Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı hakkında bilgiler. Atatürk’ün çocukluğundan ölümüne kadar geçen süredeki olayların tamamına bakış

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı
Türk milletinin yetiştirdiği en büyük devlet adamı olan Atatürk, 1881 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli bir liman kenti olan Selanik’te dünyaya geldi. Babası Ali Rıza Efendi, devlet kademelerinde çeşitli memuriyetler üstlendikten sonra ticaret hayatına atılmış bir kişiydi. Annesi Zübeyde Hanım ise dindar ve geleneklerine bağlı bir Türk kadınıydı. Küçük Mustafa, bu iki farklı karakterin kesiştiği bir aile ortamında büyüdü.
Zübeyde Hanım – Ali Rıza Bey
Mustafa’nın nasıl bir eğitim alacağı meselesi, anne ile baba arasında ciddi bir anlaşmazlık konusu haline geldi. Zübeyde Hanım, çocuğunun dini eğitim veren geleneksel bir mahalle mektebinde okutulmasını arzu ediyordu. Ali Rıza Efendi ise çağın gerekliliklerine uygun, modern bir okulu tercih ediyordu. Selanik’te o dönemde yeni açılmış olan Şemsi Efendi Mektebi, yenilikçi eğitim anlayışıyla öne çıkan bir kurumdu. Baba, annenin gönlünü almak için zekice bir çözüm buldu: Mustafa önce kısa bir süreliğine mahalle mektebine başlatıldı, ardından Şemsi Efendi’nin okuluna kaydedildi.
Atatürk Anlatıyor
Atatürk, bu dönemi kendi ağzından şöyle aktarmıştır:
“Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, mektebe gitmek meselesine aittir. Bundan dolayı anamla babam arasında şiddetli bir mücadele vardı…”
Babasının genç yaşta hayatını kaybetmesinin ardından küçük Mustafa, annesiyle birlikte dayısının köydeki evine taşınmak zorunda kaldı. Bir süre kız kardeşiyle birlikte tarla bekçiliği yapan Mustafa, annesinin ısrarıyla Selanik’teki akrabalarının yanına gönderildi ve Mülkiye İdadisi’ne başladı. Ancak okulda bir öğretmenin kendisine sert davranması üzerine büyükannesi onu okuldan aldı. Mustafa bu engellere rağmen gizlice Selanik Askeri Rüştiyesi’nin sınavına girdi ve kazandı; askerliğe duyduğu tutkuyu hiçbir engel durduramadı.
Mustafa “Kemal” Adını Alıyor
Askeri rüştiyede Mustafa, özellikle matematik alanındaki üstün başarısıyla hem öğretmenlerinin hem de arkadaşlarının dikkatini çekti. Matematik öğretmeni de Mustafa adını taşıdığından, karışıklığı önlemek amacıyla öğrencisine “Kemal” adını verdi. Böylece genç öğrenci, Mustafa Kemal adıyla anılmaya başlandı. Askeri idadiden başarıyla mezun olan Mustafa Kemal, 13 Mart 1899’da İstanbul’a gelerek prestijli Harp Okulu’nun kapılarından içeri adım attı. Okulun ilk yılında dersleri ihmal ettiğini sonradan bizzat itiraf etse de sonraki yıllarda hem akademik hem de düşünsel açıdan hızla olgunlaştı. Kurmay subay olarak seçilip 1902’de Harp Akademisi’ne geçti.
Vatani Duyguların Gelişmesi
Harp Akademisi yıllarında Mustafa Kemal’in zihninde salt askerlik bilgisinin çok ötesinde fikirler yeşermeye başladı. Namık Kemal gibi özgürlükçü düşünürlerin eserlerini gizlice okuyarak siyasi bilincini geliştirdi. Ülkenin içinde bulunduğu kötü yönetim ve baskı ortamından duyduğu rahatsızlığı, el yazısıyla çıkardığı okul gazetesiyle arkadaşlarına iletmeye çalıştı. Okul komutanı bu girişimi fark etmesine karşın, gençlerin yurtseverlik duygularını anlayışla karşılayarak ceza vermekten vazgeçti. Mustafa Kemal 11 Ocak 1905’te kurmay subay olarak mezun oldu. Mezuniyetin hemen ardından İstanbul’da bir araya gelen genç subaylar, memleket meselelerini tartışıyor ve çözüm yolları arıyordu. Bu faaliyetleri saraya ihbar edilince Mustafa Kemal, Şam’daki Beşinci Ordu’ya sürgün gibi tayin edildi.
