Sonbahar ile İlgili Hikaye

5
Advertisement

Sonbahar ile ilgili ve Sonbahar’ın tüm özelliklerinin anlatıldığı ilköğretim öncesi ve ilköğretim dönemlerine hitap eden hikaye

sonbaharCemal o sabah erkenden evden ayrıldı. Okula erken gidip, zil çalıncaya kadar, arkadaşlarıyla oynamak istiyordu. Okulunu, arkadaşlarını çok göreceği gelmişti.

Yolda giderken, birden yağmur çiselemeye başladı. Orhan hemen geri döndü, koşa koşa eve geldi, kapıyı çaldı.

Annesi oğlunun kapı çalışını tanırdı. Kapıyı açtığı zaman elinde onun yağmurluğu vardı.

— «Giderken söyledim sana. «Yağmur yağabilir, yağmurluğunu giy.» dedim, dinlemedin. Eylülle birlikte sonbahara girildiğini bilmiyor musun?»
— «Biliyorum, anne. Geçen yıl, mevsimlerle ilgili pek çok şey öğrenmiştik.»
— «Peki, söyle bakalım bir yılda kaç mevsim vardır?»
— «Dört mevsim vardır: İlkbahar, yaz, sonbahar, kış. Mevsimlerin aylarını da öğrenmiştik. İlkbaharın ayları: Mart, nisan, mayıs. Yaz ayları: Haziran, temmuz, ağustos. Sonbahar ayları: Eylül, ekim, kasım. Kış ayları da: Aralık, ocak, şubat. Her mevsim üç ay sürer. Bir mevsimden öbürüne yavaş yavaş geçilir.»

Advertisement

Cemal, okula geç kalmamak için, ok gibi fırlayıp gitti.

Öğretmen sınıfa girdiği zaman: «Görüyorum ki, birçoğunuz yağmura tutulmuş. önlükleri ıslanmış olanlar şöyle ortaya çıksınlar!» dedi.

Islak önlüklü çocuklar tahtanın önüne dizildiler.

Öğretmen: «Çıkarın önlüklerinizi şuralara serip kurutalım; yoksa, hastalanırsınız!» dedi.

Advertisement

Çocuklar ıslak önlüklerini çıkardılar. Yerlerine oturdular, öğretmen: «Artık yaz bitti, sonbahara girdik, çocuklar!» dedi. «Sonbaharın nasıl bir mevsim olduğunu geçen yıl öğrenmiştiniz, değil mi? Hanginiz anlatacak?»

Uğur söz aldı:

— «Sonbahar gelince havalar soğumaya başlar. Sık sık yağmur yağar; soğuk, sert rüzgârlar eser. Bitkilerin yaprakları sararıp, dökülmeye başlar. Gündüzler kısalır, geceler uzar.»

Bu arada Gurur parmak kaldırdı;

Advertisement

— «Gerçekten, öğretmenim. Evde yazın ışığı geç yakıyorduk. Şimdi daha erken yakıyoruz. Hava, yaz günlerine göre, çabuk kararıyor.»

Begliye söz aldı:

— «Sonbahar gelince, göçmen kuşlar sıcak ülkelere giderler.»

Öğretmen: «Göçmen kuşların adlarını hatırlıyor musun?» dedi. Begliye atıldı:

Advertisement

— «Elbette, öğretmenim. Leylek, kırlangıç, turna…»

Ayla parmak kaldırdı:

— «öğretmenim, sonbaharda kış sebzeleri, meyvaları da yeni yeni görünmeye başlar.»

— «Evet, bak bunu iyi akıl ettin. Hadi, say bakalım sonbaharda çıkan sebzeleri, yemişleri.»

Advertisement

— «Sebzelerden önce ıspanak çıkar. Sonbaharın sonlarına doğru da lahana, pırasa, havuç, kereviz… Meyvalardan da mandalina, ayva, nar, kestane, muşmula, üzüm…»

Cemal: «Öğretmenim, sonbaharda evlerimizde de birtakım işler yaparız, onları da ben söyleyeyim mi?» dedi.

