Atatürk’ün Toplum Hayatındaki Devrimleri (Yenilikler)

0
Advertisement

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün toplum hayatında yapmış olduğu devrimler/inkılaplar, yenilikler ve kanunlar hakkında genel bilgilerin yer aldığı yazımız.

Atatürk İnkılapları

Laiklik.

Osmanlı Devleti’nde din işleriyle devlet işleri birbirine bağlıydı. Devletin, toplumun idaresi Kuran ile İslam bilginlerinin koydukları hükümlere dayanır, bu hukuk düzenine «şeriat» denirdi. Yeni Türk devleti ise, bütün ileri Batı milletlerinde olduğu gibi, dinle dünya işlerini ayırma yolunu tuttu, laik bir düzen kurdu. 1921’de, şeriat hükümlerinin yürütülmesini Büyük Millet Meclisi kendi üzerine almış, böylece laikliğe doğru ilk adım atılmıştı. 1924’te halifelikle Şeriye ve Evkaf bakanlığı kaldırıldı, «öğretim birliği» kurularak, mahalle okulları kapatıldı, yurt çocukları cahil, geri kafalı hocaların elinden kurtarıldı.

Medeni Kanun.

Dinle devlet işinin birbirinden ayrılması son bir amaç değildi. Hukuk, adliye, toplum alanında kökten bir yenilik gerekiyordu. Türkiye yeni bir devlet, Cumhuriyet yeni bir idareydi, çökmüş Osmanlı devletinin eski hukuk anlayışına dayanamazdı. Atatürk, 1925 kasımındaki nutkunda «Eski hukuk esaslarını temelinden sökmek istiyoruz!» dedi. Onun işaret ettiği yoldan yürünerek 17 şubat 1926’da Türk Medeni Kanunu kabul edildi, 6 ay sonra yürürlüğe girdi.

Türk Medeni Kanunu demokrasi ve hürriyet ruhu üzerine kurulmuştur. Bunun içindir ki, böyle bir kanun olmadan, Cumhuriyetimizin bütün devrimleri eksik, köksüz kalırdı. Atatürk, bu gerçeği de görmüş, hukuk alanında yapılacak yeniliklerin esası olarak Türk Medeni Kanunu‘nu hazırlatmıştı.

Advertisement

Medeni Kanun, hukuk biliminin son ilkelerine göre düzenlendi, Avrupa’nın en yeni medeni kanunu sayılan İsviçre kanunu örnek alındı. Yeni kanunu 26 hukuk bilgini hazırladı. 46 hukukçu da maddeler üzerinde açıklamalarda bulundular. Medeni Kanun’un kabulü ile, Türkiye’de, din ayrılığının yol açtığı farklı hukuk işleri de ortadan kalkmış oluyordu.

Türk Medeni Kanunu insan hürriyetine, ferdin şahsî teşebbüsüne geniş bir yer verir, zayıfları korur, hakime geniş takdir hakkı tanır, çiftçilerin, işçilerin haklarını öncelikle savunur. Bu nitelikleriyle kanun, fertçilikle Cemiyetçilik arasında ölçülü bir denge kurmuştur.

Türk Medeni Kanunu Türk hukukuna medeni nikahı, aile içindeki kişilerin eşitliğini, küçüklerin, çocukların himayesini, mülkiyet hakkına tam bir eşitlik, mirasta adaleti, eşitliği getirmiştir.

Türk Medeni Kanunu, muhtevası itibariyle, ileri ve inkılapçıdır. Bu sayede İslam hukukundan gelen prensiplerin uygulanmasına son verilmiş ve laik bir hukuk düzeni kurulmuştur.

Advertisement

Atatürk ve Türk Kadını

Kadın Hakları.

Osmanlı Saltanatı, kadını hareme kapamış, kafes arkasında yaşatarak, erkekten aşağı tutmuştu. Yüzlerce yıl hakları çiğnenen Türk kadınını layık olduğu yere yükselten de Atatürk olmuştur. Büyük Önder, 1923-1925 yılları arasında kadınların hayatındaki kötü gelenekleri birer birer’kaldırdı, çarşafın, peçenin kaldırılması, kadınların erkeklerle birlikte sokağa çıkması için yurt ölçüsünde bir çalışmaya girişti. Türk ailesi, Türk kadını arasına girerek, Medeni Kanun’un gereklerini topluma anlattı. Harem hayatı, peçe, kafes kısa bir süre içinde kalktı. Medeni nikahta, kadınla erkeğe aynı haklar tanındı, bir erkeğin birden çok kadınla evlenmesi geleneği kaldırıldı.

