Felsefede Beden Zihin Problemi Nedir? Ryle’ın Makinedeki Hayaleti

0
Advertisement

Felsefede Beden Zihin Problemi nedir? Gilbert Ryle’nin makinedeki hayalet dogması , beden zihin sorununa karşı filozofların yaklaşımları.

Beden Zihin Problemi

Bilimin yürüyüşü 17. yüzyıldan beri her şeyi önüne katıp sürükledi. Kopernik, Newton, Darwin ve Einstein’ın çizdiği rotada yol boyunca yer alan sayısız kilometre taşı, zamanla evrenin en uzak köşelerinin ve atomun en mahrem sırlarının bile bilim tarafından meydana çıkarılacağı umudunu veriyor. Ama gerçekten öyle mi acaba? Çünkü bir bakıma en apaçık, bir bakımaysa en gizemli olan öyle bir şey var ki, bugüne kadar hem bilim insanları, hem de filozofların en büyük çabalarına direnç göstermeyi başardı: insan zihni.

zihin beden problemi

Hepimiz bilincimizin bilincindeyizdir. Düşüncelerimiz, duygularımız ve arzularımız öznel ve bize özeldir. Dünyamızın merkezindeki aktörler olarak kişisel ve eşsiz bir bakış açımız vardır. Buna taban tabana zıt olan bilim ise tamamen nesnel ve incelemeye açıktır; kişisel olandan, tek bir bakış açısından kaçınır. Peki öyleyse bilinç gibi tuhaf bir şey bilimin fiziksel dünyasında nasıl var olabilir? Zihinsel görüngüler (fenomenler), bedendeki fiziksel durumlara ve olaylara dayanarak ya da onlarla ilişkili olarak nasıl açıklanabilir? Bu sorular, belki de tüm felsefe konularının en dikenlisi olan beden-zihin problemini oluşturur.

Fransız filozof René Descartes 17. yüzyılda bilgi felsefesinde olduğu gibi zihin felsefesinde de öyle bir etki yarattı ki bu etki Batı felsefesinde günümüze dek yankılandı. Kendi varlığının kesinliğine sığınan Descartes, doğal olarak zihne dünyadaki diğer her şeyin üzerinde bir paye verdi. Descartes zihni tümüyle ayrı bir varlık olarak -temel doğası düşünmek olan zihinsel töz olarak- ele aldı. Onun dışındaki her şey tanımlayıcı özelliği uzayda yer kaplaması (yani fiziksel boşluğu doldurması) olan maddedir ya da maddesel tözdür. Dolayısıyla Descartes birbirinden ayrı iki diyar olduğunu ileri sürdü: birisi düşünme ve hissetme gibi zihinsel özellikler taşıyan maddesiz zihinlerin diyarı; öbürüyse kütle ve biçim gibi fiziksel özellikler taşıyan maddi cisimlerin diyarı. Gilbert Ryle, “töz çifteciliği” olarak da bilinen bu görüşü sonradan “Makinedeki Hayalet dogması” olarak ele alacak ve ele güne rezil edecekti.

Advertisement

Ryle’ın hayaleti

İngiliz filozof Gilbert Ryle, The Concept of Mind (1949) (Zihin Kavramı) adlı kitabında Descartes’ın çifteci beden-zihin anlayışının bir “sınıflandırma hatası”na dayandığını ileri sürer. Örneğin bir turistin, Oxford Üniversitesi’ni meydana getiren ayrı ayrı fakülteleri, kütüphaneleri ve öteki binaları gördüğü bir turun bitiminde üniversiteyi görmediğinden yakındığını düşünün. Turist hem üniversiteyi hem de onu meydana getiren binaları aynı varlık kategorisine koyduğu için ikisi arasındaki ilişkiyi anlamamıştır. Ryle’ın görüşüne göre, Descartes da zihin ve madde bağlamında benzer bir hata yapmış, yanlış bir şekilde bunların tamamen farklı tözler olduğunu varsaymıştır. Ryle, bu çifteci metafizik anlayışını “Makinedeki Hayalet” örneğiyle küçümser: Maddesiz zihin ya da ruh (Hayalet), her nasıl oluyorsa maddi bedenin (Makine) içinde yaşar ve onun kumanda kollarıyla oynar. Ryle, Descartes’çı çifteciliği eleştirdikten sonra beden-zihin sorununa kendi çözümü olan davranışçılığı önerir.

makinedeki hayalet

Çİfteciliğin sorunları

İçme arzusu elimin bardağı tutup kaldırmasına neden olur, ayağıma batan bir raptiye acı duymama yol açar. Zihin ve beden birbirini etkiler (sağduyumuz bize böyle olduğunu söyler): Zihinsel olaylar fiziksel olayları, fiziksel olaylar da zihinsel olayları ortaya çıkarır. Ama böyle bir etkileşim ihtiyacı Descartes’çı tabloya gölge düşürür. Fiziksel bir sonucun fiziksel bir neden gerektirmesi temel bir bilimsel ilkedir, ama zihinle maddeyi özde farklı kılarak Descartes etkileşimi olanaksız kılmışa benzer.

