Stoacılık Nedir? Hakkında Bilgi

0

Felsefede stoacılık nedir? Stoacı filozoflar, stoacılığın özellikleri, stoacı düşünce nedir, tarihçesi, hakkında bilgi.

stoacilik

Advertisement

STOACILIK

Kitonlu Zenon tarafından İ.Ö. III. yy’ın birinci yarısında kurulan ve İ.S. II. yy’a kadar süren felsefe okulu (eski, orta ve yeni stoacılık olarak bölümlendirilir).

Zenon’un bu okulunun stoacılık diye adlandırılmasının nedeni, derslerini, Atina’da Poikile revağında (yunancada stoa sözcüğü revak anlamına gelir) vermesidir. Kendisinden sonra okulun başına Kleanthes (İ.Ö. 331-232) ve Khrysippos (İ.Ö. 281-205) geçti. İ.Ö. II. yy’da, stoacı dogmatizm yumuşadı; Panaitios (İ.Ö. 180-110) ve Poseidonios (İ.Ö. 135-50), kendilerinden öncekilerin benimsedikleri kesin ve sert ahlakı bir yana bırakarak, özellikle doğal eğilim ve insan saygınlığı kavramları üstünde durdular. Bu çağda Roma dünyasında yayılan stoacılık, Eski Romalıya özgü karaktere uygun düşen bir pratik yaşam okulu, bir ahlaksal, siyasal ve dinsel öğreti haline geldi. Stoacılık böylece, bu felsefeye bağlananların adlarının da göstereceği gibi, çok büyük bir etki gösterdi. Bu adlar arasında, Scipiolar, Laelius, Uticalı Cato, Brutus gibi devlet adamlarını, stoacı ilkeleri uyguladıklarını ileri süren ve en ünlü temsilcileri Labeo ve Proculus olan bir hukuk okulunu, yani proculusçuları sayabiliriz.

Stoacılığın son temsilcileri, Seneca (İ.Ö. 4- İ.S. 65), Epiktetos (50-125) ve Marcus Aurelius’tur (121-180). Bu öğreti, Hristiyan çileciliği, skolastik ve Rönesans insanları üstünde de derin bir etki yaptı.

Advertisement

STOACI FELSEFE

Günümüzde, stoacı sıfatı, sadeliği, zenginliğe önem vermemeyi ve özellikle acılara dayanmayı belirtir. Oysa stocalılık, doruk noktası ahlak olan kapsayıcı bir dünya görüşüydü. Stoacılar, öğretime hazırlık olarak mantık bilimine ve fizyoloji dedikleri fiziğe geniş yer veriyorlardı. Mantıkta, doğruluğun ölçütlerinin belirlenmesine özellikle önem veriyorlar ve bu ölçütü, akılla doğrulanan duyuların algılarında buluyorlardı. Stoacı fizik, tıpkı insanda olduğu gibi dünyada da biri edilgin (madde ve cisimler) öteki etkin (Tanrı ve insan ruhu) iki ilkeyi birbirinden ayırt ediyordu. Ama ruhu, maddesel bir soluk ve Tanrı’yı da ateş nitelikleri taşıyan ve bütün doğada yayılmış olan bir ateşimsi ilke olarak düşünüyorlardı. Bu ilke, her şeye can veriyor ve koruyuculuğuyla da, düzenin ve aklın değişmez yasaları uyarınca bütün varlıkları yönetiyordu. Ama aslında, hareket ettirilen madde ya da hareket eden etkinlik olarak ele alınmasına bağlı olarak Doğa ya da Tanrı diye adlandırılan tek bir varlıktan başka bir şey yoktu. Stoacılık, varlıkbilimsel (ontolojik) bir akılcılıktır.

STOACI AHLAK

Stoacılığın ahlak anlayışı, daha sonraları, en göz alıcı yanlarına önem verilerek sertleştirildi ve kesinleştirildi. Topal kalmasına yol açan efendisinin kötü davranışlarına gülerek boyun eğen felsefeci köle Epiktetos, bunun bir örneğidir. Stoa ahlakının en yüksek buyruğu, kendine egemen olarak akla boyun eğmektir. Tutarlı yaşamak ve doğaya uygun yaşamak bir tek ve aynı şeydir. Erdem, bize bağlı olmayan şeylerde, yazgıya tamıtamına boyun eğmektir. Böylece bilge, tanrısal koruyuculuk tarafından belirlendiklerine göre, olayların kendisi için kötü olamayacakları inancıyla davranışlarda bulunur. Bu olumlu ve neşeli hoşgörme, kayıtsızlık demek değildir. Kötüye ve iyiye yabancı olan dış şeyler, bir bakıma, kayıtsızdırlar kuşkusuz. Acı ve zevk, yoksulluk ve zenginlik, bireysel yaşamımıza ilişkili olmaları bakımından, bizi üzmemeli ve hoşnut bırakmamalıdır; ama Evren’in yapısında yer almaları bakımından kayıtsız değildir bunlar; çünkü, biricik iyi, evrensel doğadır. Stoacı erdem, Leibniz’in sözünü ettiği “zoraki sabır” olmaktan çok uzaktır ve her şeyden önce, sevgi ve neşedir. Doğayla bilinçli uyum da, onun yönettiği bütün olayları sevmek değildir yalnızca; ama, doğaya sürekli bir katışma, onunla her an işbirliği halinde bulunmadır.

BİLGE VE İNSANLAR

Bilge, dünyadan el etek çekmiş olarak yaşamaz; davranışlarda bulunur ve evrensel Aklın sık sık istediği birçok edimde bulunur. Bilgenin bu idealine ulaşmak çok zordur kuşkusuz. Sokrates, Diogenes ve Antisthenes, yetkin ideale ancak yaklaşmışlardır, insanların büyük çoğunluğu, yetkin olmayan varlıklar, Seneca’nın dediği gibi ikinci dereceden dürüst kişiler olarak kalmaya mahkumdurlar. Bundan ötürü, onlar için ahlaklı yaşam, “uygun şeyleri”, yani doğalarına ve durumlarına uygun düşen şeyleri bilerek seçmekten; her eylem alanında (aile, siyasal örgüt, vb.), ayrıntılı durumlarda ne yapılması gerektiğini belirten pratik bir ahlakın bütün kurallarına göre davranmaktan başka şey değildir. Ama stoacılar, hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak biricik değerin, mutlak iyi ve evrensel yazgı olduğunu kabul eden bir üstün ahlakın var olabileceğini de ileri sürerler.


Leave A Reply