Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kimdir? Hayatı ve Eserleri

0

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun hayatı, biyografisi, eserleri, yaşadığı dönem. Yakup Kadri Karaosmanoğlu hakkında bilgi.

yakup-kadri-eserleri

Yakup Kadri Karaosmanoğlu; 27 Mart 1889 yılında Kahire Mısır’da doğmuş 3 Aralık 1974 tarihinde ise Ankara’da hayata gözlerini yummuştur. İzmir ve İskenderiye’de Freres’ler Mektebi’nde okudu ve Fransızca öğrendi. Jöntürkler çevresinde yer aldı. Serveti-fünun dergisi çevresinde toplanan Fecr-i Ati’cilere katılışı, gazeteciliği, kendini edebiyata yönlendirişi, ilk düzyazı oyunu (Nirvana, tek perde 1909), edebiyat başlangıcı belirler.

Çocuk, gençlik izlenimleriyle İstanbul dışı kesitlerden konu alan öykülere (Bir Serencam, 1913), Gençlik zayıflığı yüzünden İsviçre’de bakımda kaldığı yıllardan sonra (1919) Kurtuluş Savaşı yandaşı oluşu yaşamının ana çizgisini belirler. Bu dönemde yayımlanan Miss Chalfrin’in Albümünden adlı dizi yazıları doğu-batı karşıtlığını gözlemleyen bir ürün olarak Alp Dağlarından adıyla sonradan (1942) kitaplaştı. 1923’te Mardin, 1931’de Manisa milletvekili oldu. II. Abdülhamit döneminden başlayarak Atatürk sonrasına kadar toplumsal yaşantımızı sergileyen bir ırmak romanın kuruluşuna girişmişti.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu1932’de Kadro dergisinin kuruculuğunu üstlendi ve derginin kapanışından sonra sırasıyla Tiran (1934), Prag (1936), Lahey (1939), Bern (1942) elçiliklerine gönderildi. 1949’da Tahran elçiliğinden sonra yine Bern’de (1951) görevlendirildi (bu görev ve gezilerle ilgili anı ve izlenimlerini Zoraki Diplomat, 1955, kitabında derledi).Kurucu Meclis üyeliği (1961) ve Manisa milletvekilliği (1961-1965) son görevleri oldu. İmparatorluktan cumhuriyete, İstanbul payitahtından Ankara bozkırına, halifelikten laikliğe, şeriat düzeninden medeni kanuna, harem-selamlık yapısından modern aileye giden bütün gelişim yollarını yakından bilen Yakup Kadri Karaosmanoğlu ırmak romanıyla bu büyük değişimi edebiyat planında canlandırmak istedi. Konu edindikleri zaman dilimleri gözönüne alındığında bu zincir şöyle belirtilebilir: II. Abdülhamit döneminde yurt dışındaki Jöntürklerin romantik düşleriyle gerçeğin koşulları arasındaki ezilişi Bir Sürgün (1937), İkinci Meşrutiyet ile birlikte değişen düzen, eski kuşağın saygınlığını yitirerek bir sığıntı yaşamına girişleri Kiralık Konak (1922), parti çekişmelerinin kurbanlıkları Hüküm Gecesi (1927), yozlaşmış bir Bektaşi tekkesinin yürüttüğü sömürü düzeni Nur Baba (1922), mütarekede istanbul’un ahlakça bozulup çürüyüşü Sodom ve Gomore (1929), Kuvayı Milliye yıllarındaki tedirgin Anadolu: Yaban (1932), yeni başkentin umut kanatları Ankara (1934), Atatürk döneminden çok partili demokrasi başlangıcına geçiş: Panorama I, II (1953-1954). Vatan Yolunda (Anılar, 1958) Politikada 45 Yıl (1968), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969). Atatürk adlı monografisi ayrı bir dönemdedir (1946).

Başlıca eserlerinin özetleri:

Ankara, yazarın konular zinciri bakımından nehir-roman diye nitelenebilecek eserler dizisinde Panorama’dan (1953-1954) önceki dilimi, Türkiye’ nin kuruluşunun konu edinen sondan ikinci eseridir. Milli Mücadele’ye hem yazılarıyla hem eylemiyle katılan Karaosmanoğlu, Ankara’nın başkent oluşuyla gerçekleşmesini umduğu kuruluş ve kurtuluşları bu kitapta aynı kişinin, İstanbul’dan gelme, taşrayı yadırgama içgüdüsünde davranışları dikkat çeken Selma Hanım’ın evlilik dönemleri biçiminde anlatır. İlk koca Nazif Bey, Sakarya’ya kadar yürekli ve inançlı, ardından daha güvenli Binbaşı Hakkı Bey beraberliği gelir. Zafer sonrasında hak sayılan mevkilere ulaşan Milli Mücadele kuşağı (bu arada Binbaşı Hakkı Bey), bencilliklerinin sınırını ülküsel planda aşamayınca ikinci evlilik mutsuzluğu doğar. Oysa Ankara, tasarlanan, özlenen bütün güzelliklerle iyiliklerin odağıdır. Bunu yüreğinde besleyen yeni kuşağın temsilcisi, Selma Hanım’a mutluluk veren yazar Neşet Sabit’tir. Böylece roman, bir gerçeğe ayak basmadan, ilerde gelecek güzel günlere özlemle ve umutla biter.

Hüküm Gecesi, eser, gazeteci Ahmet Samim’in bilinmeyen parti fedailerince öldürüldüğü 9 Haziran 1910 günüyle Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’ya düzenlenen suikast (11 Haziran 1913) sonrası günlerini bir gazeteci yazarın (Ahmet Kerim: Yakup Kadri) eleştiri gözlemleriyle daha çok siyasal açıdan işler, bir çok gerçek kişinin karıştığı olaylar dizisi fırkalar kavgası sonunda Ahmet Kerim’in Sinop sürgünlüğündeki içki yıkılışıyla biter.

Kiralık Konak, eser, İkinci Meşrutiyet (1908) sonrasındaki toplumsal değişimi sergiler. Abdülhamit dönemi büyüklerinden Naim Efendi (emekli bakan), gelişen kent koşulları bakımından artık kimsenin oturmak istemediği Cihangir’deki konağın sahibi, anılarına bağlı ilk kuşağın temsilcisidir. İkinci kuşak kızı Sekine, damadı alafrangalık züppesi Servet Bey’dir. Önce Şişli yanlarına, ilk olanakla da Avrupa’ ya kaçma özlemlerindedir. Aynı evin içindeki üçüncü kuşak, Naim Efendi’ nin kızından torunu olan Seniha ile Cemil, kardeşinin oğlu Hakkı Celis’dir. Konağı kiralamak için gezenler eski yerini korumak isteyen yaşlı Naim Efendi’nin hıçkırıklı öksürüklerini dinlerlerken Şişli’de yeni bir ev kurulur, alafrangalığın sağladığı kadın erkek yakınlıkları içinde ilk kurbanlar verilir (Seniha), romanın en olumlu kişisi olan Hakkı Celis de, yurdun yazgısından habersiz İstanbul sofralarının dedikoduları içinde ölüm haberiyle anılır.

Milli Savaş Hikâyeleri, adının da belirttiği gibi bu son eser, gazeteci olarak çağrıldığı Anadolu gezisinin özellikle savaş ve sorunlarıyla ilgili örneklerini içerir (1921 sonrası). Yerel gözlemlerin yakınlığı, Anadolu gerçekleri, savaş acıları, insan değerleri Karaosmanoğlu’na en güzel öykülerini getirmiştir: On Dört Yaşında Bir Adam, Güvercin Avı, Teslim! Teslim!, Hasretten Hasrete.

Sodom ve Gomore, eser Mütareke dönemini (1918-1922) ve o yıllardaki işgal İstanbul’unu konu edinir. Düşmanla işbirliğine girmekte sakınca görmeyen yüksek kat insanlarının her türlü ulusal duygudan yoksun onursuz yaşamalarını yazar, Tevrat’ta adları geçen, günahkarlıklar yüzünden yere batırılıp yok edilen iki kentin ahlak düzeyindeki düşüklükle bir tutar. Anadolu’ da ki Kurtuluş Savaşı’na umutla bağlanan Necdet dışında hiç kimse Türklüğün zaferine inanmamakta gününü gün ederek yaşarken bireyci çıkarlarının dışına bakamamaktadır. Kitap, Türk kuvvetlerinin İstanbul’a girişiyle sonuçlanır.

Yaban, yazarın Kurtuluş Savaşı sırasındaki yakın gözlemlerinin ürünü olan bu tezli roman, başlıca iki soruna uzanır. Türk köyünün genel gerçeklerini sergilemeyi gösterme, Türk aydınıyla köylüsünün “arasındaki kültür ve yaşam ayrılıklarının yarattığı uzaklığı değerlendirme. Emir eri Mehmet Ali’ nin çağrısıyla işgal günlerini Anadolu’ da geçirmeyi yeğleyen sağ kolunu savaşta yitirmiş yedek subay Ahmet Celal, hem bir paşazade olarak İstanbul Efendisi, hem yetişmesiyle bir yüksek kat aydınıdır. Porsuk kıyılarında yaşamayı düşlediği köyse umduğundan daha derin yoksunluklar içinde kıvranan bir bozkır kişisi; geri bıraktırılmış, kapanık, yobazlığa yatkın bir dar çevre düğümüdür. Böylece başkent aydınının sözcüsü Ahmet Celal (onun diliyle olayları yansıtan anı defteri), iki dünya arasındaki karşıtlıkları bir bir sergilerken eleştiri ve özeleştiri yanında taşır.

Kadınsız ve aşksız bir yalnızlıkta, İsmail’e eş olan, köy kızı Emine’nin güzelliğinde bir avuntu bulduğunu sanırsa da sonuç boştur. Arada Yunan işgali, dönüş baskısı, köyün iç sorunları içiçedir. Böylece köy, Ahmet Celal’i hiç içine almaz, onu bir ‘yaban’ sayarak dışlar, yıllar sonra bile iyilikle anamaz.






Bir Yorum Yazmak İster misiniz?