Ahlaki Görecelik Nedir? Ahlak Felsefesinde Göreceliğe Bir Bakış

0
Advertisement

Ahlak felsefesinde görecelik nedir, nasıl açıklanır? Ahlaki doğrular mutlak mıdır yoksa değişir mi? Ahlak felsefesinde göreceliğe bakış.

Ahlak Felsefesinde Görecelik

“Darius Pers hükümdarı iken sarayındaki Yunanları huzuruna çağırdı ve onlara babalarının cesetlerini yemek için ne kadar istediklerini sordu. Dünyanın parasını verse de böyle bir şeyi asla yapmayacaklarını söylediler. Daha sonra, Yunanların hazır bulunduğu bir sırada, yanlarında konuşulanları aktarsın diye bir tercüman da varken, gerçekten anne-babalarının cesetlerini yiyen Kallatiye adındaki bir kabileden bazı Hintlilere (Yunan geleneğinde olduğu üzere) cesetleri yakmak için ne kadar istediklerini sordu. Onlar da dehşete düştü ve bir daha asla böyle korkunç bir şey teklif etmemesini söylediler.”

Ahlaki görecelik

Peki haklı olan kim, Yunanlar mı Kallatiye’liler mi? Anne veya bahanızı yemek fikri betinizi benzinizi solduruyor olabilir, ama Kallatiye’liler de kendi anne veya babalarını yaktıklarını gözlerinin önüne getirdiklerinde aynı şeyleri hissediyorlardı. Hikâyeyi anlatan Yunan tarihçi Herodot, hikâyenin sonunu şair Pindaros’tan bir alıntıyla bağlıyor: “Gelenek her şeyden üstündür”. Bu hangi tarafın haklı, hangi tarafın haksız olduğu meselesi değildir; çünkü “doğru yanıt” diye bir şey yoktur. Her grubun kendi gelenek ve görenekleri vardır ve her iki grup da kendi kurallarına göre doğru olanı yapmaktadır. Her iki grup da kendi cenaze anlayışlarını savunurken bu kurallardan yola çıkacaktır.

Bu durumda ahlaki doğrular mutlak değil gibi gözükmektedir – söz konusu sosyal grupların kültür ve geleneklerine göre değişirler. Ve buna benzer hem coğrafi, hem de tarihsel daha sayısız örnek vardır elbette. Göreciler, mutlak veya evrensel doğrular olmadığı yönündeki iddialarına destek olması amacıyla sık sık bu tür örneklere başvurur. Onlara göre bir ahlaki yargıda bulunurken mutlaka ilgili grubun toplumsal normlarına bakmak gerekir.

Advertisement

Vive la différence (Yaşasın farklılık)

Görecinin önerisi, ahlaki hükümleri sanki estetik hükümlermiş gibi ele almaktır. Zevk meselelerinde hatadan söz etmek genelde uygun olmaz: de gustibus non est disputandum _ “zevkler tartışılmaz”. Eğer siz domates sevdiğinizi söylerseniz, ben de sevmediğimi söylersem bu durumu kabul edip geçeriz. Bu tür durumlarda samimiyet doğruluktan önce gelir: Ben bir şeyi sevdiğimi söylerken samimiysem artık hatalı olamam – söylediğim (bana göre) doğrudur. Benzer bir şekilde, eğer biz (bir toplum olarak) ölüm cezasını onaylıyorsak, bu (bize göre) ahlaki açıdan doğrudur ve bu konuda hatalı olamayız. İnsanları domates sevmekten vazgeçmeleri konusunda iknaya kalkışmak veya domates sevdikleri için eleştirmek nasıl uygunsuz davranışlarsa, ahlaki ikna ya da eleştiri de uygunsuz kaçacaktır. Aslında ahlaki yaşamımız tartışma ve kınamalarla doludur elbette; hele ölüm cezası gibi konularda rengimizi güçlü bir şekilde neredeyse istisnasız belirtiriz. Hatta zaman içinde kendi kendimizle ters düştüğümüz bile olur:

Ahlaki bir soruyla ilgili fikrimi değiştirebilirim, ya da toplu halde fikrimizi değiştirebiliriz – örneğin kölelik konusuda bir – zamanlar olduğu gibi. Su katılmadık göreciler onlar için bu doğruydu bunlar için bu doğru, veya o zamanlar için bu doğruydu şimdi için bu doğru, diyebilirler. Günümüzün ahlak anlayışında kölelik, kadın sünneti, yasal çocuk öldürme gibi konular göreci için bile boğazdan zor geçen lokmalardır.

