Papua's Profile
Yardımsever
222
points

Soru Sayısı
63

Cevaplar
64

  • Yardımsever Soruldu on 21 Mart 2020 Kategori : Edebiyat / Dil Bilgisi.

    “Göze Batmak” : 1) aşırı derecede görünür olmak: 2) tedirgin etmek, uygunsuz veya yakışıksız görünmek 3) çekemezliğe yol açmak.

    Yaptığı her şey annesinin gözüne batıyor, sinirlerinin bozuyordu.

    Fazla göze batmamak için sessizle bir köşeye iliştik.

    Yaptığın makyaj aşırı olmuş, çok göze batıyor.

    Kıyafeti çok güzeldi ama o pembe çoraplar uyumsuzca göze batıyordu.

    Okula gelen yeni öğrenci kısa sürede öğretmenlerin gözüne batmaya başladı.

    Fazla göze batmak istemiyorum ama bu konuşmalara karşı susmam da mümkün değil.

    • 49 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 14 Mart 2020 Kategori : Edebiyat / Dil Bilgisi.

    DEYİMİN ANLAMI: çok özlemek

    ***O kadar özledim ki, kızımın yaptığı yaramazlıklar bile burnumda tütüyor.

    *** Bu öğrenci evinde annemin yaptığı yemekler nasıl burnumda tütüyor anlatamam.

    *** Fenerbahçe’nin bu seneki performansına bakıldığında başarı tüm taraftarın burnunda tütüyor desek yeri vardır.

    *** Hapisteki babasını 2 aydır görememiş, artık burnunda tüter olmuştu.

    *** Hastalık yüzünden bir hafta boyunca yatınca, ev işi yapmak bile burnumda tüter olmuştu.

    *** En çok da gözlerin burnumda tütüyor.

    *** Öyle yalnızım ki eski sohbetlerimiz, kahkahalarımız inanılmaz burnumda tütüyor.

    *** Onu sevmediğimi sanıyordum oysa şimdi her hali burnumda tütüyor.

    *** Üniversiteyi uzak bir memlekette kazanan annenin kızına olan hasreti daha evde iken burnunda tütmeye başladı.

    *** Küçük kızım yaptığı yaramazlıklar bile burnumda tütüyor.

    • 32 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 3 Ekim 2019 Kategori : Sözlük.

    Örnek cümle

    Galatasaray’ın bu hali ile PSG karşısında oldukça zayıf kalacağına eminim.

    • 533 görüldü
    • 2 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 19 Temmuz 2018 Kategori : Biyografi.

    Alfred von Arneth; (d. 10 Haziran 1819 – ö. 30 Haziran 1897, Viyana), Avusturyalı tarihçidir. Viyana devlet arşivindeki kaynakları değerlendirme ve yayımlama çalışmalarıyla ünlüdür.

    Avusturyalı devlet adamı Klemens von Metternich tarafından 1841’de devlet arşivinde görevlendirildi. 1868’de arşiv sorumluluğuna atandı. 1879’da İmparatorluk Bilimler Akademisi’nin, 1896’daise Münih’teki Bavyera Bilimler Akademisi tarih komisyonunun başkanı oldu.

    Kendisine sağlanan özel olanaklarla, çoğu 18. yüzyılla ilgili değerli çalışmalar yayımladı. Bunlar arasında, Mareşal Guido von Starhemberg (1853) ve Savoie prensi Eugène (1858) ile Maria Theresa’nın (1863-79) yaşamöyküleri sayılabilir. Ayrıca, Maria Theresa’nın Marie Antoinette ve II. Joseph ile, II. Joseph’in de Leopold ve Çariçe Katerina ile yazışmalarını derledi.

    Frankfurt Meclisi üyesi olarak 1848’de siyasete atılan Arneth, anayasacı liberal partiyi destekledi. 1861’de Aşağı Avusturya Il Konseyi’nde (Landtag), 1869’da ise, soylular meclisi Herrenhaus’da görev yaptı. Gençlik anıları Aus meinem Leben (Yaşamımdan) 1893’te yayımlandı.

    • 266 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 19 Temmuz 2018 Kategori : Biyografi.

