Tarihte Japonya

0
Advertisement

Dünyanın en refah en ileri ülkelerinin başında gelen Japonya’nın tarihi ile ilgili olarak bilgilerin yer aldığı yazımız.

Japonya BayrağıJaponya, İngiltere’nin aksine, kıta ile ilgisi yok denecek kadar az olmuş bir ülkedir; bu yüzden, uzun tarihi boyunca Asya’da önemli hiçbir rol oynayamamıştır. VII. yüzyıldan başlayarak Çin etkisi kuvvetlenmiş, hemen her konuda Çin örnek alınmış, Buda dini geniş ölçüde yayılmıştır.

Japonya’da merkezi idare zaaf içindedir. Bütün ülkeye derebeylik hâkimdir. Büyük derebeyler, bizzat imparatorluk hanedanına mensupturlar. Bu hanedan yüzyıllar boyunca dallanıp budaklanarak üyelerinin sayısı binleri bulmuştur. «Samuray» denen savaşçı asilzadelerin halk tabakalarının çok üzerinde hakları vardır.

• İlk Hanedanlar: 1336’da imparatorluk hanedanının bir dalı olan Aşikaga ailesi, iktidarı ele geçirdi, imparatoru kukla halinde Yedo (şimdiki Tokyo) da oturmak zorunda bıraktı. En ufak bir teşebbüste tahtından indirilip manastıra yollayarak yerine ekseriya küçük yaşta bir çocuk getirmeye başladı. «Şo-gun» (imparator naibi) adını alan Aşikaga ailesi, Kubilay Han’ın Japonya’yı istilâ seferlerini — sert denizin yardımı sayesinde — boşa çıkarmakla büyük ün kazandı. 1574’ten sonra bu hanedanın yerine, imparatorluk hanedanının bir başka kolu olan Tokugava ailesi «şogun» olarak geçti. Kyoto’dan devleti idare eden ve gerçek hükümdar olan şogunlar, Tokugava ailesinde 1876’ya kadar devam etti. Bu yüzyıllar boyunca Japonlar, Çin etkisinden sıyrılarak zengin ve renkli bir edebiyat, resim, tiyatro, müzik yarattılar.

• Kalkınan Japonya. — 1867’de tahta geçen İmparator Mutso-Hito (Meiji), bugünkü Japonya’nın kurucusudur. 1868’de Kyoto’nun egemenliğine son verip kendi oturduğu Yezo (Tokyo)’yu başkent yaptı. Şogunluğu kesin olarak ortadan kaldırdı. Samuraylar’ın yetkilerine son vererek Avrupa ordusu ve donanması tarzında silahlı kuvvetler kurdu.

Advertisement

Amerika ve İngiltere’ye teknik alanlarda öğrenci göndererek Batı’nın teknik üstünlüğünü millî geleneklerde hiçbir değişiklik yapmadan, benimsedi. 1889’da millete anayasa vererek, meclisler kurarak demokratik müesseseler meydana getirdi. Yalnız, bu müesseseleri Batı Avrupa’nınkilerle mukayese etmek doğru değildir. Bunlar ancak şekilce onlara benziyorlardı, Japonya’da bir azınlık meselesi olmaması, aynı milletten, aynı dili konuşan bir kavimden yapılmış bir devlet bulunması, imparatorlukların çeşitli kavimlerinin ortaya koyduğu içinden çıkılmaz davalar Japonya için yoktu.

Üstelik, Japonlar’ın İmparator’a hiçbir akıl ölçüsünden geçirmeden itaat etmek alışkanlıkları başarıda önemli bir sebep olmuştur. Böylece, Japonya, çeyrek yüzyılda Ortaçağ’dan Yeniçağ’a geçti. Kalabalık nüfuslu, fakat önemsiz ve dışarıya tamamen kapalı olan bu devlet, 1889’da tarihte ilk defa olarak üzere dünyanın büyük devletleri arasında yer aldı.

