H Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

0

H Harfiyle Başlayan Deyimlerin anlamları, açıklamaları, Deyimler sözlüğü H Harfi. Deyimlerin anlamı. H Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

H Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

ANLAMINA GÖRE – H HARFİ:

Haber İle İlgili Atasözleri – Deyimler
Hak İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Hareket İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları
Hastalık İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları
Hava Bulut Yağmur İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Hayal İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Hayvanlarla İlgili Deyimler ve Açıklamaları
Hesap İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Heyecan İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Hırsızlık İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Hoşgörü İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Huy İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları

DEYİMLERİN HİKAYELERİ

Hapı Yutmak Deyiminin Anlamı ve Hikayesi
Hem Ağlarım Hem Giderim Deyiminin Anlamı ve Hikayesi


HARF SIRASINA GÖRE

Ha babam (ha): 1. Devamlı olarak, hiç durmadan. 2. Karşısındakinin çabasını, gayretini artırmak için kullanılır.”Ha babam ha, az kaldı, bitireceğiz işi.”

Ha babam (ha): -1. Durmadan, sürekli olarak. -2. “Hadi göreyim seni.” anlamında yüreklendirme sözü.

Ha bire : Hiç ara vermeden, sürekli olarak.

Ha bire: Durmadan, arka arkaya, sürekli olarak, ara vermeden.”Tarlada bir adam ha bire çalışıyordu.”

Ha deyince : Hemen, istenilen zamanda.


Ha Hoca Ali, ha Ali Hoca: Farklı gibi gösterilen iki şeyin, gerçekte hiçbir değişikliği yoktur, “ikisi de birdir” anlamında kullanılır.

Ha şöyle : “Aferin, bravo, tamam.” anlamında.

Ha şunu bileydin : “Bunu daha önceden anlamam, bilmen gerekirdi.” anlamında.

Habbeyi kubbe yapmak: Önemsiz, küçük bir şeyi büyütüp mesele çıkarmak.”Söyle ona, habbeyi kubbe yapıp durmasın, ne olmuş çocuk biraz geç kalmış da!”

Habbeyi kubbe yapmak: Pek önemi olmayan bir şeyi abartmak, önemliymiş gibi göstermek. (Kars. Pireyi deve yapmak.)

Haber almak (birinden) : Birinden bir haber, bilgi öğrenmek, kendisi ne haber iletilmek.


Haber atlamak: Bir haberi zamanında alıp yayımlayamamak.

Haber çıkmamak : Beklenen haber gelmemek, hakkında bilgi verilme mek.

Haber salmak (birine, bir yere) : Ona, oraya haber göndermek.

Haber uçurmak: Çabucak, gizlice haber göndermek.”Hemen haber uçurun köye, kaymakam bu gece misafir olacakmış!”

Haber vermek (birine): -1. Oha söz konusu şeyi bildirmek. -2. Bir durumun belirtilerini yansıtmak.

Haberi olmak (bir şeyden): Onun hakkında bilgisi olmak.

Hacet kalmamak (bir şeye): Gereği olmamak, gereği kalmamak.


Hacet kalmamak: Gereği olmamak, lüzumu kalmamak.”Seni çağırmaya hacet kalmadı.”

Hacı ağa : Gelişigüzel yere para harcayan, kültürsüz (zengin).

Hacı ağa: Özellikle büyük kentlerde gereksiz yere çok para harcayan, taşralı bilgisiz zengin.”Ne bu israf! Hacı ağa mısın sen?”

Haciz konmak (koymak) (bir yere): Borçlunun malına mahkeme yo luyla et konmak (koymak).

Haddi hesabı yok : “Sınırsız, ölçüsüz.’ anlamında.

Haddi mi? (haddine mi düşmüş?): “Onda bunu yapacak güç, yete nek, cesaret yoktur.” anlamında tehdit, küçümseme yollu söylenir.

Haddi zatında: Aslında.”Haddi zatında sen ona hakkını vermemiştin ki!”


Haddine mi düşmüş!: “Onun bunu yapmaya yetkisi yoktur; böyle bir işe nasıl, hangi yetenekle girişir? Bu işi yapması imkânsızdır” anlamında kullanılır.”Haddine mi düşmüş ki ona söz söyleyebilsin.”

Haddini bildirmek (birine) : Ona, her işe burnunu soktuğu, küstahlık ettiği için sert bir karşılık vermek.

Haddini bildirmek: Yetkisi dışındaki işlere karıştığı için sert bir karşılık vererek onu cezalandırmak, yola getirmek, uslandırmak, yetki sınırını bildirmek.”Haddini bildirin şu serseme de bir daha onun bunun malına el uzatmasın.”

Haddini bilmek : -1. Gücünü, yetkisini, yeteneğini bilmek. -2. Her işe burnunu sokmamak, küstahlık etmemek.

Haddini bilmek: Kendi değer ve yeteneğini bilmek, üstün görmemek, kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek.”Merak etme sen, o haddini bilen bir çocuktur.”

Hadise çıkarmak: Tatsız bir olaya yol açmak; kavga çıkarmak, olay çıkarmak.

Hafakanlar (afakanlar) basmak (boğmak) -(birini) : Çok sıkılmak, bunalmak.

Hafif atlatmak (bir şeyi) : Bir kazayı, tehlikeyi, ölüm olmaksızın, ciddi bir yara almaksızın geçirmek.


Hafif tertip : Biraz, fazla aşırıya kaçmadan, şöyle böyle.

Hafife almak (birini, bir şeyi) : Onu küçümsemek; ona önem verme mek.

Hafife almak: Küçümsemek, önem vermemek,”Beni hafife alıyorlar ama yanılıyorlar.”

Hafiflik etmek: Hoş olmayan, ahlak kurallarıyla pek bağdaşmayan bir söz söylemek, davranışta bulunmak.

Hafta sekiz gün on dokuz: Hemen her gün, bıktıracak ölçüde sık.

Hah şöyle : “İyi yaptın, aferin.” anlamında.

Hak etmek (bir şeyi) : -1. Hakkı olan bir şeyi, emeğinin karşılığını almak. -2. Kötü davranışı nedeniyle layık olduğu karşılığı görmek.

Hak getire : “Ne arar, yoktur.” anlamında.

Hak getire: “Yoktur, bulunmaz, Allah vermemiştir” anlamında kullanılır.”Öyle bir diyardayız ki su ve yiyecek Hak getire.”

Hak kazanmak: Davasında haklı olduğu meydan çıkmak, emeğinin karşılığını alabilecek duruma gelmek.”Emekliliğe yedi yıl sonra hak kazanacağım.”

Hak vermek (birine) : Onun haklı olduğunu kabul etmek, ona yanılmadığını söylemek.