    Achim von Arnim; asıl adı Karl Joachim Friedrich Ludwig Von Arnim (d. 26 Ocak 1781, Berlin – ö. 21 Ocak 1831, Wiepersdorf, Brandenburg, Almanya), Alman halk şiirlerini derleyerek Alman romantizmine önemli katkıda bulunmuş araştırmacı, oyun yazarı, şair ve öykücüdür.

    Heidelberg Üniversitesi’nde öğrenciyken Clemens Brentano ile birlikte ünlü Alman halk şarkıları derlemesi Des Knaben Wunderhorn’u (Çocuğun Büyülü Borusu) yayımladı. Derleme, başlığını içindeki ilk şiirden almıştı; şiirde, imparatoriçeye büyülü bir boru veren bir genç anlatılıyordu. Derlemenin 1805’te yayımlanan (1806 tarihli) ilk cildi Goethe’ye ithaf edilmişti. Yapıt Goethe tarafından övülmekle birlikte, başka araştırmacılarca felsefi yetkinlikten yoksun olmakla eleştirildi. Yapıtın yayımlanması 1808’de tamamlandı.

    Arnim’in çok sayıdaki oyun, şiir ve romanı bugün neredeyse unutulmuştur. Gerçekçilikle fanteziyi tuhaf biçimde kaynaştıran öykülerinden birkaçı ise bugün Alman düzyazı edebiyatının önemli ürünleri arasında sayılır.

    • 426 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 12 Temmuz 2018 Kategori : Biyografi.

    Arşî (d. 1562 – ö. ?), Nesimî’den sonra Hurufi edebiyatının en tanınmış şairidir.

    Yaşamı ile ilgili, Divan’ı dışında hiçbir kaynakta bilgi yoktur. Divan’ında bulunan bir gazelin başına eklediği nottan 1562’de doğduğu anlaşılıyor. 2.500’den çok beyitten oluşan Divan’ında Hz. Ali’ye ve On İki İmam’a mersiyeler vardır. Hurufi şairlerinden Muhitî’nin müridi olan Arşî, onun ölümü üzerine yazdığı terkib-i bend biçimindeki yedi bendlik mersiyede, Fazlullah Hurufi’ye bağlılığı ile övünür. Farsça şiirleri de vardır. Nesimî’nin etkisinde kalarak onun gibi tuyuğlar yazmıştır. Dindışı şiirler de kaleme almıştır.

    • 517 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 10 Haziran 2018 Kategori : Genel.

    ölüye karşı suçlar, ölünün kişiliğine ya da ceset ve kemiklerine karşı işlenen suç niteliğinde eylemlerdir. Türk Ceza Kanunu ölmüş bir kimsenin anısına karşı hakaret ve sövme gibi eylemleri suç saymış, ayrıca kendisine karşı hayattayken işlenmiş benzer suçların ölümünden sonra da kovuşturulabilmesini öngörmüştür. Bu durumda ölünün eşi, kardeşleri, usul ve füruğu ile öteki mirasçıları suçu işleyen aleyhine savcılığa başvurabilirler. Bir ölünün cesedini ya da kemiklerini aşağılayan ya da bu amaçla cesedinin ya da kemiklerinin tamamını ya da bir bölümünü alan kimse 2 aydan 2 yıla kadar hapis ve para cezasına çarptırılır. Aşağılama amacı olmadan cesede karşı işlenen suçlar için hapis cezasının üst sınırı 2 aydır. Söz konusu eylemler mezarlık görevlileri ya da kendilerine ceset ya da kemikler bırakılmış kimselerce işlenirse, birinci durumda ceza 3 aydan 3 yıla kadar, ikinci durumda da 1 aydan 3 aya kadar hapistir.

    • 408 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 10 Haziran 2018 Kategori : Tarih.

    Ölümsüz On Binler, Ahamenişlerin her kayıptan sonra sayısını 10 bine yeniden tamamladıkları çekirdek birliğin askerlerine verilen addır. Kralın özel muhafız birliğini oluşturan ve doğrudan hazarapaf a (başkomutan) bağlı olan Ölümsüzler’de çoğunlukla Persler görev yapardı. Aralarında Medler ve Elamların da yer aldığı Ölümsüz On Binler sefere hizmetkârlarını ve cariyelerini de götürebilirlerdi. Susa’daki Artakserkses Sarayı’nın yanı sıra öbür Ahameniş başkentlerinde bulunan saraylardaki renkli sırlı tuğla ve oyma kabartmalarda Ölümsüzler’in çeşitli tasvirlerine rastlanır.