• Savaşlar. — 1895 Çin-Japon savaşında Japonlar’ın eski büyük Pin’i kesin şekilde yenerek Kore’ye hakim olmaları, Asya kıtasına ayak basmaları Formosa’yı Çin’den kopararak güneyin ılık sularına inmeleri, emperyalist Avrupa devletlerinin büyük ölçüde kıskançlığını doğurdu. Hele 1904 – 1905 Rus-Japon savaşında Japonlar’ın Rusya’yı büyük bozguna uğratmaları, Uzak Doğu Rus donanmasını yok etmeleri, Rusya’da mutlak idarenin devrilmesine, bütün Asya’da Avrupa’ya karşı maddi ve fikri ayaklanmalara yol açtı. II. Abdülhamit, Japonya’ya büyük yakınlık göstererek dostluk münasebetleri kurdu; Japon prenslerinin ziyaretlerini kabul etti.

Güney Sahalin’i Rusya’dan alan ve 1910’da Kore’yi ilhak eden Japonya, 45 yıldır tahtta olan büyük hükümdarı Motsu-Hito’yu 1912’de kaybetti. Yalnız, artık Japonya kurulmuştu.

Advertisement

Birinci Dünya Savaşı’na Müttefikler yanında katılmakla birlikte kara hareketlerine girmeyen Japonya’ya, Almanya’nın Okyanusya adaları verildi. Bu durum onu İngiltere ile A.B.D.’nin eskisinden büyük rakibi haline getirdi. Hele 1932’de Mançurya’yı Çin’den ayırıp bu ülkede kukla bir imparatorluk kurması, imparator olarak da son Çin imparatorunu seçmesi, sonra Çin’de büyük fetihlere girişmesi, Anglo-Saksonlar’ı en büyük endişelere düşürdü.

• Çin – Japon Savaşı. — 1937’de Japonya Çin’e resmen savaş açtı, en büyük Çin eyaletlerine el koydu ki bu sıralarda Avrupa’da savaş başlamıştı. 1941’in son günlerinde yeter derecede hazırlıklı olduğunu sanan Japonya, Müttefikler’e savaş ilan etti. Bütün Endonezya’yı, Çin’in en önemli bölümünü, Fîlipinler’i, bütün Çin Hindi’ni, Birmanya’yı almasına, Okyanusya’ya hakim görünmesine rağmen, A.B.D.’nin akıl almaz malzeme üstünlüğüne dayanamadı. İki atom bombası ile tam anlamı ile baş eğmek zorunda kaldı. 1951 eylülünde San Francisco’da barış antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Böylece, bütün sömürgelerini kaybetmiş oldu. Bu durumda eskisinden çok endüstri kalkınmasına sarılmak zorunda kaldığı için bütün gücünü bu alana verdi, bugünkü sonuçlara ulaştı.

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonunda kaybettiği sömürgeleri bütün Kore, Formosa adası, Güney Sahalin ve Kuril Adaları ile A.B.D.’ne geçen Okyanusya adalarıdır. Bunların büyüklüğü 304.651 kilometrekaredir. Japonya bunlar dışında Mançurya’daki mutlak nüfuzunu ve Çin’deki büyük fetihlerini de kaybetmiştir. Çinliler’in en büyük düşmanları haline gelen Japonlar, sert idareleriyle, Kore’ de de sevilmemişlerdi. Bununla beraber, Kore’yi modern bir ülke haline getiren onlardır. Bir ara Japonya bütün Uzak Doğu’nun tek hakimi gibi görünmüşse de, bu hal uzun sürmemiştir.

Günümüzde Japonya emperyalist düşüncelerden uzak teknoloji ve üretim ağırlıklı bir yönetim ve yaşam biçimini kabul etmiş durumdadır. Belki de dünyanın en sevilen topluluklarının başında günümüzde Japonlar gelmektedir.

Advertisement

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?