Türklerde İslamiyet Öncesi ve Sonrası Sanat

0
Advertisement

İslamiyet öncesi ve sonrasında Türklerde sanat anlayışı ve gelişimi nasıldır? Türk sanatının özellikleri, tarihçesi hakkında bilgi.

Türklerde Sanat

Türklerde Sanat

Türklerde İslamiyet Öncesi ve Sonrası Sanat

Türk sanatı, kültürümüzü oluşturan ana unsurlardan biridir. Türkçe’deki “sanat” sözcüğü, Arapça’da “ustalık, bir maddeye zihinde tasavvur edilen şekil ve sureti vermek, bir Şeyi güzel ve hünerle yapmak” anlamlarına gelen “sana’a” kelimesinden türemiştir. Günlük konuşma dilinde “sanat” kavramı çoğu zaman “zanaat” kelimesiyle karıştırılmaktadır. Ancak sanat “bir toplumun anlayış ve zevk ölçülerini yansıtan üstün yaratıcılık”, zanaat ise “insanların maddi gereksinimlerini karşılamak amacıyla yapılan, el ustalığı gerektiren işler”dir. Elbette ki zanaat da kültürün içerisinde yer alan bir kavramdır, ancak sanatın payı çok daha fazladır. Sanatta yaratıcılık, zevk ve estetik sahibi olmak gibi özellikler ön plana çıkarken, zanaatta el becerisi, tecrübe, ustalık önem taşır.

Türk sanatı kavramı, Türklerin estetik anlayışı, zevkleri, ustalıkları ve ruh derinliklerinin de göstergesidir. Türk sanatının pek çok dalı, dünya milletlerine öncülük etmiş ve bu dalların sanatçıları hayranlık uyandıran özgün eserler vermiştir. Hat sanatı, tezhip, minyatür, ebru, çini, cam işçiliği, oya, maden ve ahşap işçiliği gibi pek çok alanda, Türk eserleri diğer milletlerin sanatçılarına ilham kaynağı olmuştur. Ünlü Avusturyalı Doğu bilimci Baron Joseph von Hammer-Purgstall, İstanbul’da elçilik yaptığı dönemdeki izlenimlerine dayanarak, Türklerin sanat düzeyine şöyle dikkat çekmiştir:

“Tarih Türklerden çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler var ki, medeniyet için birer süs teşkil etmektedir…”

Advertisement

Tarihi akış içerisinde Türk sanatı, belli başlı iki dönemde incelenir:

1) İslamiyet öncesi Türk sanatı

2) İslamiyet sonrası Türk sanatı.

İslamiyet Öncesi Türk Sanatı

Türklerin Orta Asya’daki bozkır yaşamları sanat açısından gelişmelerini pek mümkün kılmamıştır. Günlük kullanıma yönelik, kolay taşınmayı mümkün kılacak uğraşıları ön plana çıkarmıştır. Yerleşik bir hayat olmadığı için, eski Türklerde anıtsal eserlere de pek rastlanmaz. Ancak 18. yüzyıldan itibaren açılmaya başlanan eski Türk mezarları içinde bulunan eşyalar, Orta Asya Türklerinin sanatta sanılandan daha ileri olduklarını ortaya çıkarmıştır. Türkler Orta Asya’da bulunan madenleri işleterek birçok tarım araçları, silahlar ve süs eşyaları, kap kaçak yapmışlar; hatta Asya Hunları döneminde kendilerine has bir sanat üslubu geliştirmişlerdir. Gerçekten de tarih boyunca hemen her dönemde Türklerin medeniyet kalıntılarına rastlamadan ilerlemek neredeyse imkansızdır.

Advertisement

Rus Arkeolog Rudenko, Güney Sibirya’da Altay Dağları eteklerindeki Pazırık’da yaptığı kazılarda, M.Ö. 4. ve 3. yüzyıllardan kalan kurganlarda (tepe biçiminde mezar) Hunlara ait pek çok eşya bulmuştur. Bunlar buzlar içinde bozulmadan kalmış ve bugün Leningrad Ermitage Müzesi’nde saklanmaktadır. Kalıntılar arasında halı, ipek kumaş, renkli keçe, aplike örtüler, hayvan kavgaları ve insan figürleriyle süslü çok zengin tekstil işleri vardır. Ayrıca ölüyle birlikte gömülen atlı arabalar, eğer, oyma ve kabartma, üç ayaklı masa, desenli çömlek, vazo, bilezik, küpe, yüzük, maden ayna, altın ve gümüşten yapılmış kupa gibi birçok süs eşyaları da bulunmaktadır.

