Söz İle İlgili Deyimler Anlamları ve Açıklamaları, İçinde Söz Laf Geçen

5

İçinde söz, laf, konuşmak geçen deyimler nelerdir? Söz ile ilgili deyimler ve anlamları, açıklamaları. Söz hakkında deyimler.

Söz İle İlgili Deyimler

Arka resim kaynak: pixabay.com

Söz İle İlgili Deyimler

  • ***ağzından çıkanı (çıkan sözü) kulağı duymamak (işitmemek)
    sözlerini tartmadan söylemek.
  • ***ağzından söz (laf, lakırtı) eksik etmemek
    o sözü sürekli söylemek.
  • ***ağzından (söz, lakırtı) dirhemle çıkmak
    çok az veya zorla konuşmak.
  • ***Allah bir dediğinden başka sözüne inanılmaz
    birinin çok yalancı olduğunu anlatmak için söylenen bir söz.
  • ***bir çift sözü olmak
    söyleyecek bir şeyleri bulunmak: “Gel gör ki dilimin ucunda kağnı var. Kağnılar için de bir çift sözüm var.” -B. R. Eyuboğlu.
  • ***(bir söz, birilerinin) ağzında çalkalanmak
    üzerinde çok konuşulmak: “Fakat bütün memleketin ağzında çalkalanan bu evlerin anha minha 5000 liradan fazlaya çıkmayacağı.” -S. F. Abasıyanık.
  • ***(bir şeyden) söz etmek
    o şey üzerinde konuşmak: “Dilin çağdaş kadın yazara hazırladığı tuzaklardan söz etmişti.” -T. Uyar.
  • ***(bir şeyi) söz etmek
    o şeyin dedikodusunu yapmak.
  • ***(birine) söz düşmemek
    1) başkalarının konuşmasından kendisine sıra gelmemek; 2) başkaları dururken kendisinin söz söylemesine gereklik bulunmamak: “Bu toplantıda büyüklere söz düşmüyor.” -H. E. Adıvar. 3) birinin söz hakkı olmamak.
  • ***(birine) söz gelmek
    bir davranışından dolayı eleştiriye konu olmak, yerilmek.
  • ***(birine) söz getirmek
    1) birinin eleştirilmesine sebep olmak, bir kimseye söz gelmesine yol açmak; 2) bir kimseye söz gelmesine yol açmak: “Hâlbuki bu münasebetsiz dedikodular mektebe de söz getirmeye başladı.” -R. N. Güntekin.
  • ***(birine veya bir şeye) söz geçirmek
    söylediğini, istediğini, yaptırmak: “Düğün sahipleri onlara söz geçiremediler.” -M. Ş. Esendal. “Her seferinde kalbine söz geçirerek zaaflarını denetleyebiliyordu.” -M. Mungan.
  • ***(birinin) bir sözünü (dediğini) iki etmemek
    birinin her istediğini hemen yerine getirmek: “Maliye müfettişi sizin beyin mektep arkadaşıymış. sözünden çıkmaz, bir dediğini iki etmezmiş. O isterse arkasından söyler, kocamı kurtarır.” -R. N. Güntekin.
  • ***(birinin) sözüne gelmek
    sonunda birinin söylediğini kabul etmek.
  • ***(birinin) sözünü tutmak
    öğüdüne uymak.
  • ***büyük (söz) söylemek
    yapacağı bir şey hakkında kesin konuşarak övünmek.
  • ***büyük sözüme tövbe!
    bir konuda çok kesin konuşulduğunda tersi bir durumun başa gelmemesi dileğini belirten bir söz: “Büyük sözüme tövbe, hatır ve hayalime bile getiremem.” -S. M. Alus.
  • ***denli densiz söz söylemek
    uygunsuz, yakışıksız ve saygısız sözler söylemek.
  • ***iki çift laf (lakırtı veya söz) etmek
    1) birkaç söz söylemek: “O, keyfini etsin; karşılaştığı bir ahbapla iki çift lakırtı etsin de siz ne olursanız olun.” -N. Ataç. 2) bir araya gelerek sohbet etmek.
  • ***iki lafı (sözü) bir araya getirememek
    düşündüğünü doğru dürüst ifade edememek.
  • ***iki söz bir pazar
    “uzun boylu pazarlık etmeden” anlamında kullanılan bir söz.
  • ***ileri geri konuşmak (söz etmek, laflar etmek)
    yersiz ve gönül kıracak biçimde konuşmak: “Şoför yolda ileri geri konuştu.” -L. Tekin.
  • ***kafasına söz girmemek
    1) çok aptal veya inatçı olmak; 2) önemsememek.
  • ***özü sözü bir (olmak)
    söylediği söz ile yaptığı iş veya davranışları örtüşen, tutarlı olan: “Onların özü sözü birdir. Hayatları bizim için örnektir.” -N. Hikmet.
  • ***(söz) abes kaçmak
    uygun düşmemek.
  • ***söz açmak
    bir konu üzerine konuşmaya başlamak, laf açmak: “Mademki göndermişler, onlardan kısaca da olsa söz açmak boynumuzun borcu oldu.” -N. Hikmet.
  • ***söz almak
    1) konuşmak için toplantı başkanından izin almak, konuşmaya başlamak: Toplantıda ilk olarak başkan söz aldı. 2) birinin bir işi yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak: İşimin yapılacağı konusunda bakandan söz aldım. 3) erkek tarafı oğullarıyla evlendirmek üzere kızın ailesinden olumlu cevap almak.
  • ***söz altında kalmamak
    1) bir kimsenin kendisine dokunan sözüne gereken cevabı vermek; 2) kendisini inciten, itham eden veya rahatsız bir duruma düşüren söze gereken karşılığı verip durumu düzeltmek: “Oğlunu savunmasını bilir, hiçbir sözün altında kalmazdı.” -H. Topuz.
  • ***söz anlayan beri gelsin
    “hiçbiriniz laf anlamıyorsunuz” anlamında kullanılan bir söz.
***söz aramızda
laf aramızda.
  • ***söz atmak
    1) birine dokunacak bir sözü ortalığa söylermiş gibi söylemek, sözle takılmak, laf atmak: “Numaralar okunuyor, görüşüyoruz, gruplardan gruplara sözler atıyoruz, şakalar ediyoruz, ne hoş eğleniyoruz.” -R. H. Karay. 2) birine sözle sarkıntılık etmek: “Sarhoşlar söz atıyor.” -H. E. Adıvar.
  • ***söz ayağa düşmek
    bir sorun, karışmaları gerekmeyen veya yetkisiz ve sorumsuz kimselerin görüş bildirdikleri duruma gelmek.
  • ***söz bir, Allah bir
    verilen sözden dönülmeyeceğini anlatan bir söz: “söz bir, Allah bir, seni ele vermem.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
  • ***söz birliği etmek
    ağız birliği etmek: “Çocuklar sanki söz birliği etmişçesine ortadan yok olmuşlar.” -H. Taner.
  • ***söz çıkmak
    ortalıkta bir söylenti dolaşmak.
  • ***söz dinlemek (tutmak)
    söylenen bir sözü, verilen bir öğüdü benimsemek, davranışlarını bunlara uydurmak.
  • ***söz düşürmek
    konuşmayı belli bir konuya getirmek.
  • ***söz götürmek
    1) doğruluğu ve gerçekliği tartışılabilir olmak; 2) dedikodu yapmak; 3) tahammül etmek, katlanmak.
  • ***söz işitmek
    laf işitmek.
  • ***söz kaldırmamak
    onuruna dokunan söze dayanamayıp karşılık verir yaradılışta olmak.
  • ***söz kesmek
    genellikle evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek: “O evlenmek üzere söz kesmiş, işi pişirmiş.” -H. R. Gürpınar.
  • ***söz konusu edilmek
    sözü edilmek, konuşulmak.
  • ***söz konusu olmak
    üzerinde konuşulmak, bahis konusu olmak, bahis mevzusu olmak.
  • ***söz olmak
    dedikodu yapılmak veya bir iş hoş karşılanmamak.
  • ***söz sahibi olmak
    bir konuda konuşma yetkisi olmak.
  • ***söz tutmak
    söz dinlemek.
  • ***söz vermek
    bir işi yapacağını kesinlikle bildirmek: “Vaktim yok, bana para bul, şu borcu ödeyeyim, söz verdim.” -P. Safa.
  • ***söz yetiştirmek
    1) laf yetiştirmek: “Kadın, kocasına söz yetiştirmeyi bıraktı, konuk kadına baktı.” -B. Günel. 2) birinin söylediğini başkasına götürmek.
  • ***söz yok!
    hakkında hiçbir şey söylenilemez: “Bizim kibarlığımıza söz yok ama veresiye deyince dayanamam.” -M. Ş. Esendal.
  • ***sözde kalmak
    yapılacağı bildirilmiş bir iş konuşulup gerçekleşmemek.
***söze atılmak
bir konu konuşulurken birden araya girip konuşmaya başlamak: “Neyyire Hanım hemen söze atıldı.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
  • ***söze başlamak
    konuşmaya başlamak, bir konuya girmek: “Bu düşünce aklına gelince delikanlı hemen söze başladı.” -N. Hikmet.
  • ***söze karışmak
    başkaları konuşurken araya girip konuşmak: “Birdenbire söze karışarak düdük gibi bir sesle işi doğruladı.” -R. N. Güntekin.
  • ***söze son vermek
    konuşmayı bitirmek: “Umarım ki sizi tatmin ettim diyerek sözlerine son verdi.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
  • ***söze yatmak
    söz dinlemek.
  • ***sözü açılmak
    bir şey veya bir konu üzerinde konuşulmaya başlanmak.
  • ***sözü ağzına tıkamak
    bir kimsenin konuşmasına fırsat vermeden kendisi konuşmaya başlamak.
  • ***sözü ağzında bırakmak
    sözü ağzından almak.
  • ***sözü ağzında gevelemek
    lafı ağzında gevelemek.
  • ***sözü ağzında kalmak
    konuşmasını bitirememek: “Doktorun sözü ağzında kaldı. Sevim hanım: -Hâl neresi oluyor? diye sordu.” -M. Ş. Esendal.
  • ***sözü ağzından almak
    birinin söylemekte olduğu şeyi bitirtmemek: “Kız, sözü anasının ağzından alarak: -Zaten biz geleli daha kaç gün oldu? dedi.” -M. Ş. Esendal.
  • ***sözü bağlamak
    konuşmayı bir sonuca vardırmak: “sözü şöyle mi bağlayacağız: aydın kişinin hem akıllı hem bilgili hem zeki olması zorunludur.” -A. İlhan.
  • ***sözü çevirmek
    konuşmanın sakıncalı bir biçim aldığını anlaşıldığında başka bir konuya yönelmek, lafı veya konuyu değiştirmek: “Yüzüm biraz değişmiş olmalı ki Hayri sözünü çevirdi.” -M. Ş. Esendal.
  • ***sözü dağıtmak
    konuşurken birçok konuya değinerek anlatmak isteği konudan uzaklaşmak: “Konuştuğu konu üstünde, sözü dağıtmadan dikkatini, bilgisini onun kadar toplayan insan görmedim.” -Y. Z. Ortaç.
  • ***sözü edilmek
    1) adı anılmak, bahsedilmek; 2) önemli sayılmak: “Kendim askerlikte sözü edilir bir hizmet görmüş değilim.” -B. Felek.
  • ***sözü geçmek
    1) kendisini kabul ettirmiş olmak, hatırı sayılmak: “Sağ olsun, tanıdıklardan hatırı sayılır, sözü geçer emekli bir millî eğitim müfettişi vardı.” -H. Taner. 2) adı anılmak, bahsedilmek: “Zira sözü geçen memlekette gelişmiş bir proleter sınıfı mevcuttu.” -N. F. Kısakürek.