Ahlaki görecelik

Göreciliğin, gerçek hayatta sahip olduğumuz ahlaki değerlerimizin çeşitli yönlerini ciddi bir şekilde ele almaktaki başarısızlığı, genelde bu teze indirilmiş kesin bir darbe olarak görülür. Buna karşılık olarak göreciler bu zaafı bir avantaja dönüştürmeyi dener. “Belki de,” diye ileri sürerler, “başkaları hakkında bu kadar yargılayıcı ve eleştirel olmamamız gerekir. Yunanlar ve Kallatiye’lilerden alınacak ders, başkalarına karşı daha hoşgörülü, daha açık fikirli, farklı gelenek ve göreneklere daha duyarlı olmaktır.” Bu düşüncenin etkisiyle pek çok kişi göreciliği hoşgörü ve açık fikirlilikle ilişkilendirmiş, diğer yanda göreci olmayanlar kendisi dışındakilerin yaşam biçimlerine karşı hoşgörüsüz ve tahammülsüz kişiler olarak damgalandırılmıştır. Bu bakış açısının en uç örneklerinden biri,

Advertisement

Batılı kültür emperyalistinin kendinden olmayan kara cahillere kendi görüşlerini küstahça dayatması tablosudur. Ama bu bir karikatürden başka bir şey değildir: Bazı konularda diğer toplumların veya kültürlerin yaptıklarının doğru olmadığını düşünmek, illa onlara karşı hoşgörüsüz olacağınız anlamına gelmez. Hatta ve hatta göreciyi büyük bir hüsran beklemektedir: Hoşgörü ve kültürel duyarlılığı evrensel erdemler olarak ancak göreci olmayanlar benimseyebilir!

Göreciliğin çevresinde daireler çizmek

Güçlü ya da radikal görecilik -yani ahlakla ilgili veya değil, tüm savların görece olduğu düşüncesi- kendi elini kolunu da bağlar. Bütün savların görece olduğu savının kendisi da görece midir? Eh, olmak zorunda, yoksa kendi kendiyle çelişmiş olur. Ama eğer öyleyse ben de ortaya çıkıp bana göre bütün savlar mutlaktır, göreceli değildir diyebilirim. Ve bu tutarsızlık çabucak her şeye bulaşır. Göreciler, başka toplumların kültürlerini eleştirmenin her zaman yanlış olduğunu söyleyemez, çünkü belki benim kültürümde doğrudur. Dolayısıyla hoşgörülülük ve açık fikirliliğin her zaman en doğru davranış olduğu ileri sürülemez, çünkü o zaman söz gelimi kendinden farklı düşünen herkesi susturmayı planlayan bir diktatörü de hoşgörmek gerekir. Genel olarak bir göreci ikiyüzlülüğe düşmeden kendi duruşunu tutarlılıkla koruyamaz.

Tavizsiz bir görecilik anlayışının kendi kendini çürüten doğası, daha en başında Platon tarafından fark edilmişti. Platon, sofist Pro-tagoras’ın benimsediği göreci tavırdaki tutarsızlıkları (Protagoras’ın adını taşıyan diyalogda) çabucak göstermişti. Bütün bunlardan şu dersi çıkarabiliriz: Küçük veya büyük olsun, bir şekilde ortak bir zemin paylaşmadan mantıklı tartışma yapılamaz. Anlamlı bir iletişim kurabilmek için herhangi bir şey, bir doğru üstünde hemfikir olmak gerekir. Ama radikal göreciliğin yadsıdığı şey tam da böyle bir ortak zemindir.

Bilgiye farklı bakış açıları

Saf bir görecilik anlayışının doğurduğu saçmalıklar ve siyasal bir düstur olarak yaygın kabul görmesinin getirdiği tehlikeler yüzünden daha ılımlı bir göreciliğin bize kazandırabileceği bazı içgörüleri ıskalayabiliriz. Görecilikten çıkartılacak en önemli ders, bizzat bilginin bakış açısına bağlı olduğudur. Dünyayı görebilmek için ona belirli bir yerden bakıyor olmamız gerekir; dünyayı “gerçekte olduğu gibi” ya da “nereden bakarsak bakalım değişmeyen şekliyle” görebileceğimiz bir dışsal gözlem noktası yoktur. Bu noktayı açıklarken genelde çerçeve terimi kullanılır – kendi kültür ve tarihimiz gibi çeşitli faktörlerin karmaşık bir kombinasyonuyla belirlenen bir kavram çerçevesidir bu.

Advertisement

Basitçe söylersek, gerçekliği zihnimizde ancak bu kendimize has çerçevenin içine oturduğu şekliyle kavrayabiliriz. Fakat kendi çerçevemiz dışından bakamıyor ve dünyayı nesnel bir bakış açısıyla göremiyor oluşumuz, hiçbir şeyi bilemeyeceğimiz anlamına gelmez. Farklı bakış açılarımızı paylaşıp kıyaslayarak dünyaya ilişkin daha eksiksiz, daha küresel, daha “stereoskopik” bir resme ulaşmayı umabiliriz. Bu umut verici resme göre, düşüncelerimizi ve bakış açılarımızı birbirimizle paylaşarak, işbirliği yaparak ve iletişim kurarak gerçeğe doğru birlikte yol alabiliriz. İşte göreciliğin asıl olumlu mirası budur.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?