Türklerde Çinicilik ve Çininin Tarihi – Türk Mimarisinde Çini

0

Türklerde çinicilik ve çininin tarihi, Türk mimarisinde çininin kullanıldığı yerler, camiler ve özellikleri hakkında bilgi.

Bursa Yeşil Camii Çinileri

Bursa Yeşil Camii Çinileri

Türklerde Çinicilik;

Çininin Türk mimarlığında kullanılışının geçmişi Uygurlara kadar gider. Yakın zamanlarda Gaznelilerin ünlü saraylarında yapılan kazılarda ele geçirilen çini buluntular, Uygur çinileriyle şaşılacak derecede benzerlikler gösterirler. Karahanlılar ve Gaznelilerde mimarlık süslemelerinde çinin büyük bir ustalıkla kullanıldığı gözlenir. Ancak Türk mimarlığında çininin, bezeme düzeni içinde mimarlıkla birlikte dengeli kullanılışı, daha çok İran’da Büyük Selçuklu sanatıyla etkinlik kazandı. Anadolu Türk mimarlığında ise çini apayrı bir önem kazandı.

Advertisement
Sultan Selim Türbesi Çinileri

Sultan Selim Türbesi Çinileri

Anadolu Selçuklularından kalma

Kubadabad, Kubadiye, Alaattin Köşkü ve Aspendos’laki saraylarda, insan ve hayvan figürlü çiniler bu uygarlığın resim sanatı yönünden de ilginçtirler. Çok renkli, geometrik dekorlu ve lacivert zemin üzerine beyaz harflerle kabartmalı yazıt çinileri değerlidir. Selçuklu medreselerinin (dört eyvan şemail), özellikle 13. yüzyılda yapılmış olanlarında çini mozaik kullanıldı. 1218 tarihli Sivas Keykâvus Şifahanesi ve Sultan Türbesindeki süsleme bu tekniğin en güzel örneklerinden birisidir.

Yeşil Türbe Çinileri

Yeşil Türbe Çinileri

Konya Alaattin Camisi’nin mihrap bordürlerinde, gene Konya Sırçalı Medrese ve Eski Malatya Ulu Camisi’nde büyük yüzeylere uygulanmış, çini mozaik bezemeler vardır. 15. yüzyılda özellikle mihraplarda mozaik çini kullanıldı. Konya Alaattin ve Sahip Ata Camilerinin mihrapları ve 14. yüzyılda yapılmış Birgi Ulu Camisi en güzel örneklerdir. Mozayik çini 15. yüzyıla kadar minareleri de süsledi. Konya İnce Minareli Medrese, Sivas Gök Medrese ve Erzurum Çifte Minareli Medrese’nin minareleri, 14. yüzyılda Erzurum Yakutiye Medresesinin minaresi, ilgi çekici örneklerdir.

Çinili Köşk

Çinili Köşk

İstanbul’un almışından önce çinicilik, genellikle 13. yüzyıl geleneğini sürdürdü. 1392 tarihli İznik Yeşil Cami minaresinin dışında, 14. yüzyıldan çini kaplama örneği kalmamıştır. Bursa Yeşil Camide çini kaplama süsleme kullanıldı. Bursa Muradiye Camisi’nin duvar çinileri ve Edirne Muradiye Camisi’ndeki mihrap süslemesi Türk çini sanatının özgün örnekleridir. İstanbul’un alınışından hemen sonra yapılan, 1472 tarihli Çinili Köşk’teki çini tekniklerinde İran etkisi çok belirgindir. Firuze, mavi ve mozaik çininin egemen olduğu Osmanlı çini sanatının birinci dönemi tüm bu öğeleri geride bırakarak yeni bir merkezin ortaya çıkışı, İznik Çiniciliği ile sürecini doldurdu.

Çini süsleme örneklerine 16. yüzyıl başlarında pek rastlanmaz. Ender örneklerden birkaçı:

İstanbul Yavuz Sultan Selim Külliyesi, Haseki Medresesi, Şehzade Mehmet Türbesi, Topkapı Sarayı, Beyazıt Camisi. 16. yüzyılın ikinci yarısında mimarlığın yanı sıra çini sanatında da bir atılım gözlenir. Tümüyle yeni bir grubun ilk örnekleri sayılabilecek 1557 tarihli Süleymaniye Camisi mihrabının iki yanındaki çiniler, beyaz zemin üzerinde lacivert, açık mavi ve kırmızı çiçeklidir. 1561’de yapılan Rüstem Paşa Camisi nde 16. yüzyıl çini gelişiminin tümünü kapsayan özgün bir süsleme uygulaması vardır. Caminin iç mekânını kubbeye kadar kaplayan çinilerde, desenlerin gittikçe daha yüksek bir estetik düzeye ulaştığı görülür. Bu gelişme daha az oranda olsa da İstanbul’da Sokullu Mehmet Paşa, Eski Valide, Takiyeci camilerinde sürdürüldü. Topkapı Sarayı’nda Altın Yol da bulunan üç pano bu dönemin eşsiz örnekleri arasındadır.

Advertisement
17. yüzyıl çinilerine ilişkin örnekleri verilen yapılar şöyle sıralanabilir:

1617 tarihli Sultanahmet Camisi, 1618 tarihli Topkapı Sarayı Baltacılar Koğuşu, 1620 tarihli  Ahmet Türbesi, 1635 tarihli Revan ve 1639 tarihli Bağdat Köşkleri, 1941 tarihli Topkapı Sarayı Sünnet Odası, yine aynı yılda yapılan Üsküdar’da Kösem Sultan Camisi, 1668 tarihli Topkapı Sarayı Harem Dairesi ve son olarak da 1669’da bitirilebilen Yeni Cami çinileri giderek bozulmaya başlayan Osmanlı çiniciliğinin uygulandığı yapılardır.

Çini sanatı 17. yüzyılın sonunda duraklama dönemine girdi. 18. yüzyılın başlarında, Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, bu sanatın yok olmaması için İstanbul Edirnekapı yakınlarındaki Tekfur Sarayinda. bir çini atölyesi kurdurdu. Bu atölyenin kalitesi oldukça düşük olan ürünleri III. Ahmet Çeşmesi, Hekimoğlu Ali Paşa Camisi, Ayasofya da I. Mahmut’un yaptırdığı kütüphane duvarlarında ve bir miktarda Topkapı Sarayı’nın çini üretime bir süre sonra tamamen durduruldu ve atölye kapatıldı.

18. yüzyılda artık Osmanlı Sarayı, çini gereksinmesini Viyana ve İtalya’dan karşılar duruma geldi; bu sanat dalı da tükenip gitti.


Leave A Reply