gambol's Profile
Bilgili
391
points

Sorular
191

Cevaplar
80

  • Bilgili Soruldu on 18 Mart 2020 Kategori : Biyografi.

    7 Mayıs 1975 yılında İzmir’de dünyaya gelen Defne Kayalar, ailesiyle uzun yıllar İzmir’de yaşamaya devam etmiştir. Lise eğitimini bitirene kadar İzmir’de kalan Defne Kayalar, üniversite zamanında Bilkent Üniversitesi’ni kazanarak Ankara’ya yerleşmiştir.

    Bilkent Üniversitesi’nde Grafik Tasarım bölümünü bitirdikten sonra İstanbul’a gelen Defne Kayalar, Bilgi Üniversitesi’nde Sinema Televizyon bölümünde asistanlık yapmaya başlamıştır. Oyunculuk kariyerinin başlangıcında Uğur Yücel’le birlikte çalışabilme imkanını yakalamasıyla olmuştur. Böylelikle ilk olarak 2003 yılında Uğur Yücel’le birlikte “Alacakaranlık” dizisinin ve bir sonraki yıl çekilen “Yazı Tura” adlı sinema filminin yapımcılığını üstlenmiştir.

    Bu çalışmalarından sonra meslek hayatında çok fazla ismi gözükmeyen Defne Kayalar, tekrardan 2010 yılında “Keskin Bıçak” adlı dizide oyunculuk yapmaya başlamıştır. Asıl kendisinin parlamaya başladığı yapım ise bu dizi bittikten sonra 2012 senesinde yayınlanan “20 Dakika” isimli televizyon dizisidir. Burdaki oyunculuğu ve güzelliğiyle bir anda dikkatleri üzerine toplayan Defne Kayalar, kariyeri adına asıl yükselişini 2014 senesinde “Medcezir” dizisinin ilk sezon finalinde konuk oyuncu olarak rol almasından sonra diziye tamamen ana karakterlerden birini oynayacak şekilde alınması ve “Sedef” karakterini canlandırmasıyla birlikte yapmıştır.

    Dizinin popülaritesi sayesinde başarısına başarı ekleyen Defne Kayaları’ın doğal oyunculuğu ve güzelliği çoğu izleyici kendisine hayran bırakmıştır. Aynı yılın sonunda Medcezir dizisinin yönetmeni olan isim Ali Bilgin’le dünya evine girmişlerdir. Son olarak da 2015 yılında sinemada gösterime giren “Delibal” filmini Defne Kayalar’ın eşi Ali Bilgin çekmiş ve Defne Kayalar da filmde rol almıştır.,

    • 218 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 9 Mart 2020 Kategori : Edebiyat / Dil Bilgisi.

    Dünyanın altı harikasını gezdim ama yedinciyi görmeye fırsatım olmadı.

    Bu sınava ikinci girişimde mutlaka başarılı olacağım.

    Bu konuyu sana onuncu anlatışım, hala anlayamadın mı?

    Doğumunun kırkıncı gününde artık bebeğine iyice alışmıştı.

    Otelin dokuzuncu katında işlenen cinayet sebebiyle tüm müşteriler oteli terk etti.

    Bugün on üçüncü cuma, gecenin konseptine uygun bir film izleyelim mi?

    Apartmanın altıncı katında oturuyoruz.

    Altıncı hissime çok güvenirim, hiç beni yanıltmamıştır.

    Hikayenin on dokuzuncu satırında yapılan imla hatasını düzeltir misin?

    • 202 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 10 Ocak 2020 Kategori : Edebiyat / Dil Bilgisi.

    Maddi :1. Madde ile ilgili, maddesel, özdeksel, manevi karşıtı
    2. Maddeden oluşan
    3. Mal, para, varlıkla ilgili olan
    4. Maddesel,

    Maddi Zarar: Kişilerin bedenine veya mal varlığına verilen zarar

    • 639 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 10 Ocak 2020 Kategori : Sosyal Hayat.

    Herkesi evinin önünü temizlemeye davet eder ve bunun için çeşitli etkinlikler düzenlerdim.

    EN iyi temizlik kirletmemektir sloganı ile insanları çevreyi kirletmemeleri hususunda yönlendirir ve bilinçlendirirdim.

    • 279 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 31 Ekim 2019 Kategori : Felsefe.

    Aristotelesçi eleştiri, temelini Aristoteles’in, Peri poetikes (Poetika) başta olmak üzere çeşitli yazılarından alan, eleştirel edebiyat araştırmasına dayalı sistem.

    Aristoteles’in yaklaşımı, konunun deneysel ve tanımlayıcı çözümlemesine dayanmaktadır; bu yaklaşım doğrudan yapıt üzerinde odaklaşır ve bütünü oluşturan parçaları ve bunların bütünle bağlantılarını, tarihsel kökenlerine ya da geçici ahlak değerlerine değinmeksizin incelemeye çalışır.