    • 442 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 25 Mayıs 2018 Kategori : Dini Bilgiler.

    Haccın İnsan Davranışları Üzerindeki Etkileri

    • Hac ibadetini yerine getiren kişiler, öncelikle farz olan bir ibadeti yerine getirmenin manevi huzurunu yaşarlar.

    • Hac döneminde, dünyanın farklı coğrafyalarında ve farklı kültür ortamlarında yaşayan müslümanlar bir araya gelerek tanışma ve birbirleriyle muhabbet oluşturma fırsatı bulurlar.

    • Hacca giden kişiler, Mekke ve Medine’de İslâm tarihi üzerinde tefekkür ederler.

    • Hacı olan kişiler, memleketlerine döndükten sonra İman ve İslâm’la ilgili duyarlılıkları daha şuurlu hale geldiği için çevrelerine örnek olacak bir hayat yaşamaya gayret ederler.

    • 426 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 25 Mayıs 2018 Kategori : Dini Bilgiler.

    Hac, yılın belirli günlerinde ihram giyerek Kabe’yi tavaf etmek ve Arafat’ta bir süre bulunmak suretiyle yapılan bir ibadettir. İslâm dinin beş temel esaslarından birisi de hacca gitmektir.

    Umre ibadeti; hac zamanı dışında, ihramlı olarak Kabe’yi tavaf etmek, Safa ve Merve arasında sa’y yapmak suretiyle gerçekleştirilir.

    Hac ile Umre arasındaki en önemli farklar şöyledir:

    • Hac farz iken Umre sünnettir

    • Hac belirli bir zaman diliminde ifa edilirken Umrenin, Hac mevsimi dışında her zaman yapılabilmesidir.

    Şartlar uygun ise Umre’nin Ramazan ayında yapılması daha uygundur.

    • 396 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 25 Mayıs 2018 Kategori : Dini Bilgiler.

    Hac Nasıl Yapılır?

    Hac ibadetine başlamadan ve Mekke’ye gelmeden önce hacı adayları Mikat denilen yerde ihrama girerler. Bu şekilde Hac yasakları başlamış olur. İhrama giren kişiler Mekke’ye gelerek Kabe’yi tavaf ederler ve iki rekât namaz kılarlar. Sonra Safâ ve Merve arasında sa’y yaparlar ve Mina’ya giderler. Arefe günü sabah namazına kadar burada kalırlar. Sonra Arafat’a geçilir. Burada namaz kılıp dua ederler. Aynı gün akşam namazından önce Müzdelife’ye giderler. Bayramdan önceki gece burada kalırlar. Bayram günü sabah namazından sonra Müzdelife’de vakfe yaparlar. Gün ağarınca Mina’ya doğru hareket ederler. Burada şeytan taşlanır, yapılan haccın özelliğine göre kurban vacip ise kurban kesildikten sonra saç tıraşı olunur. Eğer kurbanı vacip olmayan hac yapılıyorsa şeytan taşlama işleminden sonra tıraş olunur ve böylece ihram şartları sona erer. Daha sonra Kâbe’ye gelinir farz olan tavaf yapılır ve namaz kılınır. Böylece hac ibadeti tamamlanmış olur.

    • 458 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 25 Mayıs 2018 Kategori : Dini Bilgiler.

    Hac Kimlere Farzdır?

    Hac ibadetinin bir müslümana farz olabilmesi için bazı şartları taşıması gerekmektedir. Hac şu kişilere farzdır:

    • Akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmak

    • Hacca gidip gelinceye kadar ailesinin geçimin sağlayacak bir gelire sahip olmak

    • Hac giderlerini karşılayacak ekonomik bir imkana sahip olmak

    • Sağlık durumunun hac yolculuğu için uygun olması, yol güvenliğinin olması ve salgın hastalıkların olmaması

    • 416 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 12 Nisan 2018 Kategori : Biyografi.

