Suat Derviş Kimdir? Mücadeleci Kadın Gazetecinin Hayatı Eserleri

0
Advertisement

Suat Derviş kimdir ve ne yapmıştır? Mücadeleci kadın gazeteci Suat Derviş’in hayat hikayesi, gazeteciliği, eserleri, hakkında bilgi.

Suat Derviş (1903-1972)

Suat Derviş, Osmanlı İmparatorluğunun hüzünlü son döneminden, Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllara, darbeler ve siyasal soruşturmalarla geçen yıllardan, tek partili döneme kadar uzanan bir tarihin sayfalarından, kadın ve düşünce insanı olarak karşımıza çıkıyor. Hayatı boyunca pek çok ilke de imza atan bu kadın, tanınmış bir ailenin kızı olarak Çamlıca’da bir köşkte dünyaya geldi. Asıl adı Hatice Saadet Baraner’dir. Darülfünunun kurucularından Müşir Derviş Paşanın torunu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli Dr. İsmail Derviş ve Sultan Abdülaziz’in Mızıka-Yı Hümayun Orkestrası Şefi Kamil Beyin kızı Hesna Hanım’ın kızıdır.

Suat Derviş

Aydın bir aileden gelen Derviş’in eğitimine yıllar boyu özen gösterilmiş, mürebbiyelerle büyümüş, Fransızca ve Almanca öğrenmiştir. Kadının dışarıda kendini pek de fazla göstermediği yıllarda o, Babıâli’nin yolunu tutacak, inandığı değerler uğruna gözyaşı dökmeye razı olacaktır.

Hezeyan adlı şiirini Nazım Hikmet’in ondan habersiz Alemdar Gazetesi’nde yayınlatmasının ardından, edebiyat dünyası bu gencecik kızın adından haberdar olur. Suat Derviş’in pek de hoşuna gitmeyen bu olayı Hikmet “Gölgesi” adlı şiirinde, “Hiç olmazsa hıncımı böyle alırım, dedim/Yola mağrur uzanan gölgesini çiğnedim” dizeleriyle açıklayacaktır. Bu olaydan iki yıl sonra ilk romanı Kara Kitap, 1921 yılında basılır. Alemdar Gazetesi’nde çalıştığı yıllarda Avrupa’ya giden ilk kadın gazeteci olacaktır. Bir süre sonra ikdam Gazetesi’ne geçecek, orada yine bir ilki başararak gazetenin kadın sayfasını oluşturacaktır. Dil bildiği için, Boğazlar sorununun görüşüldüğü Montrö Konferansına gidecek, ayrıca Lozan Konferansını da izleyecektir. Almanya’da üç yıl boyunca edebiyat eğitimi alacak, ancak Hitler’in başa geçmesiyle yurda dönecektir.

Advertisement

Kara Kitap’ın ardından, yine 20’li yıllarda Hiçbiri, Ne Bir Ses Ne Bir Nefes, Buhran Gecesi, Fatma’nın Günahı, Gönül Gibi ve Emine romanlarını çeşitli gazetelerde tefrika eder. İlk yıllarında üst tabakadan insanları betimlediği eserleri, ilerleyen yıllarda sol görüşünün de etkisiyle kadın ve erkek ekseninde toplum baskısı ve sınıf farklılıklarından izler taşıyan konulardan oluşur.

Gerçek İsmini Kullanmaz

Almanyadan döndükten sonra, Son Posta, Cumhuriyet, Tan, Haber, Son Telgraf gibi gazetelerde tefrikaları ve röportajları yayınlanır. Otuzlu yılların sonunda yükselen faşizme karşı görüşlerini bildirir, bu nedenle yıllarca gerçek ismi yerine, Emine Hatip, Saadet Hatip, Süveyda H., Suzet Doli gibi takma adlar kullanmak zorunda kalır. 1939da yayınlanan “Hiç” adlı romanının ardından yaklaşık otuz yıl, eserlerini yayınlayacak yayınevi bulamaz. 1940 yılında on beş günde bir yayınlanan sanat-edebiyat dergisi Yeni Edebiyat’ı çıkarmaya başlar. Abidin Dino, Sabahattin Ali, Atilla ilhan gibi genç yazarlara kadrosunda yer verir. Yazılarıyla birlikte siyasi kimliği de ön plana çıkan Derviş, dile getirdiği görüşler nedeniyle bazı çevrelerin tepkisini çekmeye de başlar. Dergi aynı zamanda TKP’nin bir yayın organı olarak algılanır ve kısa süre sonra kapatılır.

Suat Derviş

Reşat Fuat Baraner’le Evliliği

1941de üç başarısız evliliğinin ardından, dördüncüsünü Türkiye Komünist Partisi Teşkilat Sekreteri Reşat Fuat Baraner’le gerçekleştirir. “Neden Sovyetler Birliği’nin Dostuyum” adlı yazısı 1944’te yayınlandığında ise, Derviş için kovuşturma, dava ve sürgün hayatı başlamış olacaktır. Gazeteci olarak iş bulamaz ve eserlerini yayınlatamaz duruma gelir. Bu zorlu hayat ve eşinin davaları nedeniyle tekrar gurbete doğru yol alır. Bu kez adres Fransa ve İsveç olacaktır. Eserlerini orada yayınlatmaya başlar. İlk kez bir Türk romanının Fransada basılmasına vesile olacak “Ankara Mahpusu” (1957) adlı eseri yayınlanır. Yine o yıllarda pek çok dergide de romanları ve öyküleri yer alır, eserleri birkaç dile çevrilir. Pek çok ünlü yazarla ismi yan yana anılır.

Advertisement

On yıllık ayrılığın ardından yurda döndüğünde, sene 1963’tür. Ünlü romanı Fosforlu Cevriye’nin sinemalarda gösterimi vardır. Neriman Köksal’lı kabadayı kadın modelini başlatacak olan güzel Çevriye, günümüze değin filmiyle, romanıyla çok konuşulan eserler arasında yer alacaktır. Suat Derviş ise, yine sanatla ve siyasetle ilgili çalışmaların içinde bulur kendini. 1968 yılında çok sevdiği eşi Reşat kendisini yalnız bırakarak, bu dünyadan ayrılır. Derviş ise, yılmadan, usanmadan çalışmaya devam eder. Devrimci Kadınlar Birliğinin kuruluşunda yer alır, ancak o da kısa bir süre sonra kapatılacaktır. Türkiye’de feminizmin öncülerinden sayılan Suat Derviş, 23 Temmuz 1972’de aramızdan ayrılmıştır. Büyük bir direnişle tutunduğu yazılarıyla, kendi gerçekliğini dile getirmeye çalıştığı romanları ve makaleleriyle bir dönemin unutulmaz isimleri arasındadır.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?