    Platoncu eleştirinin toplumsal ve etik yaklaşımlarının karşıtıdır.

    • 316 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 30 Ağustos 2019 Kategori : Biyografi.

    Gazi Hüsrev Bey

    Gazi Hüsrev Bey; (d. 1480, Serez, Yunanistan – ö., 18 Haziran 1541, Saraybosna [bugün Sarajevo], Bosna-Hersek), Rumeli fetihlerinde önemli rol oynayan Osmanlı uç beyidir.

    II. Bayezid’in kızı Selçuk Sultan’la Ferhad Bey’in oğludur. İstanbul’da bir şehzade gibi eğitim gördüğü sanılmaktadır. Semendire (Smederevo) sancakbeyi olarak I. Süleyman’ın (Kanuni) Macaristan Seferi’ne katıldı ve Belgrad’ın fethinde önemli rol oynadı (1521). Bu başarısı üzerine aynı yıl Bosna sancakbeyliğine atandı. 1522’de Knin ve Skradin, 1523’te de Ostrovica kalelerini aldı. Yayçe Kalesi kuşatmasında başarısızlığa uğrayınca 1525’te kısa bir süre için görevinden alındı. 1526’da Mohaç Savaşı’nda büyük yararlıklar göstererek Bosna, Dalmaçya, Hırvatistan ve Slavonya’da stratejik açıdan önemli birçok kaleyi ele geçirdi. 1527’de Obrovaç, 1528’de de Yayçe Kalesi’ ni aldı. 1533’te Semendire, 1536’da üçüncü kez Bosna sancakbeyliğine getirildi. 1538’de Trogir, Nadin, Vrana ve Dubica, 1539’da da Siny kalelerini aldı.

    Hüsrev Bey, sancakbeyliği sırasında bayındırlık işlerine de önem vererek Bosna’da Bey Camisi (1530) ile ünlü kişilerin yetiştiği Gazi Hüsrev Bey Medresesi’ni (Kurşunlu Medrese) (1537) yaptırmıştır.

    • 309 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 19 Nisan 2019 Kategori : Kategori Yok.

    DUDAK

    Ağız boşluğunun ön tarafını çevreleyen etli organa «dudak» denir. Alt ve üst çenede olmak üzere iki dudak vardır. Dudaklar ağzı kapamaya, yiyecekleri almaya yardım eder. Dudaklar çeşitli hareketleriyle, sesleri ayarlamamıza yarar.

    Yanakların bir devamından ibaret olan dudakların dışı deriyle, içi sümük dokuyla kaplıdır. Bu kesimdeki bezler bazı salgılar çıkarır. Üst dudak tam ortasından ince bir dokuyla üst çeneye tutturulmuştur, buna «üst dudak gemi» denir. Alt dudak da gene ortasından alt çeneye tutturulmuştur.

    Bazı bebeklerin üst dudağı doğuştan yarık olur. Bu yarıklık daha çok damaktaki bir yarıklığın devamıdır. Dudağın bir yanında olduğu gibi her iki yanında da olabilir. «Tavşandudağı» denen bu doğuş hatası ameliyatla düzeltilebilir .

    • 276 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 11 Nisan 2019 Kategori : Kategori Yok.

    Polonya halısı, 16. yüzyıl sonunda ve 17. yüzyılda, İran’da, Isfahan ve başka merkez-İerde yapılmış ipek düğümlü döşeme yaygısı. Önceleri saray için yapılan bu halılar
    sonraları ticaret amacıyla da dokunmuştur. 19. yüzyılda Avrupa’da sergilenen ilk örneklerinin Polonya’dan getirilmiş olması bu halıların Polonya’da yapıldığının sanılmasına ve Polonya halısı adıyla anılmasına yol açmıştır. Madrid’de Ulusal Arkeoloji Mü-zesi’ndeki bir hah ile Kopenhag’daki Ro-senborg Sarayı’nda bulunan Taç Giyme Töreni Halısı gibi örneklerde görülebileceği gibi Polonya halılarının renkleri, zevksiz sayılabilecek kadar çarpıcı ve pırıltılıdır. Birçoğunda bu etki, altın ya da gümüş iplikle dokunmuş geniş alanların yarattığı ışıltı ve parlaklıkla daha da artırılmıştır. Pamuk çözgü iplikleri kenarlarda gene altın ya da gümüşle sarılı ipek ipliklerden yapılan şeritlerle gizlenmiştir.

    Günümüze ulaşmış birkaç yüz tane Polonya halısının çoğunun görünümü, aşınmaktan ketene benzemiştir. Kalan ipek yerlerin renkleri solarak pastele dönüşmüştür; üstelik bunlar da hızla toz haline gelmektedir.

    • 314 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 8 Kasım 2018 Kategori : Genel.

    kırmızı kemik de ne?