Sorunu kendisi de kabul eden Descartes, zorunlu nedensel ilişkiyi etkileyebilmek için Tanrı’nın müdahalesinin gerektiğini fark eder. Fakat meseleyi çözmek için pek bir şey yapmaz. Descartes’in daha genç çağdaşı ve takipçisi Nicolas Malebranche, onun çifteciliğini kabul ederek nedensellik sorunuyla boğuşmayı kendine görev bilir. Bulduğu şaşırtıcı çözüme göre aslında etkileşim yoktur. Onun yerine, zihinsel ve fiziksel olayların etkileşmesinin gerekli olduğu her seferde Tanrı müdahale ederek bunun gerçekleşmesini sağlar ve bu şekilde neden sonuç izlenimi yaratır. “Ara-nedencilik” diye bilinen bu doktrin, tuhaflığından dolayı pek az destek görmüştür. Asıl faydası, çözmeyi amaçladığı problemin ciddiyetini vurgulamak olmuştur.

Advertisement

Descartes’çı tutumun karşılaştığı sorunlardan kaçınmanın bir yolu, Descartes’in Flaman çağdaşı Baruch Spinoza’nın yapıtlarında ortaya çıkan nitelik çifteciliği’dir. Spinoza, çiftecilik kavramının tözlere değil niteliklere ilişkin olması gerektiğini ileri sürer: Bir şeye (bir kişiye ya da konuya) zihinsel ve fiziksel olmak üzere iki ayrı tür nitelik atfedilebilir, ama atfedilen bu nitelikler indirgenemez bir biçimde birbirinden farklıdır ve biri diğeriyle incelenemez. Dolayısıyla farklı nitelikler aynı varlığın farklı yönlerini tasvir eder. Eylemlerimizin nedenlerinin hem zihinsel hem de fiziksel yönleri olduğuna göre, bu kuram beden-zihin etkileşimlerinin nasıl meydana geldiğini açıklayabilir. Ama aynı zamanda şöyle bir soruyu akla getirir: Nitelik çifteciliği aynı varlığa birbirinden tamamen farklı yapıda özellikler atfederek sorunu çözmüş müdür, yoksa töz çifteciliğinin karşılaştığı sorunu sadece başka alana mı kaydırmıştır?

Fizikselcilik (fizikalizm)

Descartes’in töz çifteciliğinin karşı karşıya kaldığı zorluklara verilecek en açık yanıt tekçi bir yaklaşım benimsemektir. Buna göre dünyada sadece tek çeşit töz, veya “malzeme” vardır. Bu malzeme belki zihinseldir, belki de fizikseldir ama ikisi birden değildir. En başta George Berkeley olmak üzere birkaç filozof, zihinsel yolu seçmiştir. Buna göre gerçeklik zihinlerden ve onların fikirlerinden meydana gelir. Günümüz filozoflarının da şüphesiz aralarında olduğu büyük çoğunluk ise fizikselci açıklamayı yeğler. Bilimin başka alanlardaki yadsınamaz başarılarından etkilenen fizikselci, zihnin de bilimin kapsamı içine alınmasında ısrar eder. Bunun için de zihne fiziksel yaklaşmak gerekir. O zaman iş, öznel ve kişisel olan zihnin nesnel ve herkesçe ulaşılabilir fiziksel dünya tarifine nasıl sığdığını açıklamaya dönüşür.

NLP ve Beyin

Birçok farklı şekilde karşımıza çıkan fizikselciliğin tüm biçimlerinin ortak noktası indirgeyici olmalarıdır: Zihinsel görüngülerin, ya da başka bir deyişle, zihnin varlığını bize gösteren olguların, tamamen fizik ile açıklanabileceğini ileri sürerler. Nörobilimdeki ilerlemelerin kuşkuya yer bırakmaksızın gösterdiği üzere, zihnin halleri beynin fiziksel halleriyle yakından bağlantılıdır. Bu yüzden fizikselci için en basit yol, zihinsel görüngülerin aslında beyindeki fiziksel olaylara ve süreçlere özdeş olduğunu ileri sürmektir. Bu tür özdeşlik kuramlarının en radikal versiyonları “tasfiyeci”dir: Onlara göre bilimsel anlayışımız ilerledikçe, “halk-arası psikoloji” -yani zihnimiz hakkındaki sıradan düşünme biçimimiz- ortadan kalkacak, yerine nörobilimden alınma kesin kavramlar ve açıklamalar gelecektir.

Advertisement

Beden-zihin problemine yönelik fizikselci çözümler, çifteciliğin zorluklarından çoğunu tek darbede etkisiz kılar. Özellikle nedensellik ilişkisinin çiftecilere eziyet çektiren gizemleri, bilincin bilimsel açıklama kapsamına sokulmasıyla ortadan kaldırılır. Tahmin edilebileceği gibi, fizikselcilik karşıtlarının ana eleştirisi, fizikselcilerin çok fazla şeyi bir kenara ittiğidir. Başarılı olması için en ağır bedel ödenmiş, bilinçli deneyimin özünü, öznel doğasını kavrama umudu feda edilmiştir.

Çifteciliğin kökleri

Töz çeteciliğinin klasik açıklamasını Descartes yapmış olsa da ilk çifteci o değildi. Aslında maddesiz nesnelerin (ruhlar, tanrılar, cinler, melekler vb.) yer aldığı doğaüstü bir diyar olduğunu varsayan her felsefe, din ya da dünya görüşünde bir tür çiftecilik mutlaka bulunur. Fiziksel bedenin ölümünden sonra ruhun yaşayabileceği ya da bir başka bedende (insan bedeni ya da başka bir beden) tekrar dirileceği düşüncesi de bir tür çifteci dünya kavrayışını gerektirir.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?