Atatürk’ün Milli Dış Siyasetinin Unsurları

0

Atatürk’ün Milli Dış Siyasetinin Unsurları nelerdir? Atatürk’ün dış politikası ve unsurlarının açıklaması, hakkında bilgi.

Atatürk’ün Milli Dış Siyasetinin Unsurları

A. Her Şeyden Önce Milli Gücümüze Dayanmak

Atatürk, varlığımızı koruyabilmek için önce kendi gücümüze dayanmayı milli dış politikamızın bir unsuru, bir ilkesi olarak benimsemektedir. O, milli dış politikanın bu unsurunu ileri sürerken, Türkiye’yi tek başına ve yalnızlık içinde bırakmayan ve Türk devletinin bağımsızlığını zedelemeyecek, onun iç işlerine karışmayacak, eşitliği esas alan ittifakları içeren bir sistem içinde kendi gücüne dayanmayı öngörüyordu.

Şüphesiz milli gücümüze dayanmak için kuvvetli olmak esastır. Kuvvetli olmak için de, manevi, ilmi, ahlaki ve teknik yönden kuvvetli olmak lazımdır. Nitekim Atatürk, “Bugün Türk milleti iki köklü nitelikte milletler arası ilişkilerde kendini göstermektedir. Bunlardan biri, milletimizin kendini savunmak için sarsılmaz bir azim sahibi olarak saygı duyulmaya değer bir güçte olması, diğeri, milletimizin dostluklarına ve antlaşmalarına durum ne olursa olsun değişmez bir bağlılıkla uyacağına inanılmasıdır. Türk vatanı, milletin bu yüksek niteliklerinin güvenine dayanarak ilerlemektedir.” diyerek bu hususu vurgulamıştır.

Atatürk, “Dış siyasetimizde dürüstlük, ülkemizin güvenliğine ve gelişmesinin korunmasına dikkat etmek prensibi hareketimize kılavuz olmaktadır. Köklü yenileşme ve gelişme içinde bulunan bir ülkenin hem kendisinde hem komşularında barış ve huzuru ciddi olarak arzu etmesinden daha kolay açıklanabilecek bir durum olamaz. Bu samimi arzudan kaynaklanan dış siyasetimizde ülkenin korunmasını, güvenliğini vatandaşlarının haklarını herhangi bir saldırıya karşı savunacak güce de önem verdiğimiz noktadır. Kara, deniz ve hava kuvvetlerimizi bu ülkede barışı ve güvenliği koruyacak bir güçte bulundurmaya bunun için çok önem veriyoruz.” diyerek bu husustaki düşüncelerini açıkça belirtmiştir.

B. Milli Sınırlarımız İçinde Kalmak

Tarihte bir çok kıta Türke yurtluk etmiştir. Ancak, bugün Türk devletini meydana getiren Türkler dünyaca tanınmış bir ülkede yaşar. “Bugünkü Türk milleti, varlığı için bugünkü yurdundan memnundur. Çünkü Türk; derin ve şanlı geçmişini; büyük kudretli atalarının kutsal miraslarını bu yurtta da muhafaza edebileceğinden, o mirasları şimdiye kadar olduğundan çok fazla zenginleştirebileceğinden emindir.”

Atatürk’ün milli mücadeleye başlarken düşündüğü Milli Ant ile çizdiği sınırlar ile Lozan’da belirlenen milli sınırlar arasında çok az bir fark vardır. Atatürk’ün “Milli sınırlarımız içinde kalmak” vecizesi, barışçı bir anlayışın vurgulanmasını ve milli dış politikanın temelini oluşturmaktadır.

C. Gerçekleştiremeyeceğimiz Emeller Peşinde Koşmamak

Atatürkçülük her konuda olduğu gibi dış politikada da gerçekçidir. Atatürkçülükle asla hayallere kapılma yoktur. Türk milleti Türkiye dışındaki Türkler ile olan ilişkilerini sevgi, saygı, iyi niyet, kültür meselelerine dayandırır. Şüphesiz Türk milleti, dünyada yaşayan bütün Türkleri sever, onları kardeş sayar onların uygar olmalarını, refah içinde yaşamalarını ve gelişmelerini diler. Ancak, siyasi olarak yalnız Türkiye sınırları içinde varlığını sürdürür. Atatürk “Türkiye’nin emniyetini amaçlayan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti, bizim daima prensibimiz olacaktır.” diyerek, istenilen barışın her şeyden önce güvenlik amacını takip eden bir barış olduğunu, diğer bir deyişle Türkiye’nin güvenliğini sağlamaya yönelik olacağını, ancak, Türkiye’nin güvenliğini amaçlarken hiçbir milletin aleyhinde de olmayacağını, barış için belirttiği temel hükmün anlamının bu olduğunu açıkça belirtmiştir. Barış ve güvenlik, yalnız Türk milleti için değil, bütün milletler için kurulmalıdır.