Hak yolu: Cenab-ı Allah`ın insanlara kitapları ve peygamberleri ile bildirdiği, dünya hayatında tutmaları gereken yol, yaşama düzeni, doğru ve haklı yol.

Hakkı geçmek (birine, bir şeye) :-1. Bir kimsede, şeyde emeği, hiz meti bulunmak. -2. Hakkından bir parçası başkasına verilmiş olmak.

Hakkı geçmek: 1. Birisinin payından bir başkası almış olmak. 2. Bir şeyde veya bir kimsede emeği bulunmak.”Komşumun çok hakkı geçmiştir bana, onunla mutlaka helâlleşmeliyim.”

Hakkı olmak :1. Bir şeyde alacağı bulunmak; ona emeği geçmiş olmak. -2. Sözünde, savında haklı olmak.


Hakk-ı sükût (sus payı): Bir konu üzerinde konuşmaması, bildiği şeyi söylememesi karşılığında bir kimseye sağlanan yarar.

Hakkın rahmetine kavuşmak : ölmek.

Hakkından gelmek (bir şeyin, birinin): -1. Yapılması güç bir işi başarmak. -2. Bir kimseye hak ettiği cezayı vermek.

Hakkından gelmek: 1. Güç bir işi başarı ile sonuçlandırmak. 2. Öç almak, yenmek veya cezasını vermek.”Siz onu bana bırakın, hakkından gelmesini bilirim.”

Hakkını helâl etmek: Geçen hakkını, emeğini bağışlamak.”Annem inşallah hakkını helâl eder bana.”

Hakkını vermek (birinin, bir şeyin) : -1. Çalışmasının karşılığını tam olarak ödemek. -2. Bir işe gerektiği ölçüde emek vermek.

Hakkını vermek: 1. Bir şeyin lâyıkıyla yapılması için ne gerekiyorsa ondan kaçınmamak. 2. Birinin çalışmasını gereğince değerlendirmek, hakkı olan şeyi vermek.”Çalıştırdığın kişinin hakkını vermek zorundasın.”

Hakkını yemek : Bir kimseye hakkı olan şeyi vermemek, onun hakkını zorla olmak.

Hakkını yemek: Birinin hakkı olan şeyi vermemek, onu kendisine maletmek.”Dürüst ol, milletin hakkını yeme, yoksa boğazında kalır.”

Haklı bulmak (birini) : Haklı olduğunu kabul etmek; onu uygun, yerin de görmek.

Haklı çıkmak : -1. Haklı olduğu anlaşılmak. -2. Bir şey bir kimsenin yanılmadığını göstermek.

Haksız çıkmak : Haksız olduğu anlaşılmak.

Haksız yere : Haksız olarak, hak etmediği halde. .

Hal hatır sormak (birine) : Bir kimseye “nasılsınız” diye sormak.

Halden anlamak : Bir kimsenin durumunu göz önüne alarak anlayışlı davranmak.


Hâlden anlamak: Bir kimsenin içinde bulunduğu zor durumu kavrayarak, anlayıp sezerek hoşgörülü olmak, anlayış göstermek.”Dedem hâlden anlayan birisidir, bize iyi davranacağına eminim.”

Hale yola koymak (bir şeyi) : Onu düzenlemek, iyileştirmek, düzeltmek.

Hâle yola koymak: Düzenlemek, tertiplemek, iyi işler bir duruma getirmek.”Hele şu işleri bir hâle yola koyalım, o zaman tatilini de düşünürüz.”

Halep ordaysa, arşın burada : “Yaptığını söylediğin şey, inandırıcı ol sun İstiyorsan, haydi burada da yap, görelim.” anlamında.

Hali duman olmak : Kötü bir duruma düşmek, perişan olmak.

Hali harap : Birinin, bir şeyin durumunun “kötü, bitkin, perişan.” olduğu nu anlatmak için söylenir.

Hali kalmamak (bir şeye) : Çok yorulmak, gücünü yitirmek; başka şey yapacak gücü kalmamak.

Hali vakti yerinde : Oldukça varlıklı, geçim sıkıntısı çekmeyen (kimse).

Hâli vakti yerinde: Zengin, oldukça varlıklı, para durumu iyi.”Hasan efendiler mi? Hâli vakti yerinde insanlardır onlar.”

Halim selim : Sakin, kendi halinde, yumuşak huylu (kimse).

halinde oturmak.

Halis muhlis: Saf, katışıksız, temiz, eksiksiz, içinde yabancı madde bulunmayan.”Halis muhlis bir zeytin yağı satarız biz.”

Halka verir talkını kendi yutar salkımı: Kendi verdiği öğütlere kendisi uymaz.

Hallaç pamuğu gibi atmak (bir şeyi, bir yeri): Onu, orayı dağıtmak, her birini ayrı yere atmak.

Hallaç pamuğu gibi atmak: Bir arada, toplu bulunan şeyleri ya da kimseleri dağıtmak, parçalamak; bu yolla sağa sola, her birini bir yana atmak.”Sizin takımı hallaç pamuğu gibi atacağız sahadan.”


Halsiz düşmek : Güçsüz kalmak; bitkin düşmek.

Halt etmek (karıştırmak) : Uygunsuz İşler yapmak, sözler söylemek, davranışta bulunmak.

Halt etmek: Yakışıksız davranmak, uygunsuz bir söz söylemek veya kötü bir şey yapmak.”Halt etmişsin, bir de utanmadan anlatıyorsun.”

Halt yemek : Yakışıksız ya da kötü bir iş yapmış olmak.

Halvet olmak (birileriyle, biriyle) (bir yer) : -1. Birkaç kişi gizli görüşmek İçin bir odaya kapanmak. -2. Bir yer dayanılmaz derecede sıcak

Ham ervah: Çiğ adam; yersiz ve yakışıksız sözleri, davranışları olan kaba kimse.

Hamamın namusunu kurtarmak : Kötü bilinen bir yerin işin durumu nu kurtarmak için sözde çarelere başvurmak.

Hamhum şaralop : -1. Boş ve anlamsız söz. -2. El çabukluğu ya da hi le ile yapılan akıl ermez iş.

Hancı sarhoş, yolcu sarhoş : “Kimin ne yaptığı, ne söylediği belli de ğil.” anlamında.

Hangi akla hizmet ediyor? : “Neden böyle akılsızca işler yapılıyor?” anlamında; ne akla hizmet ediyor?

Hangi dağda kurt öldü? : “Ne (ler) oldu da, böyle beklenmedik ve ho şa giden bir iş yaptı, davranışta* butundu?” anlamında.

Hangi dağda kurt öldü?: Kendisinden hiç umulmayan, beklenilmeyen bir kimsenin olumlu davranışı görüldüğünde; “Nasıl oldu da böyle güzel bir iş, bir iyilik yaptı?” anlamında söylenir.

Hangi rüzgâr attı? : “Uzun zamandır geliniyordunuz, nasıl oldu da gelebildiniz?” anlamında sitem, alay yollu söylenir.

Hangi rüzgâr attı?: “Nasıl oldu da gelebildin? Hiç görünmüyordun, sen de gelir miydin?” anlamında, uzun süre bir yerde görünmeyen kimse için kullanılır.

Hangi taşı kaldırsan altından çıkar: 1. Hemen her işte parmağı vardır. 2. Her işten anlar, her işe karışır ya da her işten anladığı izlenimi verir.


Hangi taşı kaldırsan altından çıkar: -1. “Her işe karışıyor.” anlamın da. -2. “Her işten anlar.” anlamında.

Hanım evladı: Nazlı büyütülmüş kimse. -2. Piç.

Hanım evlâdı: Nazlı büyütülmüş, zora gelmeyen, çıtkırıldım kimse.”Amma hanım evlâdıymışsın, çekil şuradan ben yaparım.”

Hanım hanımcık: İyi bir hanıma yakışır davranışları, giyimi olan (kadın, kız).

Hanya’yı Konya’yı Öğrenmek (anlamak) : Çeşitli olaylarla karşılaşa rak yaşamda insanın basma neler gelebileceğini öğrenmek; dünya nın kaç bucak olduğunu anlamak.

Hapı yutmak: Kötü bir duruma düşmek, zarar ve ziyana uğramak.”Hapı yuttuk desene!”

Hapı yutmak: Kötü bir durumla karşı karşıya kalmak.

Hapis giymek (yemek) : Hapis cezasına çarptırılmak.

Hapis yatmak : Cezası süresince tutukevinde kalmak.

Hapse atmak (tıkmak) : Tutuklayıp cezaevine göndermek; içeri atmak.

Hapse girmek (hapsi boylamak): Suçlu bulunup cezaevine konmak.

Har gür: Karışıklık, kargaşa.

Har vurup harman savurmak: Elindekileri hesapsızca harcayıp tüket mek.

Har vurup harman savurmak: Hesapsızca, düşüncesizce harcamak; malını, parasını ölçüsüzce, bol bol harcayıp tüketmek.

Haraca bağlamak (kesmek) (birini, bir yeri) : Ona belli zamanlarda belli miktarlarda haraç vermesini zorbalıkla kabul ettirmek.


Haraç mezat satmak: Açık artırma ile satmak.

Haraç yemek: Zorbalıkla başkalarından para toplamak.

Haram etmek (bir şeyi, birine) : Bir kimseye verilen bir şeyin yararlı

Haram olmak: Bir şeyden gerektiği gibi yararlanamaz olmak.”Senin yüzünü görmek bana haram oldu.”

Haram para: Dinî bakımdan yasaklanmış yollardan elde edilen para.”Haram parayla ekmek alınmaz.”

Haram yemek: Dinî inançlara aykırı olarak kazanç sağlamak, haksız olarak bir şeye el atmak.”İnsan ol, haram yemek insana kâr getirmez.”

Haram yemek: Haksız yollardan kazanç sağlamak.

Harama uçkur çözmek: Evlilikdışı cinsel ilişkide bulunmak.

Hararet basmak (birini): -1. Çok susamak. -2. Vücut ateşi yükselmek.

Hararet kesmek (söndürmek): Bir içecek susuzluğunu gidermek.

Hararet vermek (bir şey, birine): Susatmak, susamasına yol açmak.

Harbi keriz (marşandiz): İşin doğrusu, gerçeği.

Harbi konuşmak: Yalansız, gerçekleri gizlemeden konuşmak.

Harcı olmak (bir şey, birinin): -1. Birinin yapabileceği bir iş olmak.

Hareket noktası: Yapılacak bir işin, geliştirilecek bir düşüncenin başlangıç noktası.

Harekete getirmek (birini, bir şeyi); Onu kımıldatmak, canlandırmak.

Harekette geçmek : Bir İşi yapmaya başlamak.

Haremlik selamlık olmak: Bir yerele kadınlar ve erkekler ayrı gruplar

Harfi harfine : Tastamam, uygun, tıpatıp.

Harfi harfine: Tastamam, uygun, tıpatıp, gerçekte olduğu gibi.”Söylediklerimi harfi harfine yerine getirdin mi?”

Hariçten gazel okumak (atmak) : -1. Bir konuda bilgisi olmadığı hal de görüş bildirmek. -2. Öncesini bilmediği bir konuşmaya yersiz ve zamansız katılmak, müdahele etmek.

Haritadan silmek (silinmek) : Herhangi bir nedenle ortadan kaldırmak (kaldırılmak).

Hasır attı etmek (bîr şeyi) : Onu örtbas etmek, unutturmaya çalışmak, işleme koymamak; minder altı etmek.

Hasret çekmek :Ayn kalınan bir şeyi, kimseyi özlemek, onu görmek istemek, Özlem duymak; Özlem çekmek.

Hasret çekmek: Özlem duymak, epeydir ayrı kaldığı yere ya da kimseye kavuşma isteği içinde olmak.”Yıllardır yurdumun hasretini çekiyorum.”

Hasret gidermek: Uzun süre görülmeyen, ayrı kalınan bir kimseyle görüşüp konuşmak; Özlem gidermek

Hasret gitmek (bir yere, kimseye): Özlemini çektiği bir yeti ya da kimseyi göremeden ölmek.

Hasret gitmek: Özlediği, sevdiği bir yere ya da kimseye kavuşamadan ölmek.

Hasret kalmak (birine, bir şeye) : Onu çok özlemek, ona özlem duymak.

Hasret kalmak: Özlemini duyduğu şeye uzun zaman kavuşamamak.”Hasret kaldım deresine, tepesine…”

Hastalık hastası: Hiçbir hastalığı olmadığı halde, kendinde sürekli ola rak birtakım hastalıklar olduğunu sanan kimse için alay yollu söyle nir.

Hastalık kapmak, (hastalığa tutulmak): Bulaşıcı bir hastalığa yakalanmak.

Hastası olmak: Bir şeye çok düşkün olmak.”Bizim oğlan köpek hastası, hiç kapıdan eksik etmiyor.”

Haşa huzurdan : ‘Bağışlayın, konuyla ilgili yakışıksız bir söz söyleyeceğim, alınmayın.” anlamında.

Haşa sümme haşa : “öyle olmasına olanak yok.” anlamında.

Haşatı çıkmak: -1. İşe yaramaz bir duruma gelmek. -2. Çok yorulmak.

Haşir neşir olmak (biriyle) (bir şeyle) : -1. Onunla, onlarla kaynaş mak, sıkı fıkı olmak. -2. Onunia uğraşmak.

Haşir neşir olmak: Aralarında bulunduğu kimselerle kaynaşmak, bir arada bulunup uğraşmak; kimi işlerle ilgilenip durmak.”İnsanlarla haşir neşir olmayı sevdiğim söylenemez.”

Hata etmek (işlemek) : Yanlışlık yapmak, yanılgıya düşmek.

Hataya düşmek: Yanılmak, farkında olmadan bir yanlışlık yapmak.

Hatır belâsı: Sayılan ve sevilen kimse için katlanılan sıkıntı.”İnan bu işi hatır belâsına yapıyorum.”

Hatır belası: Sevilip sayılan bir bir kimsenin ricası üzerine yapılan iş, katlanılan sıkıntı.

Hatır gönül bilmemek (tanımamak) : Doğru”bildiği yoldan kimsenin hatırı için şaşmamak, doğruluğuna inandığı işi yapmak.

Hatır gönül tanımamak (bilmemek): 1. İsterse en sevdiği ve saydığı olsun, gücenmesini göze alarak doğru bildiğini yapmak. 2. Kırıcı davranışlarda bulunmak.

Hatır için : Onu sevindirmek için, onun gönlü olsun diye.

Hatır sormak : “Nasılsınız, iyi misiniz?” diye sormak.

Hatırı kalmak: Gücenmek, darılmak, kırılmak.

Hatırı kalmak: Gücenmek, kırılmak.”Eğlenceye onu da çağıralım ki hatırı kalmasın.”

Hatırı sayılır : -1. Sözü geçen, saygı gören (kimse). -2. Oldukça çok.

Hatırı sayılır: 1. Önemli, saygı değer, saygın (kimse). 2. Oldukça çok.”Babam, hatırı sayılır bir kimsedir.”

Hatırına bir şey gelmesin : ‘Sözüm, davranışım sana karşı değil, sen alınma.” anlamında.

Hatırına gelmek: Anımsamak, hatırlamak.

Hatırında kalmak: Unutmamak.

Hatırında tutmak: Unutmamak.

Hatırından çıkamamak (birinin) : Sevilip sayılan bir kimsenin isteğini yapmazlık edememek.

Hatırından çıkarmamak (bîr şeyi, birini) : Onu unutmamak.

Hatırından çıkmamak: Sevdiği, saygı duyduğu birinin istediği bir şeyi yapmayı reddedememek, gönlünü kırmaktan çekinmek.

Hatırından çıkmamak: Unutmamak.

Hatırından hayalinden geçmemek: Akla hiç gelmemek, hiç düşünmemek.

Hatırını hoş etmek: Birini sevindirmek, memnun etmek. (Kars. Gönlü nü almak.)

Hatırını kırmamak: Onun ricasını, isteğini yerine getirmek.

Hatırını saymak : Bir kimseye gereken saygıyı göstermek.

Hava almak : -1. Açık havaya çıkıp dinlenmek. -2. İçine hava dolmak. -3. Eline bir şey geçmemek, umduğunu bulmamak.

Hava almak: 1. Temiz havalı bir yere çıkarak dolaşmak, dinlenmek, ciğerlere temiz hava çekmek. 2. Eline bir şey geçmemek, umduğunu bulamamak. 3. İçine hava girmek.”Haydi, kıra çıkıp da biraz hava alalım.”

Hava atmak (basmak): Üstünlük taslamak. (Kars. Çalım satmak.)

Hava basmak: 1. Büyüklenmek, kibirlenmek, olduğundan fazla görünmeye çalışmak. 2. Bir şeyin içine hava doldurmak.”Amma da hava basıyorsun, onları korkutacağını mı sandın.?”

Hava hoş : “Bir kimseye göre bir işin şöyle ya da böyle olması pek bir fark yaratmaz.” anlamında.

Hava hoş: Şu ya da bu şekilde olması arasında bir fark olmamak.

Hava parası: Bir yeri kiralamak ya da satın almak için, o yerde otu ranlara açıktan verilen para.

Hava parası: Bir yeri tutmak, kiralamak ya da bir şeyi elde etmek için değeri dışında açıktan verilen para.”Yeri bize verecekler ama bir milyon lira hava parası istiyorlar.”

Hava vermek: Bir şeyin, yerin etkileyici duruma gelmesine yardımcı. olmak.

Havada kalmak : -1. İstenilen sonuca ulaşmamak. -2. Bir düşünce kanıtlanmadığı için tutarlı olamamak.

Havada kalmak: 1. Yüksek bir yerde durmak. 2. Sonuca bağlanamamak. 3. Bir iddia, dayanaksız olduğundan ispat edilememek.”Yaptığımız bütün iş havada kaldı.”

Havadan sudan konuşmak : Belli bir konudan değil de, günlük gelişi güzel konulardan konuşmak. (Kars. Dereden tepeden konuşmak.)

Havadan sudan konuşmak: Öylesine, gelişigüzel, rastgele konuşmak.

Havanda su dövmek : Hiçbir yarar sağlamayan, sonuca bağlanma yan işler yapmış olmak.

Havanda su dövmek: Bir işle boşuna uğraşmak.”Senin yaptığına havanda su dövmek derler,bırak artık şu işle uğraşmayı.”

Havaya gitmek : Hiç bir işe yaramamak; boşa gitmek.

Havaya savurmak (bir şeyi) : Onu savurganca harcayıp tüketmek.

Havaya uçmak : Bir patlama sonucu dağılmak, param parça olmak.

Havsalası almamak (havsalasına sığmamak) (bir şeyi) : Onu, onun olabileceğini aklı bir türlü kabul etmemek; kafası almamak.

Havsalası almamak: Aklı kabul etmemek.”Nasıl yaparsın bana bunu, hâlâ havsalam almıyor.”

Hay ağzına sağlık : bk. Ağzına sağlık.

Hay aksi şeytan : bk. Aksi şeytan.

Hayal gücü : bk. Düş gücü.

Hayal kırıklığı: Düşünülen bir şeyin gerçekleşmemesinden duyulan üzüntü; düş kırıklığı.

Hayal kırıklığı: Gerçekleşmesi istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden duyulan üzüntü, düş kırıklığı.

Hayal kurmak: Gerçekleşmesi istenen bir şeyi düşünmek; düş kurmak.

Hayal meyal: -1. Betti belirsiz bir biçimde. -2. Açık seçik olmayan.

Hayal meyal: Belli belirsiz, açık seçik belli olmayan, bulanık (bir şekilde hatırlanan).”O olayı hayal meyal hatırlıyorum.”

Hayale dalmak : Yaşadığı ortamdan uzaklaşıp düş dünyasına dalmak.

Hayale kapılmak : Hayallerin etkisinde kalmak.

Hayalinden geçirmek (bir şeyi, birini): Onu düşünmek.

Hayat adamı: Günün koşullarına ayak uydurabilen, her işi başarabilen kimse.

Hayat arkadaşı: -1. Eş, kadın için koca, erkek için kadın. -2. Birlikte

Hayat kadını: Genel kadın, orospu, fahişe.

Hayat kavgası (mücadelesi): Yaşamak için harcanan çabalar.

Hayat memat meselesi: Hayati önemi olan sorun konu; ölüm kalım meselesi.

Hayat memat meselesi: Sonucu çok tehlikeli olan, ölüm kokan bir durum.”Artık burada kalamam, iş hayat memat meselesine döndü.”

Hayat pahalılığı: Gelir ile gider arasındaki dengenin gelir aleyhine bo zulması; temel gereksinmelerin pahalı olması.

Hayat pahalılığı: Yiyecek, içecek ve giyecek gibi geçim için gerekli olan maddelerin pahalı olması.”Hayat pahalılığından herkes şikâyetçi olmaya başladı.”

Hayat vermek (bir şeye, bîrine) : Onu canlandırmak, ona canlılık kazandırmak.

Hayata atılmak : Geçimini sağlamak üzere çalışmaya başlamak.

Hayata geçirmek : bk. Yaşama geçirmek.

Hayata gözlerini kapamak (yummak): Ölmek.

Hayata küsmek: Yaşama sevincini yitirmek.

Hayatı kaymak : Yaşama düzeni alt üst olmak.

Hayatına (yaşamına) son vermek (biri, bir şey): -1. Kendini öldürmek, intihar etmek. -2. Kapatmak, bitirmek.

Hayatına girmek (biri): Biri onun yaşamında yer almak.

Hayatını borçlu olmak (birine): -1. Biri tarafından ölümden kurtarıl mış olmak. -2. Yaşamını bir kimsenin desteğiyle kazanmış olmak.

Hayatını kazanmak :Geçimini sağlamak.

Hayatını kazanmak: Çalışıp elde ettiği para ile geçimini sağlamak.”Ben iyi ya da kötü hayatımı kazanıyorum, sen kendi işine bak.”

Hayatını yaşamak : Yaşamını dilediği gibi geçirmek.

Hayatını yaşamak: Canının istediği gibi hayatını sürdürmek.”Bana karışmaya hakkınız yok, bırakın beni, artık hayatımı yaşamak istiyorum.”

Hayatta olmaz : “Hiçbir zaman olmaz.” anlamında; dünyada olmaz.

Haybeye kürek çekmek: Boşu boşuna uğraşmak, hiçbir olumlu so nuç alamamak.

Haydi canım sen de: “Haydi oradan, olmaz öyle şey, bu ciddiye alı namaz.” anlamında.

Haydi haydi: -1. “Fazla uzatma, kısa kes.’ -2. Kolay kolay ,bol bol. -3. Olsa olsa, en çok.

Haydi oradan : -1. “Olmaz öyle şey.” -2. “Çekil git oradan.” anlamın da.

Hayır beklememek (bir şeyden, birinden) : Ondan yarar ummamak, onun iyi olacağını sanmamak.

Hayır etmemek : -1. Yararı olmamak. -2. İşe yaramamak.

Hayır gelmemek (bir şeyden, birinden) : Onun bir yararı dokunma mak.

Hayır görmemek (bir şeyden, birinden): Ondan yarar sağlayama mak.

Hayır İşlemek : Yararlı bir davranışta bulunmak.

Hayır işlemek: Dine ve insanlığa uygun, iyi davranışlarda bulunmak.”Hayır işle ki öbür dünyada kurtuluşa eresin.”

Hayır kalmamak (bir şeyden, birinde) : O şey işe yaramaz, o kimse iş göremez duruma gelmek.

Hayır kalmamak: İşe yarar, beğenilecek bir yanı ve tarafı kalmamak.”Bu arabalarda hayır kalmamış, yenilerini almamız gerekecek.”

Hayır ola (hayrola): “Ne var, ne oluyor?” anlamında merak bildirir.

Hayır sahibi: İyilik yapmayı seven kimse.

Hayır sahibi: İyiliksever, yardımsever kimse.”Şu yoksullara uzanacak bir hayır sahibi kalmadı mı acaba?”

Hayır yok (bir şeyde) (birinde): -1. “O şey artık işe yaramaz.” -2. “O kimseye güvenmeyin, İstediğinizi yapamaz.” anlamında.

Hayırdır inşallah : -1. “Gördüğün düş iyi bir olayın habercisi olsun.” -2. (Şaşkınlık yaratan durumlarda) “O da ne?” anlamında söylenir.

Hayırdır inşallah!: 1. Anlatılan bir rüyayı iyiye yormak için söylenir. 2. Şaşma, heyecan ve merak uyandıran durumlar karşısında söylenir.

Hayra yormak (bir şeyi) : Bir olayı, bir düşü iyi bir durumun belirtisi olarak saymak.

Hayra yormak: Bir rüya ya da olayı iyi ve yararlı bir durumun işareti görmek.

Hayrete düşmek : Şaşmak, şaşırıp kalmak.

Hayrı dokunmak (bir şey, birine): -1. O şey bir işe yaramak. -2. Ona iyilikte bulunmak, onun İyiliğini görmek.

Hayrını görmek (bir şeyin) : Onu iyi günlerde kullanmak.

Hazır bulunmak: 1. Bir yerde kendisi bulunmak, var olmak. 2. Bir yere hemen gidecek, bir şeyi anında yapacak durumda olmak.”Yarınki toplantıda sen de hazır bulunmalısın.”

Hazır yiyici: Çalışmayan, daha önce kazanılmış olanları harcayan tembel (kimse).

Hazıra konmak : Hiçbir emek harcamadan başkasının yaptığı bir şey den yararlanmak.

Hazıra konmak: Hiçbir emek sarf etmeden, çaba göstermeden başkasının emeği ile ortaya çıkmış olan şeyden yararlanmak.”Hazıra konarak yaşamayı kural edinmiş bu adam.”

Hazırdan yemek : Çalışmadan eski kazandıklarını yemek.

Hazırdan yemek: Yenisini kazanmadan elindekini harcamak.”Hemen her gün bir bahane buluyor, çalışmıyor ve hazırdan yiyiyordu.”

Hazırlık görmek : -1. Bir iş için gereken şeyleri hazırlamak. -2. Bir yolculuk için gerekenleri tamamlamak.

Hedef almak (bir şeyi) (birini) : -1. O şeye nişan almak. -2. Bir şeyi ona yöneltmek. -3. Yermek, eleştirmek yıpratmak düşüncesiyle onu karşısına almak.

Hedef olmak (bir şeye) : İstenmeyen, hoş olmayan bir davranışla karşılaşmak.

Helak etmek (birini, kendini) : -1. Onu öldürmek, ortadan kaldırmak -2. Onu çok yormak, bitkin duruma getirmek.

Helak olmak : -1. Ölmek, yok olmak. -2. Çok yorulmak, bitkin düşmek.

Helâl olsun (Helâl ü hoş olsun): 1. Bunu sana gönül hoşluğu ile veriyorum, hiç pişman değilim, Allah bunu sana bağışladığıma şahit olsun. 2. “Aferin, takdire değer iş yapıyorsun” anlamında kullanılır.

Helal olsun : -1. “Bu şeyi ona verdim, güle güle kullansın.” -2. “Verdi ğim şeyin karşılığını istemiyorum, ona bırakıyorum.” -3. “Büyük bir ye teneği var.” anlamında.

Helal süt emmiş : İyi ahlaklı, temiz karakterli (kimse).

Helâl süt emmiş olmak: İyi huylu, doğru yoldan sapmayan, temiz bir kişi.”İnanmıyorum onun yaptığına, o helâl süt emmiş birisidir.”

Hele bir: “Yap da göreyim, bak o zaman sana gösteririm.” anlamında tehdit sözü.

Hele şükür!: Allah`a hamdolsun, beklediğimiz sonuç gerçekleşti.

Hele şükür: “Çok şükür istenen sonuca ulaşıldı.” anlamında.

Hem kel hem fodul: “Bu kadar kusuruna, bu yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor, üstünlük taslıyor” anlamında kullanılır.

Hem kel, hem fodul: Hem yeteneksiz, hem de üstün olduğunu iddia eden (kimse).

Hem nalına hem mıhına (vurmak) : Birbirine karşı olan iki yanı da destekleme (destekler biçimde konuşmak).

Hem nalına hem mıhına (vurmak): Birbirine zıt olan iki yanı da desteklemek.”Ben hem nalına hem de mıhına vuran adamlardan korkarım.”

Hem suçlu hem güçlü : Suçlu olduğu halde karşısındakini suçlamaya kalkışan (kimse).

Hem suçlu hem güçlü: Gerçekte kendisi suçlu olduğu hâlde suç işlememiş gibi davranan ve karşısındakini suçlamaya çalışan kimse.

Hem ziyaret hem ticaret: Bir yeri veya kimseyi ziyarete giden kimsenin, bu görüşmeden yararlanarak başka bir işi de yapması durumunu anlatmak için kullanılır.

Hemen hemen : Yaklaşık olarak; aşağı yukarı.

Hep bir ağızdan: Aynı anda pekçok kişi beraberce (söylemek, konuşmak).

Her Allah’ın günü : Her gün; Tanrı’nın günü.

Her boyaya girip çıkmak:Çeşitli işlerde belirli süreler çalışmış olmak.

Her dem taze : -1. Yaşlı olduğu halde her zaman genç görünmeye çalışan (kimse), -2. Bütün yıl yeşil kalan (bitki).

Her derde deva : Birçok şeye çare olan, birçok hastalığa iyi gelen.

Her gördüğü sakallıyı babası sanmak: Görünüşe aldanmak.

Her işe burnunu sokmak: İlgisi olsun olmasın her şeye karışmak; burnunu sokmak.

Her kafadan bir ses (çıkmak): Bir konu üzerinde herkesin istediği gibi, rastgele konuşması ve bu konuşmalardan bir sonuç alınamaması.”Ortalık kızıştı, her kafadan bir ses çıkmaya başladı, kimin ne dediği anlaşılmaz oldu.”

Her kafadan bir ses çıkmak : Bir konuda konuşurken herkes aynı an da düşüncesini söylemek..

Her keseye uygun : Herkesin sıkıntıya düşmeden atabileceği ucuzluk ta olan.

Her nasılsa : “Nasıl olduysa.” anlamında, beklenmedik bir durum karşısında kullanılır.

Her ne hal ise : “Uzatmayalım, geçelim.” anlamında.

Her ne ise : -1. “Ne olursa olsun.” -2. “Tutan neyse.” -3. “Olan olmuş, uzatmayalım artık.” anlamında.

Her ne kadar: Şart cümlelerinin başına gelerek yargının* doğallığını, yetersizliğini bildirir.

Her nedense : Nasıl olduğu anlaşılmayan durumlar için kulanılır.

Her tarafı buz kesmek : -1. Çok üşümek. -2. Şaşırıp kalmak, ne yapa cağını bilememek.

Her tarakta bezi olmak : Birbirinden farklı işlerle uğraşır olmak; kırk tarakta bezi olmak.

Her telden çalmak: Her işi yapabilir, her şeyden anlar olmak.

Her telden çalmak: Pek çok konuda bilgi sahibi olmak, içinde bulunduğu ortamın şartlarına göre her çeşit iş yapabilir olmak.

Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine : “Herkes bu işi yoluyla yöntemiyle yapıyor, biz İse bu konuda yanlış bir yol izliyoruz.’ anlamında.

Herkese şapur şupur da, bize gelince ya Rabbi şükür mü? : “Başkalarına cömertçe verdiğiniz şeyleri sıra bana gelince niçin esirgiyorsunuz?” anlamında.

Herkesin ağzına düşmek (herkesin ağzına sakız olmak) : Dedikodu konusu olmak.

Hesaba (kitaba) gelmez: 1. Beklenmedik, umulmadık. 2. Sayılmayacak kadar çok, pek fazla, sayısız.

Hesaba almak (katmak) (bir şeyi, birini): Onu göz önünde bulun durmak, düşünmek; önemsemek.

Hesaba çekmek: Bir kişiyi, bir makamı yaptığı işler üzerine açıklama ve savunma yapmaya çağırmak.”Sakın oraya gitme, seni hesaba çekecekler.”

Hesaba dökmek: Bir konu ile ilgili işlemlerin hesabını kâğıt üzerinde yapmak.

Hesaba katmak (almak): Bir işi yaparken ya da yürütürken bir başka şeyi de göz önünde bulundurmak.”Hasan`ı da hesaba katalım, az zorluk çıkarmayacaktır bize.”

Hesabı kesmek: Alış verişi ya da ilgiyi kesmek.”Dükkân sahibi, uzun zamandır borcunu ödemeyen müşterisinin hesabını kesti.”

Hesabı kesmek: Bir kimseyle ilişkiyi ya da alışverişi kesmek, buna son vermek.

Hesabını bilmek: Boş yere para harcamamak, tutumlu davranmak.”Her ev kadını hesabını bilmek zorundadır.”

Hesabını bilmek: Tutumlu olmak.

Hesabını görmek: 1. Alacağını ödeyip ilişkisini kesmek. 2. Cezalandırmak, vücudunu ortadan kaldırmak ya da öldürmek.”Çabuk şu adamın hesabını görün!”

Hesabını görmek: -1. Borcunu ödemek. -2. Onu öldürmek.

Hesap (hesabını) vermek: -1. Bir işin, harcamanın durumunu göster mek. -2. Sorumlu olduğu bir konuda sorgudan geçmek, savunma yapmak.

Hesap açmak: 1. Hesap defterinde, bir kişiye alış veriş için alacağını borcunu kaydetmek üzere bir yer ayırmak. 2. Bankada, gereğinde çekilmek üzere yatırılan para için işlem yapmak. 3. Birine kredi açmak, birine borçlanma imkânı tanımak.

Hesap etmek (bir şeyi): -1. Onu hesaplamak. -2. Onu kendi kendine tartışıp düşünmek.

Hesap etmek: 1. Kazançla gideri karşılaştırıp bir sonuca ulaşmak. 2. Düşünmek, tasarlamak, ayrıntıları gözden geçirip ihtimalleri değerlendirmek.”Hesap etmeden sakın işe girişmeyin!”

Hesap görmek: Taraflarca alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek.”Çok uzadı, hesap görmek için ne zaman bir araya geleceğiz?”

Hesap kitap: Düşünüp taşındıktan sonra, hesap sonunda.”Hesap kitap, baktım işler kötüye gidiyor; hemen sizi çağırdım.”

Hesap sormak (birine, birinden): Bir kimseyi yaptıklarından dolayı sorguya çekmek.

Hesap sormak: Bir kimseyi kanunsuz, kural dışı, ahlâka aykırı, usulsüz davranış ve sözlerinden ötürü sorgulamak, o kişiden savunma istemek.”Size hesap sormak için mutlaka geri döneceğim.”

Hesap tutmak: Alış verişle ilgili alacağı ve vereceği bir kâğıda ya da deftere yazmak.

Hesap vermek: 1. Herhangi bir davranışının ya da sözünün sebebini açıklamak 2. Bir işin sorumluluğunu üstlenmek.”Rahat olun, bu konuda hesap vermek bana düşer.”

Hesapsız kitapsız: 1. Sorumsuz, ölçüsüz, tutumsuz. 2. Deftere geçirilmeden, herhangi bir belgeye dayanmadan.”Ne hesapsız kitapsız işlerin içine girmişiz de haberimiz yokmuş.”

Hesapta olmamak : Daha önce hiç düşünülmemiş olmak.

Hesaptan düşmek (bir şeyi, birini): -1. Bir alacağı ya da borcu hesaptan çıkarmak. -2. Bir şeyi, bir kimseyi yok saymak.

Hesaptan düşmek: Borçtan, alacaktan, hesaptan çıkarıp yok saymak.”Elli bin lirayı hesaptan düşmeyi unutmadın inşallah.”

Hevesi kursağında (içinde) kalmak: İstediği şeyi elde edememiş olmak.

Hevesi kursağında kalmak: Çok istediği, imrendiği, kavuşmak dilediği şeyi elde edememek.”Pikniğe gitmek istiyorduk, yağmur yağınca hevesimiz kursağımızda kaldı.”

Hevesini almak (bir şeyden): İstediği şeyi elde etmiş olmak.

Hevesini almak: İmrendiği, çok istediği şeye kavuşup ona doymak.

Heyheyleri tutmak (gelmek, üstünde olmak) : Çok sinirlenmek, bağırıp çağırmak.

Heyheyleri tutmak (üstünde): Çok kızıp sinirlenmek.

Hık demiş (anasının, babasının) burnundan düşmüş : Pekçok yönü, özelliği anasına, babasına benzeyen (kimse).

Hık demiş burnundan düşmüş: “Her durumuyla ona çok benziyor” anlamında kullanılır.

Hık mık etmek (demek) : -1. Sorulan bir soruya belli belirsiz karşılıklar vermek. -2. Bir işi yapmamak için çeşitli nedenler İleri sürmek.

Hık mık etmek: Bir işi yapmamak için bahaneler ileri sürmeye çalışmak, bir soruyu cevaplandırırken net şeyler söylememek.”Hık mık edip durma, bu işi eninde sonunda yapacaksın!”

Hıncını (birinden) çıkarmak (almak): Öfkesini başkasına kötü davra narak çıkarmaya çalışmak, öcünü (ondan) almak.

Hınç almak: bk. Öç almak.

Hır çıkarmak, (hırgür çıkarmak) : Olur olmaz şeylerden kavga çıkar mak.

Hır çıkarmak: Kavga, gürültü, patırtı ve olaya sebep olmak.”Orada hır çıkarmaya kalkışmayacaksın değil mi?”

Hırsım almak: Bir davranışta bulunarak öfkesini yatıştırmak. (Kars. Acısını çıkarmak.)

Hırsından çatlamak: Çok kızmak, öfkelenmek.

Hırsını alamamak: Öfkesini yenememek.

Hırsını çıkarmak (birinden, bir şeyden): Öfkesini bir başkasına ya da bir başka şeye sataşarak yenmeye çalışmak.

Hırsını yenmek : Öfkesini belli etmemeye çalışmak.

Hışmına uğramak: Birinin öfkesi, kızgınlığı kendisine yönelmek.

Hıyar ağa (ağası): Kaba, görgüsüz, saygısız (kimse).

Hızır gibi yetişmek: Dara düştüğü, çok sıkıştığı, çaresiz kaldığı bir zaman da, beklemediği bir kişi yardımına yetişmek.

Hızır gibi yetişmek; Bir kimse, bir başkasının sıkışık, çaresiz durumunda yardımına yetişmek.

Hiç değilse (olmazsa): -1. “Başka bir şey olmasa bile.” -2. “Bari.” -3. “En azından? anlamında.

Hiç yoktan : Durup dururken, boş yere, hiç yüzünden.

Hiç yoktan: Sebepsiz, ortada hiçbir neden yokken.”Hiç yoktan adamı dövemezsiniz ya!”

Hiçe saymak: Hiç önem ve değer vermemek.

Hiddete gelmek (kapılmak): Kızmak, öfkelenmek.

Hilesi hurdası yok : -1. Yalanı dolanı olmayan (şey), -2. Hile ile iş görmeyen (kimse).

Hin oğlu hin : Çok kurnaz, çıkarını ve işini bilen (kimse). (Kars. Anası nın gözü.)

Hislerine kapılmak: Duygularına göre davranmaya başlamak.

Hisse çıkarmak (bir şeyden) : -1. Kendisiyle ilgili bir yön bulmak. -2. Pay çıkarmak.

Hisse kapmak : Bir olaydan yararlı bir ders çıkarmak.

Hissi vermek (uyandırmak) (bir şey): O şey sözü edilen şeye ben zer bir duygu uyandırmak, o izlenimi uyandırmak.

Hizaya gelmek: 1. Düz çizgi durumunda dizilmek. 2. Aykırı, yanlış davranışlardan vazgeçmek; doğru yola gelmek, düzelmek.

Hizaya gelmek: -1. Düzgün olarak sıraya dizelmek -2. Davranışlarını düzeltmek, doğru yola yönelmek.

Hizaya getirmek: -1. Bir çizgi üzerinde düzgün olmasını sağlamak. -2. Bir kimsenin davranışlarını çeşitli yollarla düzeltmek, onu doğru yola getirmek

Hodri meydan : “Kendine güvenen ortaya çıksın.” anlamında meydan okuma.

Hodri meydan: “Kendine güvenen ortaya çıksın” anlamında kullanılır.

Hokka gibi oturmak : Giysi, vücuduna uygun gelmek, tam olmak.

Hokka gibi: Ufak ve düzgün (ağız).

Hop oturup hop kalkmak: Öfkesinden yerinde duramaz olmak, çok sinirlenmek.

Hop oturup hop kalkmak: Ya heyecanından ya da öfkesinden yerinde duramaz olmak.

Hor bakmak (hor görmek) (bir şeye, birine ) : Ona değer vermemek; aşağı görmek.

Hor görmek (veya bakmak): Önem vermemek, değersiz saymak, adam yerine koymamak, küçümsemek.”Beni, yoksul diye hep hor gördüler.”

Hor kullanmak (bir şeyi) : Onu hırpaiarcaşına kullanmak

Hor kullanmak: Özen göstermeden, kabaca, dikkat etmeyerek, hırpalayarak kullanmak.”Çok hor kullanmışsınız bu dolabı.”

Hor tutmak (birini) : Bir kimseye karşı kalbini kırarcasına davranmak.

Hora geçmek : İşe yaramak, beğenilmek; makbule geçmek.

Hora tepmek: 1. Ayaklarını yere vurarak oynamak. 2. Gürültü çıkarmak.”Yandaki sınıfta hora tepiyor, ortalığı birbirine katıyorduk ki…”

Horozlar ötmek : Sabah olmak.

Hoş beş etmek: Şundan bundan konuşarak sohbet etmek.”O iki ihtiyar kadın hoş beş etmek için yaratılmışlar sanki.”

Hoş bulduk (safa bulduk): “Hoş geldiniz” sözüne karşılık olarak söylenir.

Hoş geldiniz (safa geldiniz): Konukları karşılarken söylenen nezaket sözü.

Hoş görmek (bir şeyi, birini) : Bir kimsenin kusurunu anlayışla karşılamak

Hoş tutmak (birini): Ona iyi davranmak, onu kırmaktan, incitmekten kaçınmak

Hoşafın yağı kesilmek: Güzel bir şey karşısında söyleyecek söz, yapacak bir şey bulamaz duruma gelmek

Hoşafına gitmek (bir şey): Onu beğenmek, hoşuna gitmek.

Hoşbeş etmek (biriyle): Onunla sohbet etmek

Hoşça kal (kalın): Bir yerden ayrılan kimsenin kalanlara söylediği iyi dilek sözü.

Hoşuna gitmek : Bir şeyden, kimseden hoşlanmak, onu beğenmek.

Höt demek (birine): Onu korkutmak, ona çatmak (Kars. Gözdağı vermek.)

Hurdası çıkmak : İşe yaramayacak duruma gelmek çok eskimek bozulmak

Hurdası çıkmak: İşe yaramayacak, kullanılamayacak hâle gelmek.

Hurdaya çevirmek (bir şeyi): Artık onu işe yaramayacak, kullanılamayacak duruma getirmek

Huyu suyu (birinin): Onun mizacı, karakteri.

Huyuna suyuna gitmek: Bir kimseyi kızdırmayacak davranışlarda bulunmak, onun isteğine uygun hareket etmek.

Huyuna suyuna gitmek: İsteklerine, alışkanlıklarına, yapısına göre onu kızdırıp ürkütmeyecek davranışlarda bulunmak.

Huyunu suyunu almak: Onun özelliklerini, davranışlarını ve karakterini yapısına geçirmek.

Huzur vermek (birine): -1. Onu rahat bırakmak -2. Onu dinlendirmek

Huzur vermek: Gönül rahatlığı, iç dirliği vermek; dinlendirmek.

Huzuru kaçmak: Rahatsız olmak tedirginlik duymak

Huzurunu kaçırmak: Huzurunu bozmak, tedirgin ve rahatsız etmek.

Huzurunu kaçırmak: Onu rahatsız etmek, ona tedirginlik vermek

Hüd dağı gibi şişmek: Bir hastalık sebebi ile bir tarafı, özellikle de karın tarafı şişmek.

Hükmü geçmek (hüküm yürütmek) : Sözü geçmek, sözü dinlenmek

Hüküm giymek: Bir kimsenin hakkında ceza hükmü verilmek (Kars. Ceza yemek.)

Hüküm giymek: Mahkemece ya da birileri tarafından kendisine ceza verilmek.

Hüküm sürmek: -1. Bir yerin sahipliğini yapmak orada görevini sür dürmek -2. Yaygın olmak, sürüp gitmek, devam etmek

Hüküm sürmek: 1. İş başında olmak. 2. Yaygın olmak. 3. Bir şeyin güçlü varlığı sürüp gitmek.”Beşinci Kral beş yıl hüküm sürdü.”

Hüküm vermek: -1. Yargıç bir karara varmak ya da bir suçlu hakkın da ceza vermek -2. İyice düşündükten sonra vardığı kararı bildirmek

Hükümet kapısı: Devlet dairesi.

Hükümet kapısı: Devlet dairesi.”Hükümet kapıları halka açık kılınmalıdır.”

Hülya kurmak (hülyaya dalmak) : Hayal kurmak.

Hür düşünüş: İstediğini, düşündüğünü baskı altında kalmadan söyleme.

Hürya etmek : Bir yere girerken ya da bir yerden çıkarken hep birlikte hücum etmek

Hüsnü kuruntu : Herhangi bir durumu kendisi için İyi olarak yorumla ma.

Hüsn-ü kuruntu: İhtimalî bulunmadığı hâlde güzel bir şeyin olacağını sanma, hayal etme, buna kendini inandırma.

Hüsrana uğramak: Bir işten beklenilen sonucun elde edilememesi yüzünden zarar görmek

DEYİMLER

deyimler-1

Deyimler Sözlüğü
A BCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ



Bir Yorum Yazmak İster misiniz?