    Nikolay Gennadiyevich Basov(d. 14 Aralık 1922, Leningrad [bugün Petersburg]), Rus fizikçidir. Maser ve laserin geliştirilmesini olanaklı kılan kuantum elektroniği araştırmalarıyla, Rus Mihayloviç Prohorov ve ABD’li Charles H. Townes ile birlikte 1964 Nobel Fizik Ödülü’nü kazanmıştır. Maser tek renkli, paralel ve eşfazlı mikrodalga demetleri, laser ise aynı nitelikte ışık demetleri üretir.

    1952’de Prohorov ile birlikte maser ilkesini ortaya tan ve bu çalışmalarıyla 1959’da Lenin Ödülü’nü alan Basov, 1962’de SSCB Bilimler Akademisi Fizik Enstitüsü’nün başına getirildi.

    • 480 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 12 Nisan 2018 Kategori : Coğrafya.

    Bass Boğazı, Avustralya’nın Victoria eyaletini, güneydeki Tasmanya Adasından ayıran suyoludur. En geniş yeri 240 km, derinliği ise 50-70 m’dir. Batı ucunda King Adası ve Hint Okyanusu, doğu ucunda ise Furneaux Adalar Grubu yer alır. Banks Boğazı, Tasman Denizinin güneydoğu ağzını oluşturur. Bir başka küçük adalar grubu olan Hunter Adaları Tasmanya’nın güneybatı ucu açıklarındadır. 1798’de İngiliz denizci Matthew Flinders cerrah-kâşif George Bass’ın anısına boğaza Bass adını vermiştir.

    Boğazın açıklarındaki petrol kaynaklarının değerlendirilmesine 1965’te Barracouta’da doğal gaz ve 1967’de de Halibut ve Kingfish yataklarında petrol bulunmasıyla başlandı; 1970’te de üretime geçildi.

    • 565 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma
  • Yardımsever Soruldu on 10 Şubat 2018 Kategori : Psikoloji.

    WATSON VE GUTHRİE’NİN KARŞILAŞTIRILMASI

    1. Watson’un bitişiklikten kastettiği, nötr uyarıcı ile şartsız uyarıcının peş peşe verilmesidir. Yani uyarıcı-uyarıcı bitişikliği vardır. Guthrie’ye göre ise bitişiklik, uyarıcı ile organizmanın tepkisi arasındaki bağdır. Diğer bir ifadeyle, organizma bir uyarıcıya karşı tepkide bulunur, daha sonra o uyarıcıyı tekrar gördüğünde aynı tepkiyi verir. Bu tip bitişiklik, uyarıcı-tepki bitişikliğidir, iki kuram arasındaki farkı sınav kaygısı ile ilgili bir örnekle daha açık hale getirebiliriz. Öğrenci için ilk başlarda sınav nötr uyarıcı iken başarısızlık duygusu ile (şartsız uyarıcı) eşleşmesi sonucu sınav şartlı uyarıcı haline gelir. Burada sınav ile başarısızlık duygusunun eşleşmesi uyarıcı-uyarıcı bitişikliğidir ve Watson’un tarif ettiği bitişiklik grubuna girmektedir. Guthrie’nin bitişikliği ise biraz farklıdır. O’na göre bir öğrenci sınava girip başarısız olduğunda artık sınav kaygısı yaşamaya başlar. Bundan sonra ne zaman aynı uyarıcı ile (sınavla) karşılaşsa kaygı (şartlı tepki) yaşamaya başlar. Burada İse uyarıcı-tepki bitişikliği söz konudur.

    2. Her ikisi de öğrenme de pekiştirmeyi önemli bir etken olarak görmemişlerdir.

    3. Her ikisi de sonunculuk İlkesine önem verir. Ancak Watson, davranışların öğrenilmesinde tekrara (sıklık ilkesi) önem verirken, Guthrie tek deneme ilkesine vurgu yapar.

    4. Her ikisi de insan davranışlarını adeta mekanik bir davranış olarak almışlardır.

    5. Watson özellikle psikolojinin pozitif bir bilim dalı olarak gelişiminde, Guthrie ise istenmeyen alışkanlıkları değiştirmek için önerdiği yöntemlerle uygulama alanında önemli etkiler yapmışlardır.

    • 530 görüldü
    • 1 cevap
    • 0 oylanma