    • 408 görüldü
    • 2 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 27 Eylül 2018 Kategori : Edebiyat / Dil Bilgisi.

    Edebiyat ile sosyoloji arasındaki en önemli bağ tabi ki de insandır. İnsan hayatını etkileyen unsurlar sosyolojinin alanına girer. Edebiyat ise insanların (genel olarak) başından geçenleri anlatan bir sanattır ve edebiyat ile sosyoloji arasındaki bağı insan öyküleri insan hayatları almaktdır.

    • 673 görüldü
    • 2 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 20 Eylül 2018 Kategori : Televizyon.

    UEFA AVrupa ligi maçlarının Türkiye’de hangi kanalda yayınlanacağı henüz belli değil. Kurun inanılmaz yükselişi sebebi ile bence maçlar yayınlanmayabilir. Ama TRT belki parayı ödeyip maçları alır belli olmaz…

    • 553 görüldü
    • 2 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 15 Temmuz 2018 Kategori : Biyografi.

    Pedro Arrupe; (d. 14 Kasım 1907, Bilbao, İspanya – ö. 5 Şubat 1991, Roma, İtalya), 1965-83 arasında Cizvit tarikatının 28. genel başkanıdır.

    Madrid Üniveısitesi’nde tıp öğrenimi görürken, 1927’de Cizvit tarikatına katılmak üzere üniversiteyi bıraktı. İspanya hükümeti 1932’de ülkedeki Cizvit örgütlenmesini dağıtınca, Avrupa’nın başka yerlerinde ve ABD’de çalışmalarını sürdürdü. Ohio’daki Cleveland’da papazlık rütbesi aldı. New York’taki İspanyol ve Porto Rikolu göçmenler arasında etkinlik gösterdi.

    1938’de Japonya’ya gitti ve 27 yıl boyunca orada misyonerlik yaptı. 1945’te Hiroşima kurbanlarının yardımına koştu. 1954-58 arasında bölge başkanı yardımcılığını yürüttü; 1958-65 arasında Cizvitlerin Japonya’daki ilk bölge başkanı oldu. Onun genel başkanlığı döneminde Cizvit tarikatının misyonerlik ve eğitim çalışmaları genişledi, ekumenik harekette ve yurttaş haklan ile iletişim alanlarında tarikatın etkinliği arttı. Japonca sekiz yapıt kaleme aldı, anılarını 1965’te İspanyolca olarak yayımladı. Sağlığının bozulması üzerine 1983’te genel başkanlık görevinden çekildi.

    • 437 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 15 Temmuz 2018 Kategori : Edebiyat / Dil Bilgisi.

    Ars poetica (şiir sanatı), Romalı şair Horatius’un manzum mektubudur. İÖ 19/18’de yazıldığı  sanılmaktadır. Klasik edebiyat eleştirisinin en etkileyici metinlerinden biridir. Anlam derinliğinden çok ince ve duyarlı üslubuyla dikkati çeken bu manzum mektup, 19. yüzyıla değin edebiyatta çok önem verilen, konu, süsleme sanatı ve dramatik biçim kurallarını oluşturmuştur. Saptanabildiği kadarıyla Horatius’un son yapıtıdır.

    • 508 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 22 Şubat 2018 Kategori : Tarih.

    Pantokrator (Yunancada “Evrenin Efendisi”), Hıristiyan sanatında Hz. İsa’nın, yaratıcı ve kurtarıcı olma niteliklerinin aynı kimlikte birleşmesini simgeleyen pozudur. Erken Hıristiyan sanatında (y. 2 – y. 6. yy) Hz. İsa genellikle sakalsız, genç bir insan olarak canlandırılmıştır; ama yargılayıcı kimliğiyle ele alındığı daha yaşlı ve sakallı betimlemeleri de vardır. Son derece ciddi ifadeli, cepheden ve göğsüne kadar betimlenen Pantokrator tipi bu ikinci İsa figüründen geliştirilmiştir ve en kusursuz biçimiyle Bizans sanatında kullanılmıştır. Burada İsa sol elinde İncil’i tutarken, sağ elini kutsama pozunda yukarı kaldırır. Fresklerde de görülmekle birlikte mozaiklerde daha çok karşılaşılan Pantokrator İsa, Bizans Kilisesi’nin kabul ettiği ikonografik şema içinde en sık apsiste kullanılmıştır.

    • 1295 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Bilgili Soruldu on 22 Kasım 2017 Kategori : Tarih.

    Aile tarihi oluştururken yararlanabilecek kaynaklar;

    1- Aile fotoğrafları

    2- Ev eşyaları

    3- Aileye ait mektuplar

    4- Aile büyüklerine ait diplomalar

    5- Aile üyelerine ait kimlik belgeleri

    6- Madalyalar

    7- Aile üyelerine ait kıyafetler

    • 9459 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma