1960 Milli Birlik Komitesi Hakkında Bilgi

0

1960 darbesi sonrası kurulan ve 38 adet askerden oluşan cuntaya verilen isim olan Milli Birlik Komitesi ile ilgili bilgiler.

1960 Milli Birlik Komitesi
Milli Birlik Komitesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde derin etkiler bırakan ve siyasal yapıyı temelden sarsan 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi’nin ardından kurulan askeri yönetime verilen isimdir. Bu komite, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yer alan kara, deniz ve hava kuvvetlerine mensup çeşitli rütbelerdeki 38 subaydan oluşuyordu. Komitenin başında, dönemin tanınmış komutanlarından biri olan Orgeneral Cemal Gürsel bulunuyordu. Cemal Gürsel, hem Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst düzey temsilcilerinden biri olarak hem de darbenin siyasi sorumluluğunu üstlenmiş bir lider olarak, Türkiye’deki geçici askeri yönetimin en belirgin siması haline gelmiştir.

Ancak komitenin üyelerinde zamanla bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Komite mensuplarından biri olan Ankara Askerî Valisi İrfan Baştuğ, 11-12 Eylül 1960 gecesi geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Bu olay, hem kamuoyunda üzüntü yaratmış hem de komitenin üye sayısında azalmaya neden olmuştur. Bu kaza sonucunda, Milli Birlik Komitesi’nin üye sayısı 38’den 37’ye düşmüştür.

Kuruluşundan sadece birkaç ay sonra, komite içinde çeşitli anlaşmazlıkların ve görüş ayrılıklarının baş göstermesi üzerine, mevcut yapıda bir değişikliğe gidilmiştir. İlk Milli Birlik Komitesi, 1960 yılının Kasım ayında resmî olarak feshedilmiştir. Bu fesih kararının ardından, yerine daha dar kapsamlı, yeniden yapılandırılmış bir komite kurulmuştur. Yeni kurulan Milli Birlik Komitesi, bu kez sadece 23 üyeden oluşuyordu. Yapılan bu değişiklikler, darbenin arkasındaki askerî güçler arasında da bir hizipleşmenin ve siyasi pozisyon mücadelesinin yaşandığını göstermekteydi.

Komite üyeliğinden çıkarılan 14 subay, sadece görevden alınmakla kalmamış, aynı zamanda belirli ölçüde cezalandırılmışlardır. Bu subaylar, emekliye sevk edilmiş ve kamu yönetiminden uzaklaştırılmıştır. Ancak bu süreç sıradan bir emeklilik uygulaması şeklinde olmamış; çıkarılan subayların önemli bir kısmı 2 yıl süreyle yurt dışında görevlendirilmiş, yani bir bakıma sürgüne gönderilmişlerdir. Bu görevler çoğunlukla diplomatik ya da askerî ataşelikler şeklinde düzenlenmiştir. Böylece hem Türkiye içindeki siyasî dengeler korunmuş hem de bu subayların olası muhalefet girişimleri engellenmek istenmiştir.

27 Mayıs Darbesi sonrası hazırlanan yeni anayasa, Türk siyasal hayatında önemli bir dönüm noktası olmuştur. 9 Temmuz 1961 tarihinde halkoyuna sunularak kabul edilen 1961 Anayasası, sadece temel hak ve özgürlükleri değil, aynı zamanda darbenin aktörlerinin gelecekteki siyasi statüsünü de belirlemiştir. Anayasa’nın 70. maddesine göre, 13 Aralık 1960 tarih ve 157 sayılı kanunun altında adı bulunan Milli Birlik Komitesi üyeleri, herhangi bir yaş şartına bakılmaksızın, doğal senatör olarak görevlendirilmişlerdir. Bu madde, askeri darbe sonrası dönemde komite üyelerine yasal ve anayasal bir statü kazandırarak, onların yeni siyasal düzende de söz sahibi olmasını sağlamıştır.

Ek olarak, Anayasa’nın geçici 4. maddesi, Milli Birlik Komitesi’nin geçici doğasına dikkat çeken önemli bir düzenleme içermekteydi. Bu maddeye göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni seçimler sonucunda toplanmasıyla birlikte, Milli Birlik Komitesi’nin hukuki varlığı sona erecektir. Böylece komitenin, kalıcı bir iktidar odağı değil, sadece anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi sürecinde geçici bir organ olduğu hükme bağlanmıştır.

Sonuç olarak, Milli Birlik Komitesi, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonrasında Türkiye’nin siyasi ve anayasal yapısını şekillendiren en etkili kurumlardan biri olmuştur. Orgeneral Cemal Gürsel’in liderliğinde kurulan bu komite, hem bir askeri yönetim modeli, hem de daha sonra sivilleşme sürecine geçişte bir geçici anayasal kurum olarak tarihsel yerini almıştır. Üyeleri arasında zamanla ayrışmalar yaşanmış, bazıları tasfiye edilip sürgüne gönderilmiş, kalanları ise yeni anayasa çerçevesinde doğal senatörlük unvanı ile ödüllendirilmiştir. Komitenin etkisi, sadece darbe süreciyle sınırlı kalmamış, Türkiye’de demokrasi, anayasa hukuku ve sivil-asker ilişkileri açısından da uzun vadeli tartışmalara neden olmuştur.


Leave A Reply