Su İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları (İçinde Su Geçen Deyimler)

20

İçinde su kelimesi geçen deyimler nelerdir? Su ile ilgili deyimlerinin açıklamaları, su hakkında deyimlerin anlamları, örnek cümleler.

Su İle İlgili Deyimler ve Anlamları

Advertisement

Su İle İlgili Deyimler ve Anlamları

***aç susuz kalmak
1) yoksulluktan yaşayamayacak bir duruma gelmek; 2) yoksul bir duruma düşmek.

***ağzı sulanmak
1) imrenmek; 2) yeme, içme isteği artmak.

***ağzının suyu akmak
çok beğenip istemek, imrenmek: “Bu ziyafete elimiz erişmiyor, uzaktan ağzımın suyu akıyor.” -R. N. Güntekin.

***aralarından su sızmamak
aralarında çok yakın, sıkı fıkı arkadaşlık bulunmak: “Bir vakitler aralarından su sızmayan o dünya ahiret kardeş hatun kişiler, şimdi birbirlerini çekemiyor, birbirlerinin arkasından söylemediklerini bırakmıyorlardı.” -H. Taner.

Advertisement

***ayağı (ayakları) suya ermek
bir gerçeği anlayarak aklı başına gelmek.

***ayağına sıcak su mu, soğuk su mu dökelim?
seyrek gelen bir konuğa yarı sitem, yarı sevinçle söylenen söz.

***ayaklarına (ayağına) kara su (sular) inmek
çok yorulmak, güçsüz, dermansız kalmak: “Bu şehirde akşama doğru / İçime korku / Ayaklarıma kara su iner” -B. Necatigil.

***ayranım budur, yarısı sudur
bir iş yarım yamalak yapıldığında özür dilemek için söylenen bir söz.

***başından aşağı kaynar sular dökülmek
üzüntülü veya kötü bir olay karşısında birdenbire büyük bir sıkıntı duymak.

***beyni sulanmak
düzgün düşünemez olmak, bunamak: “Beyni sulanan bu ayyaş, iğrenç mahluku onlara anlatmakta ne fayda olabilirdi.” -M. Yesari.

Advertisement
***bıçak suyu kesiyor
“çok körleşmiş” anlamında kullanılan bir söz.

***bin dereden su getirmek
birini kandırmak için birçok sebep ileri sürmek, dil dökmek: “Rıfat Paşa gibi terbiyeli bir zat bile bin dereden su getirir, harp siyasetimizi methederdi.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

***bir bardak suda fırtına koparmak
önemsiz, küçük bir sorunu büyütmek.

***bir içim su (gibi)
çok güzel (kadın): “Görmeyeli sen büsbütün bir içim su olmuşsun.” -A. İlhan.

***(bir şey) su gibi gitmek
bol bol harcanmak.

***(bir şey) su sabun görmemek
çok kirli olmak: “Elleri, tırnakları, yüzü günlerdir su sabun görmemişti sanki.” -A. Kulin.

***(bir şey) suyu nereden geliyor?
“bir işi görmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor?” anlamında kullanılan bir söz.

***(bir şey veya bir şeyi) suya düşmek
gerçekleşme olasılığı kalmamak: “Artık karşı koyma ümidi suya düşmüştü, harp her cephede kaybedilmişti.” -R. H. Karay.

***(bir şeyin) üstüne bir bardak (soğuk) su içmek
alay o işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, o işten vazgeçmek.

***(bir yerde) içecek suyu olmak
o yere gitmesi kısmet olmak.

***(bir yerin) suyu mu çıktı?
“beğenilmeyecek nesini gördün?” anlamında kullanılan bir söz.

***(birinden) gözü su içmemek
güvenmemek: “Azarlayıp adam olmazsın sen nafile… Gözüm hiç su içmiyor senden.” -O. Kemal.

Advertisement
***(birinin) canına susamak
birini öldürmeyi istemek.

***(birinin) düğününde kalburla (elekle) su taşımak
bir yardımına karşılık olarak bekâr bir kimseye çok büyük bir yardımda bulunma sözü vermek.

***(birinin) dümen suyunda gitmek
birine bağımlı olmak, her şeyde ona uyarak davranmak.

***(birinin) eline su dökemez
“değerce ondan çok geride” anlamında kullanılan bir söz.

***(birinin) huyuna suyuna gitmek
birini kızdırmayacak veya ürkütmeyecek biçimde uysalca davranmak, alışkanlıklarına, isteklerine uygun davranışlarda bulunmak.

***(birinin) kanına susamak
belasını aramak: “Ben onun kanına susadım diyor, başka bir şey demiyor.” -Y. Kemal.

***(birinin) pirinci (çok) su kaldırmamak (götürmemek)
alıngan, çabuk darılır olmak, şakadan anlamamak.

***(birinin veya bir şeyin) yüzü suyu hürmetine
“birinin veya bir şeyin hatırına veya varlığına değer verildiği için” anlamında kullanılan bir söz: “Ben şu iki kolumun yüzü suyu hürmetine yaşıyorum, yaşıyorsam.” -Z. Selimoğlu.

***bulaşık suyu gibi
kötü hazırlanmış, tadı tuzu olmayan (sulu yiyecek ve içecek).

***canına susamak
ölmek istemek: “Canına susamış kim varsa bir adım yaklaşsın.” -N. F. Kısakürek.

***çapanoğlunun abdest suyu gibi
çok sulu, tatsız ve kötü görünüşlü olan (içilecek şeyler).

***çeliğe su vermek
çeliği özel bir biçimde hızla soğutarak daha çok sertleşmesini sağlamak: “Yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur kırılmazdı, çeliğe su vermek sanatının yalnız ona mahsus bir sırrı idi.” -Ö. Seyfettin.

***dizlerine kara su inmek
beklemekten veya yorgunluktan güçsüz kalmak.

Advertisement

***eceline susamak
ölmek istermiş gibi tehlikeli işlere girişmek.

***ekmek elden su gölden
“kendisi çalışmayıp başkasının kazancıyla geçinme durumu” anlamında kullanılan bir söz: “Uygar yaşamlarında ekmek elden su göldendi.” -A. Kutlu.

***(elinden gelse, bıraksalar) bir kaşık suda boğmak
bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek: “Muhalifler bizi bir kaşık suda boğmak istidadını gösteriyordu.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

***elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak
hiçbir iş yapmamak: “Anneciğim, hayatımı kazandığımda senin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam.” -A. Kutlu.

***eşek sudan gelinceye kadar dövmek
tkz. adamakıllı dövmek: “Uslu otur yoksa ufak bir münasebetsizliğini duyarsam eşek sudan gelinceye kadar döverim, kemiklerin kırılır, anladın mı?” -R. H. Karay.

***ez de suyunu iç
değersiz, yararsız şeyler için kullanılan bir söz.

***gözleri sulanmak
gözlerine yaş gelmek.

***havanda su dövmek
boşuna uğraşmak: “Havanda su dövmeyelim, önce namussuzu bulalım sonra bunları konuşalım.” -M. İzgü.

***huyu huyuna suyu suyuna (uygun)
iki kişinin her yönden birbirine uygunluğunu anlatmak için kullanılan bir söz.

***huyunu suyunu değiştirmek
eskisine göre değişik davranmasına sebep olmak.

***içine su serpilmek
ferahlamak.

***içtikleri su ayrı gitmemek
sıkı fıkı dost, arkadaş olmak: “İçtikleri su ayrı gitmez, her derdini onunla paylaşırdı.” -H. Topuz.

Advertisement

***imamın abdest suyu gibi
soğuk veya sıcak olması gerekirken ılık olan içecekler için kullanılan bir söz.

***kalburla su taşımak
verimsiz, sonuçsuz bir işle uğraşmak.

***kana susamak
öldürme hırsı duymak.

***kanı sulanmak
kansızlığa uğramak.

***keçesini sudan çıkarmak
güç olan bir işi, durumu yoluna koyarak rahatlamak.

***keçeyi suya atmak
ar ve namusu hiçe saymak.

***kestane suyu gibi
sulu (kahve).

***kırk dereden su getirmek
bin dereden su getirmek.

***köküne kibrit suyu dökmek (kökünü kurutmak)
bir daha ortaya çıkamayacak biçimde yok etmek.

***kulağına kar suyu kaçırmak
dolaylı olarak duyurmak.

***lafı sulandırmak
bir konu üzerinde ciddiyetle durup konuşurken araya ilgisiz, anlamsız veya tutarsız boş laf katmak.

***ölümüne susamak
ölümle sonuçlanabilecek davranışlarda bulunmak: “Ölümüne susamış kimse meydana çıksın.” -O. V. Kanık.

Advertisement

***pişmiş aşa (soğuk) su katmak
yoluna girmiş olan bir işi bozmak: “Biz olanca gücümüzle Batılılaşmaya çalışırken senin bu düşüncelerin pişmiş aşa soğuk su katıyor.” -H. E. Adıvar.

