Türkiye-Yunanistan Arasında Kıta Sahanlığı Sorunu

0

Türkiye ile Yunanistan arasında süregelen kıta sahanlığı sorunu, neler yaşandı, tarihçesi ile ilgili olarak genel bilgilerin yer aldığı sayfamız.

Türkiye-Yunanistan

Advertisement

Türkiye-Yunanistan Arasında Kıta Sahanlığı Sorunu

Ege Denizi kıta sahanlığı konusu Türkiye ve Yunanistan ilişkilerini etkilemesi açısından yakın bir geçmişe sahip Ege’de, 1960’ların başlarından itibaren Yunanistan’ın sismografik araştırmalar ve petrol arama faaliyetleri yürütmesine karşın Türkiye’nin 1 Kasım 1973 tarihinde Ege’nin 27 bölgesinde TPAO’ya petrol arama izni vermesi ilişkilerde gerginliğe neden oldu.

Yunanistan, 7 Şubat 1974 tarihinde Türkiye’ye verdiği bir notayla durumu protesto etti. TPAO’nun arama yapacağı bölgelerin kendisine ait bulunan Semadirek (Samothrace), Limni (Lemnos), Midilli (Lesbos), Bozbaba (Aya Evstratios), Sakız (Chios), Ipsara (Psara) ve Antipsara adalarının batısında yer alan deniz yatakları olduğunu buralarda Yunan hükümetinin hükümranlık haklarının bulunduğunu bildirdi. Kıta sahasının sınırlandırılması konusunda ise Yunanistan, 1958 Cenevre Sözleşmesi’nin 6. maddesinin birinci paragrafına göndermede bulunarak, kıyıları karşı karşıya bulunan devletler arasında yapılacak bir kıta sahanlığı sınırlandırmasında ortak hat kuralının paylaşımda eşitliği sağlayacak kural olduğunu iddia etti.

27 Şubat 1974

Atina’nın bu notasına yanıt olarak Türkiye’nin 27 Şubat 1974’te verdiği notada, TPAO’ya araştırma izinleri verilmeden önce uluslararası hukuk kuralları ve yasal koşulların dikkatle incelendiği, 1958 Cenev-a re Sözleşmesi ve Kuzey Denizi kıta sahanlığı sorununda Uluslararası Adalet Divanı’nın vermiş olduğu kararın dikkate alındığı belirtildi. Türkiye, bu notasında kıta sahanlığı sorununa hukuksal ve siyasal yaklaşımını dile getirdi ve tezlerini açıkladı. Türk görüşüne göre, söz konusu hükümlerden hareket edildiğinde, Ege Denizi’nin yatağında yapılacak olan bir jeomorfolojik araştırma Anadolu’nun doğal uzantısını oluşturan Türk kıyılarından itibaren denizaltı alanlarının küçük derinliklerde uzanmakta olduğunu gösterecektir. Bu nedenle, Türk kıyılarının yakınında bulunan Yunan adalarının Anadolu’nun doğal uzantıları üzerinde yer almış olmalarından dolayı kendilerine özgü bir kıta sahanlıkları olamaz.

Ayrıca, Türkiye, bu notasında kıta sahanlığının sınırlandırılması için uygulanacak hukuk kuralının, eşit uzaklık kuralı olduğunu kabul edemeyeceğini bildirdi. Aksine, kıyıları karşılıklı iki devlet arasında kıta sahasının sınırlandırılmasındaki esas kural, eşit uzaklık değil, devletler arasında bir anlaşmanın sağlanması… Cenevre Sözleşmesi’ne ve Uluslararası Adalet Divanı’nın vermiş olduğu kararlara göre eşit uzaklık kuralı, anlaşmaya varılamıyorsa ve özel koşullar başka bir sınırlandırmayı haklı göstermiyorsa, üçüncü bir seçenek olarak gösteriliyor. Bununla birlikte, iki ülke arasında kıta sahanlığının sınırlandırılmasına ilişkin olarak şimdiye kadar bir girişimde bulunulmadı. Buna karşın, Yunan hükümeti gönderdiği notasında da belirtmiş olduğu gibi, yaklaşık 15 yıldan beri Ege Denizi’nde petrol arama izinleri dağıtıyor.

Advertisement
Uluslararası Adalet Divanı

Türkiye’nin görüşüne göre Uluslararası Adalet Divanı’nın almış olduğu kararlara ve Cenevre Sözleşmesi hükümlerine göre adalar, sınırlandırmada ikincil bir öneme sahip bulunuyor. Hem adalar hem de Ege Denizi’nin bütünü tipik bir “özel durum” oluşturuyor. Bu nedenle, uluslararası deniz hukuku kurallarına başvuruda bulunmak için uygun bir şekilde görüşmelere başlamak gerekiyor. ,

İki ülke arasında gerçekleşen bu nota değişimlerinden sonra taraflar karşılıklı olarak birbirlerinin yaklaşımlarından haberdar olmuş oldular. Yunanistan, 24 Mayıs 1974 tarihinde verdiği bir başka notayla, 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nin karara bağlamış olduğu pozitif hukuk kurallarına dayanarak, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılacak bir sınırlandırmaya karşı olmadığını açıkladı. Türkiye, 5 Haziran 1974 tarihinde Yunanistan’a verdiği notayla, bu yaklaşımı olumlu karşıladığını soruna çözüm bulunabilmesi için sorunun önem ve aciliyeti de dikkate aldı. Yunanistan tarafından belirlenecek bir tarihte yapılacak olan görüşmelere katılmaya hazır olduğunu bildirdi.

Bakanlar düzeyindeki ilk toplantı 17-19 Mayıs 1975

iki ülke arasındaki nota değişimleri sürerken konuya ilişkin görüşmelere başlanması için uzlaşma sağlandı. Bakanlar düzeyindeki ilk toplantı 17-19 Mayıs 1975 tarihinde Roma’da gerçekleşti. Türk ve Yunan başbakanları, 31 Mayıs 1975’te, Brüksel’de bir araya geldiler ve bir ortak bildiri yayınladılar. Brüksel Bildirisi, ilerleyen tarihlerde iki ülke tarafından farklı yorumlandı. Yunanistan, bu bildiriyle iki ülkenin Ege Denizi kıta sahanlığı sorununu Uluslararası Adalet Divanı’na götürmek için görüş birliğine vardıklarını ileri sürdü. Türkiye, konunun görüşmeler yoluyla çözümlenmesi için gereken adımların atılmadığında ısrarlı oldu.

Türkiye ile Yunanistan arasında sürdürülen nota değişimleri sonrasında görüş ayrılıkları giderek belirginleşti. Taraflar, bir yandan notalarla görüşlerini açıklama yoluna giderken, bir yandan da soruna ilişkin uzmanlar düzeyinde bir dizi görüşme yapıldı ama sonuç alınamadı.

31 Ocak 1976’da, iki ülke temsilcileri arasında yapılan Bern görüşmelerinin sonuçsuz kalmasından bir süre sonra iki ülke arasındaki ilişkileri gerginleştiren yeni olaylar yaşandı. Temmuz ayı içerisinde, Türkiye’de, Ege Denizi’nde araştırmalar yapıldı. Bunun için araştırma gemisinin (Hora / MTA Sismik I) hazırlanmakta oluşuna ilişkin haberlerin yaygınlık kazanması iki ülke arasındaki uyuşmazlığı tırmandırdı.

6 Ağustos 1976

Türkiye’nin, 6 Ağustos 1976 tarihinden itibaren MTA Sismik I gemisini Ege Denizi’ne göndererek sismik araştırmalara başlaması, Yunanistan’ın şiddetli tepkisine yol açtı. Atina’nın, Ege Denizi’nde yapılacak olan araştırmaların kendi iznine bağlı olduğunda ısrar etti. Araştırma gemisinin izleyeceği rotanın önceden kendisine verilmesini istemesi, bu gemiyi askeri gözetimde bulundurmakta ısrarlı olması görüşmelerin çıkmaza girmesine yol açtı.

