Z Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

0

Z Harfiyle Başlayan Deyimlerin anlamları, açıklamaları, Deyimler sözlüğü Z Harfi. Deyimlerin anlamı. Z Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

Z Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

ANLAMINA GÖRE:

Zaman İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Zenginlik İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları
Zil İle İlgili Deyimler ve Anlamları

HARF SIRASINA GÖRE

Zahmet çekmek : Sıkıntıya, zorluğa katlanmak, Zahmete girmek: Biri için yorgunluğa, sıkıntıya girmek


Zahmele sokmak (birini) : Ona kendisi, işi için yorgunluk vermek, masraf ettirmek,

Zahmet çekmek: Sıkıntı, güçlük, yorgunluk ve eziyetlere katlanmak.”Senin adam olman için az zahmet çekmedim ben.”

Zahmete sokmak: Birine sıkıntı, güçlük ve yorgunluk vermek; masraf ettirmek.”Adamcağızı durup dururken zahmete sokmuşsunuz.”

Zam gelmek (bir şeye) : -1. Bir malın satış fiyatı artmak. -2. Bir mad denin satış fiyatı artmak

Zam görmek: -1. Ücreti, maaşı artmak. -2. Bir maddenin satış fiyatı artmak


Zaman kazanmak: Birini oyalayarak ihtiyacı olduğu zamanı mümkün olduğunca uzatmaya çalışmak.

Zaman kollamak: 1. Uygun bir fırsat beklemek. 2. Bir işin sırasını beklemek.”Zamanını kolla öyle gir işe, zamansız girip de rezil olma.”

Zaman öldürmek: Kimi şeylerle uğraşarak belli bir zamanın geçmesini sağlamak, boş şeylerle vakit geçirmek.”Burda beklemekle zaman öldürüyoruz beyler.”

Zaman vermek: Bir iş için belli bir süre ayırmak.”Bana biraz zaman verirseniz gidip onu çağırabilirim.”

Zaman zaman : Belli olmayan zamanlarda, ara sıra, kimi zaman.

Zaman zaman: Belli olmayan zamanlarda, ara sıra.”Zaman zaman o da aramıza katılırdı.”


Zamana bırakmak (bir şeyi): Bir şeyin daha iyi olabilmesi için uy-

Zamana uymak: Genel olarak yaşayışını içinde bulunulan zamanın gereklerine uydurmak;

Zamane çocuğu: Eski nesile göre hayli yadırganacak davranışlarda bulunup sözler sarf eden kimse.”Zamane çocuğu ne olacak.”

Zamane çocuğu: Yaşanılan zamanın gereklerine uygun davranan genç, çocuk

Zapturapta (zapturapt altına) almak fbir şeyi): Düzenli olmasını “sağlamak.

Zar tutmak: Tavla oyununda istediği sayıyı getirmek için, atmadan önce, zarlara parmaklar arasında belli bir biçim verip öyle atmak.

Zar zor, (zor zar): -1. Güçlükle, zorla, kıt kanaat. -2. İstemeyerek


Zar zor: 1. Güçlükle, zorla. 2. “Ucu ucuna, kıt kanaat, istenilen ölçüye ancak yaklaşabildi.” anlamında kullanılır.”Zar zor getirdik adamı.”

Zarar görmek: Kötü bir durumla karşılaşmak

Zarara sokmak (birini): Onun zarar görmesine yol açmak

Zararı dokunmak (birine): Kötü duruma gelmesinde etkisi olmak.

Zararı yok : “Önemli değil” anlamında rahatlama (rahatlatma) sözü.

Zararlı çıkmak: Bir işin sonunda zarara uğradığı anlaşılmak

Zart zurt etmek : Kaba kuvvet gösterisinde bulunmak (Kar. Yüksek ten atmak, ileri geri konuşmak.)


Zart zurt etmek: Bağırıp çağırarak, yükseklerden atıp tutarak çıkışmak; kendini büyük göstererek kaba kuvvet gösterisinde bulunmak.

