Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi (Bilimden Önceki ve Bilimsel Dönem)

0
Advertisement

Sosyolojinin tarihsel gelişimi nasıldır? Bilimden önceki ve bilimsel dönemdeki sosyolojinin gelişimi, özellikleri, tarihçesi ve ünlü sosyologlar hakkında bilgi.

İnsanlar, en eski çağlardan beri dikkatlerini toplum sorunları üzerine çevirmişlerdir. Ama bu gerçeği bilim düşünüşüyle incelemek fikri, Rönesans’tan sonra doğmuş, 19. Yüzyılın ilk yarısından itibaren gelişme göstermiştir. Bunun için “toplumsal gerçek” üzerindeki incelemeleri:

a) Bilimden önceki dönem,
b) Bilimsel dönem biçiminde ayırabiliriz.

a) Bilimden önceki dönem:

1-Eski Yunan’da Platon ve Aristoteles‘in toplum üzerine düşünceleri idealist toplumsal felsefenin sınırlarını aşamamıştır.

2-Eski Yunan’dan Rönesans dönemine kadar, Batı’da toplumsal felsefenin, Ortaçağın Hristiyan Skolastik Felsefesi’nin etkisi altına girdiği görülür. Bu nedenle Hristiyan düşünürlerin, özgür ve eleştirici bir biçimde bireysel ve toplumsal sorunlara yaklaşmadıklarını söyleyebiliriz.

Advertisement

3-Modern çağların başında, Hobbes, Rousseau ve Locke’un görüşleri de birer toplumsal felsefe özelliği gösterirler.

Toplumları felsefi açıdan inceleyen bu genel anlayışın bir ölçüde dışına çıkmayı başarabilen “Montesquieu” dur.

Araştırmaların daha çok karşılaştırmalı bir nitelik taşıması gerektiğini belirten Montesquieu gözlemciliğe önem vermiş; incelediği özel konulardan genellemelere gitmemeye çaba göstermiş, “Olanı, var olanı söylemek gerekir, olması gerekeni değil.” ve “geleneklerin doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyorum, onları yalnızca açıklıyorum.” sözleriyle toplumsal olayların, değer yargılarından kaçınılarak incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

b) Bilimsel Dönem:

saint simon

Kaynak: commons.wikimedia.org

Saint-Simon: (1760-1825)

Ona göre, birey ve toplum, felsefeyle ahlak biliminin evrensel ve değişmez nitelikteki görüşleri çerçevesinde ele alınamaz. Toplumsal gerçeği açıklamak için kullanılacak elemanlar, yine bu gerçeğin kendi oluşumu içinde aranmalıdır. Çünkü, toplumdaki yapılar, kurumlar, bilgi ve inançlar sürekli bir dönüşüm içindedir. Toplumu, bu sürekli hareketliliği ve dönüşümü içinde incelecek olan bilim, “Toplumsal Fizyoloji” adını verdiği bilimdir.

Advertisement

Ona göre, toplum geniş bir atölyedir: Görevi ise, bireylere değil, doğaya egemen olup, onu biçimlendirmektir. Toplum gerçek bir varlıktır ve bu varlık insanlarm ortak ve bireysel çabalarından kaynaklanan toplumsal iş içerisinde, üretim, eylem ve yaratma biçiminde ortaya çıkar. Bireyin toplumsal çabası, hem maddi, hem de manevi bir özellik taşır; ‘Toplumun maddi yaşantısındaki ve manevi yaşantısındaki gücü ve yeteneği eşittir.” Böylece, toplumdaki maddi ve manevi yaşantıların birbirinden ayrılmazlığına dikkati çeken düşünür, “Ortak düşünce olmayan yerde toplum yoktur ve ahlak toplumun zorunlu bağıdır” sözüyle bu durumu vurgulamaktadır. Ona göre, toplumların evrimine yön veren mekanizma, toplumsal grup ya da sınıflar arasındaki çatışmalardır.

Auguste Comte

Auguste Comte (Kaynak : wikipedia.org)

Auguste Comte: (1789-1857)

Sosyoloji deyimini ilk kez kullanmıştır. Ona göre, bu yeni bilim, fizik, kimya, biyoloji gibi doğa bilimlerinin kullandığı pozitif yöntem” i kullanmalıdır. Bu anlayışa göre:

a) Yalnız ve yalnız gözlemi ve deneyi yapılabilen olguların bilimi yapılabilir.

b) Bilim, olguların somut ve maddesel görünümlerinin dışına çıkamaz.