Advertisement

Türkiye’nin Ege’de araştırma çalışmalarına devam etmesi karşısında Yunanistan bir yandan Türkiye’yi protesto etti.  Bir yandan da BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Adalet Divam’na başvurarak şikayette bulundu.

BM ve Divan Kararları

BM Güvenlik Konseyi, 24 Ağustos 1976 tarihinde ABD, İngiltere, Fransa ve italya’nın sundukları bir karar tasarısını kabul etti. Türkiye ve Yunanistan’a, aralarındaki uzlaşmazlığı BM ilkelerine uygun yöntemleri dikkate alarak doğrudan görüşmelerle çözümlendirmeleri tavsiyesinde bulundu. İki ülke arasında görüşmeler sürecini kolaylaştırmak amacıyla mevcut gerginliğin azaltılması yönünde tarafların ellerinden gelen bütün çabayı göstermeleri istendi.

BM Güvenlik Konseyi, kabul ettiği karar tasarısıyla uyuşmazlığa taraf olan Türkiye ve Yunanistan arasında bir tercih yapmaktan kaçındı. Bir yandan tarafların uzlaşmazlığı doğrudan görüşmeler yoluyla çözmelerini önerirken, diğer taraftan da uyuşmazlığın giderilebilmesinde Uluslararası Adalet Divanı’nın olası katkılarının dikkate alınması çağrısında bulundu.

Yunanistan, BM Güvenlik Konseyi’ne başvurusunun yanısıra, aynı gün Uluslararası Adalet Divanı’na da başvurmuştu.

Atina:

*** Diğer hükümetin izni olmadan ve bu davada Divan’ın kesin kararı olmaksızın Türkiye’nin araştırma izni ve ruhsat vermesinden; adalara bitişik bölgelerde veya anlaşmazlık konusu olan kıta sahanlığı bölgesinde her türlü araştırma ve arama işlemlerinden kaçınılmasını,

*** Taraflar arasındaki barışçıl ilişkileri tehlikeye düşürebilecek daha ileri askeri önlem ve davranışlardan kaçınılmasını…

öngören ihtiyati tedbir kararı alınmasını istedi.

Uluslararası Adalet Divanı, Yunanistan’ın bu istemlerini öncelikli olarak ele aldı. 11 Eylül 1976 tarihli kararında, tartışma konusu olan alanlarda girişilecek araştırma işlemlerinin, tarafların sahip olmadıkları hakların doğumuna veya sahip oldukları hakların yitirilmesine yol açmayacağını belirtir. Sonra Türkiye tarafından yapılan sismik araştırmaların deniz yatağı ve toprak altına, doğal kaynaklara zarar verecek nitelikte olmadığını, kaynakların kullanılması ve tahsisi gibi bir işlemin yapılmadığını dikkate alarak, olayda dava konusu haklara gidilmesi olanaksız bir zarar verilmesi tehlikesi bulunmadığını kararlaştırdı.

Yunanistan ve Türkiye arasında ortaya çıkan gerginlik

Yunanistan ve Türkiye arasında ortaya çıkan bu gerginlik, BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarından sonra yeni bir boyut kazandı. Gerginlik sürerken taraflar arasında görüşmeler yeniden başlatıldı.

İlk toplantı, Ekim ayında Türk ve Yunan Dışişleri bakanlarının New York’ta buluşmasıyla gerçekleşti. Bakanlar, Ege Denizi üzerinde hava trafiğinin yeniden başlatılmasına ilişkin bir ilke üzerinde anlaşmak üzere Bern ve Paris’te yeniden bir araya gelmeyi kararlaştırdılar.

Çalışmaların devamında, 10-11 Mart 1978 tarihinde, Montrö’de ve 29 Mayıs’ta Washington’da bir araya gelen iki devlet başkanları Ecevit ve Karamanlis, müzakerelere dışişleri genel sekreterleri düzeyinde devam edilmesini kararlaştırdılar. Bu bağlamda, Ocak 1979’da Viyana’da Şubat 1979’da da Ankara’da yapılan görüşmelerden sonuç alınamadı.

Advertisement


Leave A Reply