Kıta hayatı ona halkı yakından tanıma ve özgürlükçü düşüncelerini yayma fırsatı verdi. 1906’da Şam’da kurulan “Vatan ve Hürriyet” cemiyeti, onun örgütsel anlamdaki ilk önemli adımıydı. Dürzi isyanının bastırılmasında gösterdiği askeri başarı, komutan kimliğini de pekiştirdi. İzinsiz Selanik’e giderek cemiyetin bir şubesini kurması, onun kurallara rağmen ilkelerinden taviz vermediğinin kanıtıydı. Çeşitli görevlerin ardından 20 Haziran 1907’de önyüzbaşılığa yükselen Mustafa Kemal, Eylül 1907’de Makedonya’daki Üçüncü Ordu’ya atandı.
Hareket Ordusu
23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanı, uzun süredir yeraltında faaliyet gösteren İttihat ve Terakki Cemiyeti için büyük bir zaferdi. Mustafa Kemal de bu harekette aktif rol üstlendi. Ancak cemiyetin önde gelenleriyle yaşadığı derin fikir ayrılıkları onu siyasetten uzaklaştırdı ve kendini bütünüyle askerlik mesleğine adadı. Bu dönemde bir Alman askeri kitabını Türkçeye çevirerek yayımladı. İstanbul’da 31 Mart Vakası patlak verdiğinde, Mustafa Kemal isyanı bastırmak üzere oluşturulan ordunun örgütlenmesinde belirleyici rol oynadı. “Hareket Ordusu” adını bizzat o koydu ve kurmay başkanı sıfatıyla İstanbul önlerine ulaşan bu ordunun halkına yönelik bildirgesini de yine kendisi kaleme aldı.
Trablusgarb ve Balkan Savaşı
1911’de İtalya’nın Trablusgarb’a saldırmasıyla birlikte Mustafa Kemal, Mısır üzerinden bölgeye geçerek savunma hazırlıklarını bizzat üstlendi. 22 Ocak 1912’de gerçekleştirdiği taarruzla Türk kuvvetlerinin o topraklardaki ilk zaferini kazandı ve üstün düşman kuvvetlerine karşı direnişi sürdürdü. Balkan Savaşı’nın başlamasıyla yurda dönen Mustafa Kemal, Gelibolu Yarımadası’nın korunmasından sorumlu kolorduda görev aldı. Balkan Savaşı’nın ardından Sofya askeri ataşeliğine atanan Mustafa Kemal, 1 Mart 1914’te yarbaylığa terfi etti.
Birinci Dünya Savaşı
Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girme kararını başından beri yanlış bulan Mustafa Kemal, savaşın Almanya için felaket ile sonuçlanacağını yakın çevresine açıkça söylüyordu. Cephede aktif görev almakta ısrar eden Mustafa Kemal, Tekirdağ’da oluşturulacak bir tümenin komutanlığına getirildi. Yalnızca yirmi gün içinde kurduğu 19. Fırka ile Çanakkale cephesinde tarihe geçecek bir direnişin mimarı oldu. Arıburnu ve Anafartalar’da Alman General Liman von Sanders komutasındaki müttefik kuvvetler altındaki tümenini olağanüstü bir cesaret ve öngörüyle yönetti. 1 Nisan 1916’da generalliğe terfi etti.
1917’de 7. Ordu komutanlığına getirilen Mustafa Kemal, Alman komutan Falkenhayn’ın stratejisinin Osmanlı aleyhine sonuçlar doğuracağını görünce görevinden istifa etti. Veliaht Vahdettin’in Almanya gezisine eşlik eden Mustafa Kemal, İmparator Wilhelm ve üst düzey Alman komutanlarıyla yüz yüze görüşerek savaşın gidişatına ilişkin değerlendirmelerini aktardı. Tedavi amacıyla Avrupa’ya giden Mustafa Kemal, döndüğünde Vahdettin’in talebiyle yeniden 7. Ordu’nun başına geçti. Tüm zorluklara rağmen ordusunu düzenli biçimde geri çekmeyi başardı. 30 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grup Komutanı olan Mustafa Kemal, Mondros Mütarekesi şartlarını kabul etmedi ve elindeki silah ile kuvvetleri koruma altına aldı.
