Yerçekimi neden var? Yerçekimini değiştirebilseydik neler olurdu?

0

Yerçekimi kuvveti ne işe yarar? Yerçekimini değiştirebilseydik neler olurdu? Yerçekimi niçin var, yerçekimi değişirse olabilecekler.

Yerçekimi neden var?

Yerçekimi neden var?

Yerçekimini kimse değiştiremez. Fakat değiştirebileceğinizi farzedelim. Yerçekiminin kuvvetini değiştirebilecek büyük bir makasınız olduğunu farzedelim. Bu makasın kolu dümdüz yukarıyı gösterdikçe yerçekimi şimdiki gibi olsun. Böyle olunca ağırlığınız eskisi gibidir. Yeryüzündeki her şeyin ağırlığı eskisi kadar olacaktır.

Fakat makası sağa çevirdiğimiz zaman, yerçekiminin kuvveti daha artsın. Yerçekiminin kuvveti artınca yer yüzündeki her şey eskisinden daha ağır olacak, daha çabuk yere düşecek ve daha zor yukarı kalkacaktır. Makasın kolunu sağa doğru çevirdikçe yerçekiminin kuvveti artacaktır.

İnsana hayret veren bu makasın kolunu sola çevirdiğimiz zaman yerçekiminin kuvveti eskisinden daha az olsun. Makası sola doğru çevirdikçe her şeyin ağırlığı gittikçe daha azalacaktır. Hiç bir şey eskisi kadar çabuk düşmeyecektir.

Yerçekimi tamamıyla yok olunca

Sol tarafın en son noktasında büyük kırmızı bir tehlike işareti olsun. Makasın kolunu bu tehlike işaretine kadar çevirmemelisiniz. Çevirirseniz yerçekimi tamamıyla yok olur. Yerçekimi tamamıyla yok olunca hiç bir kimse ve hiç bir şey yer üstünde duramaz, boşluğa yuvarlanır. Evlerin, kedilerin, köpeklerin ve otomobillerin bir tekerlek kenarından dışarıya fırlayan çamur gibi yerden atıldıklarını düşünebilir misiniz? Hattâ su bile denizlerden boşluğa fırlar.

Makasın kolunu sola çevirmenin eğlenceli olacağına karar vererek, yavaş yavaş sola çeviriyorsunuz. Kolu tehlike işaretine getirmeden durdutuyorsunuz. Makastan uzaklaşıyorsunuz. Adımınızı atmağa başlayınca yürümenin eskisinden çok daha kolay olduğunu farkediyorsunuz. Ayaklarınız her zamankinden daha fazla yukarıya kalkıyor, odanın karşı tarafına geçmeğe başlıyorsunuz ve oraya bir adımda geçebiliyorsunuz. Bu çeşit yürümek pek eğlenceli geliyor. Biraz yukarı sıçrıyorsunuz, başınızı tavana vurduğunuzu hayretle duyuyorsunuz ve sonra hafifçe yere iniyorsunuz. Sıçradığınız zaman, bir kitabı masadan yere düşürdünüz. Yere düşen kitabın ses çıkaracağını beklediniz. Fakat hiç ses çıkarmadan, tüy gibi hafifçe yere indi. Yerine koymak için kitabı yerden alıyorsunuz. Kitap büyük olduğu için zorlukla kaldıracağınızı zannediyorsunuz. Fakat bir tabaka kâğıt kadar kolay kalkıyor. Şaşırıyorsunuz.

Birdenbire ağırlığınızın yerçekimi yüzünden olduğunu hatırlıyorsunuz. Bu sabah tartılmış 36 kilo gelmiştiniz. Acaba şimdi ne kadar gelirim diye düşünüyorsunuz. Hemen koşarak banyo odasına gidiyor, oradaki basküle çıkıyorsunuz. Baskülde ağırlığı gösterecek olan ibre pek az hareket ediyor. Rakamı görmek için dikkatli bakmak lâzım geliyor. Baskül size şimdi ağırlığınızın 28 gram bir kilonun küçük bir parçası, olduğunu gösteriyor. «Bir kaç dakika içinde 36 kilodan 28 grama inmek!.. Halbuki tabii aynı büyüklükteyim. Bu makas yerçekimi kuvvetini sahiden değiştirdi diye düşünüyorsunuz.

Yerçekimindeki değişikliklerin etkileri

Yerçekimindeki değişikliğin dışarıda neler yaptığını görmek için sokağa çıkıyorsunuz. İki üç adımda köşeye kadar gidiyorsunuz. Başkalarının da büyük adımlarla yürüdüğüne dikkat ediyorsunuz. Köşede yeni bir dükkân yapılıyor. Kaldırımın üstünde müşterilerin işçilere lüzumundan fazla yaklaşmalarına engel olacak bir tahta perde var. Kaldırım kalabalık. Bir sıçrıyorsunuz, havada tahta perdenin üstünden süzülerek öte tarafa hafifçe yere iniyorsunuz.

Yürürken küçük bir ev görüyorsunuz. Tahta perde üstünden atlamak o kadar kolay olmuştu ki bu evin üstünden de atlamaya karar veriyorsunuz ve kolaylıkla atlıyorsunuz.

Birdenbire bir Bando muzika duyuyorsunuz. Acele ile köşe başına gidiyorsunuz. Sokaktan bahriyeliler geçiyor. Fakat kalabalık o kadar çok ki, geçidi göremiyorsunuz. Yanınızdaki küçük bir mağazaya dikkat ediyorsunuz, bu mağazanın dördüncü katındaki bir pencereden geçidi iyi görebilirim diye düşünüyorsunuz. Mağazaya giriyor ve dördüncü kata çıkıyorsunuz. Oraya çıkmak için biraz vakit geçiyor. Asansör o kadar hafif ki, makinesi onu ok gibi binanın çatışma fırlatıyor. Sonra asansör yavaş yavaş dördüncü kata iniyor. Pencerede iyi bir yer buluyorsunuz ve geçide bakmak için heyecanla biraz fazla dışarıya sarkıyorsunuz. Dengenizi kaybedip pencereden düşüyorsunuz. Kalabalığın içinden birisi sizi görüyor ve bağırıyor. Herkes korku içinde kalıyor, ve bu düşmenin sonunun sizin için çok fena olacağını gayet iyi biliyor, fakat siz hızla düşecek yerde, yavaş yavaş iniyorsunuz. Bahriyelilerin geçidini heyecanla seyrediyorsunuz.

Bir top yuvarlanıyor!

Tam o sırada sokağın içine bir top yuvarlanıyor. Küçük bir kız topu yakalamaya koşarken büyük bir otomobil hızla kızın üstüne doğru geliyor. Birdenbire otomobilin çok ağır olmayacağını hatırlayarak onu yolun üstünden kaldırmaya çalışıyorsunuz. Otomobil kedinizin her zamanki ağırlığı kadar bile ağır değil. Sonra küçük kızı kaldırıp kaldırıma götürüyorsunuz. Küçük kız o kadar hafif ki, onu bezden yapılmış bir bebeği taşır gibi taşıyorsunuz. Şimdi artık eve dönüp her şeyin ağırlığını arttırmaya karar veriyorsunuz. Makasın kolunu yavaş yavaş sağa çeviriyorsunuz. Yine makastan uzaklaşmağa başlıyorsunuz. Fakat bu defa ayaklarınız size kurşun gibi ağır geliyor. Bastığınız yerden kaldıramıyorsunuz. Biliyorsunuz ki; koşup atlayamayacaksınız. Yerden ayıramadığınız için ayaklarınızı sürükleyerek banyo odasına gidiyorsunuz. Tartılarak ne kadar geldiğinizi öğrenmek istiyorsunuz, fakat basküle çıkamıyorsunuz. İşte dün almış olduğunuz bir kalıp sabun. Basküle onu koyuyorsunuz. Üç kilo geliyor. O halde siz tartılabilseniz 900 kilo kadar bir şey geleceksiniz.

Baskülden uzaklaşırken kolunuzla çarparak diş fırçanızı yere düşürüyorsunuz. Diş fırçası yere gürültüyle düşüyor, onu almak için eğilmeğe cesaret edemiyorsunuz.

Su Akıyor!

Musluğu açıp su akıtmak istiyorsunuz. Su o kadar hızla hücum ediyor ki, siz musluğu kapatmaya kadar banyo odası su içinde kalıyor. Çok şükür ki, köşede tahtabezi duruyor. Silmek o kadar zor ki, yoruluyorsunuz. Yatak odanıza gidiyorsunuz, yatağınızın üstüne uzanmaya başlarken birdenbire arka üstü dümdüz yatağın üstüne düşüyorsunuz. Başınızın altına koymak için kuş tüyü yastığınıza uzanıyorsunuz. Yastık o kadar ağır ki, kendinize doğru çekemiyorsunuz.

Tam o sırada müthiş bir patırdı oluyor. Yağmur başlamış ve yağmur damlaları birer kurşun tanesi imiş gibi pencereye vuruyor. Yataktan kalkmak istiyorsunuz, fakat kalkamıyorsunuz. Pencerenizin camı kırılmış. Ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Kardeşinizin holde ayaklarını sürüye sürüye dolaştığını duyuyorsunuz. Makası eski haline getirmesi için bağırıyorsunuz. Kardeşiniz makası ilk vaziyetine getiriyor. Kurtuluyorsunuz. «Yer çekimine hiç dokunmamalıymışım» diyorsunuz.


Leave A Reply