Sürüngenler Hakkında Geniş Bilgi – Genel Özellikleri

0

Sürüngen hayvanlar nelerdir? Sürüngenlerin çeşitleri, genel özellikleri, yapıları, yerleşim ve beslenmeleri hakkında detaylı bilgi.

kertenkele

SÜRÜNGENLER

Omurgalıların, suda ya da karada yaşayan, sürünerek ya da yürüyerek ilerleyen sınıfıdır.

Karada yaşayan biçimlerin evrim tarihinde en önemli yerlerden birini tutan sürüngenlerin kökenleri, bütün öbür biyolojik soylar (eski devirlerde yaşamış küçük boyutlu ikiyaşayışlılardan başlayarak) gibi, hâlâ tam açıklığa kavuşturulamamıştır. Sürüngenlerin, memeliler ve kuşların türediği bir grup olduğu sanılır, ama evrim olayları ölçüsüzce yalınlaştırılmamalıdır ve ikiyaşayışlıların balıkların soyundan geldikleri ve bir sürüngenin ortaya çıkmasına neden oldukları biçimindeki klasik taslak “kullanışlı bir imge” den başka bir şey değildir.

KABUKLU YUMURTALAR

Günümüzde eldeki bilgilerin ışığında, Karbon devrinin başlangıcından beri, üremelerini sağlamak için suya bağımlı kalmış olan ikiyaşayışlıların yanı sıra, bunların yakın akrabası, olan, ama kabuklu yumurtalar yumurtlayan ve yumurtadan çıkan yavrularının hemen suya gereksinimi olmayan bir grubun var olduğu anlaşılmaktadır (oysa ikiyaşayışlıların suda yumurtlanan ve döllenen, bir kabukla da korunmamış olan yumurtalarından çıkan kurtçuklar için su gereklidir). İyi korunmuş kabuklu yumurtalar yumurtlama yeteneği, embriyoların yumurtalar içinde gelişmesi ve buradan çıktıklarında bulundukları ortama uyum sağlama yetenekleri, sürüngenleri ikiyaşayışlılardan ayıran başlıca özelliklerdendir.

Yaklaşık 250 milyon yıl önce, ikiyaşayışlılarla ortak ataları olan canlılar, bu döneme özgü yetkinleşme yolunda bulunabiliyordu. Kısa süre içinde dört ayaklı omurgalılar suda yaşama zorunluluğundan kurtulmuş ve Karbon devrinin bitkisel yayılımını izleyen kuru ortamda gelişebilmişlerdir. Kimi araştırmacılar, sürüngenlerin atalarını oluşturan biçimlerin seymuriyamorf arasında yer aldığını ileri sürerler. Seymouria cinsi ve buna akraba olan cinsler, anatomileri bakımından, hem ikiyaşayışlıları, hem de ilkel sürüngenleri anımsatırlar, ama bazı belgeler, bunların suda yaşayan kurtçukların görünüşünde geliştiklerini ve sürüngenliğe olan eğilimlerine karşın, hâlâ ikiyaşayışlı olduklarını kanıtlamaya yöneliktir.

Kafataslarıysa zırhlıbaşlılara ait ikiyaşayışlılara ve balıklara özgü bir yapıdadır. Bununla birlikte, seymuriyamorfun yapılarının inceliği nedeniyle hiç fosilleşmiş izler bırakmayan ama Karbon devrinde, bir yandan döl bırakmaksızın çabucak ortadan kalkmış olan Diadectes’i ve öte yandan kotilozorları (Cotylosauria) oluşturan küçük boydaki “ilksürüngenler”le ortak atalara sahip oldukları düşünülebilir.

