Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

0
Advertisement

Atatürk döneminde Türkiye’nin dış siyaseti ile ilgili genel bilgiler. Olaylar ve bu olayların sebepleri ve sonuçlarının maddeler halinde belirtildiği yazımız.

İlk TBMM açıldığı zaman Atatürk yeni Türk Devleti’nin dış siyasetini şöyle ifade etmişti “Ulusal sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı devam ettirmek; ulus ve ülkenin gerçek mutluluk ve kalkınmasına çalışmak.

Atatürk’ün dış politikası başka ülkelerin iç işlerine karışmaya ve başkalarının toprağında gözü olmaya karşıdır.

Bu amaçla dış politika ilkesi “Yurtta barış, dünyada barış” esasına ve tam bağımsızlığa dayanır.

Atatürk dönemindeki başlıca dış politika olayları şöyledir :

Advertisement

1. NÜFUS MÜBADELESİ (DEĞİŞ-TOKUŞU)

Lozan Konferansı’nda; Türkiye’de kalan Rumlarla, Yunanistan’daki Türklerin değişimi kararlaştırılmış; ancak İstanbul’a yerleşmiş Rumlar’la Batı Trakya Türkler’i bu değişimin dışında tutulmuştu. Mübadele isteği Türk tarafından değil karşı taraftan gelmiştir.

Nüfus değişimini sağlayacak komisyon, çalışmaya başlayınca bazı sorunlar çıktı.

“Yerleşme” deyiminin kapsamı konusunda Türk ve Yunan delegeleri arasında görüş ayrılıkları vardı.

Advertisement

Türkiye, “yerleşme” deyiminin anlamının Türk kanunlarına göre saptanmasını istedi.

İstanbul’da mümkün olduğu kadar fazla Rum bırakmak isteyen Yunanistan ise, her ne şekilde olursa olsun Mondros Ateşkesi’nden önce İstanbul’da bulunan her Rum’un “yerleşmiş” sayılması gerektiğini ileri sürdü.

Bu sorun Milletlerarası Adalet Divanı’na götürülüp orada da çözülemeyince Türk-Yunan ilişkileri gerginleşti.

• Yunan Hükümeti, Batı Trakya’daki Türklerin mallarına el koymaya başlayınca, Türk Hükümeti de İstanbul’daki Rumlar’ın mallarına el koydu.

Advertisement

• Ancak, sorun silahlı bir çatışmaya dönüşmeden anlaşma sağlandı (1926)

a. Yerleşme tarihlerine bakılmaksızın Batı Trakya’daki Türklerle, istanbul’daki Rumlar “yerleşik” deyiminin kapsamına alındı.

b. Her iki ülkedeki azınlıklar o ülkenin yasalarına göre yönetilecekti.

• Bununla birlikte nüfus değişimi konusu ancak 10 Haziran 1930’da çözümlenebildi.

Advertisement

1930 Antlaşmasından sonra Türk-Yunan ilişkileri oldukça düzeldi. Yunan Başbakan’ı Venizelos’un Türkiye’yi resmen ziyareti esnasında, iki ülke arasında dostluk, tarafsızlık, uzlaşma ve hakem antlaşmaları imzalandı.

2. YABANCI OKULLAR SORUNU

Lozan sonrası karşılaşılan güçlüklerden biri de Yabancı Okullar Sorunudur. Osmanlı Devleti’nde kapitülasyonlar nedeniyle yabancı okullar denetlenemiyordu.

Lozan’a göre, Türkiye’deki yabancı okullar Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı oldukları tüzük ve yönetmeliklere göre çalışmalarını sürdüreceklerdi.