D. Milletlerarası İlişkilerde Eşitliğe Dayanan İttifaklar Kurmak

Dış politikada temel ilke olarak kabul edilen eşitlik ve karşılıklı dostluk ilkelerine, Türkiye devletinin kurulmasını takiben bağlılık gösterilmiştir. Nitekim Atatürk “Dünya’nın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun, bu esastan şaşmamak lazımdır. İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten kurtarır” diyerek milletlerarası eşitlik ve karşılıklı dostluk ilişkilerine kök teşkil edecek görüşlerini de açıklamıştır.

Atatürkçülükle “Milletler yerleştikleri arazinin gerçek sahibi olmakla beraber, insanlığının vekilleri olarak da o arazide bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından hem kendileri faydalanırlar hem de bütün insanlığı faydalandırmakla yükümlüdürler.” Bu esasın dış ilişkilerin düzenlenmesinde ve geliştirilmesinde, ekonomik hayata ilişkin faaliyetlerinde dikkate alınması gerekir.

E. Dış Politikayı Çürütürken İç teşkilata Dayanmak

Atatürkçülükle “Dış siyaset, iç teşkilat ve iç siyasete dayandırılmak zorunluluğundadır, yani iç teşkilatın dayanamayacağı genişlikte olmamalıdır. Yoksa hayali dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını kendiliğinden kaybederler.” Dış politika, kişilerin emelleri, hırsları ve arzularına dayanırsa sonuç facia olur. Türkiye devletinin iç teşkilatı insan haklarına, özgürlüğe, demokrasiye ve milliyetçiliğe bağlıdır. Hürriyet, demokrasi, milliyetçilik, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık esasları, devletin iç yapısında temel ilkelerdir. Bunlar dış politikanın da temelini teşkil eder.

F. Diğer devletlerin yönetim Sistemlerinden Etkilenmemek

Atatürkçülükte dış politikanın izlenmesinde, özgürlüğe, demokrasiye ve milliyetçiliğe bağlı olarak bu niteliklerinden taviz vermeden diğer devletlerle ittifaklar ve paktlar kurabilir, iyi komşuluk ve dostluk ilişkileri sürdürülür.

Atatürkçülükte diğer devletlerin yönetim şeklinden etkilenmek söz konusu değildir. Nitekim Atatürk, Sovyet Rusya ile dostane ilişkiler sürdürülürken “Biz, ne Bolşevik’iz ne de Komünist: ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü biz, milliyetçi ve dinimize saygılıyız. Özetle, bizim hükümetimizin şekli, tam bir demokrasi hükümetidir. Ve dilimizde bu hükümet “Halk Hükümeti” diye adlandırılır, diyerek Türk devletinin yönetim şeklini özetlemiş ve yönetim sistemleri bize uymayan diğer devletlerle de iyi ilişkiler içinde olacağımızı açıklamıştır.

G. Dış Politikada Bilim ve Teknolojiyi Yol Gösterici Olarak Kullanmak

“Milletimizin siyasi, sosyal hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz, ilim ve fen olacaktır.” esasına uyarak Yurtta ve Dünya’da barışa önemli katkısı olacak dış politikanın tertiplenmesinde ve uygulanmasında, akılcılık, bilim ve teknoloji yol gösterici olarak alınmaktadır. Teknoloji, bütün milletleri birbirine benzeten ve yaklaştıran mal ve hizmetleri gerçekleştirdiğinden milletleri birliğe ve barışa götüren önemli bir vasıtadır. Ayrıca bilim ve teknolojinin ulaştığı düzey, milletlerin daha iyi koşullarda yaşamasına imkan verecek durumdadır. Dış politikada ve diplomasinin uygulanmasında bilim ve teknolojinin Türkiye’ye getirilmesi ve yaygınlaştırılması esas amaçlardan biridir. Ayrıca bilim ve teknolojinin sağladığı esaslar, kaideler, usuller ve akılcılık, dış politikamızın yürütülmesinde tek yol göstericidir.

► Sonuç Olarak:

Atatürkçülük; Türkiye’nin iç yapısına ve milli gücüne dayanan bir dış politikanın izlenmesini öngörür ve amacı genel barıştır. İnsanlık ve genel barış üzerinde belirlediği düşünceleri, onu iç yapımız ve genel güvenliğimiz ile uygunluk gösterenlerle paktlar yapmaya yöneltmiştir. Genel ve bölgesel barış politikasında, iç yapının kuvvetine uygunluk ve dayanma esası vardır.

Dış ilişkiler, yalnız güvenlikle ilgili olan ilişkiler değildir. Dış ilişkiler, Türk milletinin bağımsızlığını zedelemeden, Türk milletinin dinamik idealine ulaşmasını sağlayacak, bu yöndeki faaliyetlerine katkıda bulunacak devlet hayatı, fikir hayatı ve ekonomi hayatına ilişkin faaliyetleri kapsar. Ancak bu ilişkiler, bir bütün olan iç ve dış barış koşullarında güçlü ve devamlı hale gelir. Atatürk “Yurtta Barış, Dünyada Barış için çalışıyoruz.” diyerek tüm faaliyetleri barış içinde yürütmeyi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ana ilkelerinden biri haline getirmiştir.

Kurtuluş Savaşı’mızın devam ettiği yıllarda savaş yaptığımız ve yapmadığımız devletlerle olan ilişkilerimiz savaş sonrasında o ülkelerde kurulacak ilişkilerin temelini oluşturduğu için Kurtuluş Savaşı döneminde ki dış politikadan da bahsetmek gerekmektedir. Bu politika çerçevesinde Milli Mücadele devam ederken bazı devletlerle ortaya çıkan ilişkileri kısaca şöyle özetleyebiliriz.

► İngiltere:

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Musul’a asker çıkararak topraklarımızı işgal eden ilk devlet olan İngiltere kısa sürede diğer topraklarımız olan Antep, Urfa ve Maraş’ı da işgal etti. İngiltere Kurtuluş Savaşı boyunca Türklere karşı Yunanlıları kışkırtma politikasından hiç taviz vermemiştir. Bağımsızlığımızın habercisi olan TBMM’yi yeni bir savaşla tehdit eden İngiltere’ye karşı Türk milletinin bakış açısı; “Topraklarımızı terk edinceye kadar savaşılacaktır.” düşüncesi olmuştur.

► Fransa:

Dış politikada İngiltere ile beraber hareket eden Fransa, Mondros’tan sonra Adana ile İngilizler’den kalan Antep, Urfa ve Maraş’ı işgal etmiştir. Kurtuluş Savaşı boyunca ingiltere ile paralel bir politika izleyen Fransa’nın İngiltere ile iyi giden ilişkileri Londra Kon-t feransı’ndan sonra bozulmuştur. Sakarya Sava-şı’ndan sonra imzalanan Ankara Antlaşması’yla Anadolu’da işgal ettiği topraklardan çekilen Fransa’nın İngiltere ile ilişkileri daha da gerginleşmiş ve İtilaf Devletleri arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.

► İtalya:

İtilaf Devletleri’nin kendisine İzmir ve çevresini vermesi üzerine İtalya İttifak bloğundan ayrılarak İtilaf Devletleri yanında I. Dünya Savaşı’na katılmıştı. Ancak Batı Anadolu’da güçlü bir italya’nın varlığını çıkarlarına ters bulan İngiltere, Paris Barış Konferansı’nda bölgeyi İtalya’dan alıp kukla bir devlet olan Yunanistan’a vermiştir. Bundan dolayı İtilaf Devletleri ile arası bozulan İtalya Kurtuluş Savaşı boyunca Türk halkı üzerinde baskı kurmamış ve silahlı bir mücadele başlatmamışlardır. Bunun sonucunda İtayanlar II. İnönü Savaşı sonrası Anadolu’dan çekilmeye başlamışlardır.

► Yunanistan:

Kurtuluş Savaşı boyunca Türk milleti ile en fazla mücadele eden millet olan Yunanlılar İngilizlerle beraber hareket etmişlerdir. Aslında ingilizler amaçlarına ulaşabilmek için Yunanlıları piyon olarak kullanmışlardır. Büyük taarruzda kazanılan başarının ardından Yunanlılar Anadolu topraklarından çıkarılmıştır.

► Rusya:

Osmanlı Devleti’nin Dağılma döneminde en fazla mücadele ettiğimiz devletlerden biri olan Rusya, I. Dünya Savaşı sırasında da Osmanlı Devleti’ne karşı İtilaf bloğunda yer almıştır. Ancak Rusya’da çıkan Bolşevik İhtilali sonrasında ve özellikle Kurtuluş Savaşı boyunca Rusya ile dostane ilişkiler başlamıştır.

Atatürk dönemi Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası 1923-1936 arası olan I. Dönem ve 1930-1938 arası olan II. Dönem olmak üzere iki dönemden oluşur.


Leave A Reply