Kongo Nehri: Afrika’nın Yeşillikler Arasında Kıvrıla Kıvrıla Akan Güzelliği

0
Advertisement

Bir zamanlar Zaire olarak bilinen kudretli Kongo Nehri Afrika’nın kalbinden Atlantik’e uzanan bir yay çizer. Kongo Nehri’nin hikayesi.

Kongo Nehri

Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Zambiya sının üzerinde tek tük ağaçların göründüğü otlaklardan Atlantik’e doğru çizdiği eğri boyunca, büyük Kongo Nehri’nden sayısız kol çıkar. Bütün bu kollarıyla birlikte nehir, yağmur ormanları ve yüksek otlaklardan oluşan kabaca Hindistan büyüklüğünde bir alanda biriken suyu boşaltır. Tam 4700 km’lik yolculuğu boyunca nehir mangrov bataklıkların ve kesif cangılların arasından kıvrıla kıvrıla ilerler, ivinti ve çavlanlar yaratır ve öyle büyük bir güç toplar ki, sonunda bir saniyede denize döktüğü suların toplamı 41.700 tona kadar ulaşır. Yeryüzünde bir tek Amazon Nehri bu miktarı aşabilir.

Kongo Nehri

Portekizli kaşif Diogo Cao 1482’de nehir halicini keşfettiğinde, nehrin biraz yukarısında şimdi Livingstone Şelaleleri olarak bilinen ivinti üzerinde ilerleme şansına sahip değildi. Dolayısıyla neredeyse 400 yıl boyunca dünyanın geri kalanının bu güçlü nehirden haberi olmadı. 19. yüzyıl Avrupalıları içinse burası Afrika’nın en karanlık’ bölgesiydi. Romancı Joseph Conrad, 1899 tarihinde yazdığı ‘Heart of Darkness’da (Karanlığın Kalbi) buradan ‘kabus gibi bir korku ülkesi’ olarak söz ediyordu. Nehrin eskiden Zaire olan ismi, 17. yüzyılın Avrupalı kaşifleri tarafından, bölgede yaşayan Kongo halkından esinlenilerek ‘Congo’ olarak değiştirildi. 1971’de ise daha önce Belçika Kongosu olan ülke ismini Zaire olarak değiştirince nehre de tekrar bu isim verildi. 1997’den itibaren ise hem ülke, hem de nehir Kongo ismine geri döndü.

19. yüzyılda yaşayan İskoç kaşif ve misyoner David Livingstone, Kongo Nehri’nin Nil, ya da belki Niger Nehri’nin ana kolu olduğunu düşünüyordu. Ancak ormanın derinliklerinde insan eti yiyen toplulukların yaşadığına dair dehşet verici hikayeler, gözü pek Livingstone’u bile kuramını kanıtlamaktan alı koydu. Galler doğumlu Amerikalı kaşif Henry Morton Stanley’in asıl kimliğini saptamak üzere nehir üzerinde uzun bir yolculuğa çıktığı 1876-77 yılma kadar da bu kuram kanıtlanmadan kaldı.

Advertisement

Lualaba Nehri

Kongo Nehri’nin ana kaynağı, üzerinde yolculuk yapılabilir tek bölümü oluşturan Lualaba Nehri’dir. Lualaba Nehri önce, dik ve kayalık koyakların arasından kuzeye doru akar, sonra kıyıları sazlık bataklıkların içinden geçerek, küçük beyaz balıkçılların, balık kartalları ve yalıçapkınlarının bol bulunduğu, bu nedenle de yerel avcıların avlağı haline gelen Kisale Nehri’ne dökülür. Kongolo’ya geldiğinde iyice hızlanan nehrin genişliği altı kat artarak 500 m’ye kadar çıkar. Burada hem otomobil hem de trenlerin geçebileceği köprü, nehrin buradan sonraki 2800 km’lik yolu boyunca rastlanabilecek tek köprüdür. Buradan sonra, şelaleleri ve fokurdayan girdaplarıyla sarp bir koyak, Portes d’Enfer (Cehennem Kapısı) gelir.

İleri doğru, gemilerin yüzebileceği kadar derin birkaç nokta, oraya buraya dağılmış birkaç ivintiden sonra nehir Nyangwe’ye girer; burası 1871 yılında David Livingstone’un bile cesaretini kıracak kadar ürkütücü bir cangıldır, buradan daha kuzeye ilerlemeyi göze alamamıştı. Stanley ise Ekim 1876’da, Afrika’nın doğu kıyılarından başlayan iki senelik bir yolculuğun ardından, Kongo’ya doğru devam ettiği yolculuğuna Nyangwe’den başlamıştı. Bu noktadan nehrin ağzına ulaşması Stanley’in tam dokuz ayını aldı. Bu süre boyunca o ve ekibi, nehir kenarlarındaki köylerde yaşayan topluluklarla birkaç kez savaşmak zorunda kaldı.