KOTİLOZORLAR VE DÖLLERİ

Hemen hemen bütün uzmanlar, sürüngenlerin kökenini (kendileri döl bırakmaksızın, Permiyen’in sonundan önce ortadan kalkmış olan) kotilozorlarda aramak gerektiği konusunda görüş birliğine varmışlardır. Bu, Orta ya da Alt Karbon devrinden başlayarak türemiş olan kimi kotilozor biçimlerinin bilinen bütün sürüngenlerin ataları oldukları anlamına gelir. Bu sürüngenler şöyle sıralanabilir:

a) Kaplumbağalar ya da Chelonia: Günümüze kadar her zaman bol bulunmuştur;

b) Synapsida: Takımlarından biri olan Therapsida memelilerin kökenidir;

c) Pleziyozoriar (Plesiosauria): Tebeşir devrinde döl bırakmaksızın ortadan kalkmışlardır;

d) İhtiyozorlar (îchthyosauria): Denizlerde yaşayan büyük sürüngenlerdir, Tebeşir devrinde döl bırakmaksızın ortadan kalkmışlardır;

e) Lepidozorların (Lepidosauria) ataları; Günümüzde yaşayan yılanlar, kertenkeleler ve kalakbaşlılar (Rhynchocephalia );

f) Arkozorlar (Archosauria): Triyas’ ta ortadan kalkmış olan tekodontların (Thecodontia) atalarıyla ilgili biçimleri vermiştir:

Tebeşir devrinin sonunda ortadan kalkmış olan dinozorlar; kuşların daha doğrudan eski ataları olan, aynı biçimde Tebeşir devrinde ortadan kalkan pterozorlar (Pierosauria); hâlâ var olan timsahların ataları.

SÜRÜNGENLERİN ÖZELLİKLERİ

Yukarıda belirtilen genel bilgilerin dışında, sürüngenlerin organlaşma planı, ikiyaşayışlılarınkine göre şu on maddede belirtilebilir:

1. Üstderinin boynuzsu tabakasının kalınlaşması ve deriyle ilgili salgı bezlerinin hemen hemen tümüyle indirgenmesi; bu değişiklik sayesinde sürüngenler su yitimine karşı büyük bir dayanıklılık kazanmışlar ve karadaki kuraklığa kendilerini uyarlamışlardır.

2. İlk omurlar ve kafatasının arkasındaki kasların değişikliğe uğraması; bu, bir boyun bölgesinin oluşmasına yol açmış; baş gövdeye göre daha hareketli bir hale gelmiş ve böylece gözlem (bilgi alma) ve tepki gösterme olanakları artmıştır.

3. Ağız boşluğunun tavanım oluşturan ikinci bir kemik damağın oluşması; iç burun delikleri, yutağa açılacak biçimde geriye itilmiş ve hayvan, ısırırken ve çiğnerken de solunum yapabilir hale gelmiştir.

4. Karın tarafının ortasında iyi gelişmiş bir göğüs kemiğinin oluşmasıyla göğüs kafesinin kapanması.

5. Akciğerlerin karmaşıklaşması ve soluk borusunun (trake) bunlar içinde dallanan bronşlarla ilerlemesi.

6. Kirli kanın (toplardamar kam) ve temiz kanın (atardamar kanı) birbirinden ayrılmasında yetkinleşme olması.

7. Beynin yetkinleşmesi; bir yeni kabuk (neopallium ya da beyin kabuğunun evrim geçirmiş olan bölümü) oluşumu, daha karmaşık reflekslere olanak vermiştir.

8. Omurilik sinirlerinin birinci çiftlerinin baş içine girmesi; çeşitli organların eşgüdümü bu sayede yetkinleşmiştir.

9. Böbreğin yetkinleşmesi; atılacak maddelerin dışarı atılmasını daha etkili kılan metanefroz (evrimli böbrek) tipinde yetkinleşmiştir.