Milli Mücadele
13 Kasım 1918’de İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, düşman savaş gemilerinin Boğaz’dan geçişini ağır bir yürekle izledi. Peş peşe yaptığı girişimlerle devlet yöneticilerini uyarmaya, onları direniş için harekete geçirmeye çalıştı; ancak beklediği karşılığı bulamadı. Şişli’deki evinde güvendiği arkadaşlarıyla bir araya gelerek kurtuluşun yollarını tartıştı. İsmet Bey ile yaptığı tarihi buluşmada fikirlerini paylaştı ve birlikte mücadele etme kararı aldılar.
19 Mayıs 1919
9. Ordu Müfettişi olarak atanan Mustafa Kemal, yetkilerini genişletecek biçimde hazırladığı yönetmeliği bizzat kaleme aldı. 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılmadan önce Babıali’deki devlet adamlarına son kez çağrıda bulunarak cesaretli olmalarını istedi. Kendisini taşıyacak geminin batırılacağına dair uyarılara aldırış etmeksizin “Bandırma” vapuruna binerek yola çıktı. 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a ayak basması, Türk kurtuluş mücadelesinin fiilen başladığı andı. Bölgedeki asayişi hızla sağlayan Mustafa Kemal, 28 Mayıs’ta çevresine gönderdiği gizli tamimlerle milletin ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu haykırdı, halkı örgütlenmeye ve direnmeye davet etti.
Erzurum ve Sivas Kongreleri
Sivas’ı milli kongre için en uygun yer olarak belirleyen Mustafa Kemal, Haziran 1919’da tarihe geçecek bir genelgeyle milletin birlikte hareket etmesi çağrısında bulundu. İstanbul hükümetinin onu görevden almaya yönelik girişimlerine ve baskılarına boyun eğmedi. 27 Haziran 1919’da Sivas’a ulaşan Mustafa Kemal, hem ordu hem de halk tarafından coşkuyla karşılandı. Temmuz başında Erzurum’a geçerek resmi sıfatından tamamen vazgeçti; artık milletin içinden biri olarak, milletle birlikte mücadele etmeye kararlıydı.
23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi, düşman işgalinin asla meşrulaştırılamayacağını kayıt altına aldı ve bir Heyet-i Temsiliye kurulmasına karar verdi. Ardından 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi toplandı; Mustafa Kemal bu kongrede Heyet-i Temsiliye Başkanlığına seçildi. Amerikalı General Harbord’a söylediği sözler, mücadelenin ruhunu özetliyordu: Bir millet var olma iradesinden vazgeçmedikçe yenik sayılamaz.
Büyük Millet Meclisi Toplanıyor
18 Aralık 1919’da Heyet-i Temsiliye’nin başında Sivas’tan yola çıkan Mustafa Kemal, Kayseri ve Kırşehir’e uğrayarak halkla buluştu ve 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi. Ankara’yı ulusal hareketin kalbi haline getirdi. 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi ve yüzlerce Türk aydınının tutuklanması üzerine, tüm subay ve milletvekilleri Anadolu’ya davet edildi. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi açıldı; bu yeni meclisin varlığı yabancı devletlere resmen bildirildi. 19 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalayanlar vatan haini ilan edildi ve antlaşma tanınmadı. Doğu cephesinde Ermenistan’a karşı kazanılan zaferler, Gümrü Antlaşması’nın imzalanmasıyla taçlandı.
Kurtuluş Savaşı
Artık vatanı kurtarmak için silahlı mücadele zamanıydı. Mustafa Kemal’in iradesi etrafında toplanan kuvvetler, birbirini izleyen İnönü zaferlerini kazandı. Bu zaferler, milletin bağımsızlık inancını güçlendirdi. Meclisteki hizipleşmeleri bertaraf etmek için 10 Mayıs 1921’de “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Meclis Grubu”nu kurdu ve başkanlığına seçildi. Ona karşı düzenlenen suikast planı, Mustafa Sagir adlı casusun zamanında yakalanmasıyla bertaraf edildi.
