mahalle's Profile
Çaylak
130
points

Soru Sayısı
45

Cevaplar
43

  • Çaylak Soruldu on 15 Nisan 2020 Kategori : İnkılap Tarihi.

    Osmanlı Ahrar Fırkası, Ahrar Fırkası, Fırka-i Ahrar olarak da bilinir, II. Meşrutiyet döneminde kurulan siyasal parti.

    İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin II. Meşru-tiyet’in ilanından (1908) sonra izlediği baskıcı politikalar, örgüte daha önce de karşı çıkan Prens Sabaheddin’in yeniden yoğun eleştirilere girmesine yol açtı. Bu eleştiriler İttihatçılara karşı harekete geçmek isteyenleri de etkiledi. Nureddin Ferruh (Alkend) ile Ahmed Samim Prens Sabaheddin’le ilişkiye geçerek yeni bir parti kurmasını ve başkanlığını üstlenmesini istediler. Prens Sabaheddin bu öneriyi kabul etmemekle birlikte eski arkadaşları Ahmed Fazlı ve Mahir Said’i bu çalışmaya yöneltti.

    Nureddin Ferruh’un hazırladığı programla 14 Eylül 1908’de kurulan Osmanlı Ahrar Fırkası ilk iş olarak 1908 seçimlerine İstanbul’dan katılma kararı aldı, ama listesinden seçimi kazanan olmadı. Partinin kurucularından Mahir Said ise kendi çabasıyla Ankara mebusu seçildi. Aynı başarısızlık daha sonraki ara seçimde de sürdü. Fırka seçim yoluyla meclise temsilci gönderememekle birlikte İttihat ve Terakki yönetiminden hoşnut olmayan bazı mebusları saflarına çekmeyi başardı. Bunlar arasında Kirkor Zöhrap Efendi, İsmail Kemal ve Rıza Nur gibi tanınmış kişiler vardı. Prens Sabaheddin de fırkayla dolaylı ilişkisini sürdürdü.

    Muhalefetin gelişmesinden kaygılanan İttihat ve Terakki, fırkayı kozmopolitlikle ve Türk olmayan unsurları kışkırtmakla suçladı. 31 Mart Olayı’nda (13 Nisan 1909) İttihatçılara karşı girişilen hareketi destekleyen fırka, Hareket Ordusu’nun ayaklanmayı bastırmasıyla zor durumda kaldı. Prens Sabaheddin’in yanı sıra birçok fırka üyesi ve yandaşı tutuklandı. Prens Sabaheddin kısa bir süre sonra serbest bırakılırken, öteki tutuklulardan bazıları ağır cezalara çarptırıldı. Fırka 30 Ocak 1910’da Nureddin Ferruh’un yayımladığı bir bildiriyle kendini feshetti.

    • 56 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 18 Şubat 2019 Kategori : Genel.

    Güneş enerjisini bünyelerinde depolamış ve uygun koşullarda bu enerjiyi serbest bırakan maddelere yakıt denir.

    Fosil Yakıtlar (Bünyelerinde karbon, hidrojen, oksijen ve kükürttün yanı sıra su, kül gibi bazı yabancı maddeleri içerirler.)

    *** Katı Fosil Yakıtlar (Kömür)

    ***Sıvı Fosil Yakıtlar (Petrol)

    *** Gaz Fosil Yakıtlar (Doğal Gaz)

    Yakıtlarda Aranan Genel Özellikler

    1. Maliyet

    2. Kolay Tutuşma ve Yanma

    3. Uygun Alev Sıcaklığı

    4. Isıtma Yeteneği

    5. Zararsız Olma

    6. Termik Direnç, Mukavemet ve Reaktivite

    • 372 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 3 Şubat 2019 Kategori : Kimya.

    Kimyasal tepkime sonucunda bazın suda oluşturduğu katyon ile (+ yüklü iyon) asidin suda oluşturduğu anyonun (- yüklü iyon) birleşmesi sonucunda oluşan bileşikler tuz olarak adlandırılır.

    Tuz bileşikleri her zaman nötralleşme sonucunda oluşmaz. Metallerin asit ya da bazlarla verdiği tepkimeler sonucunda da katyon ve anyondan oluşan bileşikler tuz bileşikleridir.

    TUZLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ

    *** Tuzlar iyon yapılı bileşiklerdir.

    *** Suda iyonlaşarak çözündükleri için sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.

    *** Katı hâlde elektrik akımını iletmezler. Ancak ısı etkisi ile eritilmiş hâlleri ile sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.

    • 428 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • demek, demek ki

    Bu sözcük de benzerleri gibi, kendisinden sonra bir açıklama yapılacağını belirten tümceler arasında bağ kurar: Onu gördünüz mü ? Hayır mı ? Demek buralardan geçmemiş… gibi.

    “İşte, bu mutlaka hürriyetin tesiriydi. Demek ki annesi, bu güzel Despinayı ona oda hizmetçisi tayin etmişti.”

    “Bu da ona tam bir itimat besleyerek ondan mutlaka merhamet ve şefaat göreceği emniyetine kavuşmak değil midir ? Demek ki, eniştemizin ruhu, din, dua ve ibadetle umduğumuz bu saffete, bu istirahate er’emiyordu!”

    • 487 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • örneğin

    Açıklama getirten, yargıyı örneklendiren bir tümce bağlacıdır. Daha önceki anlatımları açıklamak üzere, kurulan tümcenin başına getirilir. Kimi maddelerin sıralanışında, bunların neler olduğunu bildirmek üzere kullanılır: Baş ağrısının birçok nedenleri vardır. Örneğin, geç yatmak, çok okumak, kapalı ve havasız yerde oturmak gibi.

    “Bu ölçüye göre avarelik felsefesini öğütleyen, ama bunu sanat değerince yapan bir eseri övmekle görevini yapmış olacak. Örneğin, İspanya’daki o büyük camiler karşısında kendinden geçip bunlar belki birçok kölelerin kanları pahasına yükseltilmiş.”

    “Kibarlığının arkasında bir çocuksuluk da vardı. Örneğin, beş altı kitabı arka arkaya imzalarken, yazdıklarının birbirine benzemesi…”

    Eskiden bu bağlacın yerine Arapçası olan mesela sözcüğü kullanılırdı:

    “Ben bunları aramazdım şüphesiz, lakin sokakta o kadar çok, bir çocuğu alıkoyup geç bırakacak o kadar çeşitli mevzular vardır ki… mesela, futbol, kamış vuruşmak, çikolata çekişmek…”

    • 267 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • yeter ki

    Tümceleri, yargıları bir koşula bağlama amacıyla kullanılan öğelerden biri de yeter ki bağlacıdır. İkinci tümce, önceki , tümceye bir açıklık da getirmiş olur: Yarın ben gelirim. Yeter ki sen sözünde dur; Pazar günü kıra gideceğiz. Yeter ki hava güzel olsun … gibi.

    “O iş bir karikatür olabilir, gülünçlü bir fıkra olabilir, bir tekerleme olabilir, her şey olabilir. Yeter ki onu meydana getiren insan, o işin önemini anlamış, heyecanını duymuş olsun.”

    “Ama umurunda değildir onun. Yeter ki, kendi rahatı kaçmasın.”

    • 365 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 14 Ekim 2018 Kategori : Sağlık.

    Minerallerin Toksik Etkileri

    Civa, kurşun, arsenik gibi mineraller fazlaca alındığında zehirlenme görülür. Ayrıca minerallerin ihtiyaçtan fazla alınması insana zararlıdır. Civa; fabrika atıklarıyla, tarım ilaçlarıyla havaya, suya, besinlere ve deniz ürünlerine karışır. Bu yollarla alınan civa enzimlerin etkinliğini bozar. Boya ve akü imalatında, matbaa gibi iş kollarında kurşun işlenir. Kurşun da aynı yollarla insan vücuduna girdiğinde, sinir sisteminde ve kan hücrelerine olumsuz etki yapar.

    • 344 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 14 Ekim 2018 Kategori : Sağlık.

    Magnezyum eksikliğinde; damar genişlemesi, kan miktarında artma, böbrek bozuklukları, kramplar, saç dökülmesi ve ödem ortaya çıkar. Yalnız bu durumlar, uzun süreli magnezyum alınmadığı hallerde görülür.

    • 346 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 14 Ekim 2018 Kategori : Sağlık.

    Kalsiyum fazlalığı sonucu, böbrek taşları ve eklem kireçlenmesi ortaya çıkar. Eksikliğinde ise kemiklerin büyümesi etkilenir, kas hareketlerinde düzensizlik görülür.