Zayıf düşmek : -1. Zayıflamak, cılızlaşmak -2. Gücünü yitirmek, güçsüzleşmek

Zayiat vermek : Kayba uğramak, zarar ziyan görmek

Zehaba kapılmak (zehabına kapılmak) : Sanmak, zannetmek, gibi düşünmek.

Zehir etmek: Bir şeyin tadını kaçırmak, iyiyken kötü duruma sokmak.”Yediğim şu yemeği zehir ettiniz bana.”

Zehir gibi: -1. Çok aa (yiyecek, içecek). -2, Çok soğuk (hava). -3. Us ta, becerikli (kimse). -4. Çak üstün.

Zehir zemberek: İnsanın içine işleyen, onurunu zedeleyen çok acı söz.

Zehir zemberek: Çok az (söz).


Zembereği boşanmak: 1. Saatin zembereği kurulmaz duruma gelmek. 2. Kendini tutamayarak uzun uzun gülmek.

Zemheri zürafası (gibi): Kışın ince elbise giyip gezenler için söylenir.

Zemin hazırlamak: Bir işin gerçekleştirilmesi için uygun ortam hazırlamak, meydana getirmek.

Zemzemle yıkanmış olmak: Biri, ötekine göre çok daha iyi nitelikte olmak.

Zerre kadar: Hiç denecek kadar az.”Onu zerre kadar sevmiyorum.”

Zevahiri kurtarmak: Bir işi gereği gibi değil de üstünkörü yapmak ve böylece söz gelmesini önlemek, görünüşü kurtarmak.”Bu girişimimizle zevahiri kurtardık, daha ne istiyorsun?”

Zeval bulmak: Son bulmak, bozulup yok olmak, çökmek.

Zeval vermemek: Zarar ziyan vermemek, korumak.”Allah kimseye zeval vermesin.”

Zevkine varmak: Bir şeyin tadını alabilmek, çıkarmak ve duymak; inceliklerini görebilmek.”O sabah, manzaranın zevkine vardık.”

Zevkini çıkarmak: Bir şeyin tadından, güzelliğinden olabildiğince yararlanabilmek.”Gelin şu gezinin zevkini çıkaralım.”

Zevkten dört köşe olmak: Çok mutlu olduğu anlaşılmak, çok sevinip keyiflenmek ve aşırı zevk duymak.”Takımı galip gelince zevkten dört köşe oldu.”

Zeytinyağı gibi üste çıkmak: Bir konuda haksız olduğunu kabullenmeyerek kurnazlıkla kendini haklı ya da suçsuz çıkarmaya çalışmak.

Zeytinyağı gibi üste çıkmak: Kurnazlıkla, suçlu durumda bile olsa kendini haklı çıkarmak

Zıddına gitmek (bir şey, birinin): O şey onun sinirini bozmak, onu sinirlendirmek

Zıddına gitmek: Karşısındakini sinirlendirmek, sinirini bozmak; bir şeyin tersine hareket etmek.”Niçin devamlı benim zıddıma gidiyorsun.”


Zılgıt çekmek (vermek) (birine): Onu paylamak, azarlamak Zılgıt yemek: Azar işitmek Zırıltı çıkarmak: Anlaşmazlık, kavga çıkarmak

Zılgıt yemek: Azarlanmak, paylanmak.”Senin yüzünden öğretmenden zılgıt yedik.”

Zınk diye durmak: Birdenbire, aniden durmak.”Önümdeki adam zınk diye durunca ne yapacağımı şaşırdım.”

Zırnık (bile) vermemek (koklatmamak): En küçük, en kötü şeyi dahi vermemek esirgemek

Zırnık (bile) vermemek: Az da olsa, en ufak bir şey de olsa vermemek.”Ona bu mirastan zırnık bile koklatmayacağım.”

Zıt gitmek (biriyle): Ona karşı sürekli olarak ters davranmak

Zıvanadan çıkmak: -1. Çok kızmak, sinirlenmek -2. Taşkın davranışlarda bulunmak. Zifir gibi: Çok karanlık

Zıvanadan çıkmak: 1. Çok sinirlenip öfkelenmek, taşkınca hareketlerde bulunmak. 2. Delirmek, aklını oynatmak.”Biraz daha konuşup da beni zıvanadan çıkarmayın!”