1930’da belediye seçimlerine katılmak, 1934’te de milletvekili seçmek ve seçilmek hakkını kazanan Türk kadını bugün birçok Batı ülkelerindekinden ileri haklara sahip bulunmaktadır.

Atatürk ve Şapka Devrimi

Atatürk Kastamonu’da Şapka ile halkın arasında…

Şapka Devrimi.

Osmanlılar II. Mahmut zamanından beri, «fes» denilen kırmızı bir külah giyerlerdi. Bu, ters çevrilmiş saksı biçimindeki garip başlık Batı medeniyetine yönelen Cumhuriyet Türkiyesi için pek gülünç kaçıyordu. Atatürk, daha Kurtuluş Savaşı yıllarında kalpak giyerek, fesi atmıştı. Cumhuriyet’i kurduktan sonra da şapka devrimini gerçekleştirdi. 24 Ağustos 1925’te yurt içinde yaptığı bir gezide, Kastamonu’ya başında bir hasır şapkayla geldi. Halkı başı açık selamladı, şapka hakkında da bir konuşma yaptı: «Medeni ve beynelmilel kıyafet, milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Bunu açık söylemek isterim, bu serpuşun adına şapka denir» dedi.

Advertisement

Bir süre sonra çıkarılan bir kararname ile bütün memurlar şapka giydiler. 3.12.1934’te çıkarılan Kıyafet Kanunu ile, bütün erkekler şapka giydi. Sarık sarma hakkı yalnız görevleri başındaki din adamlarına tanındı. Papazların da dinî kılıkları ile sokakta dolaşmaları yasak edildi. Dini kıyafetle her yerde dolaşabilme hakkı yalnız her dinin en yüksek rütbesine tanındı.

Laiklik

Tekkelerin Kapatılması.

Birtakım tarikat mensuplarının kurdukları tekkeler birer fesat yuvası haline gelmişti Atatürk, gene Kastamonu konuşmasında tekkelerin, tarikatların kaldırılması lüzumunu ileri sürdü. 1925 kasımında, Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği bir kanunla, tekkeler, türbeler kapatıldı, tarikatlar, şeyhlikler kaldırıldı.

Türkçe Ezan.

Cumhuriyet, bütün alanlarda Türk’ün öz varlığına değer verdiği için, din gibi önemli bir konuda Arapça’nın üstünlüğünü tanıyamazdı. 1931’de duaların Türkçe yapılmasına, ezanın Türkçe okunmasına, Kuran’ın da Türkçeye çevrilmesine başlandı. Atatürk, bununla her Müslüman Türk’e dinini kendi dilinden öğretmek fırsatını vermiş oluyordu.

Advertisement
Halkçılık.

Atatürk, milletimizin bütün fertlerini eşit görürdü. Sınıf, zümre ayırımlarının, bunları belirten unvanların, milli birliği böleceğine inanırdı. «Köylü Efendimizdir» diyen Atatürk, lüzumsuz unvanların toplumda kötü etkiler yarattığına inanmıştı. Bu düşüncelerden ilham alınarak, 26 Kasım 1934 tarihli kanunla, «Efendi», «Bey», «Paşa» gibi lakap ve unvanlar kaldırıldı, Türkiye’de bütün erkekler «Bay», bütün kadınlar «Bayan» unvanını aldı. Bunun dışında ancak, «General», «Profesör» gibi meslek unvanlarına yer verildi.

Yeni Takvim ve Saat.

Türk toplumunu çağdaş toplumlardan ayıran farklar arasında takvim, saat, tatil günleri ayrılığı çalışma hayatında büyük engeller yaratıyordu. 26 Aralık 1926’da hicri ve rumi takvim bırakıldı, yerine bütün milletlerin aldığı miladi takvim kabul edildi. Bu kanunla birlikte, «alaturka» (ezani) saat yerine milletlerarası saat kullanılmaya başlandı. Dinle devlet işleri ayrıldığından, dinlenme günü, Batı milletlerine uyularak, cuma gününden pazar gününe çevrildi.

Bütün bu yenilikler, Türk toplumunu Batı’ya biraz daha yaklaştırdı. Başlıca milletlerin yüzlerce yıl içinde yaptığı yenilikleri, Atatürk, Türk milletine dayanarak üç, beş yıl içinde başarmıştı.

Advertisement

Leave A Reply