T Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

0

T Harfiyle Başlayan Deyimlerin anlamları, açıklamaları, Deyimler sözlüğü T Harfi. Deyimlerin anlamı. T Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

T Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

ANLAMINA GÖRE – T HARFİ:

Tarih İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Tarla İle İlgili Atasözleri – Deyimler ve Anlamları
Taş İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Tat – Tatmak – Tatlı İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Tavşan ile İlgili Atasözleri – Deyimler ve Anlamları
Tavuk ile İlgili Atasözleri – Deyimler ve Anlamları
Tecrübe İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları
Tembellik İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Temizlik İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Tilki İle İlgili Atasözleri – Deyimler ve Anlamları
Tokluk İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları
Tuz İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları

DEYİMLERİN HİKAYELERİ

Turnayı Gözünden Vurmak Deyiminin Anlamı ve Hikayesi


HARF SIRASINA GÖRE

Tabakhaneye bok mu götürüyorsun? : ‘Niçin bu. kadar acele ediyor sun? İşin çok mu acele, çok mu önemli?” anlamında, alay yollu söylenir.

Taban tabana zıt: Birbirinin tamamen karşıtı olmak, birbirine çok aykırı.”Taban tabana zıt düşüncelere sahiptiler.”

Taban tabana zıt: İki şey, birbirine her yönüyle zıt.

Taban tepmek (patlatmak) : Uzun süre yd yürümek

Taban tepmek (patlatmak): Yayan olarak çok uzun yol yürümek, çok sık gidip gelmek.”Kasaba ile köy arasında o iş için az taban tepmedim.”


Tabana kuvvet koşmak : Çok hızlı koşmak.

Tabana kuvvet: “Binecek bir şey yok, yayan gitmekten başka çare de kalmadı” anlamında kullanılır.”Haydi kalkın bakalım, tabana kuvvet!”

Tabana kuvvet: “Söz konusu yere yayan gitmekten başka çare yok.” anlamında,”

Tabanı yanmış gibi dolaşmak : Sürekli olarak oradan oraya gedmek

Tabanları kaldırmak: Çok hızlı yürümeye ya da çok hızlı koşarak kaçmaya başlamak.”Polislerin geldiğini görünce tabanları kaldırdı.”

Tabanları yağlamak : -1. (Alay yollu) Uzak bir yere gitmeye hazırlanmak -2. Hızlı koşmak, kaçmak


Tabanları yağlamak: 1. Uzak bir yere yayan olarak gitmek için hazırlanmak. 2. Hızlıca koşarak kaçmak.

Tabanvayla gitmek : Yayan gitmek, yürüyerek gitmek

Tabanvayla gitmek: Araçla değil de yürüyerek gitmek.

Taburcu olmak: İyileşen hasta, bakıma gerek duymadığından hastaneden çıkmak.”Taburcu olan arkadaşlarını karşılamaya gittiler.”

Taç giymek : -1. Tahta geçmek -2. Kral ya da kraliçe seçilmek

Taçsız kral (kraliçe): Bir konuda en üstün başarıyı elde etmiş, ün yapmış kimse.

Tadı damağında kalmak: Tadını, lezzetini bir türlü unutamamak.”O kebabın tadı damağımda kaldı.”


Tadı damağında kalmak: Bir yiyeceğin tadını ya da iyi yaşanmış bir olayın olumlu izlerini unutamamak

Tadı kaçmak (gitmek): -1. Tatsız bir duruma gelmek -2. Bir şey hoşa gideri, zevk veren niteliklerini yitirmek

Tadı tuzu kalmamak: Eski zevk veren yanı kalmamak, yavanlaşmak, güzel ve çekici durumu ortadan kalkmak.”İşlerimizin artık tadı tuzu kalmadı.”

Tadı tuzu katmamak (bozulmak): Bir şeyin eski, güzel, hoşa giden tarafı kalmamak, yozlaşmak, zevksizi eşmek

Tadına bakmak : -1. Ağza alıp tadını anlamaya çalışmak -2. 0 şeyden zevkini almak

Tadına bakmak: Küçük bir parçasını ağzına alarak lezzetini denemek, nasıl olduğunu yoklamak.”Yemeğin tadına baktın mı?”

Tadına doyum olmamak (tadına doyamamak): Bir şeyin verdiği tadı, zevki çok beğenmek


Tadına varamamak: Bir şeydeki ince güzelliği duyamamak, hissedememek ya da kavrayamamak.”Şu dostluğumuzun tadına varamadım daha.”

Tadına varmak : Bir şeyin güzelliğini her yönüyle anlamış olmak

Tadında bırakmak (bir şeyi) : Güzel ve keyif verici olan şeyi aşırılığa kaçıp zevksizleştirmemek

Tadında bırakmak: Ölçülü olup aşırılığa kaçmamak.”Yeter çocuklar! Tadında bırakın, havayı bozacaksınız yoksa.”

Tadından yenmemek: -1. Bir şey çok tatlı, çok hoşa gider olmak -2. (Alay yollu) Ona erişilmemek, onu yapamamak, elde edememek

Tadını almak : -1. Yapmakta olduğu bir işten zevk almaya başlamak •2. Bir şeyin güzelliğinin, zevkinin.farkına varmak ‘

Tadını almak: 1. Bir şeyin lezzetini almak. 2. Yaptığı işten zevk duymaya başlamak.”O işin tadını aldı bir kez, daha peşini bırakmaz.”

Tadını çıkarmak: Bir şeyin sağladığı güzelliklerden ya da imkânlardan istediği gibi yararlanmak.”Şu tatilin tadını çıkarmaya çalışacağım.”


Tadını çıkarmak: Güzel, hoşa giden bir şeyden olabildiğince yararlanmak.

Tadını kaçırmak : Güzel bir şeyin verdiği zevki, aşırılığa kaçarak bozmak

Tadını kaçırmak: Zevkine varılmaya çalışılan bir şeyde aşırılığa kaçarak olumsuz bir durum oluşturmak, zevki bozmak.

Tahtalı köy : Mezarlık. Tahtalı köyü boylamak: Ölmek. Tahta oturmak : bk. Tahta çıkmak.

Tahtalı köy: Mezarlık.

Tahtası eksik: (Şaka yollu) Aklını iyi kullanamayan, aptal (kimse); bir tahtası eksik.