10. Erkeklerde üreme tekniğini yetkinleştiren ve dikleşebilen içi oyuk iki çiftleşme organının gelişmesi.

Sürüngenler, çoğunlukla akciğerleri aracılığıyla havayla solunum yapan hayvanlardır; derileri pullar, pulsu plaklar ya da bağayla ürtülüdür; deri her zaman kurudur, ama sözgelimi, kertenkelelerin uylukları boyunca bulunan salgı bezleri gibi, birkaç kural dışı durum vardır. Kaplumbağaların dışındaki sürüngenlerin dişleri vardır, ama birçok grupta bu bakımdan kimi ayrılıklar olduğunu belirtmek gerekir. Sürüngenlerin beden sıcaklığı değişkendir. Yani bunlar, memeliler ve kuşlar gibi sabit sıcaklıklı hayvanlar (homeoterm) değil de ikiyaşayışlılar, balıklar ve omurgasızlar gibi değişken sıcaklıklı hayvanlardır (poykiloterm).

kaplumbağa

KAPLUMBAĞALAR

Tüm yeryüzünde çok erken tarihlerde eşit biçimde yayılmış olan kaplumbağalar (Chelonia) Anapsida altsınıfını oluştururlar. Bunların, Güney Afrika Permiyeni’ne ait, gövdesinde yalnızca on omur bulunan küçük sürüngen Eunotosaurus ‘a benzer biçimlerden türemiş oldukları sanılır. Fransa’ da Saint-Affrique Permiyeni’nde gerçek bir kaplumbağa olan Archaeochelis pougeti bulunmuştur. Triyas kaplumbağaları, günümüzde yaşayanlardan daha karmaşık yapıdaydılar ya da açıkça bunların benzeriydiler.

Kaplumbağaların başlıca özelliği, bir sırt zırhı ve bir karın zırhından oluşan bağalarıdır. Her iki bölüm, kenarlarıyla birbiriyle kaynaşmış ve üstderiden oluşmuş boynuzsu plaklardan meydana gelmiştir. Kabuğa asıl sertlik ve dayanıklılığını veren, bu boynuzsu plaklar ve derinin altında bulunan kemik plaklardır. Bunlar iskelete ait olan omurlar ve kaburgalarla kaynaşmış durumdadır. Kemik plakların düzeni ve sayısı, üstteki boynuzsu plaklarınkine uymaz. Kabuk plaklarının düzen ve sayıları türlere göre değişir. Günümüzde yaşayan kaplumbağalar iki alttakıma ayrılır. Bunlardan biri gizliboyunlular (Cryptodira), öbürü de dönerboyunlulardır (Pleurodira). Gizliboyunlular karada ya da suda yaşayan ve bütün kıtalara yayılmış olan az ya da çok eski tüm kaplumbağalardır; bunlarda boyun, kabuk içine yana bükülmeden, geriye doğru S harfi biçiminde kıvrılarak çekilir. Dönerboyunlular, birkaçı dışında, Güney yarıkürede yaşarlar; boyunlarını, kabuk içine çekerken, yana bükerler. Kalça kemeri, bağa ve karın zırhı ile kaynaşmıştır.

PLEZİYOZORLAR VE İHTİYOZORLAR

Pleziyozorlar (Plesiosauria), notozorlarla (Nothosauria) birlikte, tümü fosil olan Sauropterygia takımını oluşturur. Notozorlarda hâlâ, foklar gibi güçlükle ilerlemelerine olanak veren üyeler (bu üyeler yüzme paletlerine benzer) bulunmasına karşılık, pleziyozorlarda yalnızca yüzgeçler vardır. Bunlar deniz sürüngenleridir, ama biçimleri bakımından ihtiyozorlardan ayrılırlar; bunlarda beden geniş, kuyruk ve boyun uzundur. Pleziyozor cinsinin boyu, çapı 1 m’yi biraz geçen bedeniyle 5 m’ye erişebiliyordu. Tümü fosil olan ihtiyozorlar Parapsida altsınıfının iki takımından birini oluşturur. Bunlar, çenelerin uzaması nedeniyle dar bir burun bölgesi olan ve böylece kafatasları öne doğru uzamış olan deniz sürüngenleridir; bedenleri aerodinamiktir. Yalnızca etçildirler, kimilerinin boyu 8-10 m’ye erişmiştir; yılan biçiminde olan Tylosaurus ve Mosasaurus ‘un boyu 15 m’ye ulaşmıştır.