—«Hayhay! Söyle bakalım.»
—«Evde temizlik yapılır, Sobalar kurulur. Odun kömür gibi yakacaklar alınır. Kırık olan camlar yenilenir. Çerçeveler macunlanır. Damdaki kırık kiremitlerin yerine yenileri konur. Halılar yayılır. İlkbaharda sandıklara kaldırdığımız kalın elbiseler çıkarılır, yazlıklar sandıklara kaldırılır. Reçel, turşu, tarhana, bulgur, erişte… gibi yiyecekler hazırlanır.»

Önem parmak kaldırarak söz aldı:

Advertisement

—«Öğretmenim, annem bugün ayva reçeli yapıyor!»
—«Sen reçeli çok mu seviyorsun, yoksa?»
—«Evet, öğretmenim. Annem diyor ki, kışın reçel yiyen az üşürmüş, reçel insanı güçlendirirmiş. Reçel yiyen çocuklar daha hızlı koşabilirmiş.»
— «Evet, doğrudur, çocuklar. Şekerli yiyecekler insanı güçlendirir. Ancak bu tabii ki sürekli olarak şekerli yiyecekler tüketmenizi söylüyorum anlamına gelmez»

Öğretmen susunca, Önem devam etti:

— «Sonbaharda çiftçiler tarlaları sürer, tohum ekerler.»

Ömür deminden beri parmak kaldırıyordu.
Öğretmen: «Evet, Ömür, sen ne söyleyeceksin?» dedi.

Advertisement

—«Ben’de, sonbahar oyunlarından söz edeceğim. Sonbaharda, uçurtma uçurulur, topaç, çember çevrilir. İp atlanır… seksek oynanır.»

Öğretmen: «Aferin, çocuklar. Geçen yıl öğrendiklerinizi çok iyi hatırladınız.» dedi.

Bu sırada, yağmur dinmiş, pırıl-pırıl güneş çıkmıştı.

Çocuklar: «Güneş çıktı!» deye sevinçle ayağa fırladılar.

Advertisement

Öğretmen: «Yavrularım,» dedi, «sonbaharda güneş ışınları ülkemize eğik gelir. Bundan dolayı da güneş bizi yazın ki gibi ısıtmaz. Güneşin parlaklığına aldanmayın. Bakın şu yana: Kara bulutlar yığıldı. Rüzgâr bu yana doğru eserse, bulutlar rüzgârın önüne katılıp, gelir, güneşi kapatıverir, arkadan yağmur başlar. Unutmayın, kışa doğru havalar gitgide soğuyacak. Yalnız, pastırma yazı diye bir deyim vardır, bilir misiniz?»

Çocukların çoğu bunu işitmişlerdi, anlamını da az-çok bilir gibiydiler ama, pek kesin bilgileri yoktu, öğretmenleri anlattı:

— «Sonbahar aylarında gene de güzel günlere rastlanır. Hele mevsimin sonlarına doğru güneşli, oldukça sıcak günler görülür ki işte buna «pastırma yazı» denir. Çünkü, pastırmalar o günlerde güneşe serilerek kurutulur.»

Tekin’in aklı bir şeye takılmıştı:

Advertisement

— «Öğretmenim,» dedi, «Yanlış anlamayın ama sonbaharda yapraklar sarardığına göre, bu mevsime niçin «sonbahar» denmiş. Bahar bunun neresinde?»

Öğretmen gülümseyerek anlattı:

— «İyi bir noktaya parmak bastın, Tekin, oğlum neden yanlış anlayayım ki? Bak Ömür’de sana katılıyor bu sorunda galiba. Bahar kelimesi yeşilliklerin canlanmasını belirtir. Asıl bahar ilkbahardır elbette ama, dikkat ederseniz, sonbaharda da, yağmurlardan sonra gelen güneşli günlerde otlar, çimenler yeniden canlanır. İşte bunun için, bu mevsime de, ilkbahar’a karşılık, sonbahar diyoruz. İsterseniz, kısaca, güz de diyebilirsiniz.»

Advertisement

5 yorum

Leave A Reply