Tahtası eksik: Aklı noksan, deli.”O ne biçim hareketti, tahtası eksik galiba!”

Tahtaya vurmak : Bir uğursuzluktan kurtulmak için parmakla bir tahta ya vurmak.

Tahttan indirmek (bîrini) : Onun hükümdarlığına, egemenliğine son yermek.

Takım taklavat: Hepsi, hep beraber.

Takım taklavat: Hepsi, parçalarıyla birlikte.

Takımı yatırmak : Birlikte yapılan bir işin başarısızlığa uğramasına ne den olmak.

Takıp takıştırmak : özenerek süslenmek, süs takılarını özenle takın mak.

Takıp takıştırmak: Özenerek süslenmek.”Takıp takıştırmış, öyle çıkmıştı sokağa.”

Takke düştü kel göründe : ‘Ayıpları, kusurları örten şey ortadan kal kınca, bütün ayıplar ve kusurlar ortaya çıktı.” anlamında.


Takke düştü kel göründü: Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı.

Takla atmak : -1. Çok sevinmek. -2. Dalkavukluk etmek.

Takla attırmak (birine): Ona istediği her şeyi yaptırmak

Talih kuşu : İyi talih.

Talihi açık : İşleri yolunda olan talihli; bahtı açık, kısmeti açık, şansı açık.

Talihi yaver gitmek (yâr olmak) : bk. Şansı yaver gitmek.

Talihine küsmek: Başına gelenlerden ötürü talihini suçlu görmek;

Talim etmek (bir şeye): -1. Hep aynı şeyleri yemek zorunda olmak. -2. Az bir para karşılığında çalışmak.

Tam adamını bulmak (tam adamına düşmek): -1. Bir iş için en uy gun kişiyi seçmek. -2. (Alay yollu) Bir iş için en uygunsuz adamı seç mek.

Tam adamını bulmak: 1. En uygun kişiyi seçmek. 2. En uygunsuz kişiyi seçmek.”Tam adamını bulmuşsunuz hani!”

Tam gelmek :Uymak, uygun gelmek.

Tam maaşla tekaüt: (Şaka yolla) İşi az, parası çok bir işte çalışan (kimse).

Tam takır kuru bakır: İçinde hiçbir şey yok, bomboş.”Tam takır kuru bakır bir ev bırakıp gitmişler.”

Tam tamına (tamı tamına) : Olduğu gibi, bütünüyle, tamamıyla.

Tam üstüne basmak: İstenilen şeyi bulmak, fikir ve davranışlarında isabet kaydetmek, istenilen sözü söylemek.


Tam yol: Süratle, son hızla.

Tamtakır kuru (kırmızı) bakır ; “İçi bomboş, içinde hiçbir şey yok.” anlamında.

Tanımadıktan gelmek (birini) : Onu tanıdığı halde tanımıyormuş gibi’ davranmak.

Tanrı misafiri: Çağrılı olmadan gelen ve geceyi orda geçiren (geçirecek olan) konuk.

Tanrı misafiri: Eve kendiliğinden gelen konuk.”O bir Tanrı misafiridir. Nasıl kalk git diyebilirim.”

Tanrı’nın günü : Her gün; her Altahın günü.

Taraf tutmak: Bir yanı desteklemek, yan çıkmak.”Ben sana taraf tutup da onların düşmanlığını kazanma demedim mi?”

tarafı birbirleri aleyhine kışkırtmak.

Tarat tutmak: Taraflardan birini desteklemek; yan tutmak.

Tarih atmak (bir şeye) : Bir belgenin üzerine o günün (ya da ilgili günü) tarihini yazmak.

Tarihe geçmek : Bir şey, kimse, olay önemi bakımından unutulmaya cak bir nitelik kazanmak

Tarihe karışmak (tarih olmak) : Unutulmak, hatırlanmaz olmaz.

Tarihe karışmak: Yalnız adı anılır olmak veya etkisi yok olmak.

Tasa çekmek: Üzülmek, kaygılanmak.

Tasası sana mı düştü? : “Seni ilgilendirmiyor; sen niye karışıyorsun?” anlamında sitem ya da azarlama sözü.


Tası tarağı toplamak: Bir yerden gitmek üzere aceleyle bütün eşyası nı toplayıp hazırlanmak

Tası tarağı toplamak: Gitmek üzere bütün eşyasını toplamak.”Tası tarağı toplamış arabanın gelmesini bekliyorduk.”

Taş arabası: Aptal, budala, sersem (kimse).

Taş atmak (birine) : Ona dolaylı yoldan tedirgin edici, iğneleyici laf söylemek (Kars. Söz dokundurmak)

Taş atmak: Birine dokunacak, onu incitecek söz söylemek.

Taş attı da kolu mu yoruldu? : “Söz konusu kazana hiçbir emek har-

Taş attı da kolu mu yoruldu?: “Bu kazancı sağlamak için hiç yoruldu mu, emek verdi mi, para harcadı mı?” anlamında kullanılır.

Taş çatlasa : Ne kadar zorlasa, en fazla.

Taş çatlasa: “Ne yapılsa, ne denli zorlansa, gerçekleşmesi imkânsız” anlamında kullanılır.”Taş çatlasa bu elbise otuz binden fazla etmez.”

Taş çıkartmak (biri, başkasına) : Biri, ötekinden kimi yönleriyle daha üstün olmak.

Taş çıkartmak: Biri, ötekinden niteliğiyle üstün olmak.”Nezaketiyle akranlarına taş çıkartıyor.”

Taş kesilmek : Herhangi bir durum, söz vb. karşısında hiçbir söz söylememek, ne yapacağını şaşırmak.

Taş kesilmek: Çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemez olmak; sesini çıkaramamak, hareket edememek.”Çocuk sanki taş kesilmişti.”

Taş koymak: İki kişinin konuşmasını kesmek.

Taş taş üstünde bırakmamak: Bir yerdeki yapıları tümüyle yıkmak, yerle bir etmek.


Taş üstünde taş bırakmamak (koymamak): Her şeyi yıkıp yerle bir etmek.”Belediye araçları gecekonduları yerle bir ettiler, taş üstünde taş koymadılar.”

Taş yürekli: Acılı durumlardan etkilenmeyen, acımasız (kimse).

Taş yürekli: Hiç acıma hissi taşımayan, merhametsiz.”Taş yürekli herifler, çocukları hiç acımadan kurşuna dizdiler.”