yilanYILANLAR VE KERTENKELELER

Günümüzde yaşayan pullusürüngenlerin (Squamata) [bunlar günümüzde dünyada yaşayan sürüngenlerin büyük çoğunluğunu oluşturur]kökenini oluşturan lepidozorların atalarına ilişkin fazla bilgi yoktur. Kuşkusuz burada söz konusu olan, küçük biçimlerdir. Pullusürüngenlerin en eski kalıntıları İsviçre’nin ve Kuzey İtalya’nın Orta Triyas devrine aittir. Askeptosaurus ve Macrocnemus günümüzde yaşayan kertenkelelere çok benziyordu, ama bedeni bir kertenkeleninkinden çok farklı olmayan Tanystropheus ‘un, bacakları, her biri aşırı derecede uzamış on iki boyun omurundan oluşan çok uzun bir boynu ve gerçek bir yılan kuyruğu vardı.

Böylece boyu 4 m’ye yaklaşıyordu ama asıl bedeni yaklaşık 50 cm uzunluktaydı. Pullusürüngenler takımı, kertenkeleler (Sauria) ve yılanlar(Ophidia ya da Serpentes) olmak üzere iki alttakıma ayrılır. Kertenkeleler alttakımı şunları içerir: Gekogiller (Geckonidae); iguanagiller (İguanidae), bukalemungiller (Ghamaeleontidae); skinkgiller (Scincidae); özkertenkelegiller ya da gerçekkertenkelegiller (Lacertidae); varangiller (Varanidaej); agamagiller (Agamidae); köryılansıgiller (Anguidae); boncuklu-kertenkelegiller (Helodermatidaej. Yılanlar alttakımıysa üç üstaileye ayrılabilir: Boagiller (Boidae); suyılanıgiller (Colubridae); Typhlopidae ailesi (köryılanlar).

DÖLLERİ

Arkozorlar (tümü fosil), Permiyen’den beri çok çeşitli biçimlerde gelişmiştir. Bu, olası en büyük çeşitliliği gösteren gruplardan biridir. Ancak Triyas’tan beri var olan tekodontlar, iki alttakımı içinde de son derece çeşitlidir. Bu alttakımlardan biri, küçük boyda timsah görünürrftinde ve en eski olan Proterosuchidae ve iki ayaklı Ornithosuchidae ailelerini kapsayan Pseudosuchia, öbürü timsahlara benzemekle birlikte onların atası olmayan Phytosauria ‘dır. Pseudosuchia dinozorların atası olabilir.

DİNOZORLAR

Dinozor terimi genel olarak İkinci Zaman’da yaşamış olan dev Diapsida ‘yı belir

tir, ama her ikisi birlikte dinozorları oluşturan Saurischia ve Ornithischia, orta boyda hatta nispeten küçük (sözgelimi, bir metre) olabilir. Saurischia ‘nın normal kertenkeleninkine benzer üç dallı bir kalça kemerinin bulunuşuyla nitelenmesine karşılık, Ornithischia kuşların kalça kemerini anımsatan dört dallı bir kalça kemeriyle donanmıştır. Bununla birlikte, Ornithischia .kuşlara ileten filuma ait değildir. Bunlar yalnızca bu filumun ve pterozorlarınkinin yan kısımlarıdır. Saurischia ve Ornithischia dinozorlarının atası olan ve tekodontlar takımı içinde yer verilen Coelophysis, iki ayakla yürümeye uyarlanmanın bir başlangıcını göstermiştir.

Hayvan uzamış ve güçlenmiş olan arka üyelerinin üstünde durabiliyordu. Buna karşılık ön üyeleri kısalmıştı, avları yakalamaya ya da dallara tutunmaya yarıyordu. Bu sürüngenin bedeninin ağırlığı uzun ve güçlü bir kuyrukla dengeleniyordu. Kalça eklemi, çevresinde, bedenin mil üzerindeymiş gibi döndüğü, bir eksen oluşturuyordu. Saurischia içinde bu iki ayaklı biçime doğru yönelen aileler bulunur (sözgelimi, ayaktayken aşağı yukarı 15 m yüksekliğe erişen dev etçil Tyrannosaurus’un ait olduğu aile gibi). Kimi Ornithischia da aynı biçimde iki ayak üstünde yürüyordu. Öbür Ornithischia ve Saurischia ise dört ayak üstünde yürüyordu (Saurischia’ dan Brontosaurus ve Ornithischia’ dan Stegosaurus ile Triceratops bunlara örnektir).