***saman altından su yürütmek
belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak: “Saman altından su yürüten, ürkek, kaypak görünüşlü insanoğlunu tanımışlığı var.” -Y. Kemal.

***sayım suyum yok
1) çocuk oyunlarında “kısa bir süre için oyun dışıyım” anlamında kullanılan bir söz; 2) çocuklar arasında bir işte şakaya yer verilmeyeceğini anlatan bir söz: “Alır mıydım? Sevinir miydim? Yoksa mızıkçılık eder, -Olmaz, sayım suyum yok… Siz birlik olup bana oyun ettiniz -mi derdim.” -H. Taner.

***sıkıp suyunu çıkarmak
sömürmek.

***su almak
1) suyu içine çekmek: Ayakkabılarım su alıyor. 2) den. su yapmak; 3) den. gemiye içme suyu doldurmak; 4) tıp herhangi bir organdan tedavi maksadıyla su boşaltmak; 5) mec. bozukluk, yozlaşma başlamak: “Bu güven bir yerinden su alıyorsa o gediği zamanında kapamak gerekir.” -H. Taner.

***su basmak
bir şey veya yer sular altında kalmak, her yanı suyla dolmak.

***su çarpmak
yüzünü su ile yıkamak.

***su çekmek
1) içine su almak; 2) alçak bir yerden tulumba vb. ile su çıkarmak.

***su dökmek
hlk. küçük abdest bozmak.

***su dökünmek
yıkanmak: “Biraz su dökünüp hafiflik hissettikten sonra kalktılar.” -N. F. Kısakürek.

***su etmek
den. bir geminin içine herhangi bir yerinden su girmek veya su sızmak.

***su gelmek
tıp doğumdan önce amniyon sıvısı döl yolundan akmak.

Advertisement

***su gibi
çok ıslak: “Ben bir yere gidemem, arkamda gömlek su gibi.” -M. Ş. Esendal.

***su gibi akmak
1) zaman hızla geçmek; 2) para, yiyecek vb. bol bol gelmek: “Şoförlükten bir senede artırdığım para ile bu bağı almıştım. O vakit su gibi para akıyordu.” -R. N. Güntekin.

***su gibi aziz ol!
su getirenlere iyi dilek olarak söylenen bir söz.

***su gibi bilmek (okumak)
yanlışsız bilmek veya okumak.

***su gibi ezberlemek
yanlışsız okuyabilecek kadar ezberlemek.

***su gibi olmak
çok ıslanmak.

***su gibi terlemek
çok terlemek.

***su görmemiş
çok kirli (yüz, el).

***su götürür yeri olmamak
başka türlü yorumlanacak bir yönü bulunmamak: Yapılanların su götürür yeri kalmadı.

***su içinde
en kötü şartlarda bile: Bu masa su içinde on bin lira eder.

***su içinde kalmak
çok terlemek, su gibi ıslanmak.

Advertisement

***su iktiza etmek
gusül gerekmek.

***su kaçırmak
1) su sızdırmak; 2) argo baş ağrıtmak, can sıkmak.

***su kapmak
yaralar azmak.

***su katılmamış
kendine özgü olan durumu koruyan, başka bir etkiyle değişmemiş, bozulmamış olan: “O bizim su katılmamış biricik münekkidimizdir.” -B. R. Eyuboğlu.

***su kesmek
sulanmak: Bu yoğurt su kesmiş. Bu karpuz dura dura su kesmiş.

***su koyuvermek
1) sebze ve et pişerken suyunu salıvermek; 2) argo sözünde durmamak, cıvıtmak: “Melahat büsbütün su koyuvermiş, yerlere yatarak gülüyor.” -H. Taner. 3) vazgeçmek; 4) beklenen görevi yapmamak.

***su vermek
1) bitkileri sulamak; 2) hayvanlara su içirmek; 3) insanlara içmek için su getirmek.

***su yapmak
den. gemi veya sandalın içine dibinden su girmek: “Bir adam için alın damarı çatlamış, dediler mi su yapan tekneden beterdir.” -B. Felek.

***su yürümek
ilkbahara doğru ağaçlar tomurcuklanmaya başlamak.

***su yüzü görmemiş
su görmemiş.

***su yüzüne çıkmak
bir süre örtülü kalmış bir iş veya sorun aydınlanmak, belli olmak: “Tiyatroda sorunlar su yüzüne çıkmış, bunların neler olduğu anlaşılmıştır.” -M. And.