Taşa tutmak (birini, bir yeri): Ona, oraya arka arkaya taş atarak saldırmak.

Taşa tutmak: Üst üste taş atmak, sürekli taşlamak.”Çocuklar aşağı yoldan geçen karşı köylüleri taşa tuttular.”

Taşı gediğine koymak: Bir sözü en uygun zamanda, tam sırasında söylemek.

Taşı gediğine koymak: Zekice bir hareketle gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söylemek.

Taşı sıksa suyunu çıkarmak : Çok güçlü, her şeyin üstesinden gele cek durumda olmak.

Taşı sıksa suyunu çıkarmak: Bedence çok kuvvetli, dinç kimse.”Taşı sıksa suyunu çıkarır bir adamdı, hastalık onu ne hâle getirmiş!”

Tat vermek : -1. Acı, tuzlu, tatlı, ekşi gibi belirli bir tat katmak. -2. Hoşa giden bir durum yaratmak. -3. Bıktırmak, usandırmak; kabak tadı vermek.

Tatlı dil güler yüz : Gönül alan, yakınlık gösteren konuşma ve davranış.

Tatlı dil: Gönül alıcı, hoşa giden, kırmayan konuşma biçimi ya da söz.”Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”

Tatlı dil: Gönül alıcı, hoşnut edici söz, konuşma.

Tatlı kaçık: Gönlünce yaşayan, eğlendirici (kimse). Tatlı sert: Ne çok yumuşak, ne de çok kalp kına (söz ya’da davra nış).

Tatlı sert: Kırmamakla birlikte yumuşak da olmayan söz ya da davranış.


Tatlı su firengi: Batılılık taslayan, Batılı gibi davranan Doğulu Hristiyan.

Tatlı su Frengi: Yakındoğu ülkelerinden olduğu halde, Avrupalı gibi görünmeye çalışan, bat özentisi içinde olan Hıristiyan için söylenir. Tatlıya bağlamak: bk. İşi tatlıya bağlamak.

Tatlıya bağlamak: Bir anlaşmazlığı tarafları memnun edecek biçimde bir çözüme ulaştırmak.”Nihayet işi tatlıya bağladık.”

Tatsız tuzsuz : -1. Zevk vermeyen, çok tatsız (olay, konuşma) -2. Eğlendirici olmayan,.can sıkan (kimse).

Tava gelmek: 1. Yumuşamak, kanmak. 2. Süzülecek duruma gelmek.”Söylediğim sözlerle tava geldi; tamam, yapalım dedi.”

Tava getirmek: Gereği kadar ısıtmak.

Tavan başına çökmek (yıkılmak): Beklenmeyen bir durum, haber karşısında çok üzülmek, ne yapacağını bilememek.

Tavına getirmek: Bir işi en uygun duruma getirmek.”Tavına getirip söyle.”

Tavır almak (takınmak): Belli bir durum ve davranış almak.”Ağabeyim bana niçin karşı tavır aldı bilmiyorum”

Tavır almak (takınmak, koymak) (bir şeye, birine): Herhangi bir du rum karşısında belirli bir davranış biçimini benimsemek.

Taviz vermek: Kimi koşullardan, haklardan, isteklerden, karşı taraf yararına vazgeçmek; ödün vermek.

Tavla atmak : Tavla oynamak. Tavşana koş, tazıya tut demek : Birbiriyle anlaşmazlık içinde olan iki

Tavşan boku gibi (ne kokar, ne bulaşır) : “Tutum ve davranışların dan ne İyilik ne de kötülük gelir.” anlamında, bu nitelikteki kişilerle alay etmek için söylenir.

Tavşan uykusu : Hafif ve kuşkulu uyku.

Tavşan yürekli: Korkak, ürkek, çekingen.”Amma da tavşan yürekli bir adammışsın.”

Tavşana kaç tazıya tut: Birbirine karşı olan tarafları çatışma için kışkırtma, davranışlarında yüreklendirme.

Tavşanın suyunu suyu: İki şey arasında çok uzak bir ilgi olduğunu anlatmak için kullanılır.

Tavşanın suyunun suyu: Söz konusu şeyle çok uzaktan ilgili olan şey için söylenir; suyunun suyu.

Tay durmak : Yürüme çağına gelen bebek, iki ayağı üzerinde durmayı başarmak.

Tayini çıkmak : Bir yere, göreve atanmak.

Tazıya dönmek: -1. Çok zayıflamak, sıskalaşmak. -2. Sırılsıklam olmak, çok ıslanmak. .

Tazıya dönmek: 1. Oldukça zayıflamış olmak. 2. Sırılsıklam, çok ıslanmış olmak.

Tebdil gezmek: Tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek.

Tebelleş olmak: Kancayı takmak, musallat olmak, istediğini yaptırıncaya kadar yakasını bırakmamak.”Başıma iyice tebelleş oldu, nereye gitsem oraya geliyor.”

Tecrübe tahtasına dönmek (tecrübe tahtası olmak) : Birçok başarı sız denemeye konu olmak.

Tedbir almak: bk Önlem almak.

Tefe koymak (tefe koyup çalmak) (birini, bir şeyi): Onu alay konu su yapmak, beğenilmeyecek yönleriyle anlatmak.

Tefe koymak: Biriyle ilgili olarak alaylı dedikodu yapmak.”Bunlar adamı tefe koyarlar, sakın ağzından bir şey kaçırma.”

Tefekküre dalmak: Derin derin düşünmek, derin düşünceye dalmak.

Tehdit savurmak: Sözle korkutmak. (Kars. Gözdağı vermek.) Tek atmak : İçki İçmek. Tek başına : bk Bir basma.

Tek durmak: Uslu durmak, yaramazlık etmemek.

Tek durmamak : -1, Yaramazlık, çapkınlık yapmak. -2. Karşı taraf aleyhine bir takım çalışmalar yapmak. Tel elden : Bir merkezin yönetiminde olarak.

Tek tük : Seyrek olarak.

Tekbir getirmek: “Allah-ü ekber” diyerek Allah`ın adını yüceltmek.

Tekelinde olmak (bir şey birinin): Bir şeyi elinde tutmak, sahipliğin de bulundurmak.