balbal

Balbal Geleneği

Geniş bir coğrafyaya yayılan Türkler farklı iklim ve bölgesel özellikler neticesinde, sanatlarını da zenginleştirmişlerdir. Örneğin Oğuzlar, öldürdükleri düşmanlarının heykellerini yapmayı bir gelenek haline getirmişlerdir. “Balbal” adı verilen bu heykeller, bir anlamda heykel sanatını da başlatmıştır. Göktürklere ait eşyalar arasında da madeni tokalar, levhalar, taş figürler ve taştan oyulmuş balballar bulunmuştur. Balballlar bir portre görünümünde yapılmış ve Türk heykel sanatının en özgün ve en eski ürünleri olarak kayıtlara geçmiştir. Uygurlar döneminden kalma kalıntılarsa kubbeli mezar yapılarıyla ilk türbeleri ortaya çıkarmıştır. Doğu Türkistan’da kayalara oyulmuş binlerce Uygur mabedinin duvarları ve tavanları fresklerle süslüdür. Eski Uygur şehir harabelerinde, Doğu Türkeli’nde ve özellikle Karahoça, Turfan ve Karaşar’da İngiliz, Alman, Fransız ve Rus araştırmacılar tarafından yapılan kazılar, bu bölgede çok eski ve ileri bir Türk uygarlığının yaşamış olduğunu göstermiştir. Bu kazılardan birini yöneten Alman arkeolog Albert von Le Coq, Uygurların medeniyet düzeyini şöyle tarif etmiştir:

“Bu yağmursuz ve kurak kıtada yüzyıllarca örtülü kalmış olan büyük binalar, heykeller, freskler, canfes (üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş ipekli kumaş) ve kağıt üzerine çizilmiş resimler, kitaplar, zengin edebiyat kalıntıları, burada çok yüksek bir uygarlığın varlığına şahittirler. Gerçekten Karahoça şehrinde büyük ve hayret verici bir uygarlık vardır. İngiltere, Fransa ve Almanya’da böyle şeyler yokken, güzel ve büyük bir uygarlığa sahip olan Türkler hakkıyla övünebilirler.”

Advertisement

İslamiyet Sonrası Türk Sanatı

İslam dinini kabul eden ilk Türk devleti Karahanlılar döneminde, ilk Türk-İslam sentezi ürünler ortaya çıkmıştır. Türklere ait ilk cami ve kervansaray yapıları da yine Karahanlılardan kalmadır. “Ribat” adı verilen kervansaraylar, Selçuklu dönemindeki meşhur kervansarayların da temeli olmuştur.

Karahanlılardan sonraki Müslüman Türkler Gaznelilerdir. Bu dönemde, sanattaki en dikkat çekici ürünler kule gibi yapılan minareler olmuştur. Ayrıca Gazneli sarayları da Türk saray mimarisinin ilk örnekleridir. Büyük Selçuklu dönemiyse, İslamiyet sonrası Türk sanatında önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Çünkü Selçuklu sanatı Abbasi, Sasani ve Karahanlı özelliklerinin toplamı olmuştur. Büyük Selçuklular, devlet memuru yetiştirmek için medrese yapımına da önem vermişler ve bu yapıları ilk defa imar edenler olmuşlardır.

ribat

Türklerde türbe ve kümbet gibi mezar anıtlarına da önem verildiği için, Büyük Selçuklulardan günümüze çok sayıda örnekleri kalmıştır.

Anadolu toprakları o dönemde politik ve toplumsal açıdan farklılıklar göstermekteydi. Selçuklular Anadolu’da Türklerden önce yaşayan yerleşik kültürlerle, Anadolu’ya gelen Türklerin Orta Asya’dan getirdikleri kültürleri, zamanla birbirine karıştırarak yeni bir yapı oluşturmuşlardır. Anadolu’ya gelen Türklerin bir kısmı göçebe, bir kısmı yarı göçebe, İran’dan gelenler ise şehirliydi. Tüm bu farkları kültürel zenginliğe dönüştüren Anadolu Selçukluları, güçlü bir devlet kurmuşlar ve kendilerine özgü bir sanat yaratmışlardır. Din, tarih ve kültürleri farklı olan değişik yörelerden ustaların, mimari ve el sanatlarındaki ürünleri de zengin çeşitlilik göstermiştir. Anadolu Selçuklu döneminde, ticaret yolları üzerinde kervansaraylar yapılmış; önemli ticaret merkezi şehirlerde -Konya, Sivas, Kayseri, Sinop, Antalya gibi- yüzlerce han yapılmıştır. Avlusunda hayvanların barındığı, kapalı mekanlarında yolcuların kaldığı bu yapılar, hem ticari hem sanat değeri olan yapılar olmuştur.

Advertisement

Kuşkusuz Türklerin sanata en çok katkıları, İslamiyet’i kabulünden sonra Anadolu döneminde olmuştur. Özellikle Osmanlı döneminde, Türk sanatı adeta parlamış ve en güzel ürünlerini vermiştir. Türk sanatının doruğa ulaştığı Osmanlı döneminde, sanat saray yönetimi bünyesinde icra edilmiştir. Saray yönetimi, “ehl-i hiref” adı verilen, saraydan maaş alan kalabalık bir sanatçı topluluğu oluşturmuştur.

Mimari, Türk sanatı içinde İslam dinine en uygun sanat dalı olarak, birinci derecede önem taşımış; taş, çini, ahşap, maden, dokuma gibi sanatlar mimariye bağlı, onu tamamlayan ve süsleyen sanatlar olarak gelişme zemini bulmuştur.

Geleneksel Türk El Sanatları Hakkında Detaylar


Leave A Reply