Advertisement

a. Türk Hükümeti bu okullarda, Türk Dili, Türk Tarihi, Yurttaşlık Bilgisi, Coğrafya derslerinin Türk öğretmenleri tarafından okutulmasını,, okutulan kitaplarda Türklük aleyhine düşünceler olmamasını ve bu okulların Türk müfettişleri tarafından denetlenmelerini kapsayan bir yönetmelik hazırladı.

b. Bazı yabancı okullar, bu esaslara karşı çıkarak uyruğunda bulundukları devletlerin elçilerini devreye soktular.

c. Türkiye, bunu bir iç sorunu sayarak görüşme konusu yapmayı reddetti.

d. Bu esaslara uymayan bazı okullar kapatıldı. Geri kalanlar ise saptanan esaslara uymayı kabul ettiler ve böylece sorun kapandı.

Advertisement

IRAK SINIRI VE MUSUL SORUNU

Lozan Konferansı’nda alman karara göre Türkiye ve İngiltere bu sorunu dokuz ay içinde çözecekler, çözemezlerse sorunu Milletler Cemiyeti’ne getireceklerdi.

a. Bu karar uyarınca Türk-îngiliz görüşmeleri 1924’te başladı.

b. Bir sonuca varılamaymca anlaşmazlık Milletler Cemiyeti’ne götürüldü.

Advertisement

c. Milletler Cemiyeti’nde ingilizler ve destekleyicileri çoğunlukta olduğundan karar Türkiye’nin aleyhine çıktı.

d. Türkiye, başta Şeyh Sait Ayaklanması olmak üzere, bir çok iç sorunla uğraşmak z©-runda kaldığından konunun üzerine fazla gidemedi ve 5 Haziran 1926’da İngilizlerle antlaşma imzaladı.

e. Bu antlaşmaya göre, Musul Irak’ta kaldı. Buna karşılık Irak Hükümeti, petrol üzerine konan vergi gelirinin kendi payına düşecek miktarının % 10’unu 25 yıl süreyle Türkiye’ye vermeyi kabul etti.

TÜRKİYE’NİN, MİLLETLER CEMİYETİ’NE ÜYE OLMASI (18 Temmuz 1932)

• Milletler Cemiyeti, ABD başkanı Wilson’un dünya barışını sağlamak amacıyla ortaya attığı barış ilkelerine dayanarak kurulmuştu.

Advertisement

• Bu ilkelere göre her ulus kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olacaktı, savaşta yenilenlerden tazminat alınmayacak, silahlar azaltılacaktı.

• Milletler Cemiyeti (Cemiyeti Akvam) 1919’da bu ilkelerle kurulmuş olmasına karşın kısa sürede büyük devletlerin çıkar aracı haline geldi.

– Uluslararası barışı koruma,

– Anlaşmazlıkları barışçı yollarla çözme,

Advertisement

– Ülkeler arasında dostluk ilişkilerini geliştirme

gibi amaçlar gözardı edildi.

• Türkiye; İngiltere’nin büyük etkisi altında bulunan Milletler Cemiyeti’ne güvenle bakmıyordu. Buna karşın dünya barışını koruma konusuna verdiği önemi göstermek üzere kendisine yapılan çağrıyı kabul ederek Milletler Cemiyeti’ne üye oldu.

BALKAN ANTANTI (9 Şubat 1934)

Türkiye’nin; Milletler Cemiyeti’ne girmesi ve 1930 Ekimindeki Türk-Yunan antlaşmasının doğurduğu yakınlaşma, Balkan devletleri arasındaki yakınlaşma ve işbirliğinin temelini atmıştı.

Advertisement

• 1933’ten sonra Faşist İtalya’nın ve Nazi Almanyası’nın güçlenip giderek saldırganlaşmasının Balkan Devletleri’nin bir ittifak oluşturma çabalarını hızlandırdı.

• İtalya’nın Balkanlar’da, Almanya’nın Doğu’da çıkarları ve gözleri vardı.

• Balkan Devletleri, aralarındaki sorunları bir kenara bırakarak, Balkan Antantı’nı oluşturdular.

• Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’nın oluşturduğu bu paktla sınırlar, karşılıklı güvenlik altına alınmış oluyordu.

Advertisement

Yayılımcı bir politika izleyen Bulgaristan bu pakta katılmadı.

MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ (20 Temmuz 1936)

Lozan’la düzenlenmiş olan Boğazlar’m statüsünden hoşnut olmayan Türkiye, boğazlar statüsünün değiştirilmesini istiyordu.

a. Londra Silahsızlanma Konferansının olumsuz sonuçlanması üzerine Avrupa devletlerinin hızla silahlanması

Advertisement

b. Boğazların garantör ülkelerinden biri olan İtalya’nın Habeşistan’a saldırması

c. Versay Antlaşması’na göre askersiz bölge kabul edilen Ren bölgesine Almanların asker sokması.

d. Milletler Cemiyeti’nin bu olaylar karşısında bir etkinlik gösterememesi üzerine Türkiye, ilgili devletlere birer nota göndererek Boğazlar Konferansı’nm toplanmasını istedi.

Konferansın toplanıp konuyu görüşmesinden sonra, Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.

Advertisement

Bu sözleşmeye göre;

1. Boğazlar Komisyonu kaldırılarak yetkileri Türkiye’ye devredildi.

2. Boğazların her iki yakasındaki askersiz alan kaldırıldı. Türkiye burada dilediği kadar kuvvet bulundurabilecek, yığmak yapabilecekti.

3. Ticaret gemileri her iki taraftan serbestçe geçebilecekti.

Advertisement

4. Savaş gemilerinin geçişiyle ilgili bazı sınırlamalar konuldu.

5. Türkiye savaş tehlikesi ya da savaşa girme esnasında boğazları istediği gibi açıp kapayabilecekti.

Önemi

Bu antlaşma ile;

Advertisement

a. Boğazların kesin denetimi sağlandı. Bu konuda milli egemenliğimizi kısıtlayan hükümler ortadan kaldırıldı.

b. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de durumu güçlendi.

c. Uluslararası dengede ki önemi arttı.

d. Diğer ülkelerle olan dostluğu önem kazandı.

Advertisement

SADABAT PAKTI (9 Temmuz 1937)

• Sadabat Paktı; İtalya’nın Doğu ülkelerini hedef alan işgal politikasından ve bu politikanın yarattığı endişeden doğmuştur.

• Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan pakta göre;

a. Taraflar aralarındaki dostluk ilişkilerini devam ettirmeyi,

Advertisement

b. Milletler Cemiyeti ve Kellog Paktı’na bağlı kalmayı,

c. Birbirlerinin içişlerine karışmamayı

d. Ortak çıkarlarını ilgilendiren konularda dayanışmayı,

e. Birbirlerine karşı herhangi bir saldırıya kalkışmamayı,

Advertisement

f. Birbirlerinin aleyhine siyasi entrikalara karışmamayı

taahhüt ediyorlardı.

Böylece Türkiye; Balkan Antantı ve Sadabat Paktı ile doğu ve batıda bir güvenlik sistemi kurmuş oldu. Bu pakt, taraflarca açık olarak feshedilme-mekle birlikte, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortadan kalktı.

HATAY’IN ANAVATANA KATILMASI (30 Haziran 1939)

Advertisement

Ankara Antlaşması’na göre iskenderun sancağına ayrı bir statü tanınmış, burası için özel bir yönetim usulü kabul edilmişti.

Almanya’nın Avrupa’da yayılmacı bir politika izlemesi üzerine Fransa, Suriye ve Lübnan’dan çekilerek Avrupa’daki askeri gücünü arttırma yoluna gitti.

Bu durum, Hatay sorununu yeniden gündeme getirdi. Atatürk, Milletler Cemiyeti ve ilgili devletler nezdinde konuyu sürekli canlı tuttu. Bu çabalar sonucu türlü aşamalardan sonra 2 Eylül 1938’de Hatay Bağımsız Cumhuriyeti kuruldu.

1939’da Türkiye ile Fransa arasında yapılan yeni bir antlaşma ve Hatay Millet Meclisi’nin kararı ile Hatay, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına katıldı.

Advertisement

Leave A Reply