutmamak gerekir. XIV. yy’la birlikte skolastiğin yozlaşma dönemi başladı. Duns Scot, Eskiçağ düşüncesinin “bulaşması”na karşı tepkide bulunmaya çalıştı, Durand de Saint-Pourçain, Ockhamlı William, Jean Buridan, Pierre d’Ailly, Tommaso’ya karşı, adcılık kuramını canlandırmaya çalıştılar ve Ruysbroeck, Eckhart, jean de Gerson da kökçe gizemci bir felsefe geliştirdiler. Rönesans, içeriğinin ve sözcük dağarcığının öğretim alanında hâlâ etkisini sürdürdüğünü, Descartes‘ın yapıtlarından ve Port-Royal Mantık’ından anladığımız skolastiğin otoritesini kökünden sarstı.

SKOLASTİĞİN DEĞERLİ YANLARI

Descartes’ın, “sağduyuyu güçlendirecek yerde bozar” dediği skolastik, mantığa şiddetle karşı çıkmasına ve onun yerine matematikten esinlenen bir yeni yöntem koymak istemesine karşın XVII. yy.’ın en büyük “ansiklopedist”i Leibniz, skolastiği belirterek, “bu kısır kayalarda altın damarları var” der ve skolastiğe birçok şey borçlu olduğunu itiraf eder. Bu değerli yanlar arasında, “bayağı” dilin daha sonra yararlandığı felsefe dilinin olağanüstü zenginleştirilmesini sayabiliriz. Kardinal Mercier ve Jacques Maritain’in de, günümüzde bir yeni-skolastik akımı yarattıklarını unutmamak gerekir.


Leave A Reply