Tekeline (tekellerine) almak (bir şeyi) : -1. Ona tek başına sahip olmak. -2. Düşünce, sanat gibi toplumsal konulardan kendi görüşünü geçerli tek görüş olarak egemen kılmak.

Tekerine çomak sokmak (taş koymak) : Bir kimsenin yolunda giden

Tekerine çomak sokmak: Birinin yolunda giden işini engellemek, aksatmak gibi davranışlarda bulunmak.”Adamın tekerine çomak soktular, düzenini altüst ettiler.”

Tekin değil: 1. İçinde cinlerin olduğu kabul edilen bina ya da yer. 2. Kendisinde bazı gizli güçlerin olduğu sanılan, tehlikeli kabul edilen kimse.”O eski ev tekin değil diyorlar.”

Tekme atmak: -1. Ayakta vurarak bir yere atmak . -2. Çifte atmak.

Tekne kazıntısı: Bir kimsenin yaşlılık döneminde doğan çocuğu İçin söylenir.

Tel çekmek : Telgraf çekmek. Telgraf çekmek: Bir haberi telgraf yoluyla ilgili kimseye (kimselere) ulaştırmak.

Tel çekmek: 1. Telgraf çekmek. 2. Telle sınırlandırmak, telle çevirmek.

Telaş atmak (birini) : Endişelenmek, kaygılanmak. Telaşa düşmek: Telaşlanmak, telaş etmek.

Telâşa düşmek: Heyecanlanmak, aceleci olmak.

Telaşa gelmek: Telaşlı bir sırada yapıldığı için istenildiği gibi olmamak. (Kars. Aceleye gelmek.)

Teller takmak (takınmak): Çok sevinmek. Temasa geçmek (biriyle): Onunla görüşme yapmak, ilişki kurmak.

Telleyif pullanmak: Kimi bezeme teli ve süslerle iyice süslemek.”Gelini bir güzel telleyip pulladılar.”

Telli bela: (Şaka yollu) Sevildiği için verdiği ufak tefek üzüntü ve sıkın tılara kattan il an (kimse}.

Tem üstüne basmak: -1. Doğru bir tahminde bulunmak. -2. Bir işin özünü vurgulamak. . .

Temasta bulunmak : -1. Değirmek, sözünü etmek. -2. Cinsal ilişkide bulunmak.

Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp koymak: Bir meseleyi sürekli anlatmak, yeni bir şeymiş gibi birçok defa söz konusu etmek.

Temcit pilavı gibi ısıtıp ısrtıp sürmek: Bir şeyin, karşısındakini (karşısındakileri) bıkıp usandıracak ölçüde sık sık sözünü etmek (Kars. Isıtıp ısıtıp önüne koymak,)

Temel atmak: 1. Bir yapının temellerini yapmaya başlamak. 2. Bir işe başlamak, ilk davranışta bulunmak, girişmek.”Evin temelini yarın atacağız inşallah.”

Temel direği (direk) : Bir şeyin dayandığı, güç aldığı, güvendiği

Temel taşı: Bir şeye temel olan öğe ya da kimse.

Temel taşı: 1. Bir yapının temeline konan taş. 2. Bir şeye temel olan öğe, kişi, bir şeyin aslî unsuru, en güçlü dayanağı.”Bu şiir, onun şiir anlayışının temel taşıdır.”

Temiz çıkmak : Hastalıkla ilgili bir bulguya rastlanmamak.

Temiz para: 1. Kesintiden sonra elde kalan para miktarı. 2. Doğru yoldan kazanılmış para.

Temize çekmek (bir yazıyı) : Bir yazının karalamasını (müsveddesini) düzgün bir biçimde temiz olarak yeniden yazmak.

Temize çekmek: Karalama hâlindeki bir yazıyı yeniden, silintisiz ve kazıntısız bir şekilde kâğıda yazmak.”Ödevlerinizi temize çekin.”

Temize çıkarmak (çıkartmak) (birini, kendini): Onu, kendini bir suç lamadan kurtarmak; onun, kendinin suçsuzluğunu kanıtlamak.

Temize çıkmak : Suçsuz olduğu kesin olarak anlaşılmak; aklanmak.

Temize çıkmak: Bir kimsenin suçsuz olduğu anlaşılmak.”O yapmadı, temize çıkacak, göreceksin!”

Temize havale etmek (bir şeyi) (birini) : -1. Sürüncemede kalan bir işi bitirivermek, kısa yoldan çözümlemek. -2, Mevcut yiyeceği bitirmek. -3. Onu öldürmek.

Tenakuza düşmek : Çelişmek; çelişkiye düşmek.

Tencere dibin (götün) kara, seninki benden kara : “Başkasının kötü ve kusurlu yönlerini görüyor, oysa kendisinin daha büyük kusur ve ayıpları var.” anlamında.

Tencere dibin kara seninki benden kara: “Kötülükte, kusur yönünde sen benden daha betersin” anlamında kullanılır.

Tencere yuvarlanmış (yuvarlandı), kapağını bulmuş (buldu) :Genellikle beğenilmeyen özellikleri yönünden birbirleriyle benzeşen iki kişi nin birleştiğini, birbirlerine yakıştığını alay yollu belirtmek için söyle nir.

Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş: İki değersiz kişi bir araya gelmiş, birleşmiş, yakışmışlar birbirlerine.

Tencerede pişirip kapağında yemek: Kıt kanat geçinmek, olanıyla yetinmek.

Tenceresi (tencereleri) kaynamak: İyi kötü bir geçimleri olmak, İyi kötü geçinecek kadar gelirleri olmak.

Teneşir horozu (kargası): Çok zayıf, çelimsiz (kimse).

Teneşir paklar : “Pekçok kirli işe girip çıkan bir kimse için tek çıkar yol

Teneşire gelesi: “İnşallah ölür, ölsün’ anlamında ilenç sözü.

Tepe tepe kullanmak (bir şeyi. bîrini): -1. Eskiyeceğini, bozulacağı nı, yıpranacağını hiç düşünmeden onu istediği gibi kullanmak. -2. Bi rine yorulabileceğini hiç düşünmeden çok yüklenmek.

Tepe tepe kullanmak: Yıpranacağını, eskiyeceğini düşünmeden, sakınmadan istediği gibi kullanmak.”Bu kadar istiyorsan al senin olsun, tepe tepe kullan!”

Tepeden bakmak (birine): Onu küçümsemek, kendini ondan üstün görmek; yüksekten bakmak.