  • ***sözü kesmek
    1) konuşmasını bitirmeden susmak; 2) başkasının konuşmasını önlemek.
  • ***sözü sohbeti yerinde
    güzel, oyalayıcı, kırmadan konuşan: “Bayanın kocası olan şişman adamcağız, sözü sohbeti yerinde, efendiden bir adam.” -M. Ş. Esendal.
  • ***sözü tartmak
    ölçülü konuşmak.
  • ***sözü uzatmak
    gereğinden çok konuşmak: “Bu hesapları yapabildiğimi göstermek için bu kadar sözü uzatıyorum.” -A. Midhat.
  • ***sözüm meclisten dışarı
    konuşma arasında çirkin bir söz kullanmak gerektiğinde o sözden orada bulunanların alınmamasını belirtmek için söylenen bir söz: “Gülseren, sözüm meclisten dışarı, uygunsuz bir çift yakalamış bekçi, dedi.” -H. Taner.
  • ***sözüm yabana
    sözüm meclisten dışarı.
  • ***sözün ardı boşa çıkmak
    söz olumlu sonuca ulaşmamak: “Her seferki gelişimde bu katakulliyi okursun fakat sözün ardı hep boşa çıkar.” -H. R. Gürpınar.
  • ***sözünde durmak
    verdiği sözü yerine getirmek, verdiği sözden dönmemek, verdiği sözü tutmak: “sözümüzde durmuştuk, benzeme bahsine girmedik.” -R. H. Karay.
  • ***sözünden çıkmamak
    birinin isteklerine, öğütlerine, sözlerine uyarak davranmak: “Halit Ağabey sen benim büyüğümsün, sözünden çıkmam.” -S. F. Abasıyanık.
  • ***sözünden dönmek
    verdiği sözü yerine getirmemek veya tutmamak.
  • ***sözüne sadık kalmak
    verdiği söze bağlı olmak: “O tarihten sonra da bir daha görüşmediğimize göre, sözüme hâlâ sadık kaldığım söylenebilir.” -E. Şafak.
  • ***sözünü bağlamak
    konuşmasını bitirmek için son sözlerini söylemek: “Müdür medrese mantığı ile sözünü bağladı.” -K. Korcan.
  • ***sözünü esirgememek (sakınmamak)
    düşündüğünü, karşısındakini kıracak bir söz olsa bile söylemekten çekinmemek: “Dikbaşlı ve sözünü esirgemez bir insan olduğundan orada bir köşede, küçük bir kâtip kalmıştı.” -Y. K. Beyatlı. “Emine iskambil falı açıyor, dikiş dikiyor, çorap örüyor, kafasına uyan insanlarla konuşuyor, sözünü sakınmıyor.” -H. E. Adıvar.
  • ***sözünü geri almak
    1) üstüne aldığı bir işten vazgeçtiğini söylemek; 2) söylemiş olduğu bir sözde haksız olduğunu kabul ederek onun söylenmemiş sayılmasını istemek.
  • ***sözünü kesmek
    biri konuşurken söze karışıp onun konuşmasına fırsat vermemek: “Birkaç söz daha söyleyip esasa geçmek istedi ise de arkada oturanlardan biri onun sözünü kesti.” -M. Ş. Esendal.
  • ***sözünü (sözünüzü) balla kestim (kesiyorum)
    karşısındakinin konuşmasını kesip arada herhangi bir şey hatırlatmak istenildiğinde izin dilemek için söylenen bir söz.
  • ***sözünü tutmak
    verdiği sözü yerine getirmek: “sözümü tuttum gibime geliyor, siz istediğiniz kadar bana meşhursun deyin.” -S. F. Abasıyanık.
  • ***sözünün eri
    verdiği sözü ne olursa olsun yerine getiren kimse.
  • ***uzun lafın (sözün) kısası
    kısacası, özet olarak: “Uzun lafın kısası, eleştirmeci okuyucuya faydalı, edebiyata faydalı bir yazıcıdır.” -S. F. Abasıyanık.

Advertisement

5 yorum

Leave A Reply