Sakarya Zaferi
5 Ağustos 1921’de Büyük Millet Meclisi’nden başkomutanlık yetkisi alan Mustafa Kemal, 23 Ağustos’ta başlayan Sakarya Meydan Muharebesi’ni bizzat yönetti. Yirmi iki gün boyunca süren bu çetin savaşta cephe zaman zaman gedik verse de Mustafa Kemal yılmadı. “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır; o sath, bütün vatandır” sözleriyle savunma anlayışına yeni bir boyut kattı. Zafer sonrasında Büyük Millet Meclisi ona “Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verdi. Sakarya’nın ardından Kars Antlaşması ve Ankara Sözleşmesi imzalandı; doğu ve güney sınırları büyük ölçüde güvence altına alındı.
Başkomutanlık Meydan Savaşı
Kesin zafer için gerekli hazırlıkları titizlikle tamamlayan Mustafa Kemal, 26 Ağustos 1922 sabahı büyük taarruzu başlattı. Tarihimize Başkomutanlık Meydan Savaşı olarak geçen bu muharebe 30 Ağustos’ta zaferle noktalandı. Akabinde verdiği “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle Türk ordusu düşmanı süratle kovaladı. İzmir’in kurtarılmasıyla Anadolu düşman varlığından temizlendi. 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalandı.
Türkiye Cumhuriyeti
Mustafa Kemal 1 Kasım 1922’de Osmanlı saltanatına son veren kanunu Meclis’ten geçirdi. Son Osmanlı padişahı VI. Mehmet, 17 Kasım 1922’de İstanbul’u terk etti. 14 Ocak 1923’te annesi Zübeyde Hanım İzmir’de vefat etti. 29 Ocak 1923’te Latife Hanım’la İzmir’de evlenen Mustafa Kemal, nikah törenini geleneksel uygulamalardan farklı biçimde gerçekleştirdi; gelinin törende hazır bulunması başlı başına toplumsal bir mesaj içeriyordu.
24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı; askeri zafer, uluslararası arenada siyasi bir zaferle taçlandı. Bağımsız Türkiye, Misak-ı Milli sınırları içinde tanındı. 13 Ekim 1923’te Ankara başkent ilan edildi. 28 Ekim 1923 akşamı arkadaşlarına “Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz” diyen Mustafa Kemal, İsmet İnönü ile birlikte hazırladığı kanun tasarısını ertesi gün Meclis’e sundu. 29 Ekim 1923’te saat 20:45’te Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi ve Mustafa Kemal, oybirliğiyle ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Atatürk’ün Yaptığı Devrimler
Cumhuriyetin ilanı, Atatürk için bir son değil yeni bir başlangıçtı. 3 Mart 1924’te Halifelik kaldırıldı, Osmanlı hanedanının tüm mensupları yurt dışına çıkarıldı. Eğitim laik bir temele oturtuldu, şeriye mahkemeleri ile medreseler kapatıldı.
Atatürk’ün Ekonomik Alanda Yaptığı Yenilikler
5 Ağustos 1925’te Latife Hanım’dan boşanan Atatürk, bu evlilik süresince eşini toplumsal hayata dahil etmesiyle kamuoyuna yeni bir yaşam biçiminin örneğini sunmuştu. Türk kadınının Kurtuluş Savaşı’na katkısını her fırsatta dile getiren Atatürk, 1926’da kabul edilen Medeni Kanun’la kadın-erkek eşitliğini hukuki zemine taşıdı.
Şapka Devrimi
24 Ağustos 1925’te Kastamonu’ya panama şapkayla çıkan Atatürk, kıyafet devriminin sembolü oldu. Kastamonu ve İnebolu’da yaptığı konuşmalarla modernleşmenin yalnızca dış görünüşle sınırlı olmadığını, düşünce ve zihniyet dönüşümü gerektirdiğini vurguladı. 25 Kasım 1925’te çıkarılan kanunla fes ve kalpak gibi başlıkların giyilmesi yasaklandı. 13 Şubat 1925’te Şeyh Said öncülüğünde başlayan isyan, Atatürk devrimlerine karşı çıkan gerici kesimlerin organize bir girişimiydi. Ordu tarafından bastırılan bu isyanın ardından, 30 Kasım 1925’te tekke ve tarikatlar kapatıldı. 16 Aralık 1925’te ise uluslararası takvim ve saat uygulaması kabul edildi.