Tepeden bakmak: Küçümsemek, kendini üstün görmek.”İnsanlara tepeden bakmayı bırak artık, aciz bir varlık olduğunu düşün.”

Tepeden inme: -1. Beklenmedik, şaşırtıcı olan (şey). -2. Yüksek bir makamdan gelen (buyruk).

Tepeden inme: 1. Beklenmedik, şaşırtıcı, ansızın gelen. 2. Yüksek bir makamdan çıkan buyruk, emir.”Tepeden inmeyle bir sürü ehliyetsiz adam geçti işin başına.”

Tepeden tırnağa (kadar): Her yanı, baştan aşağı, bütün vücudu.”Tepeden tırnağa gözden geçirdi ihtiyarı.”

Tepeden tırnağa : Her yanı, bütünüyle; baştan aşağı.

Tepeden tırnağa süzmek (birini) : Ona dikkatlice, uzun uzun bakmak.

Tepesi aşağı gitmek: İşleri bozulup durumu kötüleşmek.

Tepesi atmak: Birdenbire çok öfkelenmek; beyni atmak, kafası atmak.

Tepesi atmak: Çok sinirlenmek, birden öfkelenmek.”Tepesi atar atmaz salondakileri dışarı çıkardı.”

Tepesi üstü : Tepesi (başı) aşağı gelmek üzere.

Tepesi üstü: Tepe taklak, başı yere gelmek üzere.”Çocuk sandalyeden tepesi üstü düşmüştü.”

Tepesinde bitmek: -1. Ansızın yanına gelmek. -2. İstenmediği halde birinin yanına gelip türlü isteklerle onu rahatsız etmek.

Tepesinde havan dövmek (değirmen çevirmek): -1. Üst kattaki biri gürültü yaparak ah kattakini rahatsız etmek -2. Bir kimsenin yaptığını her zaman söz konusu ederek onu üzmek ya da o kimseden bir şeyi yapmasını sürekli İstemek

Tepesinde havan dövmek: Üst kattakiler gürültü yaparak alt kattakileri rahatsız etmek.

Tepesinden (başından) kaynar su dökülmek: Hiç ummadığı bir durumla karşılaşıp derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak.”Hayır cevabını alınca tepesinden kaynar su döküldü.”

Tepesinden kaynar su dökülmek : bk. Başından kaynar su dökül mek

Tepesine binmek: 1. Şımarıklığı sebebiyle her istediğini yapmak, yaptırmak. 2. Kendinden güçsüzleri ezmek, onlara kötü davranmak.”Düşmanların tepesine binmek boynumuza borç oldu.”

Tepesine binmek: Genellikle daha güçsüz kimseler üzerinde baskı kurmak. (Kars. Ensesine binmek.)

Tepesine çıkarmak (birini) : Onu çok şımartmak; başına çıkarmak.

Tepesine çıkmak : Şımararak, her istediğini yaptırmaya çalışmak; başına çıkmak.

Tepesine dikilmek: Gelip yanında, başucunda durmak, bu duruşuyla rahatsızlık vermek; başına dikilmek.

Tepesinin tası atmak: Birdenbire çok öfkelenmek.

Tepetakla(k) etmek (bir şeyi): Bir kimsenin toplumsal ya da ekonomik durumunu bozmak

Tepetakla(k) gitmek (yuvarlanmak): Ekonomik ve toplumsal duru mu hızla kötüleşmek

Ter basmak (boşanmak) (birini) (birinden): Herhangi bir nedenle ya da sıkıntı yüzünden birdenbire çok terlemek

Ter dökmek : -1. Çok terlemek. -2. Bir işi yaparken çok zahmet çekmek; uğraşmak

Ter dökmek: 1. Bir işi yapmak için çok zahmet, zorluk çekmek. 2. Çok terlemek.”Bu işi başarmak için az ter dökmedi.”

Ter ter tepinmek: -1. Bir şeyi ısrarla istemek. -2. Bir konuda diren mek, inat etmek -3. Olumsuz bir duruma sinirlenmek

Terayağından kıl çeker gibi: Kolayca, hiçbir sık ntı, sorun yaratma dan.

Teraziye vurmak (bir şeyi): Onu enine boyuna, iyice düşünmek.

Terbiyesini vermek: Yaptığı kırıcı hareketler, kullandığı kötü sözler için kendisini sertçe uyarmak, azarlamak, gerekirse dövmek.

Tercüman olmak: Başkasının duygusunu, düşüncesini dile getirmek, anlatmak.

Tere batmak : Çok terlemek

Tere yağından kıl çeker gibi: Hiç kimseye zarar vermeden, çok kolaylıkla kimseye hissettirmeden, kimi sorumluluklardan kurtularak.”Merak etme sen, tereyağından kıl çeker gibi halledecektir işi.”

Tereciye tere satmak: Bir konunun uzmanına o konuda bilgi verme ye kalkışmak.

Tereciye tere satmak: Birine çok iyi bildiği bir konuda bilgi vermeye çalışmak.

Ters düşmek (bir şey bir şeye) (biriyle): -1, Aykırı durumda olmak. -2. Düşünceleri /önünden birbirine karşı olmak. (Kars. Aykırı düşmek.)

Ters tarafından kalkmak: Aksi, huysuz ve ters olmak.”Ters tarafından kalktın galiba, ne dersem tersini yapıyorsun.”

Ters tarafından kalmak: Aksiliği, huysuzluğu üzerinde olmak; huysuzluk terslik etmek; sol tarafından kalkmak.

Ters ters bakmak (birine) : Ona düşmanca, öfke duyarak bakmak.

Ters yüz etmek: İçini dışına, altını üstüne getirmek ya da çevirmek.”Gömleğin yakasını ters yüzü edip diktim.”

Ters yüz geri dönmek: İstediğini elde edemeden, eli boş dönmek.

Tersi dönmek: Şaşırma sonucu bulunduğu yeri ve gideceği yönü kestirememek

Tersi dönmek: Şaşkınlıktan bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek.

Tersine dönmek : Bir İş umduğu gibi gerçekleşmemek.

Tersine gitmek (bir iş) [bir şey, birinin) : -1. Bir iş istendiği gibi sonuçlanmamak. -2. Bir işten, durumdan hoşlanmamak, onu garip karşılamak

Tersyüz (tersyüzü) geri dönmek: Gittiği yerden, istediği şeyi elde edemeden dönmek

Tersyüz etmek (bir şeyi) : Bir süre kullanılmış bir giysinin içini dışına çevirmek, tornistan etmek.