Birkaç yıl önce, dinozorların ya da kimi dinozorların, en azından kısmen beden sıcaklıklarını sabit tutmayı (homeotermi) başarmış, yani az çok yetkin bir biçimde (kuşlar ve memeliler gibi) beden sıcaklıklarını düzenleme özelliğini kazanmış olabilecekleri düşünülmüştür.

Öte yandan, dinozorların fosilleşmiş kalıntılarının ayrıntılı incelemesi ve bunların yürüme ayaklarıyla günümüzde yaşayan türlerin yürüme ayakları arasındaki belli anatomi karşılaştırmaları, dinozorların (belki de otçul mastodontların bile), hantallıklarına karşın, belli bir çevikliğe ve uzun atlamalı “hızlı koşma”ya uyarlanmış olabilecekleri kanısını uyandırmıştır.

PTEROZOR

PTEROZORLAR VE KUŞLARIN ATALARI

Pterozorların fosilleşmiş kalıntılarının en eskileri Liyas’a, yani jüra’nın başlangıcına, en yenileriyse Tebeşir devrinin sonuna aittir. Bu fosillere göre pterozorlar, sürüngenlerinki gibi uzun kuyruklu ve iyi gelişmiş dişli Rhamphorhynchoidea ile çok kısa kuyruklu ve dişlerin yerini alan boynuzsu gagalı Pterodactyloidea olmak üzere iki alttakıma ayrılabilir: Bunların tümünün kuşlarda olduğu gibi bedenin hafifleşmesini sağlayan, içi hava dolaşımına olanak verecek biçimde oyuk kemikleri vardı, kanatları çok büyüktü. Bu hayvanlar büyük bir olasılıkla yükselmek için hava akımlarından yararlanıyorlar, az ya da çok büyük uzaklıkları aşarken de süzülerek uçuyorlardı.

Fosilleşmiş kalıntıları, Bavyera’nın jüra tabakasında bulunmuş olan arkeopteriksin pterozorlarla aynı atalardan geldiklerine pek kuşku yoktur. Arkeopteriksin sürüngenler gibi, koni biçimli dişleri, tırnaklı parmakları olan bir “el”i, karinasız bir göğüs kemiği, görme lopları beyin yarıküreleriyle beyincik arasına giren bir tümbeyni, vb. özellikleri vardı. Ama daha birçok özellik bakımından da tam bir kuştu.

THERAPSİDA İLE MEMELİLERE DOĞRU

Permiyen’den beri dünyada geniş çapta yayılmış olan Synapsida altsınıfı iki takıma ayrılır: a) İlkleri kertenkelelerin görünümünde olan (Varanosaurus, 1,30 m boyunda) ama sonradan yarar sınırını aşarak aşırı gelişen çeşitli çıkıntılarla (Sphenacodon’un hançer gibi çok büyük dişleri, Dimetrodon ‘un omurlarına kadar dikensi çıkıntıları, vb.) donanmış bulunan Pelycosauria çok erken tarihlerde memelilerin eğilimlerini (bir başka deyişle emzirme) gösteren Therapsida ‘dır (ya da Theropsidae), kuşkusuz bunların, incelikleri nedeniyle iz bırakmayan küçük türleri, memelilerin doğrudan türediği biçimlerin dölüdür.

