Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Yaban Kitap Özeti

3

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban adlı kitabı konusu, karakterleri, yorumlar, özeti, incelemesi. Yaban kitabı ile ilgili bilgi.

Yaban

Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Yaban Kitap Özeti

Kitabın Adı: Yaban
Kitabın Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Cumhuriyet Halk Parti’sinin 1942 yılında açtığı roman yarışmasında ikinci olmuştur. Roman, etkileyici bir dille yazılmıştır; fakat romanda köylüye olumsuz yaklaşılmıştır. Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ nun en tanınmış romanıdır. Romanda, Ahmet Celal adındaki bir karakterin bir köyde yaşadıklarından ve yaşadıkları sonucunda Türk köylüsü hakkında edindiği izlenimlerden bahsedilir. Roman bir anı kitabından yola çıkılarak ve bu kitaptan alıntılar yapılarak yazılmıştır. Romanda, Milli Mücadele Dönemi’nde köylü ile aydın arasındaki kopukluk ve fark realist bir şekilde anlatılır. Belli başlı roman kahramanları şunlardır: Ahmet Celal (Yaban): Celal, I. Dünya Savaşında kolunun birini kaybetmiş bir yüzbaşıdır. Vatanını çok seven bir aydın tipidir. Köylü ile arasında büyük bir uçurumu gören, pek çok bakımdan onları küçümseyen bir kişidir. Emine: Sıradan bir köylü kızıdır. Celal, özellikle ona karşı maddi bir aşk duyar. Çünkü sevdiği bu kızla ortak hiç bir yanı yoktur. Kız, kendi hâlinde, derinleştirilmemiş bir karakterdir.

Mehmet: Celal’in emir eridir. Diğer köylüler gibidir. Celal’e daha yakındır.

Salih Ağa, Şeyh Yusuf: Her ikisi de olumsuz kişilerdir. Kendilerini düşünen, devlet düşmanı, çıkarcı kahramanlardır.

Kitabın Özetini Dinle:

Yaban Romanının Özeti

Sakarya Savaşı yeni bitmiştir. Tetkik-i Mezalim Heyeti, Haymana, Sivrihisar civarına düşmanın verdiği zararları incelemek için gönderilmiştir. Bir köyde, heyet taşların arasına sıkışmış bir defter bulur. Defter, I. Dünya Savaşında kolunu yitiren Yüzbaşı Ahmet Celal’indir.

Ahmet Celal, bir paşanın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. I. Dünya Savaşma katılmış, henüz 35 yaşında iken orada kolunu kaybetmiştir. Savaşamayacak durumdadır. İstanbul’a geri döner. İstanbul işgal edilir. Şehrin bu hâline tahammül edemez. Anadolu’ya sığınmaya karar verir. Emir eri Mehmet’in Haymana’daki köyüne gider.

Köye gelince büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Her yer bakımsız, kir içindedir. Köylü cahil ve kabadır. Ayrıca köylü onu asla kabullenmez, dışlar ve ona ‘yaban’ lakabını takar. Her gün gazeteleri takip eden Ahmet Celal, savaşın gidişatını köylüye anlatmaya çalışır. Fakat köylü, yıllarca köye yatırım yapmamış, doktor, öğretmen göndermemiş olan devlete düşmandır. Savaşı merak bile etmemektedir. Mustafa Kemal’den de nefret etmektedir. Köylü, yalnızca Salih Ağa ve Şeyh Yusuf’a inanmaktadır. Onların etkisiyle Celal’e hiç inanmaz ve yaklaşmaz. Köylü âdeta bu iki adamın elinde bir koyun sürüsü gibi yönetilmekte, miskin miskin yaşamaktadır. Celal, düşmanın köye yaklaştığını anlatmaya çalışır; fakat kimse onu dinlemez. Celal, Emine’ye âşık olup babasından istediğinde de aynı kayıtsızlıkla karşılaşır. Ahmet Celal’e, çolak ve yaban olduğu için kız verilmez. Köylü ile Ahmet Celal arasındaki duvar her geçen gün kalınlaşmaktadır. Mehmet ve ailesinden başka köyde hiç kimse ile dost olamaz. Şeyh Yusuf ve Ağa ile sürekli kavga eder.

Emir eri Mehmet de askere alınınca Celal, köyde büsbütün Yalnız kalır. Bunalıma girer, yalnızlıktan usanır. Köy hayatına asla intibak edemez.

Bir süre sonra Celal’in tahmin ettiği gibi düşman köyü basar. Köylü bir derenin içine saklanır. Fakat düşman askerleri onları bulur. Köydeki hemen herkesi öldürürler veya işkence yaparlar. Her yeri yakarlar. Kuytu, yıkık bir duvarın dibine sığınmışlardır. Yaralarını sararlar. Ahmet Celal ile Emine düşmandan kaçarken yaralanırlar. Tekrar kaçmaya çalışırlar. Fakat Emine’nin yarası ağırdır. Kaçacak durumda değildir. Celal, anı defterini Emine’nin eline bırakarak uzaklaşır.

Heyetin bulduğu anı defteri budur. Heyet, kime ait olduğunu köylüye sorduğunda onlardan şu cevabı alır: ‘Kim olduğunu ne bilelim, işte yabanın biriydi…


Bir Başka Özet:

Ahmet Celal otuz beş yaşındadır. Bir paşanın oğludur. Birinci Dünya Savaşı’na yedek subay olarak katılır. Kolunu kaybederek geri döner. Artık savaşamadığı için çok üzgündür. İstanbul işgal edilince, emireri Mehmet Ali’nin köyüne gider. Şehirden her gün gazete getirterek coşkuyla savaşı izler. Fırsat buldukça köylülere durumun önemini anlatır. Köylüler ağalarına bağlıdırlar. Onun yalan yanlış sözlerinin etkisiyle Ahmet Celal’i dinlemezler. Aralarına da almazlar. Onu «yaban» diye nitelerler. Bu duruma üzülen genç subay, bunalım geçirir. Yalnızdır. Hava almak için gezmeye çıktığı bir gün köyün güzel kızı Emine’yi görür, aşık olur. Onunla evlenmek isterse de reddedilir. Çünkü köylülerin gözünde o bir «yaban ve çolak»tır.

Öte yandan, Yunanlılar köyleri yağmalar, ateşe verir, halka işkence ederler. Bir gün Ahmet Celaldin bulunduğu köye girerler. Köylüler kaçarak dereye gizlenirler. Savaşmak istemedikleri gibi, M. Kemal’i de Yunan’a saldırmakla suçlarlar. Düşman onları kolaylıkla bulur, yakalayıp köy meydanında öldürür. Ahmet Celal ile Emine de vardır aralarında. Genç subay, bir ara, karışıklıktan yararlanarak Emine’nin elini tutar, birlikte koşmaya başlarlar. Düşman ateş açar, ikisi de yaralanırlar. Zorlukla köyün mezarlığına ulaşırlar. Orada sabaha değin beklerler. Ertesi gün yola çıkacaklardır. Fakat Emine yürüyecek halde değildir, yarası ağırdır. Ahmet Celal yazdığı bir defteri kızın eline sıkıştırır. Bilinmeyen bir geleceğe doğru umutsuzca yürür gider.

Kitap Hakkında Yorumlar ve Yargı

«Bu romanda, yıllar yılı yüzüstü bırakılmış olan köylü ile aydın arasındaki uçurum gösterilmek istenmiştir. Romanda belirtildiğine göre, şehirden gelmiş her aydın, köylü için bir ‘yaban’dır. Eserin bir çok yerlerinde -yukardaki örneklerde görüldüğü üzere- köylü aydın ilişkisi üzerine, roman sınırını aşıp makale sınırına giren ve yazarın kişiliğini açıkça ortaya koyan sahifeler vardır. Yazarın deyimiyle, hikayeyi bölük pörçük eden bu feryadımsı hutbeler ve bu çeşit tiradlarla Yaban’ın hemen her tarafı tıklım tıklım doludur. Bu tutum, realist bir eserde, roman tekniği bakımından bağışlanamayacak önemli bir kusurdur.» (Cevdet Kudret).

«Yaban bizi ilk olarak, bir köye gerçekten sokmayı başarmıştır. Yüzbaşı A. Celal’in benliğinde birbirine zincirlenen, parça parça tablolar, bize bir köy çevresini yansıtıyor. Edebiyatımızda Yaban’la Vurun Kahpeye’den önce, bir çok köylere, kasabalara girmiştik. Ama, hepsinde, köyden, kasabadan sadece kuru bir dekorun ruhsuz iskeleti vardı. Yaban’da köylüyü ruhuyla, hayat felsefesiyle canlanmış buluyoruz. Bu büyük bir başarıdır. Yakup Kadri, son zamanlarda gerçekçiliğe fazla kaymaktadır. Yaban bu konuda yarı yarıya bir başarıdır. Yarı yarıya diyorum, çünkü, henüz öznellikten kurtulamamış, nesnel olamamıştır.(Vedat Günyol).



3 yorum

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?