Zifiri karanlık: Çok karanlık.”Zifiri karanlıkta yola çıktık.”

Zifiri karanlık: Göz gözü görmez biçimde (gece), çok karanlık

Zift yesin (ziftin pekini yesin) : Sinirlenmiş birine, sinirlenmesinin ne deni olan kişi için ne yemek yiyeceği sorulduğunda hakaret sözü ola rak söylenir.

Zihin açıklığı: İyi, sağlıklı düşünebilme gücü.”Sana Allah`tan zihin açıklığı dilerim.”

Zihin açmak : Zihni daha iyi çalışır duruma getirmek

Zihin karışıklığı (bulanıklığı): Düşünceler arasında ilişki kopukluğu.

Zihin yormak (bir şeye) : Bir konu üzerinde ayrıntılarına inerek dur mak.


Zihni bulanmak (karışmak): Sağlıklı düşünemez olmak, olaylar arasındaki bağlantıyı kaybetmek, ne yapacağını şaşırmak.”Bir anda zihnim bulandı, saçmalamaktan korkup konuşmayı yarıda kestim.”

Zihni karışmak : Ne yapacağını bilememek

Zihni takılmak (bir şeye): Onu sık sık düşünmek, aklından bir türlü çıkaramamak; aklı takılmak, kafası takılmak.

Zihnini bulandırmak: 1. Kuşkulandırmak. 2. Düşünemez hâle getirmek.

Zihnini çelmek: 1. Bir kimseyi yanıltmak. 2. Kandırıp baştan çıkarmak.

Zihnini dağıtmak (bir şey, biri) : O, gerektiği biçimde düşünmesini engelle m ak.

Zihnini kurcalamak: Aklına takılan bir şeyi anlamaya, kavramaya çalışmak.”Akşamki mesele zihnimi kurcalayıp duruyor.”

Zihnini kurcalamak: Bir konu ya da sorun insanın kafasını meşgul et mek; aklını kurcalamak.

Zihnini oynatmak: Çıldırmak, aklını yitirip delirmek.”Sen zihnini mi oynattın?”

Zil takıp oynamak: Çok sevinmek.

Zilsiz oynamak (zil takıp oynamak) : Çok sevindiğini belli etmek.

Zilzurna Sarhoş : İyice, çok sarhoş..

Zimmetine geçirmek (bîr şeyi kendi) : Emanet edilen parayı, malı kendinin saymak, kendine mal etmek.

Zimmetine geçirmek: 1. Kendine mal etmek. 2. Bir hesabı birinin borcuna eklemek.”Devletin onca malını zimmetine geçirmiş.”

Zincire vurmak: Prangaya vurmak (mahkûmu).”Bütün esirleri zincire vurup zindana atmışlardı.”


Zindan etmek (birine bir yeri) : Bir yeri yaşanması zor, zevk alınmaz duruma getirmek.

Zindan kesilmek (bir yer): -1. Işıksız, çok karanlık duruma gelmek. -2. Sıkıa, yaşanmaz duruma gelmek.

Zindan kesilmek: 1. Çok karanlık duruma gelmek. 2. Yaşanılan yer çok sıkıntı verici, yaşanılamayacak derecede kötü hâle gelmek.

Ziyade olsun: -1. Yemek yemekte olanlara ya da yemeğe buyur edenlere söylenen bir nezaket sözü . -2. Ev sahibinin boş kahve fin canlarını alırken söylediği “afiyet olsun’ sözüne karşılık misafirin söylediği nezaket sözü.

Ziyafet çekmek (vermek) (birine): -1. Konuklan yemek sunarak ağırlamak. -2. En iyi biçimde üstesinden gelmek, başarmak, sergilemek.

Ziyafet çekmek: Konukları yemek vererek ağırlamak.”Düğünümde bir ziyafet bile çekemedim.”

Ziyan etmek: Yersiz, boş yere harcamak.”O kadar ekmeği ziyan etmeye utanmıyor musun?”