Her durumda Therapsida evrimleşebilen birçok (onun üstünde) soyu yaratan karmaşık bir bütün oluşturur. Therapsida evriminin sonuna doğru, ikincil bir damakla donanmıştır. Böylece, ağız boşlukları yalnızca burun ve soluk almayla ilgili bir üst bölümle hem beslenme hem de soluk almaya yarayan bir alt bölüme ayrılmıştır. En çok memeli eğilimi, öbür çene kemiklerinin zararına dişlerin gelişmesindedir. Çeşitli Therapsida, üstün derecede bir memeli özelliği olan iki artkafa kemiği lokmasına sahiptir. Bazılarında dişler, “köpek dişleri”, “kesici dişler”, “azı dişleri” denebilecek derecede farklılaşmıştır.

Bedene yaklaşma eğiliminde olan üyelerin yönlenmesine ilişkin çok önemli bir başka dönüşüm, dirseğin geriye doğru yönelmesine karşılık, dizin öne doğru yönelmesidir. Beden yerin üstünde yükselmiştir. Hareket daha kolaylaşmıştır ve daha hızlıdır. Eller ve ayaklar özelleşmiştir. Therapsida takımı, her biri birçok cinsi kapsayan beş alttakıma ayrılır:

a) Çok eski olan ve büyüklüğü cinslere göre, birkaç santimetreyle birçok metre arasında değişen ve önemli bir grup olan Dicynodontidae’yı veren Anomodonta alttakımı;

b) birçok grubu memelilerin özelliklerinden yana zengin olan etçil Theriodonta alttakımı;

c) sürüngenler ve memeliler arasındaki gerçek geçiş biçimlerinin bulunduğu, ama özelleşmelerinin bunları, memeliler sınıfının doğrudan ataları olarak saymaya engel olduğu iktidozorlar alttakımı;

d) memeli soylarından daha çok uzaklaşan Titanosuchia ve Gorgonopsia alttakımı;

e) bütün olarak özellikleri memeli anatomisini anımsatan Cynodontia alttakımı.

SÜRÜNGENLERİN GENEL YAPISI

Sürüngenlerin kafatası, kafatasının şakak bölgesinin ve arka bölgesinin kemiklerinin çoğu kez bulunmayışıyla nitelenir. Bu hayvanların kafatasında, yeri değişebilen bir yada iki şakak çukuru oluşur; bu özellikten, yani şakak çukurlarının bulundukları yer ve sayısından sistematikte yararlanılır. Damağın yapısı önemli değişiklikler gösterir. İlkel yapı, kertenkeleler gibi, kimi sürüngenlerde korunur ama kaplumbağalarda ikincil bir damak ortaya çıkar ve bu, timsahlarla memeli sürüngenlerde daha da gelişir. Çene eklemi, dörtköşemsi kafatası kemiği ve squamosus kemikleri arasında oluşur. Dişler, genellikle koni biçimlidir.

Dişlerin değişik biçimlerde olması özellikle memeli biçimlerde görülür. Eksen iskeletinde, kaplumbağalar ve yılanlarda göğüs kemiği yoktur. Omurların gövde kısımlarının ya yalnız arka tarafları ya da yalnız ön tarafları çukurdur. Sürüngenlerin üyeleri bir dört ayaklı üyesinin temel yapısındadır, ama kimi kez çok değişikliğe uğrar ve pterozorlarda olduğu gibi uçmaya ya da pleziyozorlar ve ihtiyozorlarda olduğu gibi yüzmeye uyarlanma gösterir; kimi dinozorların ön üyeleri gibi çok indirgenmiş de olabilir; son olarak ayaksız kertenkeleler (kahverengi köryılan) ve yılanlarda hiç üye bulunmaz.

Birçok sürüngende, barsak başlıca iki bölüt içerir:

Bunlardan biri, dar olan incebarsak ve öbürü bir boğumlu incebarsaktan ayrılmış olan daha uç tarafta bulunan kalınbarsaktır. Kalınbarsağın başlangıç bölümünde çıkıntılar vardır. Yılanların ve boncuklu kertenkelelerin tükürük bezleri, zehir bezlerine dönüşmüştür. Akciğerler, birçok kertenkelede ve noktalı kama-dişte az gelişmiştir: Kimi türlerde yalnızca sağ akciğer gelişme göstermiştir. Sürüngenlerin kalbi genelde iki kulakçık ve bir karıncık kapsar: Yalnızca timsahların iki karıncığı vardır.