    • 278 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 14 Ekim 2018 Kategori : Sağlık.

    Potasyum fazlalığında kas zayıflığı ortaya çıkar. Sodyum eksikliğinde ise; deride, gözün bağ dokusunda ve üremede bozukluklar görülür.

    Kalp hastalarında kan basıncının yüksek olduğu durumda (hipertansiyon) ve ödem gibi bozukluklarda tuzun azaltılması gerekir. Sağlıklı kimselerin de bu hastalıklardan korunmak için fazla tuz almaktan kaçınmaları gerekir.

    • 316 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 14 Ekim 2018 Kategori : Sağlık.

    Demir eksikliği ile ortaya çıkan kansızlık (anemi), demirin bağırsaklardan yeterli şekilde emilememesinden kaynaklanır. Bu nedenle demir çeşitli yollarla vücuda alınarak, demir eksikliğinin giderilmesi gerekir. Demir fazlalığında karaciğer sirozu ve pankreas bozuklukları görülebilir.

    • 274 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 14 Ekim 2018 Kategori : Sağlık.

    Kanın pH’sının dengede kalmasında karbonik asit etkili bir maddedir. Karbonik asit (H2C03) sulu ortamda hidrojen (H+) ve bikarbonat (HC03-) iyonlarına ayrışır. Ortamda hidrojen iyonu derişimi artar ve pH düşer. Bu durumda kanın asitliği artar.

    Kanın pH’sı düştüğünde bikarbonat iyonları hidrojen iyonlarını tekrar kendisine bağlar. Bu durumda hidrojen iyonu derişimi azaldığından kanın pH değeri yükselir, asitliği azalır.

    • 335 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 14 Ekim 2018 Kategori : Biyoloji.

    Tuzlar sıvı ortamlarda, anyon ve katyonlarına ayrılır. Hücre sıvı bir ortam olduğundan, tuzlar hücrede de anyon ve katyon halinde bulunur.

    Hücre ve hücreler arasındaki anyonlara örnek olarak; klor, bikarbonat, fosfat ve sülfatları; katyonlara da sodyum, kalsiyum, potasyum ve magnezyumu verebiliriz.

    • 300 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 17 Temmuz 2018 Kategori : Biyografi.

    Harold DeForest Arnold; (d. 3 Eylül 1883, Woodstock, Connecticut – ö. 10 Temmuz 1933, Summit, New Jersey, ABD), uzun mesafe telefon ve radyo haberleşmelerinin gelişmesine katkıda bulunan ABD’li fizikçidir. Ohio eyaletinin Delaware kentindeki Ohio Wesleyan Üniversitesi’nde öğrenim gördü ve 1911’de Chicago Üniversitesi’nde doktora çalışmasını tamamladı. Western Electric Company’de çalışırken, 1914’te ülkeler arası, 1915’te de kıtalar arası radyo ve telefon haberleşmelerine olanak sağlayan, sinyal yükseltici yüksek vakumlu triyotların (termoiyonik lambaların) yapımıyla ilgili yöntemler geliştirdi ve uyguladı.

    Hoparlörlerde ve elektroakustik aygıtlarda kullanılan yeni magnetik alaşımların (permalloy ve permivar) geliştirilmesine de katkıda bulunan Arnold, 1925’te Bell Telefon Laboratuvarları’nın araştırma yöneticiliğine atandı.

    • 336 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Çaylak Soruldu on 17 Temmuz 2018 Kategori : Biyografi.

    Edwin Arnold; (d. 10 Haziran 1832, Gravesend, Kent – ö. 24 Mart 1904, Londra, İngiltere), The Light of Asia (1879; Asya’nın Işığı) adlı yapıtıyla tanınan şair ve araştırmacıdır. Bu epik şiirinde Buda’nın yaşamını ve öğretilerini incelikli bir dille ele aldı. Hıristiyanlık temasını işlediği The Light of the World (1891; Yeryüzünün Işığı) adlı yapıtıysa aynı ölçüde başarılı olamadı.

    Hindistan’ın Puna kentindeki İngiliz okulunda müdür olan Arnold, 1873’ten sonra Londra’da yayımlanan The Daily Telegraph gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. 1888’de “sir” unvanı aldı.

    • 391 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma