Fermi Paradoksu Nedir? Evrende Yalnız Olamayız O halde Herkes Nerde?

3
Advertisement

Fermi Paradoksu nedir? Evrende yalnız olup olmadığımız üzerine olan bu paradoksun açıklaması, Drake denklemi ve yalnız olmadığımızın ispatı.

Fermi Paradoksu

Fermi Paradoksu

Bütün zamanların en büyük keşfi kuşkusuz Evren’in bir başka yerinde yaşamın izlerini bulmak olacaktır. Enrico Fermi, Evren’in yaşı ve büyüklüğü ile milyarlarca yıldızın ve gezegenin milyarlarca yıldır var olduğu göz önüne alındığında uzaylı uygarlıklarla hâlâ neden bir temas kurulamadığını merak etmişti. Onun paradoksu da buydu.
1950’de bir öğle yemeğinin ardından çalışma arkadaşlarıyla sohbet eden fizik profesörü Enrico Fermi‘nin şöyle sorduğu iddia edilir: “Neredeler?” Galaksimiz Samanyolu’nda milyarlarca yıldız vardır ve Evren’de de milyarlarca galaksi bulunur. Dolayısıyla trilyonlarca yıldız var demektir. Bunların küçük bir kesrinde gezegenler olsa, bu bile muazzam sayıda gezegene karşılık gelir. Eğer bu gezegenlerin küçük bir kesrinde yaşam ortaya çıkmış olsa Evren’de milyonlarca uygarlık olması gerekir. Öyleyse onları neden şimdiye dek görmedik? Neden bizimle hâlâ temasa geçmediler?

Drake denklemi

Frank Drake 1961’de Samanyolu’ndaki bir başka gezegende yaşayan, iletişim kurulabilecek bir uzaylı uygarlığının bulunma olasılığını gösteren bir denklem yazdı. Bu denklem artık onun adıyla Drake denklemi olarak anılıyor. Denklem bir başka uygarlığın bulunma şansını veriyor ama bu olasılık hâlâ oldukça belirsiz. Bir zamanlar Cari Sağan, Samanyolu’nda milyonlarca değişik uzaylı uygarlık olabileceğini ileri sürmüş ama sonra bu tahminini aşağıya çekmiştir. Başkaları da o değerin yalnızca 1 olduğunu, yani sadece insan uygarlığının olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fermi’nin bu soruyu sormasının üzerinden yarım asırdan çok geçmiş olmasına karşın hâlâ bir ses işitmiş değiliz. İletişim sistemlerimize rağmen, bizi henüz kimse aramadı.

Yakın çevremizdeki keşiflerimiz arttıkça, kendimizi o denli yalnız buluyoruz. Ay’da, Mars’ta, asteroitlerde, Güneş Sistemi’nin dış gezegenlerinde ya da onların uydularında yaşama ilişkin hiçbir sağlam kanıt, en ufak bir bakteri bile bulunamamıştır. Yıldızlardan gelen ışıklarda yıldızların çevresindeki yörüngelerde dönen ve onların enerjisini toplayan dev makinelerin varlığını işaret eden hiçbir iz yoktur. Yoktur çünkü kimse böyle bir şeye bakmamıştır. İddialar göz önüne alınırsa, Dünya dışı zeki yaşam araştırmalarına büyük bir ilgi vardır.

Advertisement

Fermi Paradoksu

Yaşam arayışları

Peki, yaşamın izlerini aramak için nasıl bir yol izlenmelidir? İlk yol kendi Güneş Sistemi’miz içinde mikrop aramaya başlamaktır. Biliminsanları Ay’dan gelen kayaları çok dikkatle incelediler ama ne yazık ki hepsi de yaşam içermeyen bazalt kayalar çıktı. Bir ara Mars’tan gelen meteoritlerin bakteri kalıntıları içerdiği öne sürülmüştü. Ama o kayaların içindeki boş kabarcıkların uzaylı yaşam biçimlerine ev sahipliği mi yapmış olduğu yoksa Dünya’ya düştükten sonra buradan onlara yaşamın mı bulaşmış olduğu ya da doğal jeolojik süreçlerle kendiliğinden mi oluştukları hâlâ kanıtlanabilmiş değildir. Kaya örnekleri olmasa da uzay araçlarındaki ve yüzey araçlarındaki kameralarla Mars’ın, asteroitlerin ve hatta dış Güneş Sistemi’ndeki bir uydunun -Satürn’ün uydusu Titan’ın- bile yüzeyi sıkı bir şekilde taranmıştır.

Mars’ın yüzeyi volkanik kayalardan ve topraktan oluşan kuru bir çöldür yani Atacama çölünden pek bir farkı yoktur. Titan’ın yüzeyinde sıvı metan ve nem vardır ama şu ana kadar yaşam izine rastlanmamıştır. Jüpiter’in uydularından Europa’nın gelecekte Güneş Sistemi’ndeki yaşam araştırmaları için uygun bir hedef olduğu dile getirilmektedir. Çünkü donmuş yüzeyinin altında sıvı sudan denizler olabileceği tahmin ediliyor. Biliminsanları bu uyduya, buzdan kabuğu delip altına bakacak bir uzay aracı göndermeyi planlıyorlar. Dış Güneş Sistemi’nde jeolojik olarak oldukça aktif başka bazı uydular da keşfedilmiş durumda. Bunlar dev gaz gezegenlerin yörüngelerinde dönerken maruz kaldıkları kütleçekim torkları nedeniyle sıkıştırılıp gevşetildiklerinden sürekli ısı yayıyorlar. Dolayısıyla sıvı su aslında dış Güneş Sistemi’nde öyle pek de nadir bulunan bir şey değil. Bu da oralarda bir gün yaşamın izlerine rastlanacağı umutlarını ayakta tutuyor. Ancak bu bölgeye gönderilecek uzay aracı çok iyi sterilize edilmiş olmalı; çünkü Dünya’dan gidecek birtakım “yabancı” mikropları oralara bulaştırmamamız gerek.

Ama mikroplar iletişim kuramaz.

Ama mikroplar iletişim kuramaz. Daha gelişmiş bitki ve hayvanlar kurabilir mi? Artık uzak yıldızların çevresinde dönen gezegenler keşfediliyor. Gökbilimciler onlardan gelen ışıkları çok dikkatle inceleyerek oralarda yaşamı destekleyecek ya da varlığını gösterecek bir “kimya”nın olup olmadığını araştırıyorlar. Işık tayflarında ozonun ya da klorofilin izine rastlanabilir. Ama bu tür keşifler ancak NASA’nın Karasal Gezegen Kaşifi gibi yeni kuşak uzay araçlarının yapabileceği keskin gözlemlerle mümkün olacaktır. Bu uzay araçları bir gün Dünya’ya çok benzeyen bir gezegen keşfedebilir. Eğer öyle olursa acaba o gezegen insanlarla, balıklarla ya da dinozorlarla mı dolu olur yoksa yalnızca içinde yaşam olmayan kıtalardan ve denizlerden mi ibaret olur?

Advertisement
Drake denklemi

N = N* x fp x ne x ft x fj x fc x fL burada:

N Samanyolu’nda saptanabilir elektromanyetik yayınlar yapan uygarlık sayısı
N* galaksimizdeki yıldız sayısı
fp gezegen sistemi olan yıldızların oranı
ne gezegen sisteminde koşulları yaşama uygun gezegenlerin sayısı
fl yaşamın gerçekten ortaya çıkabileceği gezegenlerin oranı
fj yaşam barındıran gezegenler içinde zeki yaşamın ortaya çıkabileceği gezegenlerin oranı
fc kendi varlıklarını gösteren saptanabilir sinyalleri uzaya yayma teknolojisi geliştirmiş uygarlıkların oranı
fL uzaya saptanabilir sinyal gönderen uygarlıkların ömrü (Dünya için bu oran şu an için oldukça küçüktür)

Fermi Paradoksu

Temas

Diğer gezegenlerde, hatta Dünya benzeri olanlarda bile yaşam Dünya’dakinden çok farklı bir evrim geçirmiş olabilir. Bu nedenle oralardaki uzaylıların bizimle iletişim kurup kuramayacağı pek de kesin değildir. Radyo ve televizyon yayınlarının başlamasıyla birlikte bu yayınların sinyalleri Dünya’nın dışına da çıkıyor ve uzayda ışık hızıyla ilerliyor. Yani Alfa Centauri’deki (4 ışık yılı ötede) bir TV izleyicisi Dünya kanallarında 4 yıl önce yayınlanan programları izliyor ve belki de Mesaj filminin tekrar gösterimlerinden çok hoşlanıyor olabilir. Siyah-beyaz filmler Arcturus yıldızına ulaşmıştır ve Charlie Chaplin belki de Aldebaran’da da çok sevilen bir film yıldızıdır. Yani eğer onları yakalayacak bir anten varsa, aslında Dünya uzaya bol miktarda sinyal yaymaktadır. Diğer gelişmiş uygarlıklar da aynı şeyi yapmıyorlar mıdır? Radyoastronomlar uzun zamandır yakın yıldızlardan gelebilecek doğal olmayan sinyalleri yakalamaya çalışıyorlar.

Advertisement

Radyo dalgalarının çok geniş bir tayfı vardır. Bu nedenle gökbilimciler belli başlı doğal enerji geçişlerininkine yakın frekanslara, örneğin Evren’in her yanında aynı olan hidrojeninkilere yoğunlaşıyorlar. Düzenli ya da belli bir yapısı olan ama bilinen gökcisimlerinin hiçbirinin üretemeyeceği sinyalleri arıyorlar. Cambridge’de yüksek lisans öğrencisi olan Jocelyn Bell 1961’de bir yıldızdan düzenli radyo dalgaları geldiğini keşfettiğinde oldukça korkmuştu. Bazıları bunun uzaylıların kullandığı bir tür mors alfabesi olduğunu ileri sürdü ama kaynağın kendi ekseninde dönen ve sonra pulsar adı verilen yeni bir tür nötron yıldızı olduğu anlaşıldı. Binlerce yıldızı tarama işlemi çok zaman aldığı için ABD’de SETİ (Search for Extra-Terrestrial Intelligence – Dünya Dışı Zeki Yaşam Araması) adlı bir program başlatılmıştır. Bu programda, yıllardır gelen verilerin çözümlenmesine karşın dikkat çekici hiçbir sinyale rastlanamamıştır. Aramaya zaman zaman başka teleskoplar da katılır ama onlar da doğal kaynaklı olmayan hiçbir şeye rastlamamışlardır.

Beceriksiz

Yani hem iletişim kurmak için hem de yaşamın izlerini saptamak için birçok yöntem düşünebildiğimiz göz önüne alındığında acaba neden hiçbir uygarlık çağrılarımıza yanıt vermiyor ve kendi iletilerini göndermiyor olabilir? Neden Fermi paradoksu hâlâ geçerliliğini koruyor? Bu konuda birçok görüş var. Belki de yaşam iletişim kuracak denli gelişmiş bir düzeyde yalnızca çok kısa süreliğine kalabiliyordur. Bu neden böyle olabilir? Belki de zeki yaşam her zaman kendisini çok hızlı yok ediyor olabilir. Belki de kendi kendini yok eden bir yapısı vardır ve uzun süre hayatta kalamıyor-dur. Bu nedenle de iletişim kurma şansı ve yakınlarda iletişim kurabilecek birilerinin bulunma olasılığı gerçekten de çok düşüktür. Bunun yanında paranoyakça senaryolar da yok değildir. Örneğin uzaylılar kasıtlı olarak bizimle iletişime geçmiyor ve bizi özellikle izole tutuyor olabilirler. Belki de çok meşguldürler ve zaman ayıramıyorlardır.


3 yorum

  1. Farklı formlarda canlılar elbette var. Farklı formlarla geleneksel iletişim kurmak mümkün gözükmüyor. Farklı iletişim kanalları keşfedersek onlarla temasa geçebiliriz.

  2. web üzerinde aratın lütfen:

    “Fermi Paradoksu olarak sözü edilen düşüncelerin aslında Fermi’ye ait olmadığını ve ortada paradoks denilecek bir şey de olmadığını”

    3)fena insanlar, şurayı burayı bölmek istiyor, o halde: gelecek 300 sene içinde kendileri bölünüp, devletleri silinecek olmuş!
    2)fena insanların devletleri, 300 sene önceden silinir, olup bitmesi: an meselesi! Alan Shephard videosuna artık bakılamaz o halde!
    1,5)bir ihtimal daha var: insanlar ve diğer mahlukat, ekseri halleri gibi pek fena olmaktan vazgeçip, kimisi iyiliğe dönerse: ışık hızı, iyiler için artık bariyer olmaz, yoksa insanların ekserisinin uzayda serbestçe gezinmesi iyi değil!
    1)(üç vakte kadar) üniversal kıyam: uzay zamanın geçici âlemi ending veyahut üniversal ebedî neş’et: ahir âlem beginning!

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?