Ziyan zebil olmak: -1. Bir şey işe yaramaz duruma gelmek. -2. Bir kimse yaşamında pek başarılı olamamak, mutsuz, başarısız1 olmak.

Ziyanı yok : “Önemli değil, önemi yok.” anlamında.

Ziyanı yok: “Önemli değil, önemi yok!” anlamında kullanılır.

Ziyaret etmek: Birini görmeye, biriyle görüşmeye, bir yeri görmeye gitmek.”Hastaları ziyaret etmek görevlerimiz arasındadır.”

Zokayı yutmak: Aldatılıp zarara sokulmak.

Zokayı yutmak: Aldatılmak.

Zom olmak : Çok sarhoş olmak.

Zor bela : Güçlükle. –


Zora binmek: İş güçleşmek, ancak zor kullanarak halledilecek hâle gelmek.”Bir yolunu bulun, sakın işi zora bindirmeyin.”

Zora gelmemek: Sıkıntıya ve baskıya katlanamamak, güçlüğe sabredememek.”Zora gelemem ben, lütfen ısrar etmeyin!”

Zora koşmak : -1. Bir işin yapılmasında zorluk çıkarmak -2. Yapılması olanaksız bir şey istemek.

Zorluk çıkarmak: Bir şeyin yapılmasına engel olmak için sorun yaratmak; güçlük çıkarmak, müşkülat çıkarmak.

Zoru olmak: Bir derdi, sıkıntısı, kendisini zorlayan durumu olmak.

Zoru olmak: Kendisini zorlayan bir sıkıntısı, derdi olmak.”Adamın bir zoru olduğu yüzünden belliydi.”

Zoru zoruna: Zorlukla, büyük zorluk ve sıkıntı çekerek.

Zorun ne? : “Niçin kendini bir şeyi yapmaya zorluyorsun ya da birini bir şeyi yapması için niçin sürekli olarak sıkıştırıyorsunuz?” anlamın da.

Zorun ne?: “Ne istiyorsun, amacın ne?” anlamında kullanılır.

Zoruna.gitmek: Bir davranış onuruna dokunmak. (Kars. Ağırına gitmek, gücüne gitmek.)

Zula etmek: Aşırmak, çatmak.

Zulaya atmak (bir şeyi): Onu gizlemek, saklamak. ‘

Zurna gibi olmak: Çok sarhoş olmak.

Zurna gibi: Dapdaracık, boru gibi (pantolon).

Zurnacının karşısında Limon yemek: Bir kimsenin dikkatini dağıtacak, işine engel olacak davranışlarda bulunmak.’


Zurnanın son deliği: Saygınlığı olmayan, önemsiz bir mevkide bulu nan kimse için söylenir.

Zurnanın zırt dediği yer: Yapılmakta olan işin en hassas, en önemli, en can alıcı noktası.

Zurnanın zırt dediği yer: Yapılagelen bir işin en can aha, en duyarlı noktası.

Züğürt tesellisi: Kötü bir işte en önemli şeyi kaybettiği zaman bazı önemsiz, iyi olmayan bir yan bularak sevinmek ve kendini avutma.

Züğürt tesellisi: Pek fazla başarılı olmayan, elde etmek istediklerine kavuşamayan bir kimsenin azla yetinmekten mutluluk duyduğunu ifa de ederek kendini avutması.

Zülfüyâra dokunmak: İşle ilgili olanı, hatırlı ve güçlü kimseyi veya yüksek bir makamı kimi söz ve davranışlarla gücendirmek, darılmasına yol açmak.”Hayır geri duramam, zülfüyâra dokunsa da söyleyeceğim.”

DEYİMLER

deyimler-1

Deyimler Sözlüğü
A BCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ



Yorum yapılmamış

  1. YA SİZ HARİKA BİR SİTESİNİZ. RESMEN BÜTÜN TÜRKÇE DEYİMLER SÖZLÜĞÜ PROJEMİ BURADAN 1 GÜNDE YAPTIM NE KADAR TEŞEKKÜR ETSEM AZDIR O KADAR YARDIMCI OLDUNUZ Kİ

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?