Atatürk’e Suikast
İzmir’e yapacağı ziyareti fırsat bilen bir grup, Atatürk’e suikast planladı. Ancak 15 Haziran 1926’da bir ihbar sayesinde plan deşifre oldu. Balıkesir’de bu haberi alan Atatürk, derin bir hüzünle şu sözleri söyledi: “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” Büyük Millet Meclisi, bu kurtuluşu 3 Kasım 1926’da resmen kutladı.
Büyük Nutuk
İkinci Büyük Millet Meclisi’nin görev süresini tamamlaması üzerine toplanan Cumhuriyet Halk Partisi kurultayında Atatürk, 15 Ekim 1927’de tarihi nutkunu okumaya başladı. 20 Ekim 1927 akşamına kadar tam 36 saat süren bu nutukta Milli Mücadele’nin tüm boyutlarını, kazanımlarını ve yaşanan iç çatışmaları belgeler eşliğinde anlattı. Nutuk, aynı zamanda Halk Partisi’nin Sivas’taki Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir devamı olduğunun altını çiziyordu. Atatürk, 4 Temmuz 1927’de askerlikten emekliye ayrılmış; Kasım 1927’de ise ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçilmişti.
Harf Devrimi
Arap harflerinin öğrenilmesindeki güçlüğün toplumsal ilerlemenin önünde ciddi bir engel oluşturduğunu düşünen Atatürk, 1927’de alfabe değişikliğine karar verdi. Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarını bizzat yönlendiren Atatürk, 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu Parkı’nda halka yeni alfabeyi tanıttı. Okuma yazma oranını hızla artıracak bu alfabeyi yaymak için şehir şehir dolaştı, tahta başında bizzat ders verdi. 1 Kasım 1928’de Harf Devrimi kanunlaştı.
Türk Tarihinin Ana Hatları
Osmanlı tarih yazımındaki Türk karşıtı önyargıları fark eden Atatürk, 1929’dan itibaren Türk tarihini yeniden ele almaya girişti. Kendi kaleminden çıkan “Türk Tarihinin Ana Hatları” adlı eser, bu alandaki çalışmalara rehberlik etti. 15 Nisan 1931’de kurulan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, zamanla Türk Tarih Kurumu adını aldı. 1932’de Ankara’da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi’ni bizzat yöneten Atatürk, akademik tartışmaları derin bir ilgiyle takip etti.
Dil Devrimi
Yabancı kökenli sözcüklerin baskısı altında özgünlüğünü yitiren Türk diline sahip çıkmak amacıyla Atatürk, 1 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdu. Kurum, daha sonra Türk Dil Kurumu adını aldı. 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda açılan Birinci Dil Kurultayı’nda Türk dilinin arındırılması için yapılacak çalışmalar tartışıldı.
Ekonomide Bağımsızlık
“İktisadi istiklal olmadıkça milli istiklal olamaz” diyen Atatürk, ekonomik bağımsızlığı ulusal egemenliğin ayrılmaz bir parçası olarak gördü. 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan İktisat Kongresi’nde ekonomi politikasının ana çerçevesini çizdi. 26 Ağustos 1924’te İş Bankası’nı kurdurdu. Kırsal kalkınmaya verdiği önemle çiftçiyi “memleketin efendisi” olarak nitelendirdi ve Ankara’nın çorak topraklarında Orman Çiftliği’ni kurdu; bu tesisleri daha sonra Türk milletine bağışladı.