Advertisement

c) Doğa bilimleri için geçerli olan determinizm (belli nedenlerin, belli sonuçlar doğurması) toplumsal olgulara da uygulanabilir.

Ona göre, bu anlayış ve yöntemle araştırılması gereken yasalar vardır ve bu yasalar, toplumsal gerçeği açıklayan sosyolojik yasalardır. Tarih, bireyin biyolojik özelliklerindeki toplumsallaşma sürecini belirtir; sosyoloji ise bu sürecin oluşumunu inceleyen bir bilim olacaktır. Bu nedenle, sosyolojide kullanılacak yaklaşım ya da temel yöntem, “tarihsel yöntem” olmalıdır.

Comte, sosyolojiyi “sosyal statik” ve “sosyal dinamik” olarak ikiye ayırır. Sosyal statik, belirli bir zaman dilimi içinde, bir yandan bir ilişkiler bütünü halinde toplumun yapısını incelerken, diğer yandan, da toplumsal birlik ve uyumu meydana getiren toplumsal kurum, öğe ve olguları ele alır. Sosyal dinamik ise, toplumsal gelişmeyi incelemede kullanılacak olan üçlü bir ilerleme kalıbıdır. Toplumlar, tarih içinde teolojik, metafizik ve pozitif dönemlerden geçmektedir.

Emile Durkheim

Kaynak: commons.wikimedia.org

Emile Durkheim: (1858-1917)

Durkheim, toplumsal gerçeği anlayabilmek ve açıklayabilmek için, temele belirleyici eleman olarak “toplumsal bilinç’i alır. Toplumsal bilinç, ortak inanç, değer ve kuralların soyut bir bütünüdür. Toplumsal bilinç, her ne kadar bireysel bilinçlerde belirginleşirse de, toplumsal niteliği bakımından onlardan farklıdır; onların basit bir toplamı ya da sonucu değildir. Kendi yasalarına göre evrimleşen ve bireyleri çevreleyen, etkileyen veya belirleyen koşullardan bağımsız olarak varlığını sürdüren toplumsal bilinç, kendini diğer toplumsal öğelerden farklı kılan niteliklere sahiptir. Zaman içinde büyük bir değişiklik göstermediği için kuşaklar arasındaki bağlantıyı sağlar. Bu haliyle, bireyler üzerinde, toplumsal yaptırımlarla (ayıplama, kınama, cezalandırma v.s.) sürekli bir baskı mekanizması oluşturur. Bu mekanizmalara ait yaptırımları toplumsal kurumlar gerçekleştirir.

Advertisement

Durkheim’in bu açıklaması, ulusların milli karakteri, aynı toplumdaki bireylerin ortak özellikleri gibi kavramları açıkladığı halde, “Aynı toplumdaki bireysel ayrılıkları” açıklamaz.

Durkheim, bireylerin toplumu oluşturma nedenini, toplumsal bilinç olgusuna dayanan bir “dayanışma” kavramıyla açıklamak ister. Ona göre, toplumlar dayanışma biçimi açısından ikiye ayrılır.

a) Mekanik dayanışma: Böyle dayanışmalı toplumlarda, bireyler arası fark azdır; bireyler, aynı duygulan duyduklarından, aynı değerlere bağlı olduklarından birbirlerine benzerler. İlkel ya da eski toplumlardaki (örneğin, köy toplumun klan ailesi) dayanışma buna örnek gösterilebilir. Böyle, toplumlardaki bireyler birbirlerinin yerine geçebilir; çünkü bir birey başkalarının aynıdır.

b) Organik dayanışma: Bir toplumdaki iş bölümünden meydana gelen bir dayanışmadır; artık bireyler benzer değildir.

Advertisement

“Bir toplumda nüfus arttıkça, yaşamak için verilen mücadele de şiddetlenir. Toplumsal farklılaşma, nüfus artışının getirdiği sorunlara barışçı bir çözümdür. Bu yolla, aynı işlerde yarışma ortadan kalkar, bireyler farklı meslekler edinerek farklı görevleri yerine getirirler. Böylece her birey ayrı ayrı çalışarak diğer bireylerin yaşamına katkıda bulunur.” Böylece organik dayanışma ortaya çıkar. Mekanik dayanışmaya tarım ilişkilerinin egemen olduğu “köy” örnek verilebileceği gibi sanayi ve ticari ilişkilerin egemen olduğu “kent” de organik dayanışmaya sahip topluma örnek verilebilir.


Leave A Reply