Kalbin bölmelere ayrılmış olması sayesinde, toplardamar kanı (kirli kan) ve atardamar kanı (temiz kan) birbirinden iyice ayrılmıştır. Kalpten çıkan ana atardamarın başlangıcındaki şişkin bölüm uzunlamasına üçe, yani bir akciğer atardamarı ile iki ana atardamar yayma ayrılmıştır. Sürüngenlerin böbreği, çok lopçuklu olması nedeniyle kertikli bir görünümdedir. Sidik borusunun her kolu bu lopçukların birine denk düşer. Kimi sürüngenlerde bir sidik torbası vardır. Üreme aygıtı amniyonluların üreme aygıtıyla aynı genel yapıdadır. Erkekte bir çiftleşme organı vardır. Tiroyit bezinin yapısı yalındır. Dinozorların çok büyük boyutlu olmalarının nedeni, hipofizin aşırı çalışmasına bağlanmıştır.

Sinir sistemine gelince, sürüngenlerde beyin kabuğu özellikle koku alma sinirlerini içerir; bu bir rinansefaldir. Üç köşeli bir bağ, beyin yarıkürelerini birbirine bağlar; beyincik indirgenmiştir. Sürüngenlerde görme oldukça gelişmiştir. Fosil biçimlerde ortada tek bir göz vardı. Sürüngenlerin koku alma duyusu da aynı biçimde gelişmiştir. Yılanların dilinin ucu ortamdaki kokuya karşı duyarlıdır.

İşitme, sürüngenlerin yaşamında ancak küçük bir rol oynar. Çıngıraklı yılanın yüzünde, kızılaltı ışınları algılamaya yarayan bir yüz çukuru vardır. Kimi sürüngenler özellikle, birçok yılan ve Kuzey Amerika’nın ıssız yerlerinde yaşayan boncuklu kertenkele gibi birkaç kentenkele zehirlidir. Yılanların zehir bezleri kulakaltı bezlerinden türemiştir. Demek ki zehir, değişikliğe uğramış tükürüktür. Bu bezler bir kanalla üstçenedeki dişlerle bağlantılıdır. Boncuklu kertenkelelerde, zehir tersine, altçene dişleriyle akıtılır. Dünyada zehirli yılanlar yüzünden yılda yaklaşık 30-40 000 ölüm olayı görülür.

YERLEŞİM VE BESLENME

Yılanlar, kertenkeleler ve kaplumbağalar, aralarında ılıman bölgeler de olmak üzere dünyada geniş bir alana yayılmışlardır. Timsahlarsa tropikal bölgelere özgüdür. Kalakbaşlılarsa Yeni Zelanda’da yaşayan noktalı kamadişe indirgenmiştir. Birçok sürüngen türü ve çoğu kez en etkileyici olanları adalarda birbirinden ayrı olarak yerleşmişlerdir: Komodo’nun dev varanı (Varanus comodoensis), Aldabra ve Galapagos’un dev kaplumbağaları ve Galapagos’un deniz iguanası (Amblyrhynchus cristatus) buna örnek oluşturur.

Çok sayıda sürüngen (yılanlar, bukalemunlar) ağaçlarda, timsahlar, kaplumbağalar ve özellikle anakonda gibi yılanlar da tatlı sularda yaşarlar. Günümüzde yaşayan çok az tür gerçekten deniz biçimidir, bunlar yalnızca deniz kaplumbağaları, deniz yılanları ve daha az ölçüde Galapagos’un deniz iguanası ve deniz timsahıdır (Crocodylus porosus). Kimi sürüngenler dağlarda oldukça yükseklerde yaşarlar; Himalaya’da agamalar 5 000 m’ye bile erişirler. Skinkgiller (Scincidae) gibi toprak kazıcı ve Küba’da yaşayan bir iguana ve Malezya’da yaşayan bir tür su yılanı gibi mağaralarda yaşayan iki renksiz tür de vardır. Sürüngenlerin tür sayısı, enlemler arttığı oranda, yani ekvatordan kuzeye ve güneye doğru gidildikçe azalır.