***su yüzüne (üstüne) çıkmak
görünür olmak: “Bilinçaltı bir baskı belki de ilk kez su üstüne çıkıyordu.” -Ç. Altan.

Advertisement

***sudan çıkmış balığa dönmek
herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak: “Yaşama adım attılar mı sudan çıkmış balığa dönerler. Ya yetenekleri değerlendirilmezse bu yeni çevrede? Ya saygı görmezlerse?” -T. Uyar.

***sudan geçirmek
1) herhangi bir şeyi üstünkörü yıkamak; 2) sabunlu çamaşırı durulamak.

***sular kararmak
akşam olmaya başlamak: “Son vapur iskeleye sular kararırken yanaşırdı.” -A. Ş. Hisar.

***sular seller gibi
bir metni yanlışsız söyleyecek kadar.

***suya göstermek
hafifçe yıkamak.

***suya götürüp susuz getirmek
herhangi bir işte akıl, zekâ, deneyim ve kurnazlıkla bir diğerini alt etmek.

***suya sabuna dokunmamak
1) sakıncalı konularla ilgilenmemek: “İyisi mi bir yazar, hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı.” -O. V. Kanık. 2) davranışlarını kimseyi incitmeyecek biçimde ayarlamak.

***suya salmak
boşuna harcamak.

***suyu baştan (başından) kesmek
işin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.

***suyu çıkmak
çok söz edildiği veya üzerinde yerli yersiz durulduğu için değerini yitirmek, önemsizleşmek.

***suyu görmeden paçaları sıvamak
henüz hiçbir belirti yokken veya gereğinden çok önceden hazırlanmaya kalkışmak.

***suyu ısınmak (kaynamak)
tkz. işbaşından uzaklaştırılması yaklaşmak veya gelmek.

Advertisement

***suyu kesilmiş değirmene dönmek
işlemez, yararsız duruma gelmek.

***suyu seli kalmamak
sulu yemek kaynaya kaynaya suyu azalmak.

***suyun akıntısına gitmek
olayların veya durumun gelişmesine göre davranmak, uymak: “Bunlarda sezilen intibakçı hatta biraz suyun akıntısına giden ruh, Ayşe’nin mizacına pek uymuştu.” -H. E. Adıvar.

***suyun başı
1) suyun çıktığı yer, kaynak: “suyun başına çöküp ellerini, yüzünü yıkamaya koyuldu.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir işin asıl yetkililerinin bulunduğu yer; 3) mec. en çok yarar sağlanacak yer.

***suyuna tirit
baştan savma, değersiz, özensiz.

***suyunca gitmek – suyuna gitmek
bir kimseyi sinirlendirmeyecek biçimde davranmak.

***suyunu almak
kaynatılan yiyeceğin suyunu ayırmak.

***suyunu çekmek
1) yemek kaynayıp suyu kalmamak; 2) tkz. tükenmek: “Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat’a geçti.” -N. F. Kısakürek.

***taşı sıksa suyunu çıkarır
birinin vücutça çok güçlü olduğunu belirtmek üzere söylenen söz: “Aslan gibidir maşallah, taşı sıksa suyunu çıkarır, diyor.” -A. İlhan.

***tavşanın suyunun suyu
iki şey arasındaki ilginin çok uzak olduğunu anlatan bir söz.

***tepesinden kaynar sular dökülmek
başından aşağı kaynar sular dökülmek: “Nazmiye’nin tepesinden sanki kaynar sular döküldü, yooo … dedi.” -O. Kemal.

***ya huyundan ya suyundan
bazı özellikleri olduğu gibi bir yerden, bir kimseden almış kimseler için kullanılan bir söz.

Advertisement

***yelkenleri suya indirmek
direnmekten vazgeçip karşısındakinin dediğini benimsemek, kabul etmek: “Ben böyle çıkışınca ister istemez yelkenleri suya indiriyorlardı.” -R. N. Güntekin.

***yerinde su çıkmak
haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenen bir söz.

***yüreğine su serpmek
bir kimseyi kaygı sebebinin ortadan kalkmasıyla veya yeniden umut verecek bir haberle ferahlatmak: “Bizim nesil sözü, Selma Hanım’ın yüreğine biraz su serpti.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

***zemzem suyu ile yıkanmak
hiçbir suçu veya günahı olmamak: “Konferansı düzenleyenlerin hepsi, zemzem suyuyla mı yıkanmışlar sanki?” -T. Halman.


20 yorum

  1. abi çok sağol ödevim vardı ve bütün deyimler vardı burada ödevde çok zordu başka sitede yoktu hll size çok >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>TEŞEKÜRLER <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Reply To furkan Cancel Reply