Atatürk’ün Dış Siyaseti
“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini dış politikasının temeline oturtan Atatürk, komşularla ve uluslararası toplumla güvene dayalı ilişkiler kurulmasını hedefledi. Bu anlayış, Türkiye’nin 1932’de Milletler Cemiyeti’ne davet edilmesiyle somut bir karşılık buldu. 1934’te Balkan Antantı, 1937’de Sadabad Paktı imzalandı. 1936’da Montrö Antlaşması ile Boğazlar üzerindeki egemenlik hakları yeniden tesis edildi. Yugoslavya Kralı Aleksandar (1933), İran Şahı Rıza Pehlevi (1934) ve İngiltere Kralı VIII. Edward (1936) Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk’le görüştüler.
Atatürk Soyadı
Büyük Millet Meclisi, 24 Kasım 1934’te özel bir kanunla Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadını verdi. Bu soyadını ilk kez kullanan kişi, Türk Dil Kurumu Başkanı Saffet Arıkan’dır; Arıkan, 26 Eylül 1934’te radyodaki bir konuşmasında büyük önderden “Ata Türk” olarak söz etmişti.
Atatürk Hastalanıyor
1938 yılı başlarında Yalova ve Bursa’ya giden Atatürk, 22 Ocak’ta yeni açılan Termal Oteli’ne ilk konuk oldu. Şubat ayında Gemlik ve Bursa’daki fabrika açılışlarına katıldı. Bu seyahatlerde üşüten Atatürk’ün sağlığı bozuldu. Fransa’dan Prof. Fissenger davet edilerek muayene yapıldı; kamuoyuna verilen açıklamada kısa bir dinlenmeyle iyileşeceği bildirildi. 11 Mayıs’ta, millete bağışladığı çiftlikler ile çeşitli mülklerin devir belgelerini imzaladı. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı törenlerini izledikten sonra güney illerini kapsayan bir geziye çıktı. Ancak bu gezi onu oldukça yordu ve İstanbul’a tedavi amacıyla gitti. Yapılan muayenelerde karaciğer hastalığı teşhisi konuldu. Yurt içinden ve dışından getirilen uzman hekimler tedavi heyetini oluşturdu. Haziran 1938’de tahsis edilen “Savarona” yatında dinlenen Atatürk, devlet işlerini buradan yürüttü. 4 Temmuz 1938’de Hatay’ın bağımsız statüsü, Atatürk’ün son büyük siyasi başarısı oldu. Cumhuriyet’in 15. yıl dönümü kutlamalarına katılamayacak kadar hasta olan Atatürk, yatağında kaleme aldığı mesajla ordusuna son kez seslendi.
Orduya Son Sözleri
“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!..”
diye başlayan bu tarihi mesajda Atatürk, ordunun her koşulda göreve hazır olduğuna duyduğu sarsılmaz güveni ve milletinin ordusuna olan derin minnettarlığını dile getirdi.
Atatürk’ün Ölümü
8 Kasım 1938’de yayımlanan sağlık bülteninde durumunun ciddileştiği kamuoyuyla paylaşıldı. 9 Kasım gecesini derin bir koma içinde geçiren Atatürk, 10 Kasım 1938 sabahı saat 09:05’te hayata gözlerini yumdu. Türk milletinin büyük kurtarıcısının ölüm haberi, ülkenin dört bir yanında derin bir yas havasının yaşanmasına yol açtı.
16 Kasım’da Dolmabahçe Sarayı’nda bayrağa sarılan naaşı halkın ziyaretine açıldı; üç gün boyunca binlerce kişi gözyaşları içinde son saygı duruşunda bulundu. 19 Kasım 1938’de kılınan cenaze namazının ardından on iki general tabutu omuzlarında taşıdı. Tören alayı saraydan rıhtıma, oradan “Yavuz” zırhlısına ulaştı. Yabancı devletlerin savaş gemileri de korteje eşlik etti. İzmit’ten özel bir trene alınan cenaze, yol boyunca halkın gözyaşlı veda töreniyle karşılandı ve 20 Kasım 1938’de Ankara’ya ulaştı. Büyük Millet Meclisi önüne konulan katafalka yerleştirilen Atatürk, ertesi gün düzenlenen törende Etnografya Müzesi’ndeki mermer lahde teslim edildi. 10 Kasım 1953’te naaşı buradan alınarak Anıtkabir’e nakledildi ve sonsuza dek eşsiz eserinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kalbinde istirahat etmeye bırakıldı.