Kongo Nehri

Boyoma Şelaleleri

Stanley, bir şelalenin yaklaştığına dair alarm sesini duyduğu sırada da böyle bir savaşın içindeydi. Bu şelale, nehir seviyesine yaklaşık 90 km’lik bir mesafede 60 metre düşüren yedi şelaleden ilkiydi aslında. Stanley bu şelaleye kendi ismini verdi ama şimdi Boyoma Şelaleleri olarak biliniyor. Bu şelaleler dökülen su hacmi açısından dünyanın en büyüğüdür: saniyede tam 166.850 ton! Stanley bu şelalenin hemen ötesine, yine kendi ismini verdiği bir yerleşim birimi kurdu: Stanleyville. Stanley notlarında, uzun sink ve kamıştan örülmüş konik sepetlerle çok miktarda balık yakalayan yerli balıkçılardan söz etmişti. Bugün bu balıkçılar halen aynı şeyi yapıyor, ismi Kisangani olan Stanleyville ise, kalabalık bir balıkçı, imalat ve turizm şehri olarak, nehir yukarı mal taşıyan gemilerin son durağı.

Advertisement

Kongo Nehri, batıya doğru büküldüğü Kisangani’den sonra, akıntı yönünde 1600 km’lik bir mesafe boyunca ülkenin başkenti Kinhasa’ya akan trafiğin ana yolunu oluşturuyor. Bu yol boyunca nehir, renkli kuşla-nn keskin çığlıkları ve geveze maymunların şamatalarıyla canlanan yoğun yağmur ormanlarının etrafından dolaşarak güneye döner. Bu arada Lomami, Aruwimi, Tshuapa, Oubangui ve Sangha gibi hepsi de Kongo’nun zaten çok büyük olan su hacmine katkıda bulunan kollarla birleşir.

Nehir Yolculuğu

Nehir, Kisangani’nin batısında Aruwimi ile birleşerek genişler ve sonra da aşağı, Mbandaka’ya döner; binlerce alüvyon adasının su yollan labirentine akan geçitleri bozduğu, üzeri dev örümcek ağlarıyla örülü salkım saçak ağaçların kenarlardan sarktığı ve su sümbülleriyle dolu karanlık lagünlerden oluşan ürpertici bir şebekedir burası. ‘Heart of Darkness’ isimli eserinde Conrad nehir yolculuğunu, “bitki örtüsünün büyük bir kargaşayla ayaklandığı ve büyük ağaçların kral olduğu yeryüzünün başlangıcına doğru bir yolculuk gibi: beyhude bir akarsu, büyük bir sessizlik ve nüfuz edilemez bir orman” sözcükleriyle tarif eder.

Kongo Nehri

Dünyanın en tuhaf gemilerinden biri Kisangani ile Kinhasa arasında sefer yapar burada; bu, Big Pusher isimli bir buharlı gemi. Tüccar yolcuların doldurduğu yüzen bir köy görünümündeki bu hantal mi, salapuryalar, şişme botlar, dubalar ve kanolardan oluşan tümü de birbirine bağlı ve yaklaşık 500 kişinin kimileri küçücük kabinlerde, diğerleriyse güverte ve iskele bordalarında tıkış tıkış yolculuk ettiği geniş bir filoyu sürükler peşinden. The Pusher (İtici) ise, sadece büyük ticaret limanlarına uğrar. Bunun dışındaki yerlerde akıntı aşağı yavaş yavaş seyreder; nehrin ortasında kanolar ve ağaç oyma kayıklar bu hareket eden devin etrafını bir su böcekleri sürüsü gibi kuşatır.

Advertisement

Stanley Havuzu

Bordadan bağlı kalmak tehlikeli bir iş olduğundan ticari alışverişin mümkün olduğunca hızlı bitirilmesi gerekir. Bot güvertelerinde kurutulmuş balık, antilop, meyve ve füme maymun eti gibi ticari malzemeden kuleler yükselir dakikalar içinde. Yüzen köy ise ikinci bir filoya ulaşıncaya kadar sakin sakin yoluna devam eder. Mbandaka’yı geçtikten sonra, Kinshasa yolunun tam yansında orman sıklaşır ve nehir denize dökülmeden önceki son hamlesi için hızlanır; bu noktadaki genişliği, göz alabildiğine uzanan bataklıklarla 16 km’yi bulur. Kinshasa’ya varmadan hemen önce öylesine genişler ki, Stanley’in ‘Stanley Havuzu’ olarak isimlendirdiği bu bölge, bugün Malebo Havuzu olarak bilinir.

Malebo’nun güney yakasında yer alan Kinshasa, gelişigüzel yayılan 340 bin nüfuslu bir şehirdir. Havuzun durgun sulan ise yalnızca fırtınadan önceki sessizlikten ibarettir. Kinshassa’rın batısında kalan kısa bir yolla Kongo Nehri seyrinin son aşamasına, hayranlık uyandırıcı Livingstone Şela-leri’ne girer ve bu noktadan sonra da yine gemiyle seyahat edilemez hale gelir. Bu şelaleler, Crystal Dağlar’daki derin bir koyak içinde gümbürdeyen çavlan ve ivintileriyle birlikte, nehrin seviyesini 350 km içinde 260 m daha düşürür ve denize 145 km kala sona erer. Bu şelaleler aynı zamanda Stanley’in nehir aşağı sürdürdüğü yolculukta karşısına çıkan son engeldi ve onları “su cehennemine iniş’ olarak tanımlamıştı.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?