Tersyüzüne çevirmek (birini): Onu geri döndürmek.

Tertibat almak : Herhangi bir tehlikeli ya da sakıncalı duruma karşı ön ceden hazırlık yapmak

Teselli bulmak: Avunmak.

Teselli etmek: Avundurmak, acısını gidermeye, onu rahatlatmaya çalışmak.”Arkadaşını en iyi şekilde teselli ettiğine eminim.”

Teselli vermek (birine): Bir kimsenin acısını dindiren, sıkıntısını gide ren sözler söylemek, onu avutmak

Teslim bayrağı çekmek : -1. Yenilgiyi kabul ettiğini açık ve kesin olarak belirtmek -2. Bir çekişme sonunda, karşısındakinin istediğini yap maya razı olduğunu bildirmek

Teslim bayrağı çekmek: 1. Yenilgiyi kabullenmek, teslim olmak. 2. Bir çekişme sonunda karşısındakinin istediğini yapmaya razı olmak.”Yakında teslim bayrağını çekerler, endişeye kapılmayın.”

Teslim etmek (kendini birine) (bir şeyi): -1. Kadın kendini bir erkeğe vermek. -2. Onu doğru bulmak, kabul etmek

Teslim olmak: 1. Kendinden üstün bir güç karşısında yenilgiyi kabul etmek, mücadeleden vazgeçmek. 2. Kendini teslim etmek, birtakım ellere bırakmak.”Teslim olursan kılına dokunulmayacaktır!”

Teşebbüse geçmek : Bir işe girişmek

Teşrif etmek: Onurlandırmak, şereflendirmek.

Tetiği çekmek (tetiğe basmak, tetiğe dokunmak): Ateş etmek

Tetik (tetikte) bulunmak: Uyanık ve dikkatli olmak

Tetik durmak : Hazır ve uyanık bulunmak

Tetikte olmak : Her zaman uyanık ve hazır durumda olmak

Tetikte olmak: Her an uyanık ve hazır bulunmak.”Ben size tetikte olun, gözünüzü dört açın demedim mi?”

Tez beri: Hemen, kolayca, çabucak

Tez canlı: Aceleci, sabırsız, beklemeye dayanamayan.”Bu kadar tez canlı olma!”

Tez canlı: Bekleyemeyen, beklemeye tahammülü olmayan (kimse)

Tez den : Çabucak, çabuk olarak

Tez elden: Çabucak, bir an önce, çarçabuk,”Tez elden hastaneye gitmeli bu yaralı!”

Tezada düşmek: Sözleri, davranıştan birbiriyle çelişmek; çelişkiye düşmek.

Tezgâh kurmak: Birine tuzak kurmak

Tezgâhı kurmak : Herhangi bir alanda hazırlıklar tamamlayıp çalışma ya başlamak

Tezgâhı kurmak: İşe başlamak üzere tüm araç ve gereçleri hazırlamak, çalışmaya başlamak.”Hemen tezgâhı kurup gittiler.”

Tezkeresini eline vermek: İşine son vermek, kovmak; uzaklaştırmak

Tezkeresini eline vermek: Kovmak, işten atmak, işine son vermek.

Tıka basa (doldurmak) (bir şeyi, bir yeri) : Onu, orayı hiç boş yer kalmayacak biçimde (doldurmak).

Tıka basa doldurmak: Doldururken çok bastırıp sıkıştırmak, hiç boş yer bırakmamak.”Çuvalı tıka basa doldurun, ne alırsa kârdır.”

Tıka basa yemek : Çok yemek, rahatsız olacak ölçüde yemek yemiş olmak

Tıka basa yemek: Haddinden fazla yemek, çok yemek, mideyi rahatsız edecek kadar çok yemek.”Doymaz çocuk, tıka basa doldurdu karnını.”

Tıkır tıkır: Düzenli olarak aksamadan.

Tımarhane kaçkını: Delice işler yapan kimse.

Tıngır mıngır : Yavaş ve düzenli bir biçimde.

Tıpış tıpış gitmek (gelmek) : İster istemez, zorunluluk duyarak gitmek (gelmek).

Tıpış tıpış yürümek: 1. Kısa adımlarla çabuk yürümek. 2. İster istemez bir yere gitmek.

Tıraş etmek (geçmek): Bıkkınlık verecek denli uzun, asılsız, abartılı konuşmak.

Tıraş etmek: 1. (Saç, sakal) benzeri tıraş işini yapmak. 2. Bıkkınlık verecek kadar uzun ve gereksiz konuşmak.”Yeni berber iyi tıraş yapamıyor.”

Tıraşa tutmak (birini) : Onu bıkkınlık verici, uzun, abartılı konuşmalar la oyalamak.

Tırıs tırıs : -1. Hızlı bir biçimde. -2. Utanmış, mahcup olmuş bir biçim de.

Tırnağı (bile) olamamak: Birinden değerce daha aşağı olmak

Tırnak göstermek: Gözdağı vermek, korkutmak.

Tırnak kadar: Çok küçük

Tırpan atmak : -1. Bir yerde istemediği kimselerin görevlerine son vermek -2. Düşmanları, düşman olan bir topluluğu yok etmek

Tırpan atmak: 1. İstemediği kişilerin bir yerdeki görevlerine son vermek. 2. Kırıp geçirmek, topluca öldürmek, kıyıma uğratmak.”Genel müdür olunca, ilk işi yardımcılarına tırpan atmak oldu.”

Tırpandan geçirmek (bir şeyi): Bir şeyi ortadan kaldırmaya, yıkmaya çabalamak

Tıs yok : Bir yerden hiç ses yok.

Tilki uykusu : bk Tavşan uykusu.

Tilki uykusuna yatmak : Uyuyormuş gibi yapıp uygun bir fırsat kollamak.

Tir tir titremek : -1. Çok üşümek -2. Çok korkmak

Tiridi çıkmak : Çok yaşlanmak yaşlılıktan zayıflamış, güçsüzleşmiş olmak (Kars. Kadidi çıkmak.)

Tiye almak (birini) : Onunla alay ederek eğlenmek

Tohuma kaçmak : Evlenme çağını geçmek, yaşlanmak.