Bu, Avrupa’da çok açık bir biçimde görülür, İskandinavya’da çok az tür yaşar. Norveç açıklarında kimi kez dev deniz kaplumbağası (Dermochelys coriacea) yakalanır. Antarktika’daysa sürüngen bulunmaz. Sürüngenlerin çoğu etçildir, yalnızca bazı kaplumbağalar ve kertenkeleler (agamalar, iguanalar) otçuldur. Kimi türler özel bir beslenme rejimi gösterir. Agamagillerden Avustralya dikenli agaması ya da dikenli şeytan (Moloch horridus) ve uçan ağama (Draco volans) karıncalarla beslenir, pek çok yılan yalnız termitleri yer. Sürüngenler, çok kilo kaybetmeksizin, uzun zaman aç kalabilirler; sözgelimi, büyük yılanlar kimi kez besin almaksızın bir yıldan uzun süre yaşayabilirler.

SÜRÜNGENLERİN YAŞAM ÖZELLİKLERİ

Günümüzde yaşayan sürüngenler arasında bazı cinslerin, erkeğin şiddetle koruduğu bir yaşam bölgesi vardır. Aligator ve çeşitli kertenkelelerde (sözgelimi, iguanalar, skinkler, vb.) durum böyledir; geko, yaşam bölgesinin sınırım dışkılarıyla belirler. Yılanlar ve kaplumbağaların sınırlı yaşam yerleri yoktur. Gerçek koloni oluşturan sürüngen sayısı azdır ama çoğu, özellikle kışı geçirmek için oldukça büyük topluluklar oluştururlar. Bazı türler, karınca ya da termit yuvalarında yaşarlar. Bu durum özellikle ikiyönlü-kertenkelegillerde (Amphisbaenidae) görülür.

Cinsel farklılık genellikle az belirgindir; sırt yüzgeçleri ve baş boynuzları kimi kez erkeğe özgüdür. Eşler (yani bir erkek ve bir dişi) çiftleşmek için dışkılıklarını birbirine yaklaştırırlar. Erkek, dişinin sırtına kimi kez dişleriyle yapışarak ata biner gibi biner. Döllenmede gecikme olabilir, spermatozoyitler de uzun süre canlı kalabilirler: Bir yılan son çiftleşmesinden beş yıl sonra yumurtlayabilir. Sürüngenler, çoğunlukla, yumurtlayıcıdırlar (ovipar). Yumurtalarını toprağa gömerler; yavru, yumurtadan çıktığında erişkinin küçük bir modeli gibidir. Dişi aligator, bitki kalıntılarıyla bir yuva yapar; bu, sürüngenlerde seyrek görülen bir durumdur. Kimi

kertenkeleler ve yılanlar, sözgelimi engerek ve doğurgan kertenkele doğurucudur (vivipar). Sürüngenlerin deri değiştirmesi iyi bilinen bir olaydır. Üstderinin boynuzsu tabakası (stratum corneum) yaklaşık her ay parçalar halinde düşer. Büyüme, beslenme, sıcaklık gibi çeşitli iç ve dış etkenler bu olayın kaynağı olabilir. Yılanlar derilerini tek bir parça halinde bırakırlar. Sürüngenler, yüz yaşına, hatta kaplumbağalar bunun iki katı kadar olmak üzere, çok ileri yaşlara erişebilirler.

Tropikal bölgelerde yaşayan sürüngenlerin bolluğuna karşın, kimi türlerin seyrekleşmesinden ya da ortadan kalkmasından insanlar sorumludur (yüan derisinin özellikle marokencilikte kullanımı nedeniyle). Rodriguez adası kaplumbağasının (Testudo vosmaeri) soyu, XVIII. yy’a doğru tükenmiştir.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?