Ağız İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları, İçinde Ağız Geçen Deyim

9

Ağızla ilgili deyimler ve anlamları, konuşmak ile ilgili deyimler nelerdir? Bu deyimlerin açıklamaları ve anlamları. Deyimler ve anlamları sözlüğü.

Ağız İle İlgili Deyimler

Ağız İle İlgili Deyimler ve Anlamları

  • * (birine) ağzının payını (ölçüsünü) vermek
    verilen karşılıkla bir kimseyi söylediğine veya yaptığına pişman etmek: “İyi oldu ağzının payını verdiğim, artık bana karşı daha dikkatli olur.” -A. Ümit.
  • * (birini) ağzına baktırmak
    kendini zevkle dinletmek.
  • * (birinin) ağzına bakakalmak
    sözlerine hayran olmak.
  • * (birinin) ağzına bir parmak bal çalmak
    birini tatlı sözlerle veya çeşitli hediyelerle bir süre için kandırmak, oyalamak: “Hürriyet, müsavat diye herkesin ağzına bir parmak bal çaldılar.” -H. R. Gürpınar.
  • * (birinin) ağzına sakız olmak
    dedikodusuna konu olmak.
  • * (birinin) ağzına tükürmek
    hakaret ederek uyarmak.
  • * (birinin) ağzından
    1) birisinden dinleyerek: Bu şiiri Âşık Veysel’in ağzından yazdım. 2) adına.
  • * (birinin) ağzından kapmak
    1) birinin bildiği şeyleri, ustalıklı konuşmalarla ona sezdirmeden öğrenmek: “Bütün bu lafları harfi harfine Fatma Hanım’ın ağzından kapmış, bana kendi sözleri imiş gibi tekrar ediyor.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) birinin konuşmasını keserek kendisi söze başlamak.
  • * (birinin) ağzından lokmasını almak
    birinin hakkı olan şeyi ondan almak.
  • * (birinin) ağzını bağlamak
    bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak: “Ortağım burada kocama basmış büyüyü, basmış büyüyü. Dilini, ağzını bağlamış adamcağızın.” -R. N. Güntekin.
  • * (birinin) ağzını bıçak açmamak
    üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak: “O gittiği günden beri Zeynep kadının ağzını bıçak açmıyor.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
  • * (birinin) ağzını dilini bağlamak
    birini konuşamaz duruma getirmek: “O şıllık basmış büyüyü, adamcağızın ağzını dilini bağlamıştı.” -R. N. Güntekin.
  • * (birinin) ağzını kapamak
    kendisine çıkar sağlaması için bir kimseyi susturmak.
  • * (birinin) ağzını kullanmak (satmak)
    birinin söylediklerinin aynısını söylemek.
  • * (birinin) ağzını tıkamak
    sözünü kesmek, susturmak.
  • * (birinin) ağzının içine bakmak
    1) ne söyleyeceğini beklemek; 2) onun sözüne göre davranmak.
  • * (birinin) ağzının içine girmek
    1) çok yanaşmak, iyice sokulmak; 2) hayranlıkla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek.
  • * (birinin) ağzının kokusunu çekmek
    birinin her türlü isteğine, kaprisine boyun eğmek: “Onca yıl gurbetin kahrını, gâvurun ağzının kokusunu çekmiştik.” -M. İzgü.
  • * (birinin, birilerinin) ağzına düşmek
    dile düşmek: “Doğrusu ben ne güzelliğimin ne de ilmimin kimsenin ağzına düşmesine razı değilim.” -E. İ. Benice.
  • * ağzını mühürlemek
    konuşmamak, susmak: “Yine o değişmeyen ızdırap ile ağzını mühürler.” -Y. Z. Ortaç.
* ağzını sıkı (pek) tutmak
sır vermemek.
  • * ağzını toplamak
    söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek: “Evvela ağzını topla! Ağzını bozarsan ben de senden aşağı kalmam.” -S. F. Abasıyanık.
  • * ağzını tutmak
    1) boşboğazlık etmemek; 2) kötü söz söylememek; 3) bir konuda arzu edilmeyen düşüncelerin açığa çıkmasını susarak önlemek.
  • * ağzının içi yangın yerine dönmek
    ağzının tadı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek: “Ağzımın içi yangın yerine dönüp yine de ağrılar kesilmeyince çok sıkıntılı bir vaziyete düştüm.” -R. N. Güntekin.
  • * ağzının içine baktırmak
    sözlerini seve seve ve dikkatle dinletmek.
  • * ağzının kâhyası olmak
    birinin alışkanlıklarına, davranışlarına, düzenine karışmak.
  • * ağzının mührü ile
    oruçlu olarak.
  • * ağzının payını (ölçüsünü) almak
    verilen karşılıkla bir kimseye söylediğine veya yaptığına pişman olmak.
  • * ağzının perhizi yok
    “ağzına geleni söyler” anlamında kullanılan bir söz.
  • * ağzının suyu akmak
    çok beğenip istemek, imrenmek: “Bu ziyafete elimiz erişmiyor, uzaktan ağzımın suyu akıyor.” -R. N. Güntekin.
  • * ağzının tadını bilmek
    1) güzel yemeklerden anlamak; 2) her şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak: “Demek sen artık ağzının tadını bilmiyorsun! Demek senin hiçbir zevkin kalmamış!” -A. Ş. Hisar.
  • * ağzıyla içmesini bilmek
    sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.
  • * ağzıyla kuş tutsa…
    “ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalık gösterse” anlamında kullanılan bir söz: “Aktör, o her günkü pırtısını giyip de sahneye çıkarsa, ağzıyla kuş tutsa seyirciye Demirhane Müdürü olduğunu yutturamaz.” -S. F. Abasıyanık.
  • * (bir söz, birilerinin) ağzında çalkalanmak
    üzerinde çok konuşulmak: “Fakat bütün memleketin ağzında çalkalanan bu evlerin anha minha 5000 liradan fazlaya çıkmayacağı.” -S. F. Abasıyanık.
  • * (bir şey, birinin) ağzının kaşığı (kalıbı, lokması) olmamak
    1) bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak; 2) bir şey, bir kimsenin sözünü edemeyeceği kadar değerli olmak.
  • * (bir şeyi) ağzına sürmemek
    herhangi bir yiyeceği veya içeceği hiç yememek veya içmemek.
  • * (bir şeyi) ağzında gevelemek
    açıkça söylememek.
  • * (bir yiyecek) ağzında büyümek
    sevmediğinden veya içi almadığından yutamamak.
  • * (birinden, bir şeyden) ağzı yanmak
    bir şeyden veya kişiden büyük zarar görmek: “Ağzım yanmıştı bir kez şişman kadından, biz etine buduna aldanmıştık.” -M. İzgü.
  • * ağzından çıt çıkmamak
    hiçbir şey söylememek.
  • * ağzından dökülmek
    açıkça söylemekten çekindiği şey, konuşmasından belli olmak.
  • * ağzından düşmemek (düşürmemek)
    her zaman sözünü etmek, söylemek: “Bu ne cehennemdir lafı ağzından düşmüyordu.” -N. Cumalı.
  • * ağzından girip burnundan çıkmak
    1) türlü yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek, kandırmak: “O, köylülerin ağzından girip burnundan çıkmayı mükemmel becerir.” -S. Ertem. 2) iyice dövmek: “Ulan, ağzını topla! Şimdi ağzından girer, burnundan çıkarım!” -M. Rona.
  • * ağzından inci saçmak
    birbirinden güzel sözler söylemek.
  • * ağzından kaçırmak
    istemediği hâlde boş bulunup söyleyivermek: “Sen onun için en fena tabirleri kullanıyorsun, asabisin, ağzından çirkin şeyler kaçırıyorsun.” -P. Safa.
  • * ağzından lakırtı (laf) almak (çekmek)
    karşısındakini konuşturarak birtakım şeyleri öğrenmek: “Ağzımdan lakırtı almak istiyorsun ama demeyeceğim.” -B. Felek.
  • * ağzından söz (laf, lakırtı) eksik etmemek
    o sözü sürekli söylemek.
  • * ağzından (söz, lakırtı) dirhemle çıkmak
    çok az veya zorla konuşmak.
  • * ağzını açıp gözünü yummak
    öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek: “Fakat bu inat, Emine’nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik’e ağzını açmış, gözünü yummuştu.” -H. E. Adıvar.
  • * ağzını aramak (yoklamak)
    konuşturarak düşüncesini öğrenmeye çalışmak: “Ağzımı aradı, rahat mıydım, burada okuyacağımı aklım kesmiş miydi?” -A. Kutlu.
  • * ağzını bırakıp kıçıyla (bir tarafıyla) gülmek
    alay ederek karşısındakine gülmek.
  • * ağzını bozmak
    kaba sözler söylemek, küfretmek: “Bütün yapma inceliğine karşın kabaydı karısına karşı. Dövdüğü de oluyordu, ağzını bozduğu da.” -O. Rifat.
  • * ağzını burnunu çarşamba pazarına (çanağına) çevirmek
    aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.
  • * ağzını burnunu dağıtmak (kırmak, parçalamak)
    aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.
  • * ağzını havaya (poyraza) açmak
    alay umduğunu elde edememek.
  • * ağzını hayra aç!
    kötü ihtimaller söz konusu edildiğinde “Tanrı korusun” anlamında kullanılan bir söz.
  • * ağzını kapamak (kilitlemek)
    susmak, bir şey söylemek istememek: “Kendini tutamıyorsun, bari ağzını kapa, sus, küçülme.” -P. Safa.
  • * ağzını kiraya vermek
    kendini de ilgilendiren bir konuda düşüncesini söylememek.
  • * ağzını koklamak
    niyetini ve durumunu öğrenmek istemek.
  • * ağzına geleni söylemek
    1) nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek; 2) gelişigüzel, saçma sapan konuşmak.
* ağzına gem vurmak
susturmak, söyletmemek.
  • * ağzına kadar
    boş yeri kalmayacak bir biçimde: “Bir bardağı bu yeşil şerbetle ağzına kadar doldurdu.” -İ. O. Anar.
  • * ağzına kilit takmak (vurmak)
    1) susmak; 2) susturmak.
  • * ağzına kira istemek
    söylemesi beklenen şeyi söylemekte nazlı davranmak.
  • * ağzına sağlık
    1) bir sözü yerinde söyleyen kişilere söylenen bir beğenme sözü; 2) yapılan konuşmanın beğenildiğini belirtmek için söylenen söz.
  • * ağzına sıçmak
    1) birini çok kötü duruma sokmak; 2) bir şeyi, bir işi işe yaramaz duruma getirmek, bozmak.
  • * ağzına takılmak
    bir sözü konuşması sırasında bilinçsiz bir biçimde sürekli söylemek.
  • * ağzına taş almak
    söze karışmayıp susmak.
  • * ağzına tıkmak
    susturmak, konuşmasına engel olmak: “Aleyhinde kim ne söylerse hemen ağızlarına tıkarlardı.” -O. C. Kaygılı.
  • * ağzına verilmesini beklemek (istemek)
    çalışmayıp işlerinin başkaları tarafından yapılmasını beklemek.
  • * ağzına yakışmamak
    söylemesi ayıp kaçmak, uygun düşmemek, yakışık almamak.
  • * ağzına yüzüne bulaştırmak
    bir işi kötü yapmak, becerememek: “Yapılacak şey ehemmiyetsizce bir pansuman ama ağızlarına yüzlerine bulaştırmalarından korkuyorum.” -R. N. Güntekin.
  • * ağzında bakla ıslanmamak
    sır saklamamak.
  • * ağzında yaş kalmamak
    bir düşüncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak.
  • * ağzından baklayı çıkarmak
    baklayı ağzından çıkarmak.
  • * ağzından bal damlamak (akmak)
    çok tatlı konuşmak: “Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın.” -A. İlhan.
  • * ağzından burnundan getirmek
    1) huzurunu bozmak, sıkıntıya sokmak: “Siz buraya bizi eğlendirmeye mi geldiniz yoksa ağzımızdan burnumuzdan getirmeye mi?” -O. C. Kaygılı. 2) pişman etmek için uğraşmak.
  • * ağzından çıkanı (çıkan sözü) kulağı duymamak (işitmemek)
    sözlerini tartmadan söylemek.
  • * ağzından çıkmak
    bir sözü istemeden, farkına varmadan söylemek, söylemiş bulunmak: Bir kez ağzımdan çıktı, o fiyata vereceğim.
  • * ağzı dili (ağzı) kurumak
    1) susuz kalmak; 2) konuşamaz duruma gelmek: “Ağzım dilim kurudu, kız yalvara yalvara” -Halk türküsü.
  • * ağzı dili bağlanmak
    herhangi bir sebeple konuşamaz olmak.
  • * ağzı dili tutulmak
    1) konuşamamak; 2) beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak: “Kızları gördün, ağzın dilin tutuldu gayri.” -N. Cumalı.
  • * ağzı dolu dolu konuşmak
    heyecanlı söz söylemek: “Birkaç kişiyle, garip bir lisanla ağzı dolu dolu konuşmaya başladı.” -S. F. Abasıyanık.
  • * ağzı kilitlenmek
    konuşamaz duruma gelmek: “Fakat yalnız kaldıkları vakit ağzı kilitlendi ve tek gözü de Gülizar’ı görmez oldu.” -N. Hikmet.
  • * ağzı köpürmek
    çok öfkelenmek: “Âdeta saldırdı üstüme ağzı köpürmüş, çirkin bayan.” -N. Hikmet.
  • * ağzı kulaklarına varmak
    çok sevinmek: “Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.” -R. N. Güntekin.
  • * ağzı laf (lakırtı) yapmak
    1) kolay konuşma yeteneği olmak; 2) inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak: “Çok şükür, ağzı laf yapandan çok, eli işe yatkın aydınlara muhtaç olduğumuzu, anlar gibiyiz.” -A. İlhan.
  • * ağzı olan konuşuyor
    “konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var” anlamında kullanılan bir söz.
  • * ağzı oynamak
    1) bir şeyler yemek; 2) konuşmak.
  • * ağzı sulanmak
    1) imrenmek; 2) yeme, içme isteği artmak.
  • * ağzı süt kokmak
    çok genç ve toy olmak: “Yazmaya başladığım günden bu yana ağzı süt kokan bir yazar olmaktan korkmuşumdur.” -T. Uyar.
  • * ağzı teneke kaplı
    şaka çok sıcak veya çok acı şeyleri kolaylıkla içebilen, yiyebilen (kimse).
  • * ağzı var dili yok
    1) “pek sessiz, kendi hâlinde” anlamında kullanılan bir söz: “Benim gibi ağzı var dili yok bir kadınla ne zevkleniyorsunuz?” -B. Felek. 2) “konuşamayan, derdini anlatamayan” anlamında kullanılan bir söz: “Hey zavallı balık, diyor, ağzın var dilin yok.” -S. F. Abasıyanık.
* ağzı varmamak
söylemeye, açıklamaya gönlü elvermemek.
  • * ağzına almak
    1) yemek, içmek; 2) söylemek: “Bir daha millet kelimesini ağzına alırsan dilini koparırım, anladın mı?” -R. H. Karay.
  • * ağzına bir kemik atmak
    birini küçük bir çıkarla susturmak.
  • * ağzına burnuna bulaştırmak
    bir işi beceremeyip berbat etmek, bozmak.
  • * ağzına etmek
    argo haddini bildirmek.
  • * ağzına geldiği gibi
    önünü sonunu düşünmeden.
  • * ağızdan ağıza dolaşmak (geçmek)
    bir söz herkes arasında söylenilmek: “Gazeteye yansıyan haber ağızdan ağıza geçerken açıklığını hemen hemen tamamen kaybetmiştir.” -Halikarnas Balıkçısı.
  • * ağızda dağılmak
    genellikle hamur işi, iyi pişmiş ve lezzetli olmak.
  • * ağızda sakız gibi çiğnemek
    bir söz veya düşünceyi sık sık tekrarlayıp durmak.
  • * ağza (ağızlara) düşmek
    dedikodu konusu olmak.
  • * ağza alınmaz (alınmayacak)
    söylenmesi ayıp, çirkin (söz, küfür): “Bu ağza alınmaz söz üzerine karşıdakiler birden alevlendiler.” -O. C. Kaygılı.
  • * ağza almamak
    anmamak, sözünü etmemek: “Tövbekâr olduktan sonra eskiden işlediğimiz günahlar ağza alınmaz.” -H. E. Adıvar.
  • * ağza tat, boğaza feryat
    “miktarı çok az olan yiyecek” anlamında kullanılan bir söz.
  • * ağzı açık kalmak
    şaşırmak: “Dillere destan İstanbul nezaketini o evde gördüm, ağzım açık kaldı.” -A. Kutlu.
  • * ağzı burnu yerinde
    oldukça güzel, yakışıklı.
  • * ağzı çiriş çanağına dönmek
    ağzı kuruyup acılaşmak.
  • * ağzının tadı bozulmak (kaçmak)
    bir kimsenin kurulu düzeni, dirliği bozulmak.
  • * ağzının tadını kaçırmak
    1) neşesini, keyfini bozmak: “Ben o kadınlardan değilim ki, evin büyüğü ben olacağım diye tutturup akılsızlıklarla ağzımın tadını kaçırayım.” -M. Ş. Esendal. 2) bir kimsenin kurulu düzenini bozmak.
  • * bayramlık ağzını açmak
    kaba konuşmak, küfretmek.
  • * (birinin) ağzının kokusunu çekmek
    bir kimsenin çekilmez davranışlarına katlanmak.
  • * dil ağız vermemek
    ağız dil vermemek: “Çocuk, hâlâ dil ağız vermeden yatıyordu.” -R. N. Güntekin.
*hep bir ağız olmak
söz birliği etmek, anlaşarak bir konuda aynı şeyleri söylemek.
  • * ağız açtırmamak
    çok konuşarak başkalarının söz söylemesine, konuşmasına engel olmak: Yusuf Efendi biçareye ağız açtırmıyordu.
  • * ağız ağıza vermek (konuşmak)
    iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak: “Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.” -R. N. Güntekin.
  • * ağız (ağzını) açmak
    1) konuşmaya başlamak; 2) kesici aletleri keskin duruma getirmek; 3) ağır sözler söylemeye başlamak; 4) azarlamak, paylamak: “Aman efendim, bendenize bir ağız açtılar, donakalmışım.” -M. Ş. Esendal. 5) alık alık bakmak.
  • * ağız aramak (yoklamak)
    öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.
  • * ağız birliği etmek
    bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşmak, söz birliği etmek.
  • * ağız burun birbirine karışmak
    1) dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak; 2) yüzde aşırı öfke, üzüntü, yorgunluk vb. durumların izleri görünmek.
  • * ağız değiştirmek
    önce söylediğini başka türlü anlatmak: “Gelgelelim Akif, Berlin’e gidip de oradaki kahveleri gördüğü vakit ağız değiştirmek zorunda kalır.” -S. Birsel.
  • * ağız dil vermemek
    konuşmamak, susmak.
  • * ağız etmek
    yaranmak için kibar konuşmaya çalışmak: “Kolonya dökmekten, şeker tutmaktan iyi gözükeceğim diye ağız etmekten yoruldu.” -L. Tekin.
  • * ağız kalabalığına getirmek
    1) birini gereksiz sözlerle şaşırtmak; 2) ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.
  • * ağız kullanmak
    duruma, ortama göre söz söylemek: Ben nasıl ağız kullanıyorsam sen de o yolda konuş.
  • * ağız satmak
    yüksekten atarak kendini övmek.
  • * ağız tamburası çalmak
    1) sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak; 2) soğuktan dişleri birbirine çarpmak, çenesi titremek.
  • * ağız yapmak
    birini kandırmak, yanıltmak amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak: “Kaçacağım, tövbeler olsun, bir fırsatını bulayım diye ağız yaptı.” -M. Ş. Esendal.
  • * ağız yaymak
    açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak.


9 yorum

Leave A Reply