Tohuma kaçmak: Yaşlanmak, evlenme çağı geçip kartlaşmak.

Tok evin aç kedisi: Varlıklı olduğu hâlde doymayan, ihtiyacı olmadığı hâlde aç gözlülük eden, her gördüğüne sahip olmak isteyen (kimse).”Bu çocuk da tok evin aç kedisi.”

Tok gözlü: Mala, paraya, yiyeceğe düşkün olmayan; cömert.

Tok karnına : Tok iken, yemek yedikten sonra.

Tok sözlü : Hiçbir şeyden çekinmeden, hatır ve gönül dinlemeden konuşan (kimse).

Tok sözlü: Sözünü esirgemeden, çekinmeden, hatır gönül dinlemeden söyleyen.”Rahmetli tok sözlü bir insandı.”

Toka etmek: -1. El sıkışmak. -2. Kadeh tokuşturmak -3. (Para) vermek

Tokat aşketmek: Ansızın el içi ile vurmak.

Tongaya basmak (düşmek) : Tuzağa düşmek, aldatılmak; faka basmak.

Tongaya basmak: Tuzağa düşmek.”Çok kötü bastı tongaya.”

Top (topu) atmak: İflas etmek.

Top atmak: İflas etmek.”Bu kadar kısa zamanda top atacağımızı sanmazdım.”

Top yekun : Hepsi birden, toplam olarak.

Topa tutmak (bir yeri) (birini) : -1. Bir yere topla art arda ateş etmek -2. Kızılan bir kimseye ağır sözler söylemek.

Topa tutmak: 1. Bir yeri top ateşi altında bulundurmak. 2. Bir kimseye kırıcı, ağır sözler söylemek.

Toparlak hesap : bk. Yuvarlak hesap.

Toparlak sayı (rakam) : bk Yuvarlak sayı.

Toprağa vermek (birini): Ölen birini mezara gömmek.

Toprağı bol olsun : (Müslüman olmayan bir ölü için) “Hayırla anılacak kimseydi, son uykusunu rahat uyusun.” anlamında kullanılır.

Toprağı bol olsun: Müslüman olmayan ölülerin anılması sırasında kullanılır, Müslüman ölüler için “Allah rahmet eylesin” denir.

Toprağı çekmek : Kısa bir süre kalmak üzere gittiği yerde ölmek.

Toprağına ağır gelmesin: “ölen kimseyle ilgili kötü bir anı anlatacağım, ruhu incinmesin, bundan rahatsız olmasın.” anlamında sözü hafifletmek İçin söylenir.

Topu atmak: -1. bk. Top atmak. -2. Sınıfta kalmak.

Topu topu : Tümü, hepsi.

Topu topu: (Azımsanan şeyler için) olup olacağı, yalnızca, hepsi.”Topu topu beş elma almış.”

Topun ağzında : -1. İlk önce saldırılacak olan (yer). -2. Çatılacak, kafa

Topun ağzında: Tehlikeye, saldırıya en yakın yerde olmak.

Torbada keklik : bk. Çantada keklik.

Toz etmek (bir şeyi): Onu ortadan kaldırmak, ezmek.

Toz kondurmamak (bir şeye, birine): Bir şeyde, kimsede kusur ka bul etmemek, o şeyin kimsenin kusurlu gösterilmesine şiddetle karşı koymak.

Toz kondurmamak: Bir şeyi kusursuz göstermek, onda bir kusurun olabileceğini kabul etmemek.”Kızına da hiç toz kondurmuyor.”

Toz olmak : Ortadan kaybolmak, göz önünden uzaklaşmak.

Toz olmak: Ortadan kaybolmak, kaçmak, uzaklaşmak.”Çabuk toz olun buradan.”

Toz pembe görmek: Aşırı iyimser olmak; hemen her aksaklığı, üzücü durumları iyimserlikle karşılamak.”Hayatı hep toz pembe görmüştür.”

Tozdan dumandan ferman okunmamak : Ortalık çok karışık ve düzen siz olmak.

Tozu dumana kalmak: -1. Yerdeki tozları kaldırarak hızla koşmak -2.Ortalığı karmakarışık bir duruma getirmek.

Tozu dumana katmak: 1. Ortalığı altüst etmek, karışıklığa yol açmak, gürültü patırtı çıkarmak. 2. Çok fazla toz kaldırarak koşmak veya kaçmak.”Başıboş sığırlar tozu dumana katarak yokuştan aşağı iniyorlardı.”

Tozunu atmak (silkmek, silkelemek) :Onu dövmek, hırpalamak.

Tövbeler tövbesi (tövbeler olsun) : “Bu şeyi yaptığıma pişmanım, bir daha kesinlikle yapmayacağım.” anlamında yemin sözü.

Treni kaçırmak : Bir şeyi elde etme, bir işi gerçekleştirme fırsatını değerlendirememek.

Tuduya mal olmak ; Çok para ödenmesi gerekmek, çok para harca mış olmak

Tuhafına gitmek: Bir şeyi tunai bulmak, yadırgamak; acayibine git mek; garibine gitmek.

Tur atmak : Şöyle bir dolaşmak.

Tur atmak: Dolaşmak, dolaşıp gelmek.”Evin etrafında iki tur atıp yanıma gelsin.”

Turnayı gözünden vurmak: Hiç beklenmedik bir kazanç sağlama imkânını ele geçirmek.

Turnayı gözünden vurmak; -1. Bir fırsatı çok iyi değerlendirip umulmadık bir kazanç sağlamak. -2. Güzel bir kızla ya da kadınla evlen miş olmak.

Turp gibi: Çok sağlıklı, sağlam, rahatı yerinde.”Merak etme, turp gibi o.”

Turp gibi: Sağlığı yerinde olan, sapasağlam.

Turşu gibi olmak: Çok yorgun, bitkin düşmek.”Üç gündür çalışıyoruz, turşu gibi oldum, hiç hâlim kalmadı.”

Turşusu çıkmak : -1. Çok yorulmak -2. Ezilmek, parçalanmak, suyu çıkmak.

Turşusu çıkmak: 1. Çok yorulmak. 2. İyice ezilmek, parçalanmak.”Armutların turşusu çıkmış, yenecek hâlleri kalmamış.”

Turşusunu kurmak : (Alay yollu) Harcaması gereken bir şeyi elden çı karmaya kıyamamak, bir yana koymak.

Turşusunu kurmak: Bir şeyi kullanmak, harcamak gerekirken kıyamamak durumunda söylenir.”Kullanmadığı sandalyeyi vermiyor, turşusunu kuracak sanki.”

Tut kelin perçeminden : Çözümü güçlük yaratan bir durum karşısında kullanılır.

Tut kelin perçeminden: Güç bir durumda çözümün zor olduğunu anlatmak için kullanılır.

Tutar yeri kalmamak : -1. Çok eskimek -2. Savunulacak bir yönü kalmamak (Kars. İler tutar yanı almamak.)

Tuttuğu dal elinde kalmak : Güvendiği kimse, giriştiği iş boş çıkmak, onlardan olumlu bir sonuç alamamak

Tuttuğu dal elinde kalmak: Dayandığı, güvendiği şey önemini kaybederek işe yaramaz hâle gelmek, fayda temin edemez olmak.

Tuttuğunu koparmak : Giriştiği her işi başaracak denli güçlü olmak.

Tuttuğunu koparmak: Her girişiminden başarıyla çıkmak, her işi becermek,”O tuttuğunu koparır bir delikanlıdır, güvenin ona.”

Tutunacak dalı olmak (olmamak) : Güveneceği bir kimse ya da daya nacağı bir şey bulunmak (bulunmamak).

Tutunacak dalı olmamak: Güveneceği, dayanacağı kimse bulunmamak.”Küçüktüm, tutunacak dalım yoktu, tek başımaydım.”

Tuz (la) buz olmak: Kırılıp parçalanmak, çok küçük parçalara ayrılmak, paramparça olmak.”Masadan düşen vazo tuzla buz oldu.”

Tuz (tuzla) buz etmek (bir şeyi) : Onu paramparça olacak biçimde kırmak

Tuz (tuzla) buz olmak : Özellikle cam türü eşyalar kırılırken çok küçük parçalara ayrılmak

Tuz biber ekmek (üstüne, yaraya) : Bir felaketin acısını, bir kusurun ağırlığını arttıran şeyler yapmak

Tuz biber ekmek: 1. Bir yemeğe tuz ya da biber dökmek. 2. Bir üzüntünün acısını, bir kusurun ağırlığını daha da artırmak.”İyi yaptın sanki, o günleri hatırlatarak tuz biber ektin kadının yüreğine.”

Tuz ekmek haini: Ekmeğini yediği, iyilik ve yardımını gördüğü kimse ye kötülük eden (kişi).

Tuz ekmek hakkı: Emeğini yediği, iyilik ve yardımını gördüğü kimse nin, kendisi üzerinde bulunduğu kabul edilen hak; duygusal borç, gö nül borcu.

Tuzağa düşmek: Kendisi için hazırlanan tehlikeli bir düzenle karşı karşıya kalmak (Kars. Tongaya basmak.)

Tuzak kurmak (bir şeye) (birine) : -1. Bir şeyi yakalamak için tuzak hazırlamak. -2. Bir kimseyi tehlikeli bir duruma düşürmek için düzen hazırlamak (Kars. Çukurunu kazmak.)

Tuzlayayım da kokma: Bilip bilmeden konuşanlar, yüksekten atanlar, düşüncesinde aldananlar için küçümseme sözü olarak kullanılır.

Tuzluya mal olmak: Oldukça çok para harcanarak sağlanmış olmak.”Arabayı tamir ettirdik ama tuzluya mal oldu.”

Tuzu kuru: (Şaka yolu) Geliri, işi yolunda dan, hiçbir biçimde geçim sıkıntısı çekmeyen (kimse).

Tuzu kuru: Hiçbir derdi, sıkıntısı olmayan; kazancı yerinde olduğu için kaygılanmayan.”Sana göre hava hoş, gülersin, oynarsın, tuzun kuru nasıl olsa.”

Tükürdüğünü yalamak: Söylediği sözden, verdiği karardan, kendini küçültmek pahasına geri dönmek.

Tükürdüğünü yalamak: Verdiği sözden geri dönerek benliğini küçültmek.”Ben tükürdüğünü yalayan bir insan değilim, gideceğim oraya!”

Tümen tümen: Pek çok.

Tünel geçmek : Bir iş yaparken zihni başka bir şeyle meşgul olmak (Kars. Dalga geçmek.)

Türkü yakmak: Bir türküye ezgi uydurmak.”Sevdiği kıza yanık bir türkü yakmış diyorlar.”

Türküsünü çağırmak (birinin) [bir şeyin) : -1. Bir kimsenin tarafını tutup onun hoşuna gidecek söz söylemek ya da davranışta bulunmak. -2. O şeyi ısrarla istemek

Türküsünü çağırmak: Birinin hoşuna gidecek davranış ortaya koymak, söz söylemek, onun tarafını tutmak.”Ömrümce onun bunun türküsünü çağırıp durdum, yeter artık!”

Tütünü tepesinden çıkmak: Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak, çok üzülmek.

Tüy dikmek : bk. Üstüne tüy dikmek. .

Tüy dikmek: Kötü bir işi, ortaya konan bir söz ya da davranışla daha da kötüleştirmek.

Tüyleri diken diken olmak (tüyleri ürp ermek) : -1. Soğuktan ötürü vü cuttaki kıl dipleri kabarıp kıllar dikilmek. -2. Korku, tiksinti yüzünden vücuttaki kıl dipleri kabarıp kıllar dikilmek.

Tüyleri diken diken olmak: Korku, heyecan, endişe veya üşümekten vücuttaki tüyler, kıllar kabarmak, dikilmek.”Hava buz gibiydi, tüylerim diken diken olmuştu.”

Tüyü bile kıpırdamamak : Aldırmamak, ilgilenmemek. {Kars. Oralı ol mamak.)

Tüyü bozuk : -1. Neşesi, keyfi yok. -2. Kötü niyetli. (Kars. Sütü bozuk.)

Tüyü düzmek : Daha iyi bir yaşamaya kavuşmak.

Tüyü düzmek: Önceleri kötü olan kılık kıyafetini düzeltmek, iyi yaşama kavuşmuş gibi güzel giyinir olmak.

DEYİMLER

deyimler-1

Deyimler Sözlüğü
A BCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ



Bir Yorum Yazmak İster misiniz?