Atatürk’ün Üstün Kişiliği – Kişisel Özellikleri ve Çeşitli Yönleri

0

Mustafa Kemal Atatürk’ün Kişisel özellikleri, üstün kişiliği ile ilgili yazı. Atatürk hakkında yazı. Atatürk’ün büyüklüğünü anlatan yazı.

Atatürk’ün Üstün Kişiliği – Kişisel Özellikleri ve Çeşitli Yönleri

Atatürk, doğuştan üstün özelliklere sahipti. Bu özellikler, O’nun diğer insanlardan farklı üstün kişiliğini meydana getirir. Atatürk’ün doğuştan olan özellikleri, hayatı boyunca güçlendi ve gelişti. Akılcılık ve bilim, düşünce sisteminin yol göstericisi olmuştur. Bu düşünce sisteminde devamlı olarak gelişen yetenekleri ile Atatürk, üstün özelliklerin abidesi ve eşsiz kişiliğin sembolü haline gelmiştir.

Atatürk

Atatürk, devrin kültürü ve engin görüşü ile gerçekleri kesin olarak bulurdu. Başta gelen üstün özelliklerinden biri gerçekçiliktir.

Atatürk Dahiydi

Atatürk, olağanüstü yeteneği ve yaratıcı bir güce sahip büyük bir dahi idi. Yüksek bir zekaya sahipti. İnandırıcı ve büyüleyici kişiliği vardı. Daima şahsı için değil, vatanı ve milleti için çalıştı ve yaşadı. Sonsuz bir sabır, eğilmez ve bükülmez bir iradesi olduğu açıkça görülürdü. Varılacak noktaları çok iyi seçer, bu amaca ulaşmak yolunda karşısına çıkan engelleri kolaylıkla yenmesini bilirdi. Kendisine güvenen ve çevresindekilere güveni öğreten büyük bir önderdi. En çok güvendiği de milletiydi. Cesurdu, olayların üzerine güvenle cesaretle giderdi. Dikkatli ve akılcı davranışı ile amaca çabuk ulaşırdı.

Atatürk


Milletini Tanırdı

Milletini ve milletin çözüm bekleyen problemlerini çok iyi bilirdi. Derin ve geniş bir kültürü vardı. Tutum ve davranışlarında tutarsızlığa asla rastlanmamıştır. Her zaman gerçekçi ve samimi olmuştur. Milli ve dünya olaylarını büyük bir ustalıkla değerlendirdi. Dünyada eşine pek rastlanmayacak yüksek bir muhakeme gücüne sahipti. Bu özelliği, aldığı kesin kararların doğruluğuyla ortaya çıkar ve herkesi şaşırtırdı. Zor anların adamıydı. Her şeyin bitti sanılan anlardaki kararı, olayları ve problemleri çözümlerdi.

Atatürk - Nutuk Okurken

Güzel Konuşurdu

Atatürk, çok güçlü bir konuşmacıydı. Büyük Nutuk ve yurt gezilerindeki konuşmaları, bu özelliğinin en güzel belgeleridir. Konuşmaları inandırıcı ve yol göstericiydi.

Atatürk, geniş ve uzak ufukları çok kısa zamanda gören büyük bir ileri görüşe sahipti. O, bütün problemleri ve olayları ciddiyetle ele alırdı. Çözüm bekleyen işleri büyük küçük şeklinde ayırmazdı. Hepsini aynı ciddiyetle ele alırdı, çok iyi inceler, her şeyin kaynağına iner, tam bir fikir sahibi olurdu. Böyle davranmayı vazgeçilmez bir görev bilirdi.


Atatürk, ince bir seziş gücüne sahipti. Bu özelliği, üstün zekası, eşsiz dahiliği ve geniş kültürü ile beslenir, dikkatleri çeken bir şekilde ortaya çıkardı. Daima, olayları kendi istek ve amacı doğrultusunda götürür, onların etkisi altında kalıp ezilmezdi.

Atatürk

Büyük Bir Düşünürdü

Atatürk, büyük bir düşünürdü. Düşünce ile hareketi daima birlikte yürütürdü. Kesinlikle batı düşüncesine sahipti. Düşüncesinde ilim, akıl ve deney birbirinden ayrılmaz temel unsurlardı. Laik düşüncenin sahibi ve takipçisiydi.

Atatürk milliyetçiydi. Milliyetçi düşünce ile hareket ederdi. Bu inançla, milletinde milli ruh ve milli bilinç yaratmaya çalışırdı. Onun tek amacı milletini, medeni ve mutlu görmekti.

Atatürk kibar, nüktedan ve alçak gönüllüydü. Büyük bir hoşgörüye sahipti. Fakat ilkelerinden asla taviz vermezdi. O, ilke ve inkılapları ile bir bütündü.

Atatürk


Çok Çalışkandı

Atatürk, tükenmez bir enerjiye sahipti. Çevresinde çalışanlara da büyük bir enerji kaynağı olmuştur. Ele aldığı bir işi sonuçlandırıncaya kadar, gece gündüz bazen de günlerce aralıksız çalışırdı. Yanındakileri de çalıştırırdı.

Atatürk, hayatı çok severdi. İnsanların eğlenmesini, gülmesini, neşeli günler geçirmesini isterdi. Bunları görünce mutlu olur, bazılarına da katılırdı. O, gülmeyen insanların, toplulukların, milletlerin güçlü olamayacaklarına inanırdı. Milletinin rahat ve mutluluğu, kendisinin rahatı ve mutluluğu olurdu.

O, hiçbir kimsenin erişemeyeceği üstün ve yüce bir insan sevgisine sahipti.

Bütün bu özellikler, Atatürk’ü üstün bir kişiliğe ulaştırmıştır. Atatürk çok yönlü, tam ve eşsiz bir bütündür.


ATATÜRK’ÜN BÜYÜKLÜĞÜNÜ ANLATAN YAZI

KİŞİNİN AYNASI

Selânik’te pembe boyalı, küçük bir ev vardı. Bu evde gümrük memuru Ali Rıza Efendi ve eşi Zübeyde Hanım birlikte yaşıyorlardı. 1881 yılında Mustafa adını verdikleri bir çocukları dünyaya geldi.

Mustafa, ilkokuldan sonra askeri ortaokula ve liseye gitti. Başarılı bir öğrenci olduğu için matematik öğretmeni ona “Kemal” adını verdi. Böylece adı “Mustafa Kemal” oldu.

Mustafa Kemal, askerî liseden sonra Harp Okulu’nu ve Harp Akademisi’ ni bitirdi. İyi bir subay ve komutan oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale’ de büyük bir destan yazdı, ünü bütün dünyaya yayıldı.


Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemizi düşmanlar işgal etti. Mustafa Kemal, Anadolu’ ya giderek halkı birleştirmek ve ülkeyi düşmanlardan kurtarmak istedi. 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan Kurtuluş Savaşı’mızın bu öyküsü kısaca şöyledir:

Deniz durgundu. Güneş doğmak üzereydi. Gemide çıt yoktu. Mustafa Kemal’ i bir türlü uyku tutmamış, erkenden kalkmıştı. Acaba başarabilecek miydi? Durum çok zor görünüyordu. Düşman kuvvetleri Anadolu’yu işgale başlamışlardı. İstanbul hükümeti, İngilizlerin emri altına girmişti. Yunanlılar İzmir’ i, İtalyanlar Akdeniz’ i, Fransızlar Gaziantep, Adana ve Maraş’ ı işgal etmişti. Bu kadar büyük zorluklar varken acaba vatanı kurtarmak mümkün müydü?

Gemi Samsun’ a yanaşıyordu. Mustafa Kemal, kendi kendine, “Halk bir bütün olursa her türlü zorluğu yenebiliriz.” dedi. Ama bu nasıl olacaktı?

Gemi kaptanı: “Kıyıya yaklaştık, sahilde büyük bir kalabalık var.” dedi. Mustafa Kemal sahile baktı. Gerçekten çok büyük bir kalabalık vardı. Halk kendisini karşılamaya gelmişti. O anda içinde çok büyük bir sevinç duydu. Halk isterse her şeyi başarmak mümkün olabilirdi.

Gemiden inince halk onu büyük sevgi gösterileriyle karşıladı. Güneşli ve aydınlık bir gündü.

Mustafa Kemal, Samsun’da kısa süre kaldı. Bir an önce Anadolu’ya gitmek, halkı birleştirmek ve ülkeyi düşmanlardan kurtarmak istiyordu. Bu nedenle Amasya, Erzurum ve Sivas’ta toplantılar yaptı.

Daha sonra Mustafa Kemal, Samsun’a çıkışından yaklaşık altı ay sonra Ankara’ya geldi. Ankara’da halk. Mustafa Kemal’i büyük bir coşkuyla karşıladı. Mustafa Kemal, bir an önce Büyük Millet Meclisini kurmak ve çalışmaları buradan yönetmek istiyordu. Ancak, bu amaca uygun bir bina yoktu. Bu konuda araştırmalar yapıldı. Sonunda Ulus Meydanı’nda küçük bir bina bulundu.

Mustafa Kemal ülkenin her tarafına mektuplar yazarak Büyük Millet Meclisinde çalışmak üzere her şehirden milletvekilleri seçilmesini istedi. Kısa bir süre sonra milletvekilleri Ankara’ya geldiler. Sonunda 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi kuruldu. Artık halkın birleşip tek bir yumruk olduğu bir meclis vardı. Büyük Millet Meclisi ilk kurulduğunda çok büyük zorluklarla karşılaştı. Savaşa girmek için gerekli ne silah, ne malzeme, ne bir ordu, ne de insanlarda inanç vardı. Mustafa Kemal halkı birleştirmek için elinden geleni yaptı. Kısa bir süre içinde ordu kuruldu, ülke genelinde birlik, beraberlik sağlandı. Ülkemiz düşmanlardan temizlendi.

Herkes bayram havası içinde sevinirken Mustafa Kemal, bir türlü sevinemiyordu. Ona “Ülkemiz düşmanlardan kurtuldu. Niçin hâlen düşüncelisin?” diye soranlara “Gerçek savaş yeni başlıyor.” dedi. Hayretle yüzüne bakanlara cevap verdi: “Halkın yüzde doksanı okuma yazma bilmiyor. Bir toplu iğne bile yapacak fabrikamız yok. Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz. Askerî zaferimizin kalıcı olmasını istiyorsak, eğitim ve öğretimde gerekli başarıya ulaşmalı ve çağdaş ülkeler düzeyine çıkmalıyız.” dedi.

Kurtuluş Savaşı’ ndan sonra kalıcı bir bağımsızlık isteyen Mustafa Kemal, hep bu amaç için çalıştı. Ülkemizi çağdaş ülkeler düzeyine çıkarmak için uğraştı. Mustafa Kemal’in büyüklüğünü anlayabilmek için yaptığı işlere bakmamız yeterlidir. Çünkü bir insanın büyüklüğü, yaptığı işlerin büyüklüğü ile ölçülür.


Ahsen ARMAĞAN




Bir